bugün
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı5
- sözler köşkü4
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- osmanlı'ya alerjisi olan tipler4
- fasulyeyi akşamdan suya koyan erkek5
- osmanlı torunuyum diye gezen çomar4
- sırrı süreyya önder28
- askerde sözlüğe girmek2
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- sevgiliyle yaşamanın normalleştirilmesi4
- silver ile evlenecek erkek52
- atatürk'e alerjisi olan tipler2
- karısı kızı feto evlerine gitmiş çomar2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası25
- türk bayrağı2
- adem ve havva'nın yasak ağaca el sürmesi3
- tutmayan başlık açma rehberi7
- yakışıklı olup sevgilisi olmayan erkek3
- kalabalık umumi tuvalette penislerin çarpışması5
- gece vardiyası2
- galatasaray neden transfer yapamıyor2
- askerlik anıları6
- çanta2
- abdülhamit han dönemi çözüm süreci fotoğrafı4
- kürt kızlarının güzel olması2
- 6 kişi öldü diye yas ilan edilmez3
- bahçeli'nin spor kisvesi açıklaması2
- dün gece ne oldu12
- sarapci koala58
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- sözlükteki linç kültürü12
- hristolojiye göre kıyamet alametleri5
- erecto dos andreas biraderitos3
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- ismet gürbüz ile 81 günde 81 ili dolaşmak2
- avokadonun turkçesinin taşak olması4
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- elinin içine hapşıran insan5
- gündüz uyuyup gece sokaklarda dolaşmak2
- birader bey birader bey2
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- sarışın ve mavi gözlü kızla olmak2
- sözlükteki linç tayfa6
- koreli erkeklerin türk kızlarından güzel olması4
- sözlüğe yalan söylemek yalandan sayılır mı4
- deccaliyet çağı6
sene 2010.
istanbul'dan izmir'e otobüsle gideceğim. 23:00 seferine aldım. oldukça yoğun ve yorucu bir gün geçirmiştim, uykusuzluk tavan yapmış durumda. ayakta uyuyacağım, o derece. yolculuk vakti geldi, otobüse bindim, cam kenarında olan koltuğuma oturdum. tek hayalim, bir an önce uyumak. şansıma yanımdaki koltuk da boşmuş. oh, kebap. gözümü kapatmamla uyumam bir oldu. bilenler bilir, istanbul-izmir seferi yapan araçlar feribot haricinde genellikle susurluk civarında mola verirler. neyse, bir ara gözümü açtım, ama çok rahatsız hissediyorum kendimi. beni uyandıran şeyin ne olduğunu sorguluyorum uyku sersemliğiyle ve bulmam çok da uzun sürmedi. öyle bir çişim var ki, ucunda tutuyorum. yani hafif bir kasılma vs durumunda salacağım, o derece. şöyle bir etrafa bakındım neredeyiz diye ama gece vakti anlamanın mümkünatı yok. hemen üstten butona basıp muavini çağırdım:
himmet: neredeyiz?
muavin: biraz önce susurluk'tan çıktık.
himmet: yapma yaa, en azından 3 saat var yani izmir'e?
muavin: evet.
himmet: ya birader, benim çok tuvaletim var, bildiğin yapmak üzereyim. kaptana söyle de bir kenarda duruverin, yapayım.
muavin: abi kaptan durmaz ama sorayım.
sordu ve geldi;
muavin: yok abi, duramam dedi kaptan.
himmet: oğlum altıma yapacağım neredeyse.
muavin: (gevrek bir tebessümle) yok daha neler abi, izmir'e 2-3 saat bir şey kaldı şurada.
ve gitti sıfatına sıçtığımın.
ulan resmen altıma etmek üzereyim, kazık kadar adamın düştüğü duruma bak. değil 2 saat, 5 dakika daha tutacak gücüm kalmamıştı. muavinin yolculuğun başında servis ettiği ağzı kapalı bardak şeklindeki meyve suyu gözüme ilişti.* jelatini açtım, meyve suyunu bir dikişte içtim. niyeti bozmuştum. belki çok zor bir durumdaydım ama şans yine de benden yanaydı. her şeyden önce yan koltuğum boştu, vaktin gece olması sebebiyle otobüsün ışıkları yanmıyordu ve çoğunluk uyuyordu. hafifçe cama doğru meyillendim, açtım fermuarı, çıkardım bizim aleti. yerleştirdim meyve suyu bardağının içerisine, başladım salmaya. ohhh. o anda hissetiğim rahatlama duygusunun tarifi yok sözlük, dünyalar benim olsa bu kadar mutlu olmam. tabi bardağın hacmi, bizim idrara yetecek gibi değildi. bardağın sıcaklığından, neresine kadar doldurduğumu anlıyordum. depo dolmuştu, kendimi zor da olsa kastım ve işeme işlemine ara verdim. jelatini, usulca bardağın üstüne geri örttüm. ve bardağı önümdeki koltuğun arka kısmında bulunan kapağı açıp bardaklık kısmına yerleştirdim. çişim hala vardı ama artık tutulabilecek seviyedeydi. hem niyeti bozmuştum artık, bir daha gelirse bir meyve suyu daha ister ona ederdim. keyfim yerine gelmişti, rahatça uyuyabilirdim fakat bardak devrilir de rezillik çıkar diye o saatten sonra uyumadım. izmir'e vardığımızda, araçtan inmeden evvel acaba bardağı da alıp çöpe atsam mı diye düşündüm. ama sonra ibne muavinin o gevrek gülümsemesi geldi aklıma ve o idrar dolu bardağı otobüste bıraktım. o günden beri otobüs yolculuklarından önce çok sıvı almamaya, molalarda tuvaletim olmasa da tuvalaete gitmeye çalışıyorum.
bu da böyle bir anımdı sözlük.
istanbul'dan izmir'e otobüsle gideceğim. 23:00 seferine aldım. oldukça yoğun ve yorucu bir gün geçirmiştim, uykusuzluk tavan yapmış durumda. ayakta uyuyacağım, o derece. yolculuk vakti geldi, otobüse bindim, cam kenarında olan koltuğuma oturdum. tek hayalim, bir an önce uyumak. şansıma yanımdaki koltuk da boşmuş. oh, kebap. gözümü kapatmamla uyumam bir oldu. bilenler bilir, istanbul-izmir seferi yapan araçlar feribot haricinde genellikle susurluk civarında mola verirler. neyse, bir ara gözümü açtım, ama çok rahatsız hissediyorum kendimi. beni uyandıran şeyin ne olduğunu sorguluyorum uyku sersemliğiyle ve bulmam çok da uzun sürmedi. öyle bir çişim var ki, ucunda tutuyorum. yani hafif bir kasılma vs durumunda salacağım, o derece. şöyle bir etrafa bakındım neredeyiz diye ama gece vakti anlamanın mümkünatı yok. hemen üstten butona basıp muavini çağırdım:
himmet: neredeyiz?
muavin: biraz önce susurluk'tan çıktık.
himmet: yapma yaa, en azından 3 saat var yani izmir'e?
muavin: evet.
himmet: ya birader, benim çok tuvaletim var, bildiğin yapmak üzereyim. kaptana söyle de bir kenarda duruverin, yapayım.
muavin: abi kaptan durmaz ama sorayım.
sordu ve geldi;
muavin: yok abi, duramam dedi kaptan.
himmet: oğlum altıma yapacağım neredeyse.
muavin: (gevrek bir tebessümle) yok daha neler abi, izmir'e 2-3 saat bir şey kaldı şurada.
ve gitti sıfatına sıçtığımın.
ulan resmen altıma etmek üzereyim, kazık kadar adamın düştüğü duruma bak. değil 2 saat, 5 dakika daha tutacak gücüm kalmamıştı. muavinin yolculuğun başında servis ettiği ağzı kapalı bardak şeklindeki meyve suyu gözüme ilişti.* jelatini açtım, meyve suyunu bir dikişte içtim. niyeti bozmuştum. belki çok zor bir durumdaydım ama şans yine de benden yanaydı. her şeyden önce yan koltuğum boştu, vaktin gece olması sebebiyle otobüsün ışıkları yanmıyordu ve çoğunluk uyuyordu. hafifçe cama doğru meyillendim, açtım fermuarı, çıkardım bizim aleti. yerleştirdim meyve suyu bardağının içerisine, başladım salmaya. ohhh. o anda hissetiğim rahatlama duygusunun tarifi yok sözlük, dünyalar benim olsa bu kadar mutlu olmam. tabi bardağın hacmi, bizim idrara yetecek gibi değildi. bardağın sıcaklığından, neresine kadar doldurduğumu anlıyordum. depo dolmuştu, kendimi zor da olsa kastım ve işeme işlemine ara verdim. jelatini, usulca bardağın üstüne geri örttüm. ve bardağı önümdeki koltuğun arka kısmında bulunan kapağı açıp bardaklık kısmına yerleştirdim. çişim hala vardı ama artık tutulabilecek seviyedeydi. hem niyeti bozmuştum artık, bir daha gelirse bir meyve suyu daha ister ona ederdim. keyfim yerine gelmişti, rahatça uyuyabilirdim fakat bardak devrilir de rezillik çıkar diye o saatten sonra uyumadım. izmir'e vardığımızda, araçtan inmeden evvel acaba bardağı da alıp çöpe atsam mı diye düşündüm. ama sonra ibne muavinin o gevrek gülümsemesi geldi aklıma ve o idrar dolu bardağı otobüste bıraktım. o günden beri otobüs yolculuklarından önce çok sıvı almamaya, molalarda tuvaletim olmasa da tuvalaete gitmeye çalışıyorum.
bu da böyle bir anımdı sözlük.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar