bugün
- true'nun çaylak olması14
- memesi güzel olan bir kadını alıp çıkacağım4
- anın görüntüsü18
- kadir inanır14
- kendi kendine gülmek2
- 27 haziran 20262
- barda şişenin üstüne oturmuş kız görmek5
- velvet28
- dinci insanlar efkarlandığında ne içiyor sorunsalı10
- sözlüğü bırakmak istemek8
- salak erkek neden bu kadar çok8
- üniversitelerin gereksiz olması12
- zor zaman şarkıları2
- ıhlamur kokusu2
- erleg han ile revani yemek3
- 26 haziran 20266
- türk soyu ve arap soyu birdir6
- özlü sözler5
- yazarların iyi olduğu konular9
- aylık 320 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- fransa3
- arkadaşlar ben supernatural izlemeye gidiyorum2
- seri gizli artı oy veren melek7
- kemalist dünya19
- tüm mahlukatın cenneti yaşayacak olması2
- yeni tanışılan kızdan istemek5
- sedat pekmez21
- aile evinde yaşamak13
- ayağımla nah çekebilme yeteneğim6
- yürüyüş flörtü3
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı29
- evagreen2
- ana dilimiz kürtçe olsun kampanyası4
- türklere devşirme diye laf atan kürt5
- kemalistlerin sanki biraz şey olması10
- kürtçülerin algıları5
- bulla dava açmak3
- kürtçülük5
- the saturdays2
- izmir de cami var mı2
- egay bey birader2
- curaçao fildişi sahili maçı saat 23 te trt spor da5
- kadir mısıroğlu'nun soyu18
- pringles 12 tl oldu kimsenin umrunda değil3
- sözlük yazarlarının kombinleri10
- ekepe dönemindeki suç artışının sebebi3
- aylık 317 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
- bana dönmek istiyormuşsun2
- galatasaray lobisi11
- ktç abinin çaylak olması5
"-edip canseverin anısına
-
şairim, masaya: kim bulmuştu ki yerini/kim ne anlamıştı sanki mutluluktan sesini koydu. nisandı; bulutları morarmış bir ilkyazda sesinin yankısı vardı. onun soruları bütün ilkyaz şikayetçilerinin sorularıyla yağmurlarda sırılsıklamdı.
her şey uyarabilirdi onun içindeki sessizliği. küreksiz bir teknede çıkarıp flütünü kendinden uzaklara çalardı...
oysa o da bir zaman geçerdi tek yıldızdan üşüyerek; yürüdükçe dizelerinin imbiğinde incelirdi kent...
şairim masaya umutsuzlar parkını koydu; park tenhaydı, ama rengarenkti hayat gibi, aşk gibi... orada sözcükler seviştirdi; dizeleriyle sevda ile sevgiyi kesiştirdi...
sonrası kalırken, sonsuzlukta şairin sesi... elden ele, karanfilli! daha dağılmış pazar yerlerine benzerken memleket, kaypak rüyalara kaçardı yüzünde güz izleri taşıyan şairin esmer sevgilisi...
şairim, masaya tragedyaları koydu; destur adlı şiirden ve ateşin böğründe durdu. yangının alazında şiir demledi, ağladı, seyreyledi...
şairim, masaya kirli ağustosu koydu. ağustos, kirini güz aylarına emziriyordu; sonra yapraklar sararıp savrulurken, şairim ölüyordu. dizeleri hâlâ bakmalar denizini kulaçlıyordu; onun şiirinin diyarbakırda bile imbat kokması belki bundandı.
şairim masaya sonrası kalırı koydu. masanın üstüne ne varsa koydu: masa da masaymış ha/bana mısın demedi bu kadar yüke.sonrası kaldıydı, bu doğru...
birileri az az içinde yaşıyordu; aşkı duyunca bir başına kalıyordu. bir pencere az, bir pencere çoğala çoğala. şairim bir pencerenin önünde bir karanfile gülüyordu, karanfil ona.
o ki ölüme dek şiirle hep bir itirazda ve öyle bir tevazuydu ki yetindi toprakla, bir onunla...
kim bulmuştu ki yerini şairim, kim ne anlamıştı sanki mutluluktan?
unutma, sesi geçti şairimin yorgun, yaslı kalabalıktan..."
-yılmaz odabaşı-
şairim, masaya: kim bulmuştu ki yerini/kim ne anlamıştı sanki mutluluktan sesini koydu. nisandı; bulutları morarmış bir ilkyazda sesinin yankısı vardı. onun soruları bütün ilkyaz şikayetçilerinin sorularıyla yağmurlarda sırılsıklamdı.
her şey uyarabilirdi onun içindeki sessizliği. küreksiz bir teknede çıkarıp flütünü kendinden uzaklara çalardı...
oysa o da bir zaman geçerdi tek yıldızdan üşüyerek; yürüdükçe dizelerinin imbiğinde incelirdi kent...
şairim masaya umutsuzlar parkını koydu; park tenhaydı, ama rengarenkti hayat gibi, aşk gibi... orada sözcükler seviştirdi; dizeleriyle sevda ile sevgiyi kesiştirdi...
sonrası kalırken, sonsuzlukta şairin sesi... elden ele, karanfilli! daha dağılmış pazar yerlerine benzerken memleket, kaypak rüyalara kaçardı yüzünde güz izleri taşıyan şairin esmer sevgilisi...
şairim, masaya tragedyaları koydu; destur adlı şiirden ve ateşin böğründe durdu. yangının alazında şiir demledi, ağladı, seyreyledi...
şairim, masaya kirli ağustosu koydu. ağustos, kirini güz aylarına emziriyordu; sonra yapraklar sararıp savrulurken, şairim ölüyordu. dizeleri hâlâ bakmalar denizini kulaçlıyordu; onun şiirinin diyarbakırda bile imbat kokması belki bundandı.
şairim masaya sonrası kalırı koydu. masanın üstüne ne varsa koydu: masa da masaymış ha/bana mısın demedi bu kadar yüke.sonrası kaldıydı, bu doğru...
birileri az az içinde yaşıyordu; aşkı duyunca bir başına kalıyordu. bir pencere az, bir pencere çoğala çoğala. şairim bir pencerenin önünde bir karanfile gülüyordu, karanfil ona.
o ki ölüme dek şiirle hep bir itirazda ve öyle bir tevazuydu ki yetindi toprakla, bir onunla...
kim bulmuştu ki yerini şairim, kim ne anlamıştı sanki mutluluktan?
unutma, sesi geçti şairimin yorgun, yaslı kalabalıktan..."
-yılmaz odabaşı-
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar