bugün
- ilgi isteyen kız12
- lahmacunu elle yiyen kız13
- gürcistan'ın neyi meşhur7
- kahvaltıda kavurma yiyen kız tatlılığı9
- hewal ebo16
- ben ıspartada yaşıyorum8
- türkiye nin en güzel şehrinin istanbul olması4
- kuran da namaz yok19
- iki sözlük kızının kavga etmesi3
- gece çölde deveyle yol alırken dinlenecek şarkılar3
- su içmeyi unutmayalım4
- öğle yemeği ne yiyeceğiz sorunsalı5
- dışarıda kahve içmenin lüks haline gelmesi10
- abdullah öcalan5
- yukarı kattan gelen ahh sesi8
- herkesin artık tanım yapması6
- en iyi simit hangi şehirdedir11
- türklerin ork olması3
- kahveye değil mekana para veriyorsunuz7
- 30 temmuz 2026 iran'ın abd üssüne saldırısı5
- bursa vs edirne7
- bot yazar gibi entry giriyoruz4
- gürcistan9
- velvet'e aşık olmamak mümkün değil6
- pkk4
- mehdinin chp'li olması3
- türkiye nin en güzel camisi2
- benkimki10
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz4
- sümerler semitik miydi2
- ctrlx hanım2
- katatespizartmasi6
- şekersiz çay içenlerin takdir beklemesi4
- erkeklerin öküzlük sorunu12
- kendine bir öğüt ver7
- ısparta simidi8
- milliyetçilik2
- ateistlerin temel hatası7
- iç monolog3
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- kut anlayışı2
- les chants de maldoror2
- türk siyaseti2
- pforzheim şu an 36 derece4
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları7
- adanalı insanlar2
- cezayir3
- grup sexte sevgilisine sert davranan adamı öldürdü7
- gocu11
- simit ile gevrek arasındaki farklar8
Baklavanın kökeni ister antik Yunan'da, ister Bizans'ta, ister Türkler veya Araplar'ın göçebelik dönemi geleneklerinde olsun, günümüzdeki klasik baklava diye tanımlanabilecek gösterişli ve incelikli şeklini Osmanlı döneminde aldığını kabul etmek gerek.
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar