bugün
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum13
- üstteki yazar ne yapıyor4
- 30 lu yaşlar6
- eşe mi pahalı hediye alınır metrese mi sorunsalı6
- güne iyi başlatan şeyler3
- sevgili yazarlar biz burada ne yapıyoruz amk4
- şirinevler8
- üşenirken yapılan saçmalıklar5
- normal sözlükten uluya gelmek4
- flört edinmek7
- metrobüste yer bulmak4
- egay sucukcu4
- biraderleri üst üste koymak7
- aşık yorguni10
- sözlükte altın günü yapmak3
- kızartma yağından sabun yapmak8
- eşek sucuğu14
- kimseyi memnun edememek13
- sedat pekmez bey reyizin dönmüş olması6
- ayakların geriye gitmesi4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle9
- insanın bu hayattaki amacı17
- yabani olmakla cool olmayı karıştıran tip4
- enayimiknatisii9
- devlet bahçeli7
- saxo bank'tan altın yükseliş yorumu5
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması12
- yabancı yatırımcı neden türkiyeye yatırım yapsın8
- maldivler3
- kargo beklemek3
- var bunda bir karın ağrısı3
- tartıştığı sürücüye iftira atan kadın2
- dost katılım bankası2
- 54 ilde tetikçi övücü paylaşımlara operasyon2
- flörtlerin ilişkiye dönmeme sebebi10
- a milli takıma 15 milyon euro prim verilmesi10
- fenerbahçe'nin kemalistlerin takımı olması5
- ilk buluşmada öpen kız4
- hatay arap şehridir5
- gül kokusu3
- 10 lu yaşların çabuk geçmesi7
- 20 li yaşların çabuk geçmesi12
- yor yolgunu2
- 17 haziran 2026 avusturya ürdün maçı3
- işi gücü borsa siyaset olan insan2
- ingiltere hırvatistan maçı saat 23 te trt 1 de2
- aint your mama3
- doktor yalakası tipler2
- akademisyen egosu6
- 17 haziran 2026 arjantin cezayir maçı3
longestday'ın ölümünün 4. yıldönümünde minik sevimli kuşuna yazdıgı yazıdır.
çok küçüktün evimize geldiğinde, babam getirmişti seni. şırnak'tan, üzerinde kamuflajlı elbiseleriyle getirmişti.
gelmeden 1 hafta önce söylemişti babam, bir kuş var eşi çay bardağına düştü öldü demişti. cok sevinmiştim, hiç hayvanım olmamıştı daha doğrusu hiçbir dostum olmamıştı. tüylerinin sapsarı oldugunu söylediğinde aklıma gelen isim limon'du.
1 aylıktı geldiğinde. ufacıktı, hırçındı elime aldıgımda parmaklarımım kanatana kadar ısırıyordu. dakikalarca kafesinin dibinden onu izliyordum, bulunduğu sopasında sağa sola gidiyor, gözlerini benden hiç ayırmıyordu. fazla hırçındı, kafesine taktıgım oyuncakları koparıyor atıyordu. özgür olmak istiyordu, kafasına jöle sürdüğümde sanki 'ne yapıyon la' der gibi bakıyordu bana, aptal aptal güldükçe ben saçma sapan ötüyordu. ama cok sevimliydi benim limonum.
tam 7 yılımız birlikte geçti, uyandıgımda ilk gördüğüm gözler onundu, ağlarken ona bakıyordum, gülerken yanına gelip gıdığını seviyordum. bazen beni ısırıyor, bazen öpüyordu. kültablasında suyun içinde dünyanın en sevimli şeyiydi. ergenliğe girdikçe koptum ondan, artık onunla cok zaman geçirmiyor; onu kafesinden cok cıkarmıyordum. bir keresinde cıkardıgımda ucamamış düşmüştü. gece ona yaptıgım acımasızlıgı düşünerek sabaha kadar ağlamıştım. ben ona nasıl kıyardım? o benim cocukluk hevesimi geçirmek için gelmemişti bu eve o benim dostumdu. simsiyah gözleri, sapsarı tüyleri tüm kızlardan güzeldi, o benim kızımdı.
bi ağustos sabahında babamın 'ölmüş' kelimesini duydugumda yatagımda uyanmış tavana bakıyordum. beynimde yankılandı 'ölmüş' koşup gittiğimde yerde yatıyordu, masumdu ve güzeldi yine benim küçük kuşum. ilk defa gözümden bir yaş akıyordu, bir canlı için. onu gömdüğüm ağacın dibine her geçerken baktıgımda neşeli ötüşü, sabahları gözgöze geldiğimizde 'aşkım' diyişi kulağımda yankılanıyor. belki bi insan değilsin cennette değilsin, ama beni duyuyorsan, ben seni seviyorum benim güzel kuşum.
çok küçüktün evimize geldiğinde, babam getirmişti seni. şırnak'tan, üzerinde kamuflajlı elbiseleriyle getirmişti.
gelmeden 1 hafta önce söylemişti babam, bir kuş var eşi çay bardağına düştü öldü demişti. cok sevinmiştim, hiç hayvanım olmamıştı daha doğrusu hiçbir dostum olmamıştı. tüylerinin sapsarı oldugunu söylediğinde aklıma gelen isim limon'du.
1 aylıktı geldiğinde. ufacıktı, hırçındı elime aldıgımda parmaklarımım kanatana kadar ısırıyordu. dakikalarca kafesinin dibinden onu izliyordum, bulunduğu sopasında sağa sola gidiyor, gözlerini benden hiç ayırmıyordu. fazla hırçındı, kafesine taktıgım oyuncakları koparıyor atıyordu. özgür olmak istiyordu, kafasına jöle sürdüğümde sanki 'ne yapıyon la' der gibi bakıyordu bana, aptal aptal güldükçe ben saçma sapan ötüyordu. ama cok sevimliydi benim limonum.
tam 7 yılımız birlikte geçti, uyandıgımda ilk gördüğüm gözler onundu, ağlarken ona bakıyordum, gülerken yanına gelip gıdığını seviyordum. bazen beni ısırıyor, bazen öpüyordu. kültablasında suyun içinde dünyanın en sevimli şeyiydi. ergenliğe girdikçe koptum ondan, artık onunla cok zaman geçirmiyor; onu kafesinden cok cıkarmıyordum. bir keresinde cıkardıgımda ucamamış düşmüştü. gece ona yaptıgım acımasızlıgı düşünerek sabaha kadar ağlamıştım. ben ona nasıl kıyardım? o benim cocukluk hevesimi geçirmek için gelmemişti bu eve o benim dostumdu. simsiyah gözleri, sapsarı tüyleri tüm kızlardan güzeldi, o benim kızımdı.
bi ağustos sabahında babamın 'ölmüş' kelimesini duydugumda yatagımda uyanmış tavana bakıyordum. beynimde yankılandı 'ölmüş' koşup gittiğimde yerde yatıyordu, masumdu ve güzeldi yine benim küçük kuşum. ilk defa gözümden bir yaş akıyordu, bir canlı için. onu gömdüğüm ağacın dibine her geçerken baktıgımda neşeli ötüşü, sabahları gözgöze geldiğimizde 'aşkım' diyişi kulağımda yankılanıyor. belki bi insan değilsin cennette değilsin, ama beni duyuyorsan, ben seni seviyorum benim güzel kuşum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar