bugün
- ufo2
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı7
- allah'ın bütün gün insanları izlemesi2
- yunan adalarına tatile gidenin vatan haini olması2
- meryem can2
- türklerin ileri olduğu konular21
- atatrue2
- 19 temmuz 2026 fransa ingiltere maçı4
- en gey özelliğiniz10
- saraca finch house3
- dinsize inanır mısın17
- true nickli yazar11
- norm ender3
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları9
- çırçıplak yatmak9
- erkek adam2
- en son alınan hediye7
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler7
- burçlara inanan erkek15
- son beş yıldır sevgilisi olmayan insan3
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- bir kadının en güzel bölgesi8
- nervio yu çok seviyorum ne yapmalıyım7
- dünyanın en güzel tatlısı8
- caner taslaman7
- bugün sağlığın için ne yaptın7
- eski seni özlüyor musun6
- mutlak butlan kararının yargıtay'a gönderilmesi2
- vantilatörü kendine çevirmek6
- sözlük kavgalarındaki avamlık5
- özlenen hissiyatlar6
- ruh hastası olan yazarlar6
- salak yazarlar7
- sokakta gocu ile karşılaşmak5
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- abd vizesi5
- sözlükte kadınlara sararak tatmin olan incel5
- her başlığın altında biten sözlük paraziti5
- bir gün öleceğini unutmak10
- otomatik portakal ve özgür irade paradoksu2
- kuran da neden namaz yok8
- seninle şurada olabilirdik5
- arkadaşlar bakar mısınız11
- uysaljakoben gocu'nun fake hesabı mı5
- bir insanın daraldığında sığınabileceği yerler5
- gocu31
- pandela6
- evdeki alkolün bittiği anda yapılacaklar5
- oğlak burcu kadını18
Naber lan? serisiyle bir dede korkut tandansı yakaladığımı itiraf etmek istiyorum. Anlıyorum iletişim kurmak istiyorsunuz. Lakin lütfen 90larda doğmuş kızlar mesaj atmasın; vicdanın ve libidonun aynı bünyede buluşmasını nurcu abi kıvamına gelerek ödüyorum bu mesajlarla. Kendimi lise 3e giden bir kıza her şeyin yoluna gireceğini söylerken bulduğumda ürperiyorum. Lütfen.
Sokağa salınmakta bi sakınca görülmediğim yaş 4tü. Şirin ve güvenli bir mahallede oturuyorduk ama tek akranım kuzenimdi sokakta. Mahallenin delisi bile vardı, onunla taşak geçebilecek medeni cesaret henüz yoktu. Sokağa çıkanlar en azından okula başlamışlardı. Top oynuyorduk ve uzaktan uzaktan futbolcu kartlarıyla oynayan abilere bakıyorduk. Çok eğleniyorlardı. Kepmek ve kepilmek, işte bütün mesele buydu. Bir gün Onları yakından izledim ve vücudumda ilk adrenalin salgılanmıştı. Daha fazlası için oynamak gerekiyordu. Ama kart nerden bulacaktık?
kuzenin abisinde vardı ve biraz çalıp sokağa çıktık. Oyuna başladığımda, okuma bilmemenin bu oyunda dezavantaj teşkil ettiğini fark edene kadar kepildim. Şu hayattaki ilk mağlubiyetimdi. biraz önce hileyle de olsa benim olan kartlar artık yoktu. Ağlamaklı oldum. Bi çıkış?
kartların üstünde yazılı şeyleri okuyabilmem lazımdı. Kuzenin abisi farketmişti hırsızlığımızı ve çok kızmıştı. Ama asıl kızdığı rakiplerine kaptırmamızdı kartları. Bi daha onlarla oynamazsak kartlarını bizle paylaşacağını söyledi, söz verdik. Bir miktar kart verdi ve kuzenle beraber kartların üzerinde neler yazdığını çözmeye adadık kendimizi. Kuzenle saatlerce hem oynuyor hem de okumayı öğreniyorduk.
Maçların ertesi günü gazetenin spor sayfasını açıp bildiğim isimleri yakalamayı başarıyordum. Zamanla okumayı ciddi ilerlettim. O gün bunu tam olarak nasıl bir yöntemle yaptığımı hatırlayamıyorum. Ama takıldığım noktalar da vardı. Mesela prekazinin hep yanlış yazıldığını düşünüyordum. Aslı pırekazi olmalıydı. P harfinden pı sesi çıkıyorsa yanında onun öyle olmasını sağlayacak bi işaret olmalıydı. Nitekim bi gün konuyu babama açmaya karar verdim. Üzerine pırekazi yazmayı başardığım kağıt ve gazeteyi alıp yanına gittim:
- baba pırekazinin böyle olması lazım diğ mi, gastedeki yannış mı?
- Cevat onun adı. Cevat prekazi. Arnavut o.
Ben içine düştüğüm çıkmazdan kurtulmaya çalışırken babam kafamda yeni kara delikler açmayı başarmıştı. Madem adı Cevat neden prekazi yazıyordu her yerde? Veya benimkisi tam anlamıyla gerçek bir soru değil miydi? Hadi onu geçtim 5 yaşında kendi kendine okumayı sökmüş çocuğun bunu nasıl başardığını bir sor hele. Bugün ben o kafayı çözsem, evrenin sırrını da aynı yöntemle çözebilirdim belki de.
Mahalleye yeni bir okul yapılıyordu ve ebeveyn beni okula yazdırma kararı aldı. 5 buçuk yaşında okula başlayacaktım. Herkesin 7 yaşında yazıldığı okula 5 buçuk yaşında başlamak bazı sorunlar doğuracaktı. Milli eğitim bakanlığı benim okula başlamamı, siyah önlükten maviye geçerek kutlama kararı aldı. Kuzenle aynı sınıfta olmak tedirginliğimi dizginliyordu.
okula gittik, öğretmen yoktu. Müdür vardı tek. Biraz bizle ilgilendikten sonra ailelere geri teslim etti. Yolu öğrendiğimize göre ertesi gün kendimiz gidebilirdik okula kuzenle. Öyle de oldu. Okula girdik. Bizim olduğunu düşündüğümüz sınıfın kapısını açtık. Şaşırdık. Çünkü yanlış sınıfa gelmiştik ve geldiğimiz yerde sıra, tahta, öğretmen, öğrenci hiçbir şey yoktu. Boya kutuları vardı, fırça vardı. ilk gün sınıfta hiçbir şey yapmadığımız için okulda tam olarak ne yapıldığını bilmiyorduk. Belki de boya yapmak içindi okul. Bu da kuzenle bizim sınavımızdı?
Daha bir ay önce babam evde badana yapmıştı. Nasıl yapıldığını gayet tabii biliyordum. Ve bu sınıfta sanırım badana yapacak birini bulamamışlardı. O yüzden buraya sıra ve tahta koyamıyorlardı. hadi boyayalım burayı zeki. Zekiyi ikna etmek kadar bu dünyada kolay bişey yok. Çantalarımızı kenara bırakıp boya kutularını açmaya başladık. ilk fırça darbesini vurduğumda kalbimin atış sekansı, ilk milli oluşumdakine benzer bir ritimdeydi.
Ortaya son derece sürreel bi çalışma çıkıyordu. Değişik renklerin birbirleri arasında hiçbir zaman yakalayamacakları bir ilişkiden bahsedebiliriz bu çalışmada. Fakat açtığım o son boya kutusundaki kırmızı o kadar canlıydı ki onu duvardaki renklere vererek heba edemezdim. Benim bi parçam olmalıydı o kırmızı. O kırmızıyla ayakkabılarımı boyamaya karar verdim. Soldakini boyadım, nefisti. Sağdakini boyamaya başladığımda kapı açıldı.
insan buz gibi soğuk suyun altında dayak yerken belli bir süre sonra acı çekmiyor arkadaşlar. Ben bunu tecrübe ettiğimde 5 buçuk yaşındaydım. Boyanması gereken bir yeri boyamaya çalıştığım için ağır bedel ödemiştim.
Ertesi gün okula gittiğimde kuzenle beni ayrı sıralara oturtma fikri, kofi annanın bile aklına gelmeyecek kadar dahiyane bir fikirdi. Öğretmen nihayet işbaşı yapmıştı. Adı asumandı. Tasvir etmem gerekirse, 1.70 boylarında, siyah saçlı, siyah gözlü, beyaz tenliydi. Tabii bunları etüt edebilecek yaşta olmadığından benim aklımda kalan, bana çok güzel baktığıydı.
Boya olayını öğrendikten sonra bir gün ödevime yıldız atarken boyacılar gelmiş, yan sınıfı boyuyorlar şu anda dedi ve gülümsedi. Çok heyecanlandım bunu duyunca. Tam olarak heyecanın sebebi neydi bilemiyorum ama hissettiğim şey güzeldi. Belki de ilk kez yaptığım şey için biri beni yargılamıyordu. Anlamaya çalışıyordu, anlıyordu belki de ve gülümsüyordu. Yerli malı haftasında onu çok sevdiğimi söyledim, bana sarıldı. Bana boyama kitabı hediye etti. velime benimle ilgili mektuplar yazıyordu ara sıra. bana kızdığını hiç hatırlamıyorum. bu özel ilişkimiz annemi bile kıskandırıyordu bazen. onun için bu kadar özel olmamı sağlayan şeyi herkes merak ediyordu...
- - - - -
Yıllar sonra prekaziyle tanıştığımda ona Cevat diye hitap ettim. Asuman hocayı, mahalleden taşındığımız için o seneden sonra bir daha görmedim. Babam şu an yanımda, çay içiyor.
Sokağa salınmakta bi sakınca görülmediğim yaş 4tü. Şirin ve güvenli bir mahallede oturuyorduk ama tek akranım kuzenimdi sokakta. Mahallenin delisi bile vardı, onunla taşak geçebilecek medeni cesaret henüz yoktu. Sokağa çıkanlar en azından okula başlamışlardı. Top oynuyorduk ve uzaktan uzaktan futbolcu kartlarıyla oynayan abilere bakıyorduk. Çok eğleniyorlardı. Kepmek ve kepilmek, işte bütün mesele buydu. Bir gün Onları yakından izledim ve vücudumda ilk adrenalin salgılanmıştı. Daha fazlası için oynamak gerekiyordu. Ama kart nerden bulacaktık?
kuzenin abisinde vardı ve biraz çalıp sokağa çıktık. Oyuna başladığımda, okuma bilmemenin bu oyunda dezavantaj teşkil ettiğini fark edene kadar kepildim. Şu hayattaki ilk mağlubiyetimdi. biraz önce hileyle de olsa benim olan kartlar artık yoktu. Ağlamaklı oldum. Bi çıkış?
kartların üstünde yazılı şeyleri okuyabilmem lazımdı. Kuzenin abisi farketmişti hırsızlığımızı ve çok kızmıştı. Ama asıl kızdığı rakiplerine kaptırmamızdı kartları. Bi daha onlarla oynamazsak kartlarını bizle paylaşacağını söyledi, söz verdik. Bir miktar kart verdi ve kuzenle beraber kartların üzerinde neler yazdığını çözmeye adadık kendimizi. Kuzenle saatlerce hem oynuyor hem de okumayı öğreniyorduk.
Maçların ertesi günü gazetenin spor sayfasını açıp bildiğim isimleri yakalamayı başarıyordum. Zamanla okumayı ciddi ilerlettim. O gün bunu tam olarak nasıl bir yöntemle yaptığımı hatırlayamıyorum. Ama takıldığım noktalar da vardı. Mesela prekazinin hep yanlış yazıldığını düşünüyordum. Aslı pırekazi olmalıydı. P harfinden pı sesi çıkıyorsa yanında onun öyle olmasını sağlayacak bi işaret olmalıydı. Nitekim bi gün konuyu babama açmaya karar verdim. Üzerine pırekazi yazmayı başardığım kağıt ve gazeteyi alıp yanına gittim:
- baba pırekazinin böyle olması lazım diğ mi, gastedeki yannış mı?
- Cevat onun adı. Cevat prekazi. Arnavut o.
Ben içine düştüğüm çıkmazdan kurtulmaya çalışırken babam kafamda yeni kara delikler açmayı başarmıştı. Madem adı Cevat neden prekazi yazıyordu her yerde? Veya benimkisi tam anlamıyla gerçek bir soru değil miydi? Hadi onu geçtim 5 yaşında kendi kendine okumayı sökmüş çocuğun bunu nasıl başardığını bir sor hele. Bugün ben o kafayı çözsem, evrenin sırrını da aynı yöntemle çözebilirdim belki de.
Mahalleye yeni bir okul yapılıyordu ve ebeveyn beni okula yazdırma kararı aldı. 5 buçuk yaşında okula başlayacaktım. Herkesin 7 yaşında yazıldığı okula 5 buçuk yaşında başlamak bazı sorunlar doğuracaktı. Milli eğitim bakanlığı benim okula başlamamı, siyah önlükten maviye geçerek kutlama kararı aldı. Kuzenle aynı sınıfta olmak tedirginliğimi dizginliyordu.
okula gittik, öğretmen yoktu. Müdür vardı tek. Biraz bizle ilgilendikten sonra ailelere geri teslim etti. Yolu öğrendiğimize göre ertesi gün kendimiz gidebilirdik okula kuzenle. Öyle de oldu. Okula girdik. Bizim olduğunu düşündüğümüz sınıfın kapısını açtık. Şaşırdık. Çünkü yanlış sınıfa gelmiştik ve geldiğimiz yerde sıra, tahta, öğretmen, öğrenci hiçbir şey yoktu. Boya kutuları vardı, fırça vardı. ilk gün sınıfta hiçbir şey yapmadığımız için okulda tam olarak ne yapıldığını bilmiyorduk. Belki de boya yapmak içindi okul. Bu da kuzenle bizim sınavımızdı?
Daha bir ay önce babam evde badana yapmıştı. Nasıl yapıldığını gayet tabii biliyordum. Ve bu sınıfta sanırım badana yapacak birini bulamamışlardı. O yüzden buraya sıra ve tahta koyamıyorlardı. hadi boyayalım burayı zeki. Zekiyi ikna etmek kadar bu dünyada kolay bişey yok. Çantalarımızı kenara bırakıp boya kutularını açmaya başladık. ilk fırça darbesini vurduğumda kalbimin atış sekansı, ilk milli oluşumdakine benzer bir ritimdeydi.
Ortaya son derece sürreel bi çalışma çıkıyordu. Değişik renklerin birbirleri arasında hiçbir zaman yakalayamacakları bir ilişkiden bahsedebiliriz bu çalışmada. Fakat açtığım o son boya kutusundaki kırmızı o kadar canlıydı ki onu duvardaki renklere vererek heba edemezdim. Benim bi parçam olmalıydı o kırmızı. O kırmızıyla ayakkabılarımı boyamaya karar verdim. Soldakini boyadım, nefisti. Sağdakini boyamaya başladığımda kapı açıldı.
insan buz gibi soğuk suyun altında dayak yerken belli bir süre sonra acı çekmiyor arkadaşlar. Ben bunu tecrübe ettiğimde 5 buçuk yaşındaydım. Boyanması gereken bir yeri boyamaya çalıştığım için ağır bedel ödemiştim.
Ertesi gün okula gittiğimde kuzenle beni ayrı sıralara oturtma fikri, kofi annanın bile aklına gelmeyecek kadar dahiyane bir fikirdi. Öğretmen nihayet işbaşı yapmıştı. Adı asumandı. Tasvir etmem gerekirse, 1.70 boylarında, siyah saçlı, siyah gözlü, beyaz tenliydi. Tabii bunları etüt edebilecek yaşta olmadığından benim aklımda kalan, bana çok güzel baktığıydı.
Boya olayını öğrendikten sonra bir gün ödevime yıldız atarken boyacılar gelmiş, yan sınıfı boyuyorlar şu anda dedi ve gülümsedi. Çok heyecanlandım bunu duyunca. Tam olarak heyecanın sebebi neydi bilemiyorum ama hissettiğim şey güzeldi. Belki de ilk kez yaptığım şey için biri beni yargılamıyordu. Anlamaya çalışıyordu, anlıyordu belki de ve gülümsüyordu. Yerli malı haftasında onu çok sevdiğimi söyledim, bana sarıldı. Bana boyama kitabı hediye etti. velime benimle ilgili mektuplar yazıyordu ara sıra. bana kızdığını hiç hatırlamıyorum. bu özel ilişkimiz annemi bile kıskandırıyordu bazen. onun için bu kadar özel olmamı sağlayan şeyi herkes merak ediyordu...
- - - - -
Yıllar sonra prekaziyle tanıştığımda ona Cevat diye hitap ettim. Asuman hocayı, mahalleden taşındığımız için o seneden sonra bir daha görmedim. Babam şu an yanımda, çay içiyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar