bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin10
- ayı saldırınca yapılması gerekenler13
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- gece yarısı çalan telefon7
- uysaljakoben21
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- gammaz olmuşum13
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- geceye bir söz bırak3
- aquila bicipite8
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- eski dizileri izlemek3
- reha muhtar25
- kadınların zeka seviyesi2
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- ankarada masaj yaptırmak2
- kadınların erkeklerde aradıkları şeyler2
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- minyon kadın siniri5
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız2
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak2
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü2
- kel erkek3
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- ona bir şey söyle16
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- kemal kılıçdaroğlu35
- elit olmak için gerekenler13
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- death2
- bizim delilere bakayım4
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- gençler iş beğenmiyor3
- gecenin şarkısı4
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- gocu26
- ses yakışıklılığı2
- semum3
- ikinci evliliği yapanları anlayamamak21
GATS, eğitim üzerine ülkemizde üniversitelerin kaynaklarını sermaye ihtiyaçları doğrultusunda kullanmayı, üniversite ve sermaye dolaşımı arasında bir mutabakat sağlamayı amaçlamaktadır. Yeni yüksek öğrenim yasası da GATS kriterleriyle tam bir paralellik göstermektedir. Ayrıca ülkemizde ki pek çok özel orta öğretim kurumu ve vakıf üniversitesi bize bu anlaşmanın bir göstergesidir.
Türkiye den istenen özel talepler ise şunlar: Yüksek eğitim ve işle ilgili eğitim ve yetişkin eğitimi piyasalarına giriş önündeki engellerin tümü kaldırılacak. Taahhütlerde mutabık kalan ülkeler, eğitim kalitesinin sağlanması açısından hükümet içi veya hükümet dışı inceleme, değerlendirme yapmakta ve diğer ülkelerle işbirliği yapmakta serbest olacaklardır.
Söz konusu olan sürecin adı AB ile entegrasyon olunca, birliğin hizmet alanlarında yapılmasını istediği işlerin aracı akreditasyon olmaktadır. Akreditasyon (belgeleme) hizmet kalitesinin uluslararası ölçekte belirli kurallarla yapıldığının bir güvencesi olarak tanımlanmaktadır. Avrupa da bu konuda söz sahibi olan FEANI (Ulusal Mühendislik Birlikleri Avrupa Federasyonu) gibi kuruluşların ülkemizde tam anlamıyla eşdeğeri bulunmamasına rağmen mühendislik alanında planlanan akreditasyon iki aşamalı (eğitim ve hizmet) olarak uygulanmak istenmektedir.
Ülkemizde meslek alanlarına yönelik düzenlemeler ve uyumlaştırma çabaları AB Genel Sekreterliği nin Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı çalışmasıyla iyice kendini gösterir. Bu bağlamda da karşımıza çıkan uyumlaştırma; iki farklı olgunun kendi oluşum sürecinden ve mantığından koparılmadan yeni şartlarda sentezlenmesi şeklinde olmayıp, yüzyıllar boyunca gelişimini sürdüren Avrupa kapitalizminin meydana getirdiği sosyo-ekonomik yapıların işleyiş ilkelerine dikey yönde bağlanmak şeklinde gelişmektedir. Zira uzmanlık, sertifikalandırma, akreditasyon, mesleki tanınırlık gibi kavramları gündemimize sokacak olan bu hızlı bağımlılık sürecinin uyumluluk kisvesi altında devam ettiğini gösteren en önemli olaylardan biri, TMMOB un (Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği) taraf olduğu Yetkin Mühendislik Yasa Tasarısıdır. Bu tasarıya göre:
Yetkili meslek kuruluşlarının tanıdığı ve denetlediği iş yerlerinde en az beş yıl çalışmak
Açılacak olan uzmanlık sınavından başarılı olmak gerekiyor.
Gelişmiş olarak nitelendirilen ülkelerin eğitim sistemlerine göz attığımızda yetkinlik tartışmalarına kaynaklık eden kavramların yaratıcısı FEANI nin eğitime yönelik sınıflamasına bakıldığında şu başlıkları görüyoruz:
8 yıllık temel öğrenim eğitimi,
4 yıllık üniversite (meslek alanı) temel eğitimi,
5 yıllık mesleki deneyim: Meslek deneyimi düzeyinde tanınma, diploma sonrası uygulama alanlarında çalışmayı kapsamaktadır.
Kavramsal eğitim ve diploma, mesleği yapmak için yeterli görülmediğinden, ayrı bir uygulama eğitim süreci önerilmektedir. Bu süre meslektaşın bireysel olarak mesleğini yapma olanağı tanımayan, ancak onaylı bir kuruluştan deneyimin sertifika ile belgelendirilmesi sonucu mesleğini yapabilmesine olanak sağlayan bir yapıdadır.1 Bilindiği gibi ülkemizde üniversite eğitiminden sorumlu tek kurum YÖK tür (Yüksek Öğrenim Kurumu). Uluslararası anlaşmalar ve protokollerin ülkemizdeki muhatabı olan YÖK, eğitimin piyasa kurallarına uygun, ticari odakların taleplerine ihtiyaç verebilecek, öğrenciye toplumsal fayda yerine bireysel faydayı aşılayan bir çizgide olmasının gayretindedir. Hazırlanan yasalarda ve raporlarda eşitlikten, parasız eğitimden, kolektivizmden, demokratik özerklikten bahsetmeyip, hizmet kalitesi, kalite güvencesi, akreditasyon gibi kavramlara başvurması içinde olduğu durumun bir yansımasıdır. AB hedefi doğrultusunda Bologna sürecine2 dahil olan YÖK 2006 yılında hazırladığı Yüksek Öğrenim Stratejisi Raporu nda hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki bazı engellerin, diplomaların tanınması ve akreditasyon mekanizmalarıyla kaldırılmasının önemine değinmektedir.4 Ülkemiz koşularında hizmetlerin serbest dolaşımı ile kastedilen şey nedir? Üretken, yaratıcı ve toplumsal bir eğitim sonucunda ortaya çıkmış ve kamuya sunulmayı bekleyen hizmetlerin mi(!) yoksa geri kalmış bir çok ülkedeki gibi madencilik, inşaat, enerji vb. sektörlere sahip olmak isteyen ulus-ötesi şirketlerinin ve bu sermaye odaklarına motive edilmiş hizmetkarlar yetiştirme gayretine soyunan üniversite hizmetlerinin serbest dolaşımı mı?
Avrupa ülkeleri arasında eğitime dönük yakınlık kurma ve bu yakınlığı stratejik bir ortaklığa dönüştürmek gibi bir misyon üstlenen Bologna süreci ile Erasmus Socrates gibi programlar aracılığıyla, yüz binlerce öğrencinin üzerinden cazip ülkelere yüklü kazançlar sağlanmaktadır. Akreditasyonun bir ayağı olan bu programlar eğitim almak isteyen öğrencilerden ülkemiz şartlarında yüksek bir ücret talep etmektedir. Piyasa koşullarında sınırlı sayıda ve imtiyazlı bir kalifiye eleman talebi olan sermaye bu amaçla AB aracılığıyla eğitim programlarını desteklemektedir. 1980 sonrası kamuya sunulan hizmetlerin kontrolünün hızla özel ellere geçmeye başlamasıyla eğitim-istihdam ilişkisini belirleyen unsur kar etme amacını taşıyan sermaye olmaya başlamış, bunun bir yansıması olarak üniversiteler ise oluşan bu beklentilere yönelik eğitim vermektedir. Üniversite eğitiminin ticarileşme si ile somutlanan bu süreç emekçi çocuklarının eğitim alma özgürlüğünün önüne zorluklar çıkarmaktadır. Üniversitelerin çoğu ise Dünya Ticaret Örgütü (WTO)nün piyasa olarak tanımladığı eğitimi GATS ile başlayan ticarileşme sürecine dahil etme görevini üstlenmektedirler..
Yetkin mühendislik yasa tasarısı ile yerine getirilmesi istenen şartlar temel eğitimin sonucunda alınan diplomanın mesleğin uygulanması için yeterli olmadığı düşüncesine dayandırılmaktadır. Bu durumda üniversite diploması mesleki yeterlilik için sadece bir aşama olarak görülmekte, 3458 sayılı kanunla güvence altına alınan üniversite diploması ile mesleği uygulayabilme hakkı ihlal edilmektedir. Diğer yanda Yüksek Öğretim Kurumu üniversitelere gönderdiği bir yazı ile diplomalardan mühendislik unvanının kaldırılmasını isteyerek ortaya çıkan bu olumsuz tabloyu olumsuzlukta eşitleme gayretine girmiş ve bu hak ihlaline ortak olmuştur.
Uygulama yapmadan mesleğin yapılamayacağı anlayışı ile mühendislik hizmetlerinde de bir takım düzenlemelere gidilmek istenmektedir. Örneğin AB ülkelerinde de rastladığımız üniversite eğitimi sonunda 2-3 yıllık çalışma süreci olan yetkinleştirme mekanizması ülkemiz koşullarında çok ağır sonuçlar doğuracağını göstermektedir. Mezun olan bir öğrencinin imza yetkisi olmadan uzman bir mühendisin yanında stajyer gibi çalıştırılmasının önü açılmaktadır. Üstelik bu yasadan önce eğer şansı varsa- aynı işte daha yüksek bir ücretle çalışılabilecekken yasadan sonra düşük bir ücretle çalışmak durumunda kalınabilecektir. Böylece toplumsal yapıda görüldüğü gibi mühendisler arasında da bir farklılaşma yaratılacak, şirketlerin istediği anda ucuz iş gücü olarak kullanabilecekleri yetkisiz bir mühendis ordusu oluşacaktır.
işsizlik sorununun yakıcı olduğu ülkemizde temel eğitimin dışına kaydırılmak istenen bu uygulama ve sertifikalandırma süreci mühendisiler üzerinde sömürünün artmasına, ilk ve orta öğretimde de örneğini gördüğümüz dershaneler rantlaşmasına benzer uzmanlık sınavı adı altıda ticarileşmeye neden olacak; kuruluş amaçları nedeniyle toplumsal duyarlılık esaslarıyla çalışmak durumda olan meslek odaları birer rant odaklarına dönüşebileceklerdir.
Mühendislik eğitimi alanında yapılması planlanan akreditasyon düşüncesi temel eğitimin yetersizliğine dayandırılmaktadır. Bu gerekçeye 17 Ağustos depremi mazeret gösterilerek toplumsal bir yaranın zafiyetiyle desteklendirilmiş ve meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. Bilimsel yöntemlerden uzak gerici ve ezberci bir eğitim sisteminin gayrı-meşru konumunu tartışmaktan uzak olan devletin böyle bir yasa tasarısıyla, eğitim sisteminin yetkin olmayan mühendisleri yetiştirdiği gerçeğini kabullenmekte değil midir?. Oysa eğitim teorik ve pratik faaliyetlerin üretimle iç içe yapıldığı bir eylemdir. Yetkin mühendislik yasa tasarısı sorunun çözümünde hayati bir öneme sahip eğitim yönüne bir hayli uzak bir bakışla, sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte hazırlanmıştır. Yasanın önümüze koyduğu bir kaç yıllık çalışma/staj süreci dört yıllık temel eğitime yedirilerek yapılması yerine, meslek kurumlarının belirlediği iş yerlerinde geçirilmesi var olan diplomalı işsiz ordusunun üretime katılma süresini uzatacak, çalışma şartlarının belirsiz olduğu bu uzmanlaşma süreci mühendisleri adeta işçileşmeye itecektir. Bu niteliksel değişim mühendisleri kendi içlerin farklılaştırmaya ve sınıflı bir yapıya dönüştürmeye yetecektir.
(bkz: yetkin mühendisliğe hayır)
Türkiye den istenen özel talepler ise şunlar: Yüksek eğitim ve işle ilgili eğitim ve yetişkin eğitimi piyasalarına giriş önündeki engellerin tümü kaldırılacak. Taahhütlerde mutabık kalan ülkeler, eğitim kalitesinin sağlanması açısından hükümet içi veya hükümet dışı inceleme, değerlendirme yapmakta ve diğer ülkelerle işbirliği yapmakta serbest olacaklardır.
Söz konusu olan sürecin adı AB ile entegrasyon olunca, birliğin hizmet alanlarında yapılmasını istediği işlerin aracı akreditasyon olmaktadır. Akreditasyon (belgeleme) hizmet kalitesinin uluslararası ölçekte belirli kurallarla yapıldığının bir güvencesi olarak tanımlanmaktadır. Avrupa da bu konuda söz sahibi olan FEANI (Ulusal Mühendislik Birlikleri Avrupa Federasyonu) gibi kuruluşların ülkemizde tam anlamıyla eşdeğeri bulunmamasına rağmen mühendislik alanında planlanan akreditasyon iki aşamalı (eğitim ve hizmet) olarak uygulanmak istenmektedir.
Ülkemizde meslek alanlarına yönelik düzenlemeler ve uyumlaştırma çabaları AB Genel Sekreterliği nin Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı çalışmasıyla iyice kendini gösterir. Bu bağlamda da karşımıza çıkan uyumlaştırma; iki farklı olgunun kendi oluşum sürecinden ve mantığından koparılmadan yeni şartlarda sentezlenmesi şeklinde olmayıp, yüzyıllar boyunca gelişimini sürdüren Avrupa kapitalizminin meydana getirdiği sosyo-ekonomik yapıların işleyiş ilkelerine dikey yönde bağlanmak şeklinde gelişmektedir. Zira uzmanlık, sertifikalandırma, akreditasyon, mesleki tanınırlık gibi kavramları gündemimize sokacak olan bu hızlı bağımlılık sürecinin uyumluluk kisvesi altında devam ettiğini gösteren en önemli olaylardan biri, TMMOB un (Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği) taraf olduğu Yetkin Mühendislik Yasa Tasarısıdır. Bu tasarıya göre:
Yetkili meslek kuruluşlarının tanıdığı ve denetlediği iş yerlerinde en az beş yıl çalışmak
Açılacak olan uzmanlık sınavından başarılı olmak gerekiyor.
Gelişmiş olarak nitelendirilen ülkelerin eğitim sistemlerine göz attığımızda yetkinlik tartışmalarına kaynaklık eden kavramların yaratıcısı FEANI nin eğitime yönelik sınıflamasına bakıldığında şu başlıkları görüyoruz:
8 yıllık temel öğrenim eğitimi,
4 yıllık üniversite (meslek alanı) temel eğitimi,
5 yıllık mesleki deneyim: Meslek deneyimi düzeyinde tanınma, diploma sonrası uygulama alanlarında çalışmayı kapsamaktadır.
Kavramsal eğitim ve diploma, mesleği yapmak için yeterli görülmediğinden, ayrı bir uygulama eğitim süreci önerilmektedir. Bu süre meslektaşın bireysel olarak mesleğini yapma olanağı tanımayan, ancak onaylı bir kuruluştan deneyimin sertifika ile belgelendirilmesi sonucu mesleğini yapabilmesine olanak sağlayan bir yapıdadır.1 Bilindiği gibi ülkemizde üniversite eğitiminden sorumlu tek kurum YÖK tür (Yüksek Öğrenim Kurumu). Uluslararası anlaşmalar ve protokollerin ülkemizdeki muhatabı olan YÖK, eğitimin piyasa kurallarına uygun, ticari odakların taleplerine ihtiyaç verebilecek, öğrenciye toplumsal fayda yerine bireysel faydayı aşılayan bir çizgide olmasının gayretindedir. Hazırlanan yasalarda ve raporlarda eşitlikten, parasız eğitimden, kolektivizmden, demokratik özerklikten bahsetmeyip, hizmet kalitesi, kalite güvencesi, akreditasyon gibi kavramlara başvurması içinde olduğu durumun bir yansımasıdır. AB hedefi doğrultusunda Bologna sürecine2 dahil olan YÖK 2006 yılında hazırladığı Yüksek Öğrenim Stratejisi Raporu nda hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki bazı engellerin, diplomaların tanınması ve akreditasyon mekanizmalarıyla kaldırılmasının önemine değinmektedir.4 Ülkemiz koşularında hizmetlerin serbest dolaşımı ile kastedilen şey nedir? Üretken, yaratıcı ve toplumsal bir eğitim sonucunda ortaya çıkmış ve kamuya sunulmayı bekleyen hizmetlerin mi(!) yoksa geri kalmış bir çok ülkedeki gibi madencilik, inşaat, enerji vb. sektörlere sahip olmak isteyen ulus-ötesi şirketlerinin ve bu sermaye odaklarına motive edilmiş hizmetkarlar yetiştirme gayretine soyunan üniversite hizmetlerinin serbest dolaşımı mı?
Avrupa ülkeleri arasında eğitime dönük yakınlık kurma ve bu yakınlığı stratejik bir ortaklığa dönüştürmek gibi bir misyon üstlenen Bologna süreci ile Erasmus Socrates gibi programlar aracılığıyla, yüz binlerce öğrencinin üzerinden cazip ülkelere yüklü kazançlar sağlanmaktadır. Akreditasyonun bir ayağı olan bu programlar eğitim almak isteyen öğrencilerden ülkemiz şartlarında yüksek bir ücret talep etmektedir. Piyasa koşullarında sınırlı sayıda ve imtiyazlı bir kalifiye eleman talebi olan sermaye bu amaçla AB aracılığıyla eğitim programlarını desteklemektedir. 1980 sonrası kamuya sunulan hizmetlerin kontrolünün hızla özel ellere geçmeye başlamasıyla eğitim-istihdam ilişkisini belirleyen unsur kar etme amacını taşıyan sermaye olmaya başlamış, bunun bir yansıması olarak üniversiteler ise oluşan bu beklentilere yönelik eğitim vermektedir. Üniversite eğitiminin ticarileşme si ile somutlanan bu süreç emekçi çocuklarının eğitim alma özgürlüğünün önüne zorluklar çıkarmaktadır. Üniversitelerin çoğu ise Dünya Ticaret Örgütü (WTO)nün piyasa olarak tanımladığı eğitimi GATS ile başlayan ticarileşme sürecine dahil etme görevini üstlenmektedirler..
Yetkin mühendislik yasa tasarısı ile yerine getirilmesi istenen şartlar temel eğitimin sonucunda alınan diplomanın mesleğin uygulanması için yeterli olmadığı düşüncesine dayandırılmaktadır. Bu durumda üniversite diploması mesleki yeterlilik için sadece bir aşama olarak görülmekte, 3458 sayılı kanunla güvence altına alınan üniversite diploması ile mesleği uygulayabilme hakkı ihlal edilmektedir. Diğer yanda Yüksek Öğretim Kurumu üniversitelere gönderdiği bir yazı ile diplomalardan mühendislik unvanının kaldırılmasını isteyerek ortaya çıkan bu olumsuz tabloyu olumsuzlukta eşitleme gayretine girmiş ve bu hak ihlaline ortak olmuştur.
Uygulama yapmadan mesleğin yapılamayacağı anlayışı ile mühendislik hizmetlerinde de bir takım düzenlemelere gidilmek istenmektedir. Örneğin AB ülkelerinde de rastladığımız üniversite eğitimi sonunda 2-3 yıllık çalışma süreci olan yetkinleştirme mekanizması ülkemiz koşullarında çok ağır sonuçlar doğuracağını göstermektedir. Mezun olan bir öğrencinin imza yetkisi olmadan uzman bir mühendisin yanında stajyer gibi çalıştırılmasının önü açılmaktadır. Üstelik bu yasadan önce eğer şansı varsa- aynı işte daha yüksek bir ücretle çalışılabilecekken yasadan sonra düşük bir ücretle çalışmak durumunda kalınabilecektir. Böylece toplumsal yapıda görüldüğü gibi mühendisler arasında da bir farklılaşma yaratılacak, şirketlerin istediği anda ucuz iş gücü olarak kullanabilecekleri yetkisiz bir mühendis ordusu oluşacaktır.
işsizlik sorununun yakıcı olduğu ülkemizde temel eğitimin dışına kaydırılmak istenen bu uygulama ve sertifikalandırma süreci mühendisiler üzerinde sömürünün artmasına, ilk ve orta öğretimde de örneğini gördüğümüz dershaneler rantlaşmasına benzer uzmanlık sınavı adı altıda ticarileşmeye neden olacak; kuruluş amaçları nedeniyle toplumsal duyarlılık esaslarıyla çalışmak durumda olan meslek odaları birer rant odaklarına dönüşebileceklerdir.
Mühendislik eğitimi alanında yapılması planlanan akreditasyon düşüncesi temel eğitimin yetersizliğine dayandırılmaktadır. Bu gerekçeye 17 Ağustos depremi mazeret gösterilerek toplumsal bir yaranın zafiyetiyle desteklendirilmiş ve meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. Bilimsel yöntemlerden uzak gerici ve ezberci bir eğitim sisteminin gayrı-meşru konumunu tartışmaktan uzak olan devletin böyle bir yasa tasarısıyla, eğitim sisteminin yetkin olmayan mühendisleri yetiştirdiği gerçeğini kabullenmekte değil midir?. Oysa eğitim teorik ve pratik faaliyetlerin üretimle iç içe yapıldığı bir eylemdir. Yetkin mühendislik yasa tasarısı sorunun çözümünde hayati bir öneme sahip eğitim yönüne bir hayli uzak bir bakışla, sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte hazırlanmıştır. Yasanın önümüze koyduğu bir kaç yıllık çalışma/staj süreci dört yıllık temel eğitime yedirilerek yapılması yerine, meslek kurumlarının belirlediği iş yerlerinde geçirilmesi var olan diplomalı işsiz ordusunun üretime katılma süresini uzatacak, çalışma şartlarının belirsiz olduğu bu uzmanlaşma süreci mühendisleri adeta işçileşmeye itecektir. Bu niteliksel değişim mühendisleri kendi içlerin farklılaştırmaya ve sınıflı bir yapıya dönüştürmeye yetecektir.
(bkz: yetkin mühendisliğe hayır)
güncel Önemli Başlıklar
