bugün
- ak partililerin apoya villa yaptırması8
- kolları damarlı erkek10
- gocu'ya lakap buluyoruz kampanyası14
- günün şarkısı6
- hamferdi yazarlar6
- eksi almak icin girdi yazmak4
- dönerciye gidip beni şaşırt demek6
- perde asmak4
- sol frame de entry girebilecek başlık bulamamak4
- kendi cenazene erken gelmek4
- yılbaşı gecesinin diğer gecelerden farkı olmaması7
- çeçenistan danışmanının cübbeli ahmet'i ziyareti5
- kafasına güneş gözlüğü takan erkek4
- suriye de mahsur kalmış yobaz bacılar3
- poğaça kokusuna direnmek3
- ericsson jb9882
- gazze de enkazdan 17 yeni ceset çıkarılması3
- 12 eylül 2026 konyaspor trabzonspor maçı6
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı28
- tolkien4
- kadınların güçlü erkek tercihi19
- iğrenç başlığa verilen iğrenç yanıtların silinmesi2
- sabahları nefret edilen şeyler7
- kinci sözlük2
- anın fotoğrafı20
- dövmesiz bir kızı gelin getirmek5
- menemene soğan koyup ülkeyi ikiye bölmek2
- para tip fizik olmadan bir kız nasıl etkilenir11
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- sarapci koala hatayi13
- sözlükte eğlence arayan yazarlar10
- basketbol2
- yazarların en sevdiği şeyler15
- çok iyi birisin diyen ama ayrılan kız9
- üzülünce halıya uzanmak10
- taxi driver filmindeki pezevenk2
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz40
- kurtlar vadisi senaristlerinin ifadeye çağrılması2
- sözlük erkeklerinin kol kasları8
- telegram kullanan erkek8
- kuş pisliği diye soyada sahip olmak4
- uludağ itiraf10
- kadın2
- fantastik sinemanın sıkıcılığı5
- islamda namaz yoktur21
- aşk nedir8
- silvermist'in mutfağına konuk olmak26
- sanatımı ekşi sözlükte icra etmeye karar vermem7
- iremga7
- mesih düşmanı cinli türk ateistleri27
Baklavanın kökeni ister antik Yunan'da, ister Bizans'ta, ister Türkler veya Araplar'ın göçebelik dönemi geleneklerinde olsun, günümüzdeki klasik baklava diye tanımlanabilecek gösterişli ve incelikli şeklini Osmanlı döneminde aldığını kabul etmek gerek.
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar