bugün
- bütün gece için bana ne kadar ödeyebilirsin5
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı14
- kanuni döneminde yaşansa olası ekşi başlıkları5
- turizmciler battı mutlu musunuz5
- uluslararası evlilik4
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- putinin türkiyede inşaatta çalışması3
- tatile gelen gurbetçinin yürek burkan sözleri2
- kore filmi izleyememek4
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi8
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi12
- fazla araştırmak kötü müdür7
- çin dizileri2
- türkiye'nin ırak'a 1 milyar dolar ödeyecek olması3
- superman türkiye de çekilseydi4
- yazarların en uçuk seks fantezileri2
- space oddity7
- kaliteli insanı belli eden detaylar14
- karınızı başka erkeğin kolunda görüp gülümsemek3
- honda cbr 1000rr2
- mersini rusların işgal etmesi2
- dinler tarihinin en önemli olayı11
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- uysaljakobene burç baktırmak8
- 1 dakika neden 60 saniye3
- üstteki yazarı öv15
- yayınlanmamış tanrı röportajları4
- çalışmak5
- hayata küsmek3
- erkeğe yakışmayan giysiler5
- türk kızları neden kıskanç değil2
- ona bir şey söyle17
- deniz göktaş7
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- manifest grubu vs pkk7
- gözlüğü kaybetmek3
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması15
- ipkis'in evinde yatılı misafir olmak2
- neden aşık oluyoruz3
- chatgpt4
- küçük memeli kız siniri4
- nesrin cavadzade4
- ice break2
- markette çalışmak7
- mete gazoz4
- israil'in olası türkiye saldırısı6
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış8
- balık fiyatları2
- 128 milyar doların gündemden düşmesi2
sene 2010.
istanbul'dan izmir'e otobüsle gideceğim. 23:00 seferine aldım. oldukça yoğun ve yorucu bir gün geçirmiştim, uykusuzluk tavan yapmış durumda. ayakta uyuyacağım, o derece. yolculuk vakti geldi, otobüse bindim, cam kenarında olan koltuğuma oturdum. tek hayalim, bir an önce uyumak. şansıma yanımdaki koltuk da boşmuş. oh, kebap. gözümü kapatmamla uyumam bir oldu. bilenler bilir, istanbul-izmir seferi yapan araçlar feribot haricinde genellikle susurluk civarında mola verirler. neyse, bir ara gözümü açtım, ama çok rahatsız hissediyorum kendimi. beni uyandıran şeyin ne olduğunu sorguluyorum uyku sersemliğiyle ve bulmam çok da uzun sürmedi. öyle bir çişim var ki, ucunda tutuyorum. yani hafif bir kasılma vs durumunda salacağım, o derece. şöyle bir etrafa bakındım neredeyiz diye ama gece vakti anlamanın mümkünatı yok. hemen üstten butona basıp muavini çağırdım:
himmet: neredeyiz?
muavin: biraz önce susurluk'tan çıktık.
himmet: yapma yaa, en azından 3 saat var yani izmir'e?
muavin: evet.
himmet: ya birader, benim çok tuvaletim var, bildiğin yapmak üzereyim. kaptana söyle de bir kenarda duruverin, yapayım.
muavin: abi kaptan durmaz ama sorayım.
sordu ve geldi;
muavin: yok abi, duramam dedi kaptan.
himmet: oğlum altıma yapacağım neredeyse.
muavin: (gevrek bir tebessümle) yok daha neler abi, izmir'e 2-3 saat bir şey kaldı şurada.
ve gitti sıfatına sıçtığımın.
ulan resmen altıma etmek üzereyim, kazık kadar adamın düştüğü duruma bak. değil 2 saat, 5 dakika daha tutacak gücüm kalmamıştı. muavinin yolculuğun başında servis ettiği ağzı kapalı bardak şeklindeki meyve suyu gözüme ilişti.* jelatini açtım, meyve suyunu bir dikişte içtim. niyeti bozmuştum. belki çok zor bir durumdaydım ama şans yine de benden yanaydı. her şeyden önce yan koltuğum boştu, vaktin gece olması sebebiyle otobüsün ışıkları yanmıyordu ve çoğunluk uyuyordu. hafifçe cama doğru meyillendim, açtım fermuarı, çıkardım bizim aleti. yerleştirdim meyve suyu bardağının içerisine, başladım salmaya. ohhh. o anda hissetiğim rahatlama duygusunun tarifi yok sözlük, dünyalar benim olsa bu kadar mutlu olmam. tabi bardağın hacmi, bizim idrara yetecek gibi değildi. bardağın sıcaklığından, neresine kadar doldurduğumu anlıyordum. depo dolmuştu, kendimi zor da olsa kastım ve işeme işlemine ara verdim. jelatini, usulca bardağın üstüne geri örttüm. ve bardağı önümdeki koltuğun arka kısmında bulunan kapağı açıp bardaklık kısmına yerleştirdim. çişim hala vardı ama artık tutulabilecek seviyedeydi. hem niyeti bozmuştum artık, bir daha gelirse bir meyve suyu daha ister ona ederdim. keyfim yerine gelmişti, rahatça uyuyabilirdim fakat bardak devrilir de rezillik çıkar diye o saatten sonra uyumadım. izmir'e vardığımızda, araçtan inmeden evvel acaba bardağı da alıp çöpe atsam mı diye düşündüm. ama sonra ibne muavinin o gevrek gülümsemesi geldi aklıma ve o idrar dolu bardağı otobüste bıraktım. o günden beri otobüs yolculuklarından önce çok sıvı almamaya, molalarda tuvaletim olmasa da tuvalaete gitmeye çalışıyorum.
bu da böyle bir anımdı sözlük.
istanbul'dan izmir'e otobüsle gideceğim. 23:00 seferine aldım. oldukça yoğun ve yorucu bir gün geçirmiştim, uykusuzluk tavan yapmış durumda. ayakta uyuyacağım, o derece. yolculuk vakti geldi, otobüse bindim, cam kenarında olan koltuğuma oturdum. tek hayalim, bir an önce uyumak. şansıma yanımdaki koltuk da boşmuş. oh, kebap. gözümü kapatmamla uyumam bir oldu. bilenler bilir, istanbul-izmir seferi yapan araçlar feribot haricinde genellikle susurluk civarında mola verirler. neyse, bir ara gözümü açtım, ama çok rahatsız hissediyorum kendimi. beni uyandıran şeyin ne olduğunu sorguluyorum uyku sersemliğiyle ve bulmam çok da uzun sürmedi. öyle bir çişim var ki, ucunda tutuyorum. yani hafif bir kasılma vs durumunda salacağım, o derece. şöyle bir etrafa bakındım neredeyiz diye ama gece vakti anlamanın mümkünatı yok. hemen üstten butona basıp muavini çağırdım:
himmet: neredeyiz?
muavin: biraz önce susurluk'tan çıktık.
himmet: yapma yaa, en azından 3 saat var yani izmir'e?
muavin: evet.
himmet: ya birader, benim çok tuvaletim var, bildiğin yapmak üzereyim. kaptana söyle de bir kenarda duruverin, yapayım.
muavin: abi kaptan durmaz ama sorayım.
sordu ve geldi;
muavin: yok abi, duramam dedi kaptan.
himmet: oğlum altıma yapacağım neredeyse.
muavin: (gevrek bir tebessümle) yok daha neler abi, izmir'e 2-3 saat bir şey kaldı şurada.
ve gitti sıfatına sıçtığımın.
ulan resmen altıma etmek üzereyim, kazık kadar adamın düştüğü duruma bak. değil 2 saat, 5 dakika daha tutacak gücüm kalmamıştı. muavinin yolculuğun başında servis ettiği ağzı kapalı bardak şeklindeki meyve suyu gözüme ilişti.* jelatini açtım, meyve suyunu bir dikişte içtim. niyeti bozmuştum. belki çok zor bir durumdaydım ama şans yine de benden yanaydı. her şeyden önce yan koltuğum boştu, vaktin gece olması sebebiyle otobüsün ışıkları yanmıyordu ve çoğunluk uyuyordu. hafifçe cama doğru meyillendim, açtım fermuarı, çıkardım bizim aleti. yerleştirdim meyve suyu bardağının içerisine, başladım salmaya. ohhh. o anda hissetiğim rahatlama duygusunun tarifi yok sözlük, dünyalar benim olsa bu kadar mutlu olmam. tabi bardağın hacmi, bizim idrara yetecek gibi değildi. bardağın sıcaklığından, neresine kadar doldurduğumu anlıyordum. depo dolmuştu, kendimi zor da olsa kastım ve işeme işlemine ara verdim. jelatini, usulca bardağın üstüne geri örttüm. ve bardağı önümdeki koltuğun arka kısmında bulunan kapağı açıp bardaklık kısmına yerleştirdim. çişim hala vardı ama artık tutulabilecek seviyedeydi. hem niyeti bozmuştum artık, bir daha gelirse bir meyve suyu daha ister ona ederdim. keyfim yerine gelmişti, rahatça uyuyabilirdim fakat bardak devrilir de rezillik çıkar diye o saatten sonra uyumadım. izmir'e vardığımızda, araçtan inmeden evvel acaba bardağı da alıp çöpe atsam mı diye düşündüm. ama sonra ibne muavinin o gevrek gülümsemesi geldi aklıma ve o idrar dolu bardağı otobüste bıraktım. o günden beri otobüs yolculuklarından önce çok sıvı almamaya, molalarda tuvaletim olmasa da tuvalaete gitmeye çalışıyorum.
bu da böyle bir anımdı sözlük.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar