bugün
- uçanyarrak317
- izmirin en güzel semtleri9
- akepe dönemi16
- 22 ekim 2026 trabzonspor hearts maçı6
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu13
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir4
- türkiyenin geleceği4
- fransa da sokağa çıkma yasakları8
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem9
- ben geldim naneler12
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar8
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- kitap okumanın bir sike yaramaması5
- kelle paça6
- teomancalmasur6
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı4
- la loba22
- çorabın tekinin hep kaybolması4
- hastane acil bölümü7
- bir yapay geri zeka olarak kumru2
- you only get the best rap bu grubun adı nefret2
- izmir de gece hayatı4
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- engineer2820
- komşusu abazan iken hunharca sevişen komşu4
- uludağ sözlük magazin ekibi5
- nickin yanında yaş da yazsın16
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- nervio'nun ayakları17
- onlar tv2
- ismet el kumandan pişdar ayn'ı calutevi vel suriya3
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- nasılsınız8
- vermeyen kızın götünü kaldırmak3
- eski yazarlar geri gelsin12
- trabzon da gece hayatı3
- özgür gazetecilik yok özgür gazeteciler var2
- tavuklu pilav3
- nerede ne yenir7
- yemek seçen insan3
- öyle bir dünya yok5
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- otobüs yolculuğunda memleket nere amcası2
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- ankara9
- el cami2
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
refik halit karay - efendiler nereye
ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli, canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar... galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında, gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar... galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır. kilerlere girerler, dolaplara dalarlar, şunu bunu kemirip sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir patırtı olunca deliklere girerler. galiba koku aldınız. kedi geziyor: koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır? sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... galiba foyanız meydana çıktı. yakanız ele geçecek: ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar. eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur, yak deyince alev alev meşaleler tutuşur, bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü. elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız. ali&'ye çattınız, veli'yi bastınız, ahmed'i kazıdınız, mehmed'i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı. muharrir mi? vur başına... türk mü? sür ölüme... rum mu? iste parasını... ermeni mi? kes kafasını... arap mı? çek ipe... kadın mı? gönder eve... haydut mu? buyurun köşeye... külhanbeyi mi? gelsin yanıma... yahudi mi? sor fikrini... kalan kimseye at sopayı... paraları koy cebine... işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. ne oluyordunuz? bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? ne kazanacaktık? dünyayı mı alacaktık, mısır'a sultan mı olacak, hind'e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... şam'da, halep'te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. yenilik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi. şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar? mahalle kahvesinden bir adımda sadarete, meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler: nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular. kasalarına altın doldurdular, bizim ceplerimize kağıt tıktılar. halk sersefil cami avlularında yatarken çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar. açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak haspalara ziyafet çektiler. susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken, onlar konaklarda ebabil beyni yediler, kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler. işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar. zira damarlarımızda bir damla kan, kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık. halbuki kollarını sallaya sallaya yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!.. bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz. eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz. biz size "kırk katır mı, kırk satır mı" diye sormadık. yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen demek artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar! topumuzun kellesini kesmeden nereye?
ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli, canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar... galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında, gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar... galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır. kilerlere girerler, dolaplara dalarlar, şunu bunu kemirip sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir patırtı olunca deliklere girerler. galiba koku aldınız. kedi geziyor: koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır? sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... galiba foyanız meydana çıktı. yakanız ele geçecek: ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar. eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur, yak deyince alev alev meşaleler tutuşur, bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü. elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız. ali&'ye çattınız, veli'yi bastınız, ahmed'i kazıdınız, mehmed'i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı. muharrir mi? vur başına... türk mü? sür ölüme... rum mu? iste parasını... ermeni mi? kes kafasını... arap mı? çek ipe... kadın mı? gönder eve... haydut mu? buyurun köşeye... külhanbeyi mi? gelsin yanıma... yahudi mi? sor fikrini... kalan kimseye at sopayı... paraları koy cebine... işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. ne oluyordunuz? bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? ne kazanacaktık? dünyayı mı alacaktık, mısır'a sultan mı olacak, hind'e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... şam'da, halep'te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. yenilik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi. şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar? mahalle kahvesinden bir adımda sadarete, meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler: nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular. kasalarına altın doldurdular, bizim ceplerimize kağıt tıktılar. halk sersefil cami avlularında yatarken çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar. açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak haspalara ziyafet çektiler. susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken, onlar konaklarda ebabil beyni yediler, kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler. işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar. zira damarlarımızda bir damla kan, kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık. halbuki kollarını sallaya sallaya yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!.. bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz. eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz. biz size "kırk katır mı, kırk satır mı" diye sormadık. yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen demek artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar! topumuzun kellesini kesmeden nereye?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar