bugün

ortadoğu

bitişik yazılışın bir sebebi vardır. müthiş bir cemal süreya şiiridir.

i.

anlat onu:

laledir
devesinin boynunda düğüm

gecedir
katırının gözünde sahtiyan

sestir akar
atının koşumlarından demir

ve o dilenir
sara taklidi yaparak

nedir sandığa basılı bez
aşevine giden işçiler
neden ekmeklerini de yanlarında götürürler
kimin gözleri tülbentle bağlı
annesi bağladı hangi niyetle bağladı
gömleği yastığının altında
hiç giymeyecek o gömleği onu anlat
her kelime yeniden söylenmektedir
yeniden yeniden söylenmektedir
ve her kelimenin anlamı
başka olmaktadır bir öncekinden
bütün gereksiz anıtları yıkmaktadır
anıt sözü anıtları yıkmaktadır
irmaklar ırmaklar
irmak sözü ırmakları çoğaltmaktadır
yeniden yeniden çoğaltmaktadır
bir kez daha söyle ırmak sözünü
suçüstü bastırmaktadır karanlıkları
buradan gözalabildiğine
donanmış tek ağaç görmeyeceksin
ama irili ufaklı göllerle gamzelenir toprak
anlat nasıl boşaltıldı o şehirler
kumla çamurla tıkandı her biri
çirkin kuşları ağulu böcekleri besledi
sayda'yı hatusas'ı troya'yı
alfabe ihraç eden fenike'yi
alfabe ithal eden ankara'yı
birbirine girmiş yazıları
taşbasması merkezleri, savaş arabalarını
iki nöbetçiyi anlat
uygarlık kuzeye doğru çekilirken
akdeniz kıyılarına iki nöbetçi dikti
güneşi bir de şiiri

ilk adımda ürperen çiçekleri
ilk adımda çiçekler ürperir
bir çiçek adı: papatya
bir çiçek adı: leylak
bir çiçek adı: yaz çiçeği
bir çiçek adı: kış çiçeği
bir çiçek adı: tanrım
hafiften hafiften seyriyor
serseri kurşunun hedefi

buradan gözalabildiğine
tek ve seyrek göreceksin yağmuru
ama her damla dopdoludur
ve her damlada
taşıran-damla onuru vardır
bunun için kördür şerbet
bunun için etoburdur petrol
bunun için öfkelidir özsu

morarıyor faltaşı

ii.

savaştan da kırandan da olsa
veremle de sıtmayla da gelse
lacivert bir çıngıraktır ölüm
patlar sarnıçların eski suyunda,
kapaklanmış bir at resmi çizer
havaleli çocukların kulaklarına.
ve avcıdır amansızdır coğrafya,
oyuklar halinde yitmişliğidir
yüzyılların bıraktığı iz taşta,
hangi taraftan esse rüzgar
zonklatır, sonra ortaya çıkarır
kayalıklara sıkışmış tarihi,
bir isyanı, bir dostluğu, bir yenilgiyi,
dönüştüğü şu müthiş ortamda
erkek totemlerin kadınsı fetişlere
kilim sanrısının halı dalgınlığına,
bil ki buradan göz alabildiğine
dağların gizemli şakaklarından
ovalara yaylalara bozkırlara çöllere
bölgenin bütün üvey topraklarına,
bir değişim aracı olmuştur ayna;
altın öldürmüş, ipek yalan söylemiştir;
kadı burhanettin'in arkadaşlarını
mitridat'ın dostlarını sevgililerini
ağuya ve küçük tatlara alıştırmıştır;
tütüne, defineye, hayın okşayışına.
savaşın vakti yoktur oysa
ve ancak yenilgi halinde
söz konusu olabilir geç kalma
umudun kanayan cephesinde
bak yağmur yağıyor ana unsura
kuşlar iyice alçaktan uçuyor,
bir şey vardı hani
yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordun
oysa karışık bir anı gibi
seni uyurken öpmesi gibi babanın
bir ilkkar tomurcuğu gibi
geveze dualarından sıyrılmış
sürekli ve silik duruyor
bak o şey sinmiş şurana.
binlerce binlerce yeraltı geçidine
şarıldayarak aktı
son gölgeleri yakılanların,
ateşlenirken odun ayaklarında
ve her akşam göğün yorgun başı
usul usul düşerken omuzlarına
sessizce ve hep birlikte aktı
büyük bir serinlik halinde
son gölgeleri onların
siyaset meydanlarından sehpalardan
kale kapılarındaki ince yazıtlardan
yanlış savaşlardan
büyük bir yıldız kalabalığına
sütündeki mavi damarlara koyunların
-mavi şaman damarlarına-
susuzluk ve işkence...
bunlarla yarattı efsanesini
bunlarla yarattı sorumlu musa'yı
bunlarla yarattı iyi isa'yı
bunlarla yarattı cesur muhammed'i.

anlat onu:

erzurum'da
geçit vermez kaşlarının ardında
derindir karanlıktır ıssızdır gözleri

konya'da
yüzünün herhangi bir yerine
bir kibir kırışığı çekmeyi ihmal etmez

izmir'de
kavun karpuz sergileri arasında
başı dönmektedir

kahire'de
tıkmıştır can kafesinin içine
tarihin büyük hayaletini

kuveyt'te
sağ eliyle duya dururken
sol eliyle kıçını kaşımaktadır.

telaviv'de
ona büyük bir türkü lazımdır
büyük bir felaket lazımdır ona

ve her yerde
güneş gizlice onun için parlıyor
gece gizlice onun gecesidir

her yerde
morarıyor
faltaşı.

iii.

çiçek ki çiğniyorum ağzımda
zifaftan ve yastan

havlıyor barut
sarartıyor gök kumaşını

arkadaşım yirmi sekiz yaşında
elinde yapraklar tutuyor

arkadaşım otuz yaşında
pamuğun kızlarını anlatıyor

arkadaşım kırk yaşında
bütün elbiseleri üstünde

bütün elbiselerim üstümde
kandan ve kavaktan

bir şey var adını biliyorum
beyaz ateşin içinde

barutun içinde dimdik
beyaz ateşin içinde

koparak eski evlerin
çürümüş ve nemli kokusundan

tozun içinde
biliyorum adını

geveze dualardan sıyrılmış
taptaze bir ses gibi

arkadaşımın sesi gibi
dünyanın ucu gibi

sürekli bir mırıltı gibi
yazdan yaz sokaklarından

ey korucunun uzanamadığı
çılgın salkım

ey dönüşsüz olan
yalnız açılan

ve kapanmayan

iv.

zaman mı? değil zaman.

akan zaman değil mesafelerdir.

güneşin çekici yukarda
suyun bıçağı aşağıda
krom alçakgönüllü, bakır utangaç,
ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında.
rüzgar bilmiyor nerden eseceğini
sınırlar kesik,
yerleşme yerlerinde balkıma.

biz kırıldık daha da kırılırız
ama katil da bilmiyor öldürdüğünü
hırsız da bilmiyor çaldığını
biz yeni bir hayatın acemileriyiz
bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
şiirimiz, aşkımız yeniden,
son kötü günleri yaşıyoruz belki
ilk güzel günleri de yaşarız belki
kekre bir şey var bu havada
geçmişle gelecek arasında
acıyla sevinç arasında
öfkeyle bağış arasında

biz kırıldık daha da kırılırız
doğudan batıya bütün dünyada
ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer
iki ciğer arasında bağlantı kurar
büyür, bir gün, zenginleşir orada,
çünkü ali'yi dirilten iksir de saklı
hasan'a sunulmuş ağuda,
granitin de olur bir okyanus diriliği,
nehirler daha uysal akar,
bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden
bir kuş nasıl uçuyorsa
öyle sever, çalışır insan,
kıraçlar çarptıkça dağlara
gül göçürür şafağından
doğanın altın şafağından
insanın altın şafağından
tarihin altın şafağından

biz kırıldık daha da kırılırız

kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.
© copyright 2005 - 2026