bugün
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı19
- zallın 1 aylık kazancını yazarlarına dağıtma planı5
- tayt giyen kevaşeyi götten sikmek8
- z kuşağı3
- beni biraz da şu tarafa doğru sev3
- aşkım sakso ne demek diye soran kız4
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- biranın üstüne rakı içmek2
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar13
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi20
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler24
- okan buruk'un şişirilmiş bir balon olması2
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi15
- distopik film önerisi6
- discordçu iki arkadaşa rastlamak3
- galatahahahahahaha3
- galatasaray12
- victor osimhen14
- babaların acayip huyları2
- aniden masayı devirip çığlık atmak2
- yandım çavuş ayranı3
- umreye gidene ve gelene ne denir7
- iremga32
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- ishal olmak5
- dursun özbek3
- uludağ sözlük evreni9
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- velvet15
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- bir bela geliyor8
- sözlükte marka olmak11
- sebahattin şirin21
- kedi tekmelemek11
- sözlükten birine telefon vermek3
- galatasaray'ın kırmız kart jokeri3
- köprüleri yakmak2
- la taverne des yeux2
- anın görüntüsü31
- doruk madencilik işçilerinin direnişi5
- monica bellucci bakışı3
- sözlükteki galatasaraylılar2
- yakışıklı seri katil4
- aykolik'in her gün mastürbasyon yapması29
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- mustafa4
- brokeback dagindan ev almak3
- neredesiniz kızlar4
Ali Şeriati kendini devrimci yetişirmek kitabından...
Ey özgürlük! Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz hayat zordur. Sensiz ben de yokum. Yani o var olan ben değilim. Ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın,
avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude, yani bir hiç olacağım. Ey özgürlük! Senin sevgin, dostluk ve şefkatinle beslenmişim.
Ey özgürlük!
Beni ipe bile götürseler, yine de asla kalbim senden ayrılmayacak. Sen benim kalbimsin, benim suyum da ve toprağımda yoğrulmuşsun. işkenceler, ancak benim sana olan sevgimi artırmıştır. Zindanlar, bana senin sevginden ve aşkından başka bir şey getirmemiştir.
Ve geceler ah! Gecelerden bahsetmek ne kadar zor! insanların olmadığı, duvarların karanlıkta kaybolduğu, kralın gözünün kapandığı ve kalenin muhafızlarının uykuya daldığı geceler! Ve ben, o gecelerde ayaktayım, sense uyanık. Dünyalıların gözü uykuda kafeslerini kırarak birbirlerne karışmak ve gökyüzünün o güzel yalnızlığının sevimli sinesinde uçmak isteyen dört güvercinin ümit ve bekleyiş gözünün hilali ve geceler beni üzüntü, hastalık ve solgunluğa terk edip eve dönüyorsun. Yalnızca evin kapısını açıyorsun. Öyle bir evin kapsını ki içerisinde bir ses, heyecan ve şevk varsa, bunlar da komşu duvarlardan geliyor. Ayaklarının sesi, evin sessiz ve suskun kalbine heyecan veriyor ve ansızın kesiliyor. Odanın kapısını açıyorsun ve içeriye ayağını koyuyorsun. Senin bekleyiş ve ümit gözünle o köşede çehrene gülümseyen benim. O an kalpten gülümsüyor ve geri dönüp kapıyı kilitliyorsun. Tkrar dönüyor, beni yanına otutuyorsun ve soruyor, soruyori soruyorsun. Ben ise öylece suskun duruyorum. Başımı öne eğmiş ve gözlerimi halıya dikmişim. Öyle ki konuşacak aklım ve kalbim yok. Solmuşum, sıkılmışım ve bıkkınım. Çünkü hayat zorlaşmıştır. Hafakan, acımasız baskı, sağlam kaleler, uyanık zindancı bütün bunlar bana eziyet ediyorlar. Bunlara alışmamış, baskının elinden bir şarap içmemişim. Hafakan ve boğulma dünyasıyla dostluk kurmamışım. Öfkeyle, vahşetle, duvarla arkadaş olmamışım. Kalbimi senden ayırmamışım. Her adımı güçlük atan ayağım senin aşkına koşuyor. Bir zincire, bir ipe eğilmeyen baş, senin eteğine eğiliyor. Gözün, ona eğilmiş görmekten umudunu kestiği bir endam, senin mabedinde namaz kılıyor. Ölüm tufanlarından titremeye yürek, seni hatırlamakla perişan oluyor. Ve bana şiddetli bir şekilde çok eziyet ve işkence ediyorlar. Kalbim parçalanmış, ruhum karmakarışık ve parça parça olmuş. Gücüm kaybolmuş ve ümidim yok olmuş ve yorgunum!
Aslında ne dostun yanında, dost yolunda çekilenlerden bahsetmek insanlık alametidir; ne de dostun kalbini incitmek insanca bir davranıştır.
Özgürlük ve özgürlüğe aşık olma hatırına özgürlük ve cihadı övmek, benim mesleğim, meşgalem, işim, hayatım, aşkım, imanım ve şahsiyetimin çerçevesi olmuştur! Çaresiz kaçıyor ve soruyorum: sen ne yapıyorsun? Sen kendi kendine isa ibi Yahudilerin pençesinde olduğunu, Kayserin seni çarıha gerdiğini, dar ağacına çektiğini ve başına bir taç koyduğunu söylüyorsun. Bense Mesihin yorgun havarisi Saint Paul gibi kıvrılıp büzülüyor, boşlukta kendisinin bile duyamayacağı bir feryat çeken dertli gibi, başımı büküyor ve yürekten inleyerek ağlıyorum
Allah benim bedenimi yarattığı zaman, ruhun yerine seni bana üfledi ey özgürlük! Böylece seninle dirilip canlandım; seninle nefes aldım, seninle harekete geçtim, seninle gördüm, seninle söyledim, konuştum seninle işittim, hissettim, anladım, düşündüm ve sen ey benim tukun ruhum! insan ruhuna hangi ihtiyacın, bedensel gereksiniminden daha elzem olduğunu biliyorsun.
Fakat istibdadın cellatları ve hilafetin uşakları seni benden ayırdılar ve yalnızlıktan dertli olan beni sürüp uzaklaştırdılar, zincire vurup bağladılar. Bizi nasıl birbirimizden ayırabilirler ki! Bakışı, gözü de bakışından ayıramazlar. Bense ey özgürlük, seninle bakıyor, seninle görüyorum!
Ey özgürlük! Senin için nice zindanlar çekmişim. Nice zindanlara da katlanacağım. Yine senin için nice işkencelere tahammül ettim, nice işkencelere de tahammül edeceğim.
Ey özgürlük! Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz hayat zordur. Sensiz ben de yokum. Yani o var olan ben değilim. Ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın,
avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude, yani bir hiç olacağım. Ey özgürlük! Senin sevgin, dostluk ve şefkatinle beslenmişim.
Ey özgürlük!
Beni ipe bile götürseler, yine de asla kalbim senden ayrılmayacak. Sen benim kalbimsin, benim suyum da ve toprağımda yoğrulmuşsun. işkenceler, ancak benim sana olan sevgimi artırmıştır. Zindanlar, bana senin sevginden ve aşkından başka bir şey getirmemiştir.
Ve geceler ah! Gecelerden bahsetmek ne kadar zor! insanların olmadığı, duvarların karanlıkta kaybolduğu, kralın gözünün kapandığı ve kalenin muhafızlarının uykuya daldığı geceler! Ve ben, o gecelerde ayaktayım, sense uyanık. Dünyalıların gözü uykuda kafeslerini kırarak birbirlerne karışmak ve gökyüzünün o güzel yalnızlığının sevimli sinesinde uçmak isteyen dört güvercinin ümit ve bekleyiş gözünün hilali ve geceler beni üzüntü, hastalık ve solgunluğa terk edip eve dönüyorsun. Yalnızca evin kapısını açıyorsun. Öyle bir evin kapsını ki içerisinde bir ses, heyecan ve şevk varsa, bunlar da komşu duvarlardan geliyor. Ayaklarının sesi, evin sessiz ve suskun kalbine heyecan veriyor ve ansızın kesiliyor. Odanın kapısını açıyorsun ve içeriye ayağını koyuyorsun. Senin bekleyiş ve ümit gözünle o köşede çehrene gülümseyen benim. O an kalpten gülümsüyor ve geri dönüp kapıyı kilitliyorsun. Tkrar dönüyor, beni yanına otutuyorsun ve soruyor, soruyori soruyorsun. Ben ise öylece suskun duruyorum. Başımı öne eğmiş ve gözlerimi halıya dikmişim. Öyle ki konuşacak aklım ve kalbim yok. Solmuşum, sıkılmışım ve bıkkınım. Çünkü hayat zorlaşmıştır. Hafakan, acımasız baskı, sağlam kaleler, uyanık zindancı bütün bunlar bana eziyet ediyorlar. Bunlara alışmamış, baskının elinden bir şarap içmemişim. Hafakan ve boğulma dünyasıyla dostluk kurmamışım. Öfkeyle, vahşetle, duvarla arkadaş olmamışım. Kalbimi senden ayırmamışım. Her adımı güçlük atan ayağım senin aşkına koşuyor. Bir zincire, bir ipe eğilmeyen baş, senin eteğine eğiliyor. Gözün, ona eğilmiş görmekten umudunu kestiği bir endam, senin mabedinde namaz kılıyor. Ölüm tufanlarından titremeye yürek, seni hatırlamakla perişan oluyor. Ve bana şiddetli bir şekilde çok eziyet ve işkence ediyorlar. Kalbim parçalanmış, ruhum karmakarışık ve parça parça olmuş. Gücüm kaybolmuş ve ümidim yok olmuş ve yorgunum!
Aslında ne dostun yanında, dost yolunda çekilenlerden bahsetmek insanlık alametidir; ne de dostun kalbini incitmek insanca bir davranıştır.
Özgürlük ve özgürlüğe aşık olma hatırına özgürlük ve cihadı övmek, benim mesleğim, meşgalem, işim, hayatım, aşkım, imanım ve şahsiyetimin çerçevesi olmuştur! Çaresiz kaçıyor ve soruyorum: sen ne yapıyorsun? Sen kendi kendine isa ibi Yahudilerin pençesinde olduğunu, Kayserin seni çarıha gerdiğini, dar ağacına çektiğini ve başına bir taç koyduğunu söylüyorsun. Bense Mesihin yorgun havarisi Saint Paul gibi kıvrılıp büzülüyor, boşlukta kendisinin bile duyamayacağı bir feryat çeken dertli gibi, başımı büküyor ve yürekten inleyerek ağlıyorum
Allah benim bedenimi yarattığı zaman, ruhun yerine seni bana üfledi ey özgürlük! Böylece seninle dirilip canlandım; seninle nefes aldım, seninle harekete geçtim, seninle gördüm, seninle söyledim, konuştum seninle işittim, hissettim, anladım, düşündüm ve sen ey benim tukun ruhum! insan ruhuna hangi ihtiyacın, bedensel gereksiniminden daha elzem olduğunu biliyorsun.
Fakat istibdadın cellatları ve hilafetin uşakları seni benden ayırdılar ve yalnızlıktan dertli olan beni sürüp uzaklaştırdılar, zincire vurup bağladılar. Bizi nasıl birbirimizden ayırabilirler ki! Bakışı, gözü de bakışından ayıramazlar. Bense ey özgürlük, seninle bakıyor, seninle görüyorum!
Ey özgürlük! Senin için nice zindanlar çekmişim. Nice zindanlara da katlanacağım. Yine senin için nice işkencelere tahammül ettim, nice işkencelere de tahammül edeceğim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar