bugün
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması7
- kendisiyle övünen insanlar12
- ne kadar yaşlısın16
- queen ravenna adlı yazar6
- nokia 3310 denince akla gelenler11
- trt tarafsız olmalı13
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- fatma betül sayan kaya50
- muhallebici açıyoruz isim önerileri4
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece4
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- özelden küfür eden sözlük kızı3
- asrın soygunu21
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı36
- sonbahardaki yaprak dökülmesi3
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- sevgili6
- insanlardan tiksinmek3
- bu nasıl hava lan7
- sen milyar sen milyon3
- manyak bey birader döner mi sorusu2
- frankyfourfingers4
- parayı alıp istifa etmek2
- malum kesimin her şeyi yemesi4
- vergi vermenin ahlaki tartışması3
- asuman krause vs acun ilıcalı2
- teoman çamaşır4
- sigara böreği5
- uludağ itiraf4
- 0 0 7 bey birader2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- koyu saç açık ten4
- from gold from dust6
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi3
- kavga havasında olmak3
- sürekli mağdur edebiyatı yapan insanlar2
- fetöcüler bir konuda haklılardı2
- zulzula cin kabilesi5
- istanbul un havasının deli bir kadın gibi olması4
- herkesle arası iyi olan tip2
- asuman krause3
- yağmurlu gece7
- ortada bir yolsuzluk olmaması28
- paranın devrinin bitmesi10
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi21
- sarma saran kaslı sözlük erkekleri13
- morkstar7
- placebo3
- romanya53
"-edip canseverin anısına
-
şairim, masaya: kim bulmuştu ki yerini/kim ne anlamıştı sanki mutluluktan sesini koydu. nisandı; bulutları morarmış bir ilkyazda sesinin yankısı vardı. onun soruları bütün ilkyaz şikayetçilerinin sorularıyla yağmurlarda sırılsıklamdı.
her şey uyarabilirdi onun içindeki sessizliği. küreksiz bir teknede çıkarıp flütünü kendinden uzaklara çalardı...
oysa o da bir zaman geçerdi tek yıldızdan üşüyerek; yürüdükçe dizelerinin imbiğinde incelirdi kent...
şairim masaya umutsuzlar parkını koydu; park tenhaydı, ama rengarenkti hayat gibi, aşk gibi... orada sözcükler seviştirdi; dizeleriyle sevda ile sevgiyi kesiştirdi...
sonrası kalırken, sonsuzlukta şairin sesi... elden ele, karanfilli! daha dağılmış pazar yerlerine benzerken memleket, kaypak rüyalara kaçardı yüzünde güz izleri taşıyan şairin esmer sevgilisi...
şairim, masaya tragedyaları koydu; destur adlı şiirden ve ateşin böğründe durdu. yangının alazında şiir demledi, ağladı, seyreyledi...
şairim, masaya kirli ağustosu koydu. ağustos, kirini güz aylarına emziriyordu; sonra yapraklar sararıp savrulurken, şairim ölüyordu. dizeleri hâlâ bakmalar denizini kulaçlıyordu; onun şiirinin diyarbakırda bile imbat kokması belki bundandı.
şairim masaya sonrası kalırı koydu. masanın üstüne ne varsa koydu: masa da masaymış ha/bana mısın demedi bu kadar yüke.sonrası kaldıydı, bu doğru...
birileri az az içinde yaşıyordu; aşkı duyunca bir başına kalıyordu. bir pencere az, bir pencere çoğala çoğala. şairim bir pencerenin önünde bir karanfile gülüyordu, karanfil ona.
o ki ölüme dek şiirle hep bir itirazda ve öyle bir tevazuydu ki yetindi toprakla, bir onunla...
kim bulmuştu ki yerini şairim, kim ne anlamıştı sanki mutluluktan?
unutma, sesi geçti şairimin yorgun, yaslı kalabalıktan..."
-yılmaz odabaşı-
şairim, masaya: kim bulmuştu ki yerini/kim ne anlamıştı sanki mutluluktan sesini koydu. nisandı; bulutları morarmış bir ilkyazda sesinin yankısı vardı. onun soruları bütün ilkyaz şikayetçilerinin sorularıyla yağmurlarda sırılsıklamdı.
her şey uyarabilirdi onun içindeki sessizliği. küreksiz bir teknede çıkarıp flütünü kendinden uzaklara çalardı...
oysa o da bir zaman geçerdi tek yıldızdan üşüyerek; yürüdükçe dizelerinin imbiğinde incelirdi kent...
şairim masaya umutsuzlar parkını koydu; park tenhaydı, ama rengarenkti hayat gibi, aşk gibi... orada sözcükler seviştirdi; dizeleriyle sevda ile sevgiyi kesiştirdi...
sonrası kalırken, sonsuzlukta şairin sesi... elden ele, karanfilli! daha dağılmış pazar yerlerine benzerken memleket, kaypak rüyalara kaçardı yüzünde güz izleri taşıyan şairin esmer sevgilisi...
şairim, masaya tragedyaları koydu; destur adlı şiirden ve ateşin böğründe durdu. yangının alazında şiir demledi, ağladı, seyreyledi...
şairim, masaya kirli ağustosu koydu. ağustos, kirini güz aylarına emziriyordu; sonra yapraklar sararıp savrulurken, şairim ölüyordu. dizeleri hâlâ bakmalar denizini kulaçlıyordu; onun şiirinin diyarbakırda bile imbat kokması belki bundandı.
şairim masaya sonrası kalırı koydu. masanın üstüne ne varsa koydu: masa da masaymış ha/bana mısın demedi bu kadar yüke.sonrası kaldıydı, bu doğru...
birileri az az içinde yaşıyordu; aşkı duyunca bir başına kalıyordu. bir pencere az, bir pencere çoğala çoğala. şairim bir pencerenin önünde bir karanfile gülüyordu, karanfil ona.
o ki ölüme dek şiirle hep bir itirazda ve öyle bir tevazuydu ki yetindi toprakla, bir onunla...
kim bulmuştu ki yerini şairim, kim ne anlamıştı sanki mutluluktan?
unutma, sesi geçti şairimin yorgun, yaslı kalabalıktan..."
-yılmaz odabaşı-
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar