bugün
- sarapci diye nick alan akpli16
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi22
- fenerbahçe yarım düzine gol atıyor7
- iş yerinde sözlükte takılmak11
- karşı partiye oy veren arkadaşınıza küser misiniz8
- 27 ocak 2027 psg galatasaray maçı7
- vücudunu satarak para kazanan insan5
- fener balı12
- masa başı iş vs ayakta iş5
- sözlüğün en sevilen yazarı38
- şampiyonlar liginde bir tarafınızdan kan çekerler7
- sözlükten kaç sevgili edindiniz4
- manifest8
- gammaz çeteleri6
- rafael leao9
- savunduğu her fikrin doğru olduğuna inanan insan10
- psg'nin galatasaray'a atacağı gol sayısı4
- 2023 te lozan açılacaktı ne oldu ona2
- mutlu bey birader2
- fenerin şl de ziki tutacak olması13
- arkadaşlar grup açıyorum gelmek ister misiniz8
- hasidik yahudilik6
- 2022 de istanbul da ilginç şeylerin olması3
- özür dilemeyi bilmek9
- kavga eden iki yazarı ayırmak5
- fenerbahçe vs galatasaray26
- fenerbahçe'ye gerekli sol kanat2
- 30 ağustos 1922 kadir mısıroğlu'nun kara günü2
- yaşadığı hayatı başkasının gözüne sokan insanlar8
- dayak yiyen kadının şikayetçi olmaması8
- uludağ sözlük kışlası4
- ismaila sarr2
- sözlüğün embesillerle dolu olması5
- öldükten sonra toprağın altına gidecek olmak2
- 0 0 7 ile samiyende maç izlemek5
- ebrar karakurt4
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı5
- nutella dondurması4
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı50
- benim ak partili arkadaşlarım da var3
- akıl yürütme2
- hoşlanılan kızın ilk buluşmada abi demesi2
- zorunlu eğitim14
- arkadaşlar öğlen ne yesem4
- nickini görünce eksiyi yapıştırdığınız üyeler4
- ioçk5
- hepimiz dünyada kiracıyız3
- sürekli silik atıp utanmadan dönen yazarlar5
- meloş çay koyar mısın4
- sözlük'ün erkek tipsizleri ve çirkinleri11
" vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
bbcye öykünen bir haber kanalı, hatay - amanostaki çatışmayı veriyordu: devriye görevini yapmakta olan jandarma aracına roketatarlarla ateş açıldı, biri binbaşı üç subay şehit oldu. çıkan çatışmada k pkklı öldürüldü. bu, türkiye ana akım medyasında görülebilecek en nötr ifadeydi doğrusu. ana akım medyada ölen askerlere -hele hele içlerinde subay varsa- şehit denmesi her gazetecinin gözü kapalı uyması gereken kuraldır. pkkliler en nötr anlamıyla öldürülmüş olabilirlerdi. ya da ölü olarak ele geçirilmiş veya etkisiz hale getirilmiş. pek izleyemiyorum ama, roj tv de haberi muhtemelen 4 hpgli gerilla şehit oldu, yüksek rütbeli üç türk subayı öldürüldü. vb. şeklinde vermiştir. çünkü nasıl asker cenazelerinin değişmez sloganı şehitler ölmez vatan bölünmez ise, kürt illerindeki gerilla cenazelerinin baş sloganı da şehid namirin (şehitler ölmez) dir. televizyonlarda uzun uzun gösterilen, şehit ailelerine yapılan taziye ziyaretlerine yörenin mülki ve askeri erkânını, ölü ailelerini şehadetin en yüce mertebe olduğu ve çocuklarının boşuna ölmediği düsturuyla yatıştırırken izliyoruz. kürt siyasal eliti de aynı söylemle gerilla ölümlerini yüceltmekte. islâmdan her kesimin ödünç alageldiği şehit terimi savaşın taraflarınca ölümün yüceltilmesi için kullanılmakta. oysa ortada sadece ölü insanlar vardır; onlar artık ne kürttür ne türk ne sağcı ne solcu -sadece birer ölüdürler.
içim sıkıldı. zar zor yürüyebilsem de sokağa çıkamazdım, sokaklar işgal altındaydı. televizyonu kapattım -nerdeyse bütün kanallar bir savaş aygıtının propaganda bülteni gibi yayın yapıyorlardı.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
daha sonra, bir salonda vicdani retçilerin organize ettiği bir panelde konuşurken bir yandan ne kadar az olduğumuzu, ne kadar örgütsüz olduğumuzu düşündüm. salonda bulunanların çoğunun kafası karışıktı. bazıları t.c.nin, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı kürt halkının özgürlük mücadelesi adına silah kullanmasının militarizm olmadığını düşünüyordu. oysa mesele sadece silah meselesi de değildi -şiddet sarmalında ısrar etmenin çözümsüzlük anlamına gelmesi bir yana, biz antimilitaristlerin esas itiraz noktası olan hiyerarşik devlet tarzı örgütlenmenin reddedilip edilmemesiydi. çünkü iyi biliriz ki devletsi yapıların ve devletlerin bizzat uğruna mücadele ettiklerini öne sürdükleri halkı zapt-u rapta alma, hizaya sokma ve bastırma şeklinde kaçınılmaz özellikleri vardır.
biz antimilitaristler, hangi kutsal dava adına olursa olsun insanların, düşmanı öldürmek ve yok etmek amaçlı, emir komuta zincirine dayanan, liderlik kültüne yaslanan örgütlenmeler oluşturmasına karşıyız.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
hem,ibsennin sözünü aklımdan hiç çıkarmıyorum: çoğunluk her zaman haksızdır. "
bbcye öykünen bir haber kanalı, hatay - amanostaki çatışmayı veriyordu: devriye görevini yapmakta olan jandarma aracına roketatarlarla ateş açıldı, biri binbaşı üç subay şehit oldu. çıkan çatışmada k pkklı öldürüldü. bu, türkiye ana akım medyasında görülebilecek en nötr ifadeydi doğrusu. ana akım medyada ölen askerlere -hele hele içlerinde subay varsa- şehit denmesi her gazetecinin gözü kapalı uyması gereken kuraldır. pkkliler en nötr anlamıyla öldürülmüş olabilirlerdi. ya da ölü olarak ele geçirilmiş veya etkisiz hale getirilmiş. pek izleyemiyorum ama, roj tv de haberi muhtemelen 4 hpgli gerilla şehit oldu, yüksek rütbeli üç türk subayı öldürüldü. vb. şeklinde vermiştir. çünkü nasıl asker cenazelerinin değişmez sloganı şehitler ölmez vatan bölünmez ise, kürt illerindeki gerilla cenazelerinin baş sloganı da şehid namirin (şehitler ölmez) dir. televizyonlarda uzun uzun gösterilen, şehit ailelerine yapılan taziye ziyaretlerine yörenin mülki ve askeri erkânını, ölü ailelerini şehadetin en yüce mertebe olduğu ve çocuklarının boşuna ölmediği düsturuyla yatıştırırken izliyoruz. kürt siyasal eliti de aynı söylemle gerilla ölümlerini yüceltmekte. islâmdan her kesimin ödünç alageldiği şehit terimi savaşın taraflarınca ölümün yüceltilmesi için kullanılmakta. oysa ortada sadece ölü insanlar vardır; onlar artık ne kürttür ne türk ne sağcı ne solcu -sadece birer ölüdürler.
içim sıkıldı. zar zor yürüyebilsem de sokağa çıkamazdım, sokaklar işgal altındaydı. televizyonu kapattım -nerdeyse bütün kanallar bir savaş aygıtının propaganda bülteni gibi yayın yapıyorlardı.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
daha sonra, bir salonda vicdani retçilerin organize ettiği bir panelde konuşurken bir yandan ne kadar az olduğumuzu, ne kadar örgütsüz olduğumuzu düşündüm. salonda bulunanların çoğunun kafası karışıktı. bazıları t.c.nin, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı kürt halkının özgürlük mücadelesi adına silah kullanmasının militarizm olmadığını düşünüyordu. oysa mesele sadece silah meselesi de değildi -şiddet sarmalında ısrar etmenin çözümsüzlük anlamına gelmesi bir yana, biz antimilitaristlerin esas itiraz noktası olan hiyerarşik devlet tarzı örgütlenmenin reddedilip edilmemesiydi. çünkü iyi biliriz ki devletsi yapıların ve devletlerin bizzat uğruna mücadele ettiklerini öne sürdükleri halkı zapt-u rapta alma, hizaya sokma ve bastırma şeklinde kaçınılmaz özellikleri vardır.
biz antimilitaristler, hangi kutsal dava adına olursa olsun insanların, düşmanı öldürmek ve yok etmek amaçlı, emir komuta zincirine dayanan, liderlik kültüne yaslanan örgütlenmeler oluşturmasına karşıyız.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
hem,ibsennin sözünü aklımdan hiç çıkarmıyorum: çoğunluk her zaman haksızdır. "
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar