bugün
- bitlis te oğluna filistin ismini koyan adam13
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği6
- rusya olmasaydı türkistan kurulurdu5
- 20 yaşındaki gence 250 yıl hapis cezası verilmesi5
- sobaları hazırlayın6
- terapi niteliğindeki şeyler13
- tinto brass4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi3
- mika kase3
- eoka'nın amacı2
- filistinli hamas'ın müslümana muamelesi2
- türklerin özellikleri5
- mika raun vardı nerede şimdi2
- sabah yedi buçukta işe başlamak3
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir4
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok10
- o 8 0 diyen biri vardı5
- cumali ceber2
- kediyi haşlanmış işkembeyle beslemek2
- sözlükte kim kimle sevgili27
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- erkeği erkeğe düşüren cinsten karı2
- möchtest du mit mir befreundet sein2
- sandra bullock4
- ilhan irem dinleyen erkek2
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar12
- nervio43
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- kaşe2
- emre iptal kuyt ile devam2
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- votka2
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- tulumba tatlısı2
- sözlüğün en şık erkeği12
- fenerbahçeli yazarlar8
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- aşk10
- kışın gelmesi2
- arabada sakso4
- iyi menemenin sırrı7
- türkiye ve avrupa farkları2
- büzülmüş çizgili dudaklar2
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- soğuk sabah2
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- iyi memenin sırrı7
.....yazılı telgrafımı alınca bu da ne demek oluyor,Tülsü de kim oluyor diye şaşırmış olmalısın. Aklı başında bir insanın yazacağı bir şey değildi doğrusu ; ama o telgrafı çekerken tam olarak aklımın başında olduğunu söyleyemem, o gün bir uyur gezer gibiydim; istencim dışında o telgrafı çektim sana...
Yabancısı olduğum dünyanın bu sayılı kalabalık kentinde bir haftadan beri ilk o gece bir başıma kalmıştım. Yabancı bir kentte insanın yalnızlığı daha da katmerleniyor. Yalnızlıktan içinde bulunduğum hava sanki yoğunlaşıp ağdalandı ve ben bu ağda içinde zorlukla kımıldıyorum. Bu ruh hali içinde bilincimi içkide yitirip , kendimi unutmaktan başka umarım yoktu. Kaldığım otel dolaylarındaki pahalı restorantlara gazinolara gitmek istemedim. Çünkü kolalı insanlar kolalı masa örtüleri, kolalı konuşmalar değil; buruşuk insanlar, buruşuk masa örtüleri, buruşuk konuşmalar arasında salt kendimle baş başa kalmak istiyordum.
Yan sokaklara daldım çıktım, öyle ki bir zaman sonra o büyük kentin içinde kendimi kaybettim . Yabancısı olduğum büyük kentlerde kendimi kalabalığın akışına bırakıp yitirmeyi seviyorum. Nasil olsa bir taksiye binip otele dönebilirim... Gönlümce bir kaç içkili yer buldum. Kiminin kapısından girip, kiminin dumanlı pencere camından baktım. Tek başıma kalabileceğim, bos masası olan bir yer buldum. Bir tek masa kalmıştı boş, vestiyer yolu üzerinde olduğundan boş kalmış olacaktı! Hoşuma gitti. Konuşmaların uğultusunda bile alkol kokusu vardı.
Yabancılığımı yüzüme çarpan hiç bir şey yoktu. Hizmet eden üç kadın vardı, bunlardan Akdeniz esmerliğindeki kadın masama gelip istediğimi sordu, karışık peynirle salata, beyaz şarap istedim. istediklerimi getiren kadın küçük cam vazo içinde bir tek kırmızı karanfil getirme inceliğini de gösterdi. Teşekkür ettim... O tek karanfil, göz için olan o irilerden değil ama yanık kokusu olan küçük karanfillerdendi. Bütün kokusunu içime çekip, bitirmek ister gibi kokladım. içiyor, yavaş yavaş kendime geliyordum...
Yüzüm kapıya dönüktü, kapının açıldığını görmemiştim ama kapının girişinde duran o adamı görmüştüm. Benim yaşımda birisi idi; öylece dikilmiş oturacağı boş masa arıyordu bakışlarıyla. Gözüne beni kestirmiş olacak ki yanıma geldi müsaade ederseniz bende oturabilirmiyim?... dedi. isteksizce elbette buyrun dedim. Yalnızlığımı bölüşmek istemiyordum; hele böyle biri ile. Canım sıkılmıştı, teşekkür edip oturdu karşıma. O Akdeniz esmeri kadından tıpkı benim gibi karışık peynirli salata ve beyaz şarap istedi. Benim yaptığım gibi tek karanfili derin derin kokladıktan sonra --Ben bu küçük kokulu karanfilleri o gösterişlilerinden daha çok severim. Her kendini beğenmiş gibi gösterişli biçimleri vardır ama kokuları yoktur oysa bunlar her alçak gönüllü gibi kendi çığırtkanlığını yapmaz nasıl da kokar yanık yanık... (!!!) Doldurduğu şarap bardağını kaldırıp "şerefe " dedi. Bardağımı onunki ile tokuşturup bende "şerefe" dedim. Artık söyleşi açılmış oldu... Bu kentin yabancısı olduğunu bir haftadan beri burada kaldığını söyledi. Bende öyle dedim.
Bu kez incelik olsun diye ben sözü açma gereği duyarak ne iş yaptığını sordum. --Tülsüyü seviyorum dedi. sorumu yanlış anlamış olmalıydı. işinizi sordum dedim. --Ben de söyledim. Benim işim Tülsü'yü sevmek. şaşırdığımı anlayınca açıklamak gereği duydu. --Dünyada sevmekten önemli iş olur mu? Bugüne dek hep Tülsü'yü sevdim ölene dekde seveceğim . En büyük mutluluk insanın sevdiği işi yapmasıdır. Oysa insanların çoğunluğu neredeyse sevmediği işi yapıyorlar. Ne iş yaptığını sorarken ne işle geçindiğini öğrenmek istemiştim. işini sevme ne demektir diye sorup kendisi yanıtladı: --Her günün 24 saati hatta uykuda bile sevdiğin şeyi düşünmek. Şaraplarımızı tüketmiştik, bir şişe daha getirttik. O yaşta adamın sevgilisi kimbilir nasıl bir şeydir diye düşündüm yaşınızı sorabilirmiyim?... dedim. --Benim yaşımda birinin sevmeyi yaşamının tek işi saymasını sizde yadırgıyorsunuz. Yetmiş yaşındayım. Aynı yaştayız demek ki dedim. --Elbette Tülsü'yü merak ediyorsunuz değil mi? Herkes merak ediyor çünkü 70 yaşındaki adamın sevgilisi kimbilir nasıl bir şeydir?... Yaşamınızı adadığınız bu kadını merak ediyorum doğrusu. Bardaklarımızı yine tokuşturup şerefe dedik
--Tülsüyü görüşüm gerçekle düş arası bir olay. Çünkü Tülsü'yü ilk görüşümü babamın söylediklerinden anımsayabiliyorum. Babamla bir arkadaşının dükkanında oturuyorduk. Bozuk kaldırımlı bir yokuştaydı dükkan, önümüzden bir kız geçti yada geçmiş. Uzun saçlı 14-15 yaşında bir kızmış. Ben birden irkilip bu kızla evleneceğim dedim yada demişim. Babam bu olay o kadar çok yineledi ki onun anlatmalarından olay gözümde sonradan gerçeklesti kızda somut bir varlık oldu. Babam anlata anlata anımsamadığım bu olayı yaşamış gibi oldum. işte Tülsü o zaman gördüğüm kızdır. Öyleyse sekseninin aşmış olmalı dedim. --Neden? diye sordu. Siz 4 - 5 yaşındayken O 15 inde olduğuna göre dedim. --Tülsü yaşlanmıyor ki dedi. Sonra onu gördünüz demek ki dedim... --Hep onu arayıp durdum benim niçin burada olduğumu sanıyorsunuz? Dünyanın bilmediğim bir kentinde , bilmediğim bir adreste yaşayan beni bekleyen bilmediğim bir kadındır Tülsü; O'nu bulacağıma inanıyorum ve bu yüzden bütün dünyayı dolaşıp duruyorum dedi.
ilk gördüğünüzden bu yana bir daha hiç görmediniz mi? dedim. --Gördüm dedi. --Ben o zaman 30 yaşlarındaydım yine onu aramak için büyük bir başkentteydim. Metro merdivenlerinden iniyordum ki gördüm onu yanımdan yukarı çıkmaktaydı. Ancak 20 yaşında vardı. Kestane rengi saçlarını çok kısa kestirmişti. Yürüyen merdivende yanımdan geçti. "Tülsü" diye seslenmek geldi içimden ama olduğum merdiven yürüyüp gitmişti aşağıya. Başka hiç görmediniz mi?...dedim. --Gördüm bir kaç kez dedi. --Tuna nehri kıyısındaki o kentte ilk gidişimdi, 40 yaşındaydım o zaman. Trenden yeni inmiştim. Gar çok kalabalıktı, trene binenler inenler telaşla koşuşuyordu. işte o kargaşada birisiyle çarpıştım. Başımı kaldırıp baktım ki sarışın mavi gözlü açık tenli ancak 25 inde bir kız Tülsü.... Bir an birbirimize bakakaldik!!!... Paketleri toplayıp verdim. O da teşekkür edip yanındaki erkeğin koluna girip gitti... Bu karşılaşmamızdan5 -6 yıl sonra bir uzak asya ülkesinde otobüste gördüm. Aynı otobüste 4 durak beraber gittik. Konusmadınız mı? dedim. --Nasıl konuşabilirdimki onun dilini bilmiyordum. Birkez de küçük bir kuzey ülkesinin başkentindeki uluslar arası bir toplantıda gördüm Tülsü'yü.... Aynı masada çok kısa bir süre karşı karşıya oturduk. Yanındaki zencide kocası olmalıydı. Kocasi zencimiydi? --Evet Tülsü de zenciydi, olağanüstü güzel bir zenci. Yine konuşmadınız mı? --Sizde 3 sayili bültenden fazla varmı diye sordu bende benimkini verdim. Teşekkür etti.... Yıllar geçiyor ben hep Tülsü'yü arıyorum.
Ama buluyorsunuz onu. --Bulmak ama nasıl?... Bir anlık, bir şimşek parlaması görür gibi ancak, birden parlayıp sönüveren, bulur bulmaz yitiyor yine kavusmak değilki bu. O na kavuşmak için yer yuvarlağını kaç kez dolaştım. Bir Balkan ülkesinin başkentindekibir sarayda gördüm Tülsü'yü... Daha 30 da bile değildi, bense 66 mi geçmistim. iki erkeğin arasında mermerden parmaklığın küpeştesine yanlamasına oturmuştu. Elinde geniş kenarlı bardak, kırmızı bir içki vardı. Ayakta duran iki erkeğin anlattıklarına güldükçe kırmızı içki çalkalanıyordu. Saçları kızıl, gözleri koyu siyahtı. 5 yıl önce hiç ummadığım bir yerde; hep ummadığım yerlerde ve zamanlarda görüyorum Tülsü'yü... Birilçedeki bir bankaya girmiştim birde baktım ki az ötedeki bir banka memuruydu konusuyordu. Gözleri yeşildi saçlarını topuz yapmıştı. Hemen çıktı bankadan kapıdaki arabaya binip gitti. Son olarak geçen yıl gördüm. Bir Akdeniz kentinin motelinde 20 yaşında var yoktu, incecik bir fidan. Ben odamın önündeki çardağın gölgesinde kitap okuyordum. Afedersiniz saat kaç sesine başımı kaldırdım ki, karşımda Tülsü.... Yanında bir delikanlı denizden daha yeni çıkmışlar su damlaları üstünde tomur tomur saati söyledim teşekkür etti. Yüreğim duracak sandim. Gittiler bir dahada görmedim o motelde... Şarabımız yine bitmişti. --Bir şişe daha içermiyiz?... diye sordum, --içelim dedi.
Akdeniz esmeri kadın bir şişe daha getirdi. --Kime Tülsü'ye tutkunluğumu anlatsam benimle alay ediyor. Tülsü orada burada diye beni oradan oraya göndermeye kalkıyorlar.Beni deli yerine koyup aşağılıyorlar. Tülsüye tutkunluğumu dinleyipte benimle dalga geçmeyen bir tek sizsiniz. Büyük bir acımayla ; --Tülsü'yü bunca sevmenizin nedeni nedir?... diye sordum. --Nedeni pek çok onu arayıp da bulamadıkça bulduğum zamanda kavuşmayınca Tülsü'ye tutkum daha da artıyor, öyle bir tutku ki gittikçe harlanıp yalazlanıp beni yakıyor. içim köz köz oluyor ona hiç kavuşmadan kendi yangınımdan, kül olup tükeneceğimi biliyorum. Tülsü öyle iyi öyle iyiki... --Neden iyi dedin. --Yanlışlıkla kendilerini Tülsü sanarak, birlikte olduğum diğer kadınlar gibi benimle kavga etmedi, kavga fırsatları yaratmadı, benimle ilişkilerinde çıkarcılık gütmedi, ne versem daha da oburlaşan bir gözü doymaz değildi. Seni seviyorum diye ne beni ne de kendini kandırdı, hiç ikiyüzlülük etmedi hiç bir gizli hesabı olmadı, çünkü bütün bunların olabimesi için paylaşacağımız zamanımız olmadı ki!... Tülsü benim için üçüncü boyutsuz anlık yaşam olarak kalıyor bir şimşek parıltısı süresince yaşayabiliyorum onu, bu yüzden onu seviyorum, hep seveceğim,Tülsü'yü sevmekten başka işim yok olmayacak da....
Yabancısı olduğum dünyanın bu sayılı kalabalık kentinde bir haftadan beri ilk o gece bir başıma kalmıştım. Yabancı bir kentte insanın yalnızlığı daha da katmerleniyor. Yalnızlıktan içinde bulunduğum hava sanki yoğunlaşıp ağdalandı ve ben bu ağda içinde zorlukla kımıldıyorum. Bu ruh hali içinde bilincimi içkide yitirip , kendimi unutmaktan başka umarım yoktu. Kaldığım otel dolaylarındaki pahalı restorantlara gazinolara gitmek istemedim. Çünkü kolalı insanlar kolalı masa örtüleri, kolalı konuşmalar değil; buruşuk insanlar, buruşuk masa örtüleri, buruşuk konuşmalar arasında salt kendimle baş başa kalmak istiyordum.
Yan sokaklara daldım çıktım, öyle ki bir zaman sonra o büyük kentin içinde kendimi kaybettim . Yabancısı olduğum büyük kentlerde kendimi kalabalığın akışına bırakıp yitirmeyi seviyorum. Nasil olsa bir taksiye binip otele dönebilirim... Gönlümce bir kaç içkili yer buldum. Kiminin kapısından girip, kiminin dumanlı pencere camından baktım. Tek başıma kalabileceğim, bos masası olan bir yer buldum. Bir tek masa kalmıştı boş, vestiyer yolu üzerinde olduğundan boş kalmış olacaktı! Hoşuma gitti. Konuşmaların uğultusunda bile alkol kokusu vardı.
Yabancılığımı yüzüme çarpan hiç bir şey yoktu. Hizmet eden üç kadın vardı, bunlardan Akdeniz esmerliğindeki kadın masama gelip istediğimi sordu, karışık peynirle salata, beyaz şarap istedim. istediklerimi getiren kadın küçük cam vazo içinde bir tek kırmızı karanfil getirme inceliğini de gösterdi. Teşekkür ettim... O tek karanfil, göz için olan o irilerden değil ama yanık kokusu olan küçük karanfillerdendi. Bütün kokusunu içime çekip, bitirmek ister gibi kokladım. içiyor, yavaş yavaş kendime geliyordum...
Yüzüm kapıya dönüktü, kapının açıldığını görmemiştim ama kapının girişinde duran o adamı görmüştüm. Benim yaşımda birisi idi; öylece dikilmiş oturacağı boş masa arıyordu bakışlarıyla. Gözüne beni kestirmiş olacak ki yanıma geldi müsaade ederseniz bende oturabilirmiyim?... dedi. isteksizce elbette buyrun dedim. Yalnızlığımı bölüşmek istemiyordum; hele böyle biri ile. Canım sıkılmıştı, teşekkür edip oturdu karşıma. O Akdeniz esmeri kadından tıpkı benim gibi karışık peynirli salata ve beyaz şarap istedi. Benim yaptığım gibi tek karanfili derin derin kokladıktan sonra --Ben bu küçük kokulu karanfilleri o gösterişlilerinden daha çok severim. Her kendini beğenmiş gibi gösterişli biçimleri vardır ama kokuları yoktur oysa bunlar her alçak gönüllü gibi kendi çığırtkanlığını yapmaz nasıl da kokar yanık yanık... (!!!) Doldurduğu şarap bardağını kaldırıp "şerefe " dedi. Bardağımı onunki ile tokuşturup bende "şerefe" dedim. Artık söyleşi açılmış oldu... Bu kentin yabancısı olduğunu bir haftadan beri burada kaldığını söyledi. Bende öyle dedim.
Bu kez incelik olsun diye ben sözü açma gereği duyarak ne iş yaptığını sordum. --Tülsüyü seviyorum dedi. sorumu yanlış anlamış olmalıydı. işinizi sordum dedim. --Ben de söyledim. Benim işim Tülsü'yü sevmek. şaşırdığımı anlayınca açıklamak gereği duydu. --Dünyada sevmekten önemli iş olur mu? Bugüne dek hep Tülsü'yü sevdim ölene dekde seveceğim . En büyük mutluluk insanın sevdiği işi yapmasıdır. Oysa insanların çoğunluğu neredeyse sevmediği işi yapıyorlar. Ne iş yaptığını sorarken ne işle geçindiğini öğrenmek istemiştim. işini sevme ne demektir diye sorup kendisi yanıtladı: --Her günün 24 saati hatta uykuda bile sevdiğin şeyi düşünmek. Şaraplarımızı tüketmiştik, bir şişe daha getirttik. O yaşta adamın sevgilisi kimbilir nasıl bir şeydir diye düşündüm yaşınızı sorabilirmiyim?... dedim. --Benim yaşımda birinin sevmeyi yaşamının tek işi saymasını sizde yadırgıyorsunuz. Yetmiş yaşındayım. Aynı yaştayız demek ki dedim. --Elbette Tülsü'yü merak ediyorsunuz değil mi? Herkes merak ediyor çünkü 70 yaşındaki adamın sevgilisi kimbilir nasıl bir şeydir?... Yaşamınızı adadığınız bu kadını merak ediyorum doğrusu. Bardaklarımızı yine tokuşturup şerefe dedik
--Tülsüyü görüşüm gerçekle düş arası bir olay. Çünkü Tülsü'yü ilk görüşümü babamın söylediklerinden anımsayabiliyorum. Babamla bir arkadaşının dükkanında oturuyorduk. Bozuk kaldırımlı bir yokuştaydı dükkan, önümüzden bir kız geçti yada geçmiş. Uzun saçlı 14-15 yaşında bir kızmış. Ben birden irkilip bu kızla evleneceğim dedim yada demişim. Babam bu olay o kadar çok yineledi ki onun anlatmalarından olay gözümde sonradan gerçeklesti kızda somut bir varlık oldu. Babam anlata anlata anımsamadığım bu olayı yaşamış gibi oldum. işte Tülsü o zaman gördüğüm kızdır. Öyleyse sekseninin aşmış olmalı dedim. --Neden? diye sordu. Siz 4 - 5 yaşındayken O 15 inde olduğuna göre dedim. --Tülsü yaşlanmıyor ki dedi. Sonra onu gördünüz demek ki dedim... --Hep onu arayıp durdum benim niçin burada olduğumu sanıyorsunuz? Dünyanın bilmediğim bir kentinde , bilmediğim bir adreste yaşayan beni bekleyen bilmediğim bir kadındır Tülsü; O'nu bulacağıma inanıyorum ve bu yüzden bütün dünyayı dolaşıp duruyorum dedi.
ilk gördüğünüzden bu yana bir daha hiç görmediniz mi? dedim. --Gördüm dedi. --Ben o zaman 30 yaşlarındaydım yine onu aramak için büyük bir başkentteydim. Metro merdivenlerinden iniyordum ki gördüm onu yanımdan yukarı çıkmaktaydı. Ancak 20 yaşında vardı. Kestane rengi saçlarını çok kısa kestirmişti. Yürüyen merdivende yanımdan geçti. "Tülsü" diye seslenmek geldi içimden ama olduğum merdiven yürüyüp gitmişti aşağıya. Başka hiç görmediniz mi?...dedim. --Gördüm bir kaç kez dedi. --Tuna nehri kıyısındaki o kentte ilk gidişimdi, 40 yaşındaydım o zaman. Trenden yeni inmiştim. Gar çok kalabalıktı, trene binenler inenler telaşla koşuşuyordu. işte o kargaşada birisiyle çarpıştım. Başımı kaldırıp baktım ki sarışın mavi gözlü açık tenli ancak 25 inde bir kız Tülsü.... Bir an birbirimize bakakaldik!!!... Paketleri toplayıp verdim. O da teşekkür edip yanındaki erkeğin koluna girip gitti... Bu karşılaşmamızdan5 -6 yıl sonra bir uzak asya ülkesinde otobüste gördüm. Aynı otobüste 4 durak beraber gittik. Konusmadınız mı? dedim. --Nasıl konuşabilirdimki onun dilini bilmiyordum. Birkez de küçük bir kuzey ülkesinin başkentindeki uluslar arası bir toplantıda gördüm Tülsü'yü.... Aynı masada çok kısa bir süre karşı karşıya oturduk. Yanındaki zencide kocası olmalıydı. Kocasi zencimiydi? --Evet Tülsü de zenciydi, olağanüstü güzel bir zenci. Yine konuşmadınız mı? --Sizde 3 sayili bültenden fazla varmı diye sordu bende benimkini verdim. Teşekkür etti.... Yıllar geçiyor ben hep Tülsü'yü arıyorum.
Ama buluyorsunuz onu. --Bulmak ama nasıl?... Bir anlık, bir şimşek parlaması görür gibi ancak, birden parlayıp sönüveren, bulur bulmaz yitiyor yine kavusmak değilki bu. O na kavuşmak için yer yuvarlağını kaç kez dolaştım. Bir Balkan ülkesinin başkentindekibir sarayda gördüm Tülsü'yü... Daha 30 da bile değildi, bense 66 mi geçmistim. iki erkeğin arasında mermerden parmaklığın küpeştesine yanlamasına oturmuştu. Elinde geniş kenarlı bardak, kırmızı bir içki vardı. Ayakta duran iki erkeğin anlattıklarına güldükçe kırmızı içki çalkalanıyordu. Saçları kızıl, gözleri koyu siyahtı. 5 yıl önce hiç ummadığım bir yerde; hep ummadığım yerlerde ve zamanlarda görüyorum Tülsü'yü... Birilçedeki bir bankaya girmiştim birde baktım ki az ötedeki bir banka memuruydu konusuyordu. Gözleri yeşildi saçlarını topuz yapmıştı. Hemen çıktı bankadan kapıdaki arabaya binip gitti. Son olarak geçen yıl gördüm. Bir Akdeniz kentinin motelinde 20 yaşında var yoktu, incecik bir fidan. Ben odamın önündeki çardağın gölgesinde kitap okuyordum. Afedersiniz saat kaç sesine başımı kaldırdım ki, karşımda Tülsü.... Yanında bir delikanlı denizden daha yeni çıkmışlar su damlaları üstünde tomur tomur saati söyledim teşekkür etti. Yüreğim duracak sandim. Gittiler bir dahada görmedim o motelde... Şarabımız yine bitmişti. --Bir şişe daha içermiyiz?... diye sordum, --içelim dedi.
Akdeniz esmeri kadın bir şişe daha getirdi. --Kime Tülsü'ye tutkunluğumu anlatsam benimle alay ediyor. Tülsü orada burada diye beni oradan oraya göndermeye kalkıyorlar.Beni deli yerine koyup aşağılıyorlar. Tülsüye tutkunluğumu dinleyipte benimle dalga geçmeyen bir tek sizsiniz. Büyük bir acımayla ; --Tülsü'yü bunca sevmenizin nedeni nedir?... diye sordum. --Nedeni pek çok onu arayıp da bulamadıkça bulduğum zamanda kavuşmayınca Tülsü'ye tutkum daha da artıyor, öyle bir tutku ki gittikçe harlanıp yalazlanıp beni yakıyor. içim köz köz oluyor ona hiç kavuşmadan kendi yangınımdan, kül olup tükeneceğimi biliyorum. Tülsü öyle iyi öyle iyiki... --Neden iyi dedin. --Yanlışlıkla kendilerini Tülsü sanarak, birlikte olduğum diğer kadınlar gibi benimle kavga etmedi, kavga fırsatları yaratmadı, benimle ilişkilerinde çıkarcılık gütmedi, ne versem daha da oburlaşan bir gözü doymaz değildi. Seni seviyorum diye ne beni ne de kendini kandırdı, hiç ikiyüzlülük etmedi hiç bir gizli hesabı olmadı, çünkü bütün bunların olabimesi için paylaşacağımız zamanımız olmadı ki!... Tülsü benim için üçüncü boyutsuz anlık yaşam olarak kalıyor bir şimşek parıltısı süresince yaşayabiliyorum onu, bu yüzden onu seviyorum, hep seveceğim,Tülsü'yü sevmekten başka işim yok olmayacak da....
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar