bugün
- filistin in ermeni soykırımını tanıması35
- türklerin soykırımdaki ustalığı15
- yazarların özlü sözleri10
- mustafa kemal atatürk10
- erkekler neden evlenmekten kaçıyor15
- hangi sözlük yazarının tipini merak ediyorsunuz21
- ona bir cümle bırak5
- 29 haziran 2026 brezilya japonya maçı11
- sözlüğün troll kaynaması4
- onur yürüyüşüne katılanların chpye oy vermesi7
- kız gruplarının yükselmesi3
- türklerin pis olması3
- 104 artı 5 oynanırken feci bastıran uyku3
- 29 haziran 2026 almanya paraguay maçı7
- deniz göktaş12
- ölüm6
- günlerin artık kısalıyor olması5
- anın görüntüsü26
- 2026 dünya kupası38
- diyarbakır kürt dili konferansı5
- pandela12
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- türklerin medeniyet kuramama nedeni15
- sözlükten maaş almak3
- gödlek2
- insan sevdiği adama şans verir5
- sözlüğe güzel bir kız bırak5
- bir günde 10 defa otuz bir çekmek5
- seksting5
- velvet45
- yapay zeka ile kod yazmak2
- diamond bey birader koştursun kampanyası4
- futbol32
- hastanedeyim ful kadınlar hasta8
- iphone pil ömrünü uzatmanın etkili yolları4
- aşk8
- bik bik'in mutfağına konuk olmak14
- sözlüğün aptal kaynaması15
- evde makarna yapmanın maliyeti8
- sözlükten giden yazarlar4
- iyi gelen ne varsa hep sensin işte4
- okuyacak askere gidecek iş bulacak evleneceksin2
- her evde bulunan efes pilsen bardağı10
- cumhuriyetin intikamı8
- araba kovalamayan köpek6
- sosyoloji okunur mu sorunsalı7
- eski nickimi özlüyor olmam7
- anadolu dilleri2
- ziya gökalp5
- en son ne yediniz6
Ali Şeriati kendini devrimci yetişirmek kitabından...
Ey özgürlük! Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz hayat zordur. Sensiz ben de yokum. Yani o var olan ben değilim. Ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın,
avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude, yani bir hiç olacağım. Ey özgürlük! Senin sevgin, dostluk ve şefkatinle beslenmişim.
Ey özgürlük!
Beni ipe bile götürseler, yine de asla kalbim senden ayrılmayacak. Sen benim kalbimsin, benim suyum da ve toprağımda yoğrulmuşsun. işkenceler, ancak benim sana olan sevgimi artırmıştır. Zindanlar, bana senin sevginden ve aşkından başka bir şey getirmemiştir.
Ve geceler ah! Gecelerden bahsetmek ne kadar zor! insanların olmadığı, duvarların karanlıkta kaybolduğu, kralın gözünün kapandığı ve kalenin muhafızlarının uykuya daldığı geceler! Ve ben, o gecelerde ayaktayım, sense uyanık. Dünyalıların gözü uykuda kafeslerini kırarak birbirlerne karışmak ve gökyüzünün o güzel yalnızlığının sevimli sinesinde uçmak isteyen dört güvercinin ümit ve bekleyiş gözünün hilali ve geceler beni üzüntü, hastalık ve solgunluğa terk edip eve dönüyorsun. Yalnızca evin kapısını açıyorsun. Öyle bir evin kapsını ki içerisinde bir ses, heyecan ve şevk varsa, bunlar da komşu duvarlardan geliyor. Ayaklarının sesi, evin sessiz ve suskun kalbine heyecan veriyor ve ansızın kesiliyor. Odanın kapısını açıyorsun ve içeriye ayağını koyuyorsun. Senin bekleyiş ve ümit gözünle o köşede çehrene gülümseyen benim. O an kalpten gülümsüyor ve geri dönüp kapıyı kilitliyorsun. Tkrar dönüyor, beni yanına otutuyorsun ve soruyor, soruyori soruyorsun. Ben ise öylece suskun duruyorum. Başımı öne eğmiş ve gözlerimi halıya dikmişim. Öyle ki konuşacak aklım ve kalbim yok. Solmuşum, sıkılmışım ve bıkkınım. Çünkü hayat zorlaşmıştır. Hafakan, acımasız baskı, sağlam kaleler, uyanık zindancı bütün bunlar bana eziyet ediyorlar. Bunlara alışmamış, baskının elinden bir şarap içmemişim. Hafakan ve boğulma dünyasıyla dostluk kurmamışım. Öfkeyle, vahşetle, duvarla arkadaş olmamışım. Kalbimi senden ayırmamışım. Her adımı güçlük atan ayağım senin aşkına koşuyor. Bir zincire, bir ipe eğilmeyen baş, senin eteğine eğiliyor. Gözün, ona eğilmiş görmekten umudunu kestiği bir endam, senin mabedinde namaz kılıyor. Ölüm tufanlarından titremeye yürek, seni hatırlamakla perişan oluyor. Ve bana şiddetli bir şekilde çok eziyet ve işkence ediyorlar. Kalbim parçalanmış, ruhum karmakarışık ve parça parça olmuş. Gücüm kaybolmuş ve ümidim yok olmuş ve yorgunum!
Aslında ne dostun yanında, dost yolunda çekilenlerden bahsetmek insanlık alametidir; ne de dostun kalbini incitmek insanca bir davranıştır.
Özgürlük ve özgürlüğe aşık olma hatırına özgürlük ve cihadı övmek, benim mesleğim, meşgalem, işim, hayatım, aşkım, imanım ve şahsiyetimin çerçevesi olmuştur! Çaresiz kaçıyor ve soruyorum: sen ne yapıyorsun? Sen kendi kendine isa ibi Yahudilerin pençesinde olduğunu, Kayserin seni çarıha gerdiğini, dar ağacına çektiğini ve başına bir taç koyduğunu söylüyorsun. Bense Mesihin yorgun havarisi Saint Paul gibi kıvrılıp büzülüyor, boşlukta kendisinin bile duyamayacağı bir feryat çeken dertli gibi, başımı büküyor ve yürekten inleyerek ağlıyorum
Allah benim bedenimi yarattığı zaman, ruhun yerine seni bana üfledi ey özgürlük! Böylece seninle dirilip canlandım; seninle nefes aldım, seninle harekete geçtim, seninle gördüm, seninle söyledim, konuştum seninle işittim, hissettim, anladım, düşündüm ve sen ey benim tukun ruhum! insan ruhuna hangi ihtiyacın, bedensel gereksiniminden daha elzem olduğunu biliyorsun.
Fakat istibdadın cellatları ve hilafetin uşakları seni benden ayırdılar ve yalnızlıktan dertli olan beni sürüp uzaklaştırdılar, zincire vurup bağladılar. Bizi nasıl birbirimizden ayırabilirler ki! Bakışı, gözü de bakışından ayıramazlar. Bense ey özgürlük, seninle bakıyor, seninle görüyorum!
Ey özgürlük! Senin için nice zindanlar çekmişim. Nice zindanlara da katlanacağım. Yine senin için nice işkencelere tahammül ettim, nice işkencelere de tahammül edeceğim.
Ey özgürlük! Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz hayat zordur. Sensiz ben de yokum. Yani o var olan ben değilim. Ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın,
avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude, yani bir hiç olacağım. Ey özgürlük! Senin sevgin, dostluk ve şefkatinle beslenmişim.
Ey özgürlük!
Beni ipe bile götürseler, yine de asla kalbim senden ayrılmayacak. Sen benim kalbimsin, benim suyum da ve toprağımda yoğrulmuşsun. işkenceler, ancak benim sana olan sevgimi artırmıştır. Zindanlar, bana senin sevginden ve aşkından başka bir şey getirmemiştir.
Ve geceler ah! Gecelerden bahsetmek ne kadar zor! insanların olmadığı, duvarların karanlıkta kaybolduğu, kralın gözünün kapandığı ve kalenin muhafızlarının uykuya daldığı geceler! Ve ben, o gecelerde ayaktayım, sense uyanık. Dünyalıların gözü uykuda kafeslerini kırarak birbirlerne karışmak ve gökyüzünün o güzel yalnızlığının sevimli sinesinde uçmak isteyen dört güvercinin ümit ve bekleyiş gözünün hilali ve geceler beni üzüntü, hastalık ve solgunluğa terk edip eve dönüyorsun. Yalnızca evin kapısını açıyorsun. Öyle bir evin kapsını ki içerisinde bir ses, heyecan ve şevk varsa, bunlar da komşu duvarlardan geliyor. Ayaklarının sesi, evin sessiz ve suskun kalbine heyecan veriyor ve ansızın kesiliyor. Odanın kapısını açıyorsun ve içeriye ayağını koyuyorsun. Senin bekleyiş ve ümit gözünle o köşede çehrene gülümseyen benim. O an kalpten gülümsüyor ve geri dönüp kapıyı kilitliyorsun. Tkrar dönüyor, beni yanına otutuyorsun ve soruyor, soruyori soruyorsun. Ben ise öylece suskun duruyorum. Başımı öne eğmiş ve gözlerimi halıya dikmişim. Öyle ki konuşacak aklım ve kalbim yok. Solmuşum, sıkılmışım ve bıkkınım. Çünkü hayat zorlaşmıştır. Hafakan, acımasız baskı, sağlam kaleler, uyanık zindancı bütün bunlar bana eziyet ediyorlar. Bunlara alışmamış, baskının elinden bir şarap içmemişim. Hafakan ve boğulma dünyasıyla dostluk kurmamışım. Öfkeyle, vahşetle, duvarla arkadaş olmamışım. Kalbimi senden ayırmamışım. Her adımı güçlük atan ayağım senin aşkına koşuyor. Bir zincire, bir ipe eğilmeyen baş, senin eteğine eğiliyor. Gözün, ona eğilmiş görmekten umudunu kestiği bir endam, senin mabedinde namaz kılıyor. Ölüm tufanlarından titremeye yürek, seni hatırlamakla perişan oluyor. Ve bana şiddetli bir şekilde çok eziyet ve işkence ediyorlar. Kalbim parçalanmış, ruhum karmakarışık ve parça parça olmuş. Gücüm kaybolmuş ve ümidim yok olmuş ve yorgunum!
Aslında ne dostun yanında, dost yolunda çekilenlerden bahsetmek insanlık alametidir; ne de dostun kalbini incitmek insanca bir davranıştır.
Özgürlük ve özgürlüğe aşık olma hatırına özgürlük ve cihadı övmek, benim mesleğim, meşgalem, işim, hayatım, aşkım, imanım ve şahsiyetimin çerçevesi olmuştur! Çaresiz kaçıyor ve soruyorum: sen ne yapıyorsun? Sen kendi kendine isa ibi Yahudilerin pençesinde olduğunu, Kayserin seni çarıha gerdiğini, dar ağacına çektiğini ve başına bir taç koyduğunu söylüyorsun. Bense Mesihin yorgun havarisi Saint Paul gibi kıvrılıp büzülüyor, boşlukta kendisinin bile duyamayacağı bir feryat çeken dertli gibi, başımı büküyor ve yürekten inleyerek ağlıyorum
Allah benim bedenimi yarattığı zaman, ruhun yerine seni bana üfledi ey özgürlük! Böylece seninle dirilip canlandım; seninle nefes aldım, seninle harekete geçtim, seninle gördüm, seninle söyledim, konuştum seninle işittim, hissettim, anladım, düşündüm ve sen ey benim tukun ruhum! insan ruhuna hangi ihtiyacın, bedensel gereksiniminden daha elzem olduğunu biliyorsun.
Fakat istibdadın cellatları ve hilafetin uşakları seni benden ayırdılar ve yalnızlıktan dertli olan beni sürüp uzaklaştırdılar, zincire vurup bağladılar. Bizi nasıl birbirimizden ayırabilirler ki! Bakışı, gözü de bakışından ayıramazlar. Bense ey özgürlük, seninle bakıyor, seninle görüyorum!
Ey özgürlük! Senin için nice zindanlar çekmişim. Nice zindanlara da katlanacağım. Yine senin için nice işkencelere tahammül ettim, nice işkencelere de tahammül edeceğim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar