bugün
- eskiden doğsak bizde mi savaşa gidecektik3
- sözlükte sizi kim tanıyor23
- ahmet telli9
- nato zirvesi nde avrupalı lidere tabanca hediyesi2
- 500 liralık çorap giymek2
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız22
- kiraz cicegi kolonyasi45
- kadınların bir erkekte aradığı kriterler18
- özgür irade yanılsaması ve günlük hayat3
- sevgili2
- bulgur pilavının kötü bir yemek olması10
- hiç fuhuş yaptınız mı9
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi6
- meyveli soda içen erkek8
- yazarların hayatlarının 1 yılını satacakları fiyat12
- şişman kızla sevgili olan erkek2
- anket türkiye de eyalet sistemine geçilsin mi17
- 35 yaşına gelip evlenmemiş erkeğin asıl amacı8
- mezun olunan okula yıllar sonra tekrar gitmek10
- 2026 dünya kupası30
- hayat kalitesini düşüren şeyler2
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı24
- 43 bin entry girmek2
- aylık 422 bin tl iyi para mıdır sorunsalı5
- sözlükçülerin en iyi 5 roman listesi15
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- hayatından 1 yılı kaça satarsın9
- allah olsanız yazacağınız kitabın ismi ne olurdu10
- karşı cinste hayran olunan özellik4
- mehmet okuyan12
- messi vs maradona7
- ateist6
- askeri ücretle erdoğanı savunan tip11
- kim kimin fakesi10
- melkor4
- karadedeler olayı5
- şimdiki aklım olsa4
- 14 temmuz 2026 fransa ispanya maçı3
- geri zekalı demek hakaret mi3
- sözlük erkeklerinin kurabiyeleri9
- göksel ve teoman evlenseydi ne olurdu5
- trakyalı kadın isimleri4
- abd iran ateşkesinin kalıcı olamaması10
- fıstık gibi kızın ter kokması4
- örgüt mensubu5
- sözlük yazarlarının tatlıları18
- kuran da namazın olmaması21
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler7
- anın görüntüsü11
- izlenilen ilk yabancı dizi12
http://boribotan.blogspot...tr/2015/10/gocebeler.html
günümüzde de benzer şekilde örnekleri bulunan, genellikle hayvancılığa dayalı bir yaşam süren, yazın yaylalarda, kışın da genellikle korunaklı çadırlarda yaşayan, sabit ikametgahı bulunmayan insan, insan topluluğu.
aslında kökenleri çok çok eskiye, m.ö. 5000'li yıllardaki avrasya steplerindeki ve yaylalarındaki davar güdücü kavimlere dayanmaktadır.
genellikle savaşçı yapıdalardı, başlarında aristokrat diyebileceğimiz klişiler de bulunabilirdi ve zaman zaman konfederasyon olarak adlandırılan yapılar ile birbirlerine bağlanır, güç paylaşımı ve birleşimi yaparlardı.
bu yapılar, genellikle et haricinde (zaman zaman hayvansal diğer yan ürünler, kürk, deri vs.) yerleşik kavimlere bağımlı durumdaydı. aynı şekilde yerleşik kavimler de, tarım dışı beslenme kaynağı olarak ete ihtiyaç duyuyordu. bu karşılıklı gereksinimler, aralarında bir ticaret oluşmasını sağlıyordu.
bu ticaret bir şekilde aksadığında, göçebe kavimler ihtiyaçlarını zorla gidermek için yerleşik devletler veya oluşumlar ile savaşmaktan kaçınmıyordu.
(burada bölüyorum, ikinci dünya savaşı öncesinde, diğer ülkeler gibi hammadde zenginliği bulunmayan japonya-italya-almanya grubunun saldırgan tavırları da bu göçebe kavimlerin ihtiyaçlarını zorla gidermesi durumuna benzemiyor mu?)
şimdi, ta mezopotamya uygarlıklarından başlayıp, roma dönemine kadar sürekli olarak bir iki kutuplu dünya görüyoruz. biri göçebe kavimler (savaşçı aristokrasi), diğeri ise yerleşik yaşama geçmiş kitle (zanaatkarlar, köylüler, krallar, zamanla din adamları vs.). bu karşıtlık, bir şekilde o zamanların en büyük etkileşimi olmuş, hem uluslararası diplomasinin oluşumuna katkı sağlamış, hem de yerleşik uygarlıklarda üretilen kültürün ve değerlerin, göçebe kavimlere aktarımını hızlandırmıştır.
işte, basit şekilde göçebe dediğimiz, davar güdücü, hayvan yetiştirici kavimler olarak adlandırılan bu kitle aslında uygarlığın oluşumundaki iki temel oluşumdan biri oluyor.
günümüzde de benzer şekilde örnekleri bulunan, genellikle hayvancılığa dayalı bir yaşam süren, yazın yaylalarda, kışın da genellikle korunaklı çadırlarda yaşayan, sabit ikametgahı bulunmayan insan, insan topluluğu.
aslında kökenleri çok çok eskiye, m.ö. 5000'li yıllardaki avrasya steplerindeki ve yaylalarındaki davar güdücü kavimlere dayanmaktadır.
genellikle savaşçı yapıdalardı, başlarında aristokrat diyebileceğimiz klişiler de bulunabilirdi ve zaman zaman konfederasyon olarak adlandırılan yapılar ile birbirlerine bağlanır, güç paylaşımı ve birleşimi yaparlardı.
bu yapılar, genellikle et haricinde (zaman zaman hayvansal diğer yan ürünler, kürk, deri vs.) yerleşik kavimlere bağımlı durumdaydı. aynı şekilde yerleşik kavimler de, tarım dışı beslenme kaynağı olarak ete ihtiyaç duyuyordu. bu karşılıklı gereksinimler, aralarında bir ticaret oluşmasını sağlıyordu.
bu ticaret bir şekilde aksadığında, göçebe kavimler ihtiyaçlarını zorla gidermek için yerleşik devletler veya oluşumlar ile savaşmaktan kaçınmıyordu.
(burada bölüyorum, ikinci dünya savaşı öncesinde, diğer ülkeler gibi hammadde zenginliği bulunmayan japonya-italya-almanya grubunun saldırgan tavırları da bu göçebe kavimlerin ihtiyaçlarını zorla gidermesi durumuna benzemiyor mu?)
şimdi, ta mezopotamya uygarlıklarından başlayıp, roma dönemine kadar sürekli olarak bir iki kutuplu dünya görüyoruz. biri göçebe kavimler (savaşçı aristokrasi), diğeri ise yerleşik yaşama geçmiş kitle (zanaatkarlar, köylüler, krallar, zamanla din adamları vs.). bu karşıtlık, bir şekilde o zamanların en büyük etkileşimi olmuş, hem uluslararası diplomasinin oluşumuna katkı sağlamış, hem de yerleşik uygarlıklarda üretilen kültürün ve değerlerin, göçebe kavimlere aktarımını hızlandırmıştır.
işte, basit şekilde göçebe dediğimiz, davar güdücü, hayvan yetiştirici kavimler olarak adlandırılan bu kitle aslında uygarlığın oluşumundaki iki temel oluşumdan biri oluyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar