bugün
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- kolye142
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması5
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- sözlük elden gidiyor3
- erlik5
- cep telefonu17
- nokia16
- günün sözü6
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak3
- rüzgar12
- türkiye'nin kıymeti bilinmemiş şarkıcıları4
- bal10
- pizza bira ikilisi4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- lale14
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı22
- abd de futbol sahasına kamyonet dalması2
- var olmak için ne yaptınız13
- pazar günleri ekmek almak3
- asla evlenilmeyecek erkekler5
- pazar günü erken kalkmak3
- sevgiliye uzaktan bakmak3
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- evi ev yapan şeyler14
- kaplan17
- bileklik19
- kader4
- fil9
- yogartiksen39
- aslan15
- billie eilish'in memeleri7
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- kuş5
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- at6
- sevgili nedir7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- eskortluk yapan sözlük yazarı25
- gül7
- brezilya7
- kim kimi neden sevmiyor14
- galatasaray19
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı84
- ankara8
- galatasaray balı2
türkiye'de akla gelen ilk ismin yani sedat anar'ın icra ettiği enstrümandır. (bkz: )https://www.youtube.com/c.../UCMJHEarWtzsgVvk1mw8e1LQ türkiye'de ilk solo santur albümünü çıkarmış adamdır.ahmet telli gibi bir üstad bu enstrümanı sedat anar'ı anlatarak anlatmıştır.bakalım neler yazmış?
AHMET TELLi - DUVAR DERGiSi - 13.SAYI - 07.03.2014
Sedat Anar, genç bir santuri. kendisini fars ekolüne yakın hissederek birçok kez irana gitti ve oradaki santurilerle tanıştı. bu süreçte günde sekiz-on saat zaman ayırdı santura. bu denli yoğun emek sonunda 2013te belâgat adıyla ilk albümünü çıkardı. sedat anar kendini popüler olandan uzak tutan bir sanatçı. bu yüzden de belâgat, şimdilik ilgi duyanlar ve dost çevresiyle sınırlı kaldı. kuşkusuz besteleri cdden dinlemek çok hoş, ama asıl, sedat anarı santuruyla başbaşa görmek gerekir. müthiş bir icra. zahmeler çelik teller üzerinde müthiş bir tempoyla gezinirken sanatçının enstrümanıyla bütünleştiğini izliyor, gerçek bir santuri ile karşılaştığınızı hissediyorsunuz. (santurda bir zamanlar ibrişim tel kullanılırmış, şimdilerde çelik teller var.)
Diğer müzik aletleri gibi bir tarihi olsa da, garip bir yalnızlığı var santurun. orkestralara eşlik edebilir ama birbaşınalığı yeğleyen melankolik bir alettir o. arkaiktir. nerede okuduğumu anımsamıyorum ama bir kaynakta, santurun, piyanonun en eski atası olduğu ileri sürülüyordu. haksız da değil bu yargı. hindistanda, afganistanda şekillenip asıl kimliğini iranda bulur; anadoluyu atlayıp istanbulda santuri ethem efendi (1855-1926) ve onun öğrencisi ziya santur (1868-1952) ile buluşur ve bu iki ustayı vareder.
Santur yaygın bir enstrüman değil. makamsal olduğu halde alaturka orkestralarda bile nadiren görülür. şimdilerde genç santurcular istanbul, ankara gibi kentlerin sokaklarında görülseler de iltifat edenler çok azdır. onlar da santura yakışan makamlar yerine popüler parçaları icra ediyorlar. bu şekilde dikkat çekeceklerini sanıyorlar ama santurun hüznü kitlesel değil bireyseldir, coşkulardan çok içlenmelere yöneliktir tınıları. neşenin değil hüznün aletidir diyebiliriz santur için.
Hind ve afgan santuru arkaiktir, makamsal olmaktan çok folkloriktir. fars santuru ise makamsaldır ve mohammed reza shajarian, hossen alizadeh, homayoun shajarian, mohamadreza rostamian gibi büyük ustaları yaratmıştır.
Santur bir dönem iranda, yatugan oluşu ve kadın sesiyle kurulan özdeşliği nedeniyle yasaklanmıştır. ilginçtir, santur en çok, yasaklandığı ülkede olgunlaşmış ve kökleşmiştir. nitekim makamsal müzik icra edenler zaman zaman santuru orkestraya dahil etmişlerdir. bir enstrüman yasaklanıyorsa, belli ki, aletin itiraz çığlığı, itiraz belâgatı egemenleri ürkütüyor olmalı. oysa dünyanın evrensel bir dilidir müzik, hangi aletle icra ediliyorsa edilsin insanın iç yolculuğunda yoldaştır, kendini tanımada bir içsestir.
Sedat Anarın iran ekolünden geldiğini belirtmiştik. nitekim albümdeki bestelerin adları bile bu esintiyi belirtir. zâr ü efgân, butimar, belâgat gibi adlara yakın buluyor kendisini. öyleyken, sedat anar, klasik türk müziği tınılarını da içselleştirmiş, makamlara vâkıf oluşu nedeniyle özgün parçalar üretebilmiştir. kimi parçalar sözlü olsa da çoğunca enstrümantale yönelmiştir ki kanımca doğrusu da budur. kimi parçalara davul, bas gitar, mızıka da eşlik etmiştir.
Albümün kartonatında primitif doğu desen, renk ve çizgilerine yer verilmiş olması, santur albümüne denk düşüyor mu, bilmiyorum. ama sunudan sanatçının içine sindiğini öğreniyoruz ki, önemli olan da budur. hemen her parçanın tanıdıklarına, emeği geçenlere ithaf edilmesi ise, sedatın naifliğini ve duygusallığını hissettiriyor diyebiliriz. on parçanın sekizi kendi bestesi. ilk albümünü çıkarmış olmanın heyecanını her ayrıntıda yakalamak mümkün.
Enstrümantal parçaları dinlerken, her parçaya ilişkin zihinde bir hikâye kurulabilir. en çok bu yanıyla önemsiyorum sedatın çalışmasını. dinleyeni ezginin içine çekerken, kendi hikâyesine dahil etmek istiyor ama pekâlâ herkes başka bir belâgat oluşturabilir zihninde. parçaların adlarına takılıp giderseniz sedatın ezgiyle başlattığı hikâyenin hüznüne kapılır; sadece ezgiyi dinlerseniz kendi hikâyenizi kurabilirsiniz. iyi bir müzik de böyle bir şey değil midir zaten? bazen hüzne yaslanarak sezdirirsiniz hikâyenizi, bazen de susarak. tıpkı sedat anarın albümüne aldığı feridüddin attarın şu mısralarında olduğu gibi:
konuşkanlığındır suskunluğunun sebebi
göründüğündendir gizliliğinin sebebi
AHMET TELLi - DUVAR DERGiSi - 13.SAYI - 07.03.2014
Sedat Anar, genç bir santuri. kendisini fars ekolüne yakın hissederek birçok kez irana gitti ve oradaki santurilerle tanıştı. bu süreçte günde sekiz-on saat zaman ayırdı santura. bu denli yoğun emek sonunda 2013te belâgat adıyla ilk albümünü çıkardı. sedat anar kendini popüler olandan uzak tutan bir sanatçı. bu yüzden de belâgat, şimdilik ilgi duyanlar ve dost çevresiyle sınırlı kaldı. kuşkusuz besteleri cdden dinlemek çok hoş, ama asıl, sedat anarı santuruyla başbaşa görmek gerekir. müthiş bir icra. zahmeler çelik teller üzerinde müthiş bir tempoyla gezinirken sanatçının enstrümanıyla bütünleştiğini izliyor, gerçek bir santuri ile karşılaştığınızı hissediyorsunuz. (santurda bir zamanlar ibrişim tel kullanılırmış, şimdilerde çelik teller var.)
Diğer müzik aletleri gibi bir tarihi olsa da, garip bir yalnızlığı var santurun. orkestralara eşlik edebilir ama birbaşınalığı yeğleyen melankolik bir alettir o. arkaiktir. nerede okuduğumu anımsamıyorum ama bir kaynakta, santurun, piyanonun en eski atası olduğu ileri sürülüyordu. haksız da değil bu yargı. hindistanda, afganistanda şekillenip asıl kimliğini iranda bulur; anadoluyu atlayıp istanbulda santuri ethem efendi (1855-1926) ve onun öğrencisi ziya santur (1868-1952) ile buluşur ve bu iki ustayı vareder.
Santur yaygın bir enstrüman değil. makamsal olduğu halde alaturka orkestralarda bile nadiren görülür. şimdilerde genç santurcular istanbul, ankara gibi kentlerin sokaklarında görülseler de iltifat edenler çok azdır. onlar da santura yakışan makamlar yerine popüler parçaları icra ediyorlar. bu şekilde dikkat çekeceklerini sanıyorlar ama santurun hüznü kitlesel değil bireyseldir, coşkulardan çok içlenmelere yöneliktir tınıları. neşenin değil hüznün aletidir diyebiliriz santur için.
Hind ve afgan santuru arkaiktir, makamsal olmaktan çok folkloriktir. fars santuru ise makamsaldır ve mohammed reza shajarian, hossen alizadeh, homayoun shajarian, mohamadreza rostamian gibi büyük ustaları yaratmıştır.
Santur bir dönem iranda, yatugan oluşu ve kadın sesiyle kurulan özdeşliği nedeniyle yasaklanmıştır. ilginçtir, santur en çok, yasaklandığı ülkede olgunlaşmış ve kökleşmiştir. nitekim makamsal müzik icra edenler zaman zaman santuru orkestraya dahil etmişlerdir. bir enstrüman yasaklanıyorsa, belli ki, aletin itiraz çığlığı, itiraz belâgatı egemenleri ürkütüyor olmalı. oysa dünyanın evrensel bir dilidir müzik, hangi aletle icra ediliyorsa edilsin insanın iç yolculuğunda yoldaştır, kendini tanımada bir içsestir.
Sedat Anarın iran ekolünden geldiğini belirtmiştik. nitekim albümdeki bestelerin adları bile bu esintiyi belirtir. zâr ü efgân, butimar, belâgat gibi adlara yakın buluyor kendisini. öyleyken, sedat anar, klasik türk müziği tınılarını da içselleştirmiş, makamlara vâkıf oluşu nedeniyle özgün parçalar üretebilmiştir. kimi parçalar sözlü olsa da çoğunca enstrümantale yönelmiştir ki kanımca doğrusu da budur. kimi parçalara davul, bas gitar, mızıka da eşlik etmiştir.
Albümün kartonatında primitif doğu desen, renk ve çizgilerine yer verilmiş olması, santur albümüne denk düşüyor mu, bilmiyorum. ama sunudan sanatçının içine sindiğini öğreniyoruz ki, önemli olan da budur. hemen her parçanın tanıdıklarına, emeği geçenlere ithaf edilmesi ise, sedatın naifliğini ve duygusallığını hissettiriyor diyebiliriz. on parçanın sekizi kendi bestesi. ilk albümünü çıkarmış olmanın heyecanını her ayrıntıda yakalamak mümkün.
Enstrümantal parçaları dinlerken, her parçaya ilişkin zihinde bir hikâye kurulabilir. en çok bu yanıyla önemsiyorum sedatın çalışmasını. dinleyeni ezginin içine çekerken, kendi hikâyesine dahil etmek istiyor ama pekâlâ herkes başka bir belâgat oluşturabilir zihninde. parçaların adlarına takılıp giderseniz sedatın ezgiyle başlattığı hikâyenin hüznüne kapılır; sadece ezgiyi dinlerseniz kendi hikâyenizi kurabilirsiniz. iyi bir müzik de böyle bir şey değil midir zaten? bazen hüzne yaslanarak sezdirirsiniz hikâyenizi, bazen de susarak. tıpkı sedat anarın albümüne aldığı feridüddin attarın şu mısralarında olduğu gibi:
konuşkanlığındır suskunluğunun sebebi
göründüğündendir gizliliğinin sebebi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar