bugün
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar8
- macron koşacak diye park kapatan akepe31
- akp bitince ne olacak20
- öğretmen olmak4
- yazılımcı erkeklerin yakışıklı olmaması3
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- fusya semsiyeli yabanci25
- bedenen yorulmak mı beynen yorulmak mı4
- cd devrinin bitmesi13
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar7
- toplu taşımada osuran şahıs3
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- şimdi bir daha nasıl seveceğim söyle2
- bezelye yemeği9
- kizlarsoruyor com2
- resim ogretmeni5
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları9
- 8 temmuz 2026 migros çiğ kuruyemiş rezaleti2
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı10
- mehdi olmayı düşünmek5
- eczacı2
- gaddar kerim in mesleği nedir3
- atla gel saban filmindeki kokan adam3
- alaçatı da hayır lokmasını talan eden teyzeler8
- ekşi sözlükteki başlıkları uludağ sözlükte görmek7
- ilahi bir gücün sizi frenlediği düşüncesi7
- erecto bay bey birader birader yazar2
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler10
- otel odasında ölü bulunmak12
- kestel de orman yangını2
- vajina sıcaklığı6
- ölümün en iyi tanımı17
- size nasıl yardımcı olabilirim4
- kol saati takmanın anlamsızlığı15
- ciguli kral20
- altay cem meriç2
- gocu nickli şahıs buraya bak arslanım9
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek10
- sözlük yazarlarının lahmacunları10
- futbol22
- akrabalarla tüm alakayı kesmek4
- 12 temmuz 2026 arjantin isviçre maçı9
- kadınların piç erkek tercihi17
- 6 aydır üstüne çalıştığım ktç taklidim5
- çanakkale halkı2
- recep peker2
- 2026 fifa dünya kupası2
- her gün söylenen ufak tefek yalanlar9
- uludağ sözlük hatunlarının taş gibi olması7
- kadınların erkek jinekolog tercihi5
" vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
bbcye öykünen bir haber kanalı, hatay - amanostaki çatışmayı veriyordu: devriye görevini yapmakta olan jandarma aracına roketatarlarla ateş açıldı, biri binbaşı üç subay şehit oldu. çıkan çatışmada k pkklı öldürüldü. bu, türkiye ana akım medyasında görülebilecek en nötr ifadeydi doğrusu. ana akım medyada ölen askerlere -hele hele içlerinde subay varsa- şehit denmesi her gazetecinin gözü kapalı uyması gereken kuraldır. pkkliler en nötr anlamıyla öldürülmüş olabilirlerdi. ya da ölü olarak ele geçirilmiş veya etkisiz hale getirilmiş. pek izleyemiyorum ama, roj tv de haberi muhtemelen 4 hpgli gerilla şehit oldu, yüksek rütbeli üç türk subayı öldürüldü. vb. şeklinde vermiştir. çünkü nasıl asker cenazelerinin değişmez sloganı şehitler ölmez vatan bölünmez ise, kürt illerindeki gerilla cenazelerinin baş sloganı da şehid namirin (şehitler ölmez) dir. televizyonlarda uzun uzun gösterilen, şehit ailelerine yapılan taziye ziyaretlerine yörenin mülki ve askeri erkânını, ölü ailelerini şehadetin en yüce mertebe olduğu ve çocuklarının boşuna ölmediği düsturuyla yatıştırırken izliyoruz. kürt siyasal eliti de aynı söylemle gerilla ölümlerini yüceltmekte. islâmdan her kesimin ödünç alageldiği şehit terimi savaşın taraflarınca ölümün yüceltilmesi için kullanılmakta. oysa ortada sadece ölü insanlar vardır; onlar artık ne kürttür ne türk ne sağcı ne solcu -sadece birer ölüdürler.
içim sıkıldı. zar zor yürüyebilsem de sokağa çıkamazdım, sokaklar işgal altındaydı. televizyonu kapattım -nerdeyse bütün kanallar bir savaş aygıtının propaganda bülteni gibi yayın yapıyorlardı.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
daha sonra, bir salonda vicdani retçilerin organize ettiği bir panelde konuşurken bir yandan ne kadar az olduğumuzu, ne kadar örgütsüz olduğumuzu düşündüm. salonda bulunanların çoğunun kafası karışıktı. bazıları t.c.nin, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı kürt halkının özgürlük mücadelesi adına silah kullanmasının militarizm olmadığını düşünüyordu. oysa mesele sadece silah meselesi de değildi -şiddet sarmalında ısrar etmenin çözümsüzlük anlamına gelmesi bir yana, biz antimilitaristlerin esas itiraz noktası olan hiyerarşik devlet tarzı örgütlenmenin reddedilip edilmemesiydi. çünkü iyi biliriz ki devletsi yapıların ve devletlerin bizzat uğruna mücadele ettiklerini öne sürdükleri halkı zapt-u rapta alma, hizaya sokma ve bastırma şeklinde kaçınılmaz özellikleri vardır.
biz antimilitaristler, hangi kutsal dava adına olursa olsun insanların, düşmanı öldürmek ve yok etmek amaçlı, emir komuta zincirine dayanan, liderlik kültüne yaslanan örgütlenmeler oluşturmasına karşıyız.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
hem,ibsennin sözünü aklımdan hiç çıkarmıyorum: çoğunluk her zaman haksızdır. "
bbcye öykünen bir haber kanalı, hatay - amanostaki çatışmayı veriyordu: devriye görevini yapmakta olan jandarma aracına roketatarlarla ateş açıldı, biri binbaşı üç subay şehit oldu. çıkan çatışmada k pkklı öldürüldü. bu, türkiye ana akım medyasında görülebilecek en nötr ifadeydi doğrusu. ana akım medyada ölen askerlere -hele hele içlerinde subay varsa- şehit denmesi her gazetecinin gözü kapalı uyması gereken kuraldır. pkkliler en nötr anlamıyla öldürülmüş olabilirlerdi. ya da ölü olarak ele geçirilmiş veya etkisiz hale getirilmiş. pek izleyemiyorum ama, roj tv de haberi muhtemelen 4 hpgli gerilla şehit oldu, yüksek rütbeli üç türk subayı öldürüldü. vb. şeklinde vermiştir. çünkü nasıl asker cenazelerinin değişmez sloganı şehitler ölmez vatan bölünmez ise, kürt illerindeki gerilla cenazelerinin baş sloganı da şehid namirin (şehitler ölmez) dir. televizyonlarda uzun uzun gösterilen, şehit ailelerine yapılan taziye ziyaretlerine yörenin mülki ve askeri erkânını, ölü ailelerini şehadetin en yüce mertebe olduğu ve çocuklarının boşuna ölmediği düsturuyla yatıştırırken izliyoruz. kürt siyasal eliti de aynı söylemle gerilla ölümlerini yüceltmekte. islâmdan her kesimin ödünç alageldiği şehit terimi savaşın taraflarınca ölümün yüceltilmesi için kullanılmakta. oysa ortada sadece ölü insanlar vardır; onlar artık ne kürttür ne türk ne sağcı ne solcu -sadece birer ölüdürler.
içim sıkıldı. zar zor yürüyebilsem de sokağa çıkamazdım, sokaklar işgal altındaydı. televizyonu kapattım -nerdeyse bütün kanallar bir savaş aygıtının propaganda bülteni gibi yayın yapıyorlardı.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
vicdani reddimi açıklayalı yirmi iki yıl oldu. bugün 19 mayıs ve içimde tarif edilmez bir sıkıntı var. hastane odasında televizyonda mustafa sarıgülün bütün şişliyi nasıl bayraklarla ve atatürk posterleriyle donattığını gördüm. çoğunluğu genç, on binlerce insanın ellerinde bayraklarla mecidiyeköye doğru yürüyüşünü izleyince bu yirmi iki yılda bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğumuzu düşündüm.
daha sonra, bir salonda vicdani retçilerin organize ettiği bir panelde konuşurken bir yandan ne kadar az olduğumuzu, ne kadar örgütsüz olduğumuzu düşündüm. salonda bulunanların çoğunun kafası karışıktı. bazıları t.c.nin, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı kürt halkının özgürlük mücadelesi adına silah kullanmasının militarizm olmadığını düşünüyordu. oysa mesele sadece silah meselesi de değildi -şiddet sarmalında ısrar etmenin çözümsüzlük anlamına gelmesi bir yana, biz antimilitaristlerin esas itiraz noktası olan hiyerarşik devlet tarzı örgütlenmenin reddedilip edilmemesiydi. çünkü iyi biliriz ki devletsi yapıların ve devletlerin bizzat uğruna mücadele ettiklerini öne sürdükleri halkı zapt-u rapta alma, hizaya sokma ve bastırma şeklinde kaçınılmaz özellikleri vardır.
biz antimilitaristler, hangi kutsal dava adına olursa olsun insanların, düşmanı öldürmek ve yok etmek amaçlı, emir komuta zincirine dayanan, liderlik kültüne yaslanan örgütlenmeler oluşturmasına karşıyız.
sayımız çok az, doğru; savaş histerisini, bayrak fetişizmini, hangi kılık altında olursa olsun milliyetçiliği, alçaklığın son sığınağı olan vatanseverliği engellemeye gücümüz yetmez belki; ama suç ortağı olmayarak; vicdanımızın, inançlarımızın işaret ettiği yerden dik durarak; çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacak anlamlı öyküler oluşturarak bir etkimiz olabilir.
hem,ibsennin sözünü aklımdan hiç çıkarmıyorum: çoğunluk her zaman haksızdır. "
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar