bugün
- 30 ekim 2026 konyaspor galatasaray maçı15
- ayağı güzel kızlar nereli sorunsalı6
- sizin taptıklarınız ayağımın altındadır diyen kız4
- bir erkeğin en mutlu olduğu an4
- müezzinzade ismed vel yüksek volumevi3
- ayak istiyorum ayak bulun bana ayak6
- 2028 cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan5
- ayaklarıyla yürüyen kız3
- sibel can'ın nutellalı memeleri9
- nervio nerede4
- savcı sayan2
- akp'li yayman'ın fon krizi açıklaması2
- teomancalmasur23
- patlat beni sanada bu yakışır2
- mhp'nin atatürk'ü sevmemesi10
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın19
- humbaracı ismed bin gürbüz paşa5
- nervio14
- hezarpare biraderi sarhoş gürbüs paşa2
- el chadaille bitshiabu2
- kanka ayağıma masaj yapar mısın diyen kız3
- borsa 10 000 lere gidebilir mi5
- herzevekil11
- ismetin ciddi sıkıntıları olması9
- ekşi sözlük toplu alım bitti6
- onaya ihtiyaç duymadan değerli hissedebilmek8
- bağımsız filistin devleti kurulsun3
- kainatın büyüklüğü allah'ın büyüklüğünü gösterir2
- türk solu16
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız15
- yanlışlıkla sınıf arkadaşını sikmek3
- fes takıp kemalist hoplatmak4
- okulda zil çalmasının gereksizliği5
- adana ayazı dizisi4
- azerbaycan4
- fransız arabalarının aşırı dandik olduğu gerçeği7
- ismet'i aklınoksan efendi5
- jeffrey epstein12
- handan dizisi2
- türkiyeliyim ve mutluyum16
- yağmurun barajları doldurması3
- hem nurcu hem kemalist olmak2
- ismet vel frenk ibni kasım el italyani3
- simko38
- imamoğlu çorba içince kameraları bantlamak3
- alman ismed2
- aleksey batrakov8
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi22
- sarıgül soruşturmasına cinsel saldırı iddiası2
- ukrayna rusya belarus kadınları6
Baklavanın kökeni ister antik Yunan'da, ister Bizans'ta, ister Türkler veya Araplar'ın göçebelik dönemi geleneklerinde olsun, günümüzdeki klasik baklava diye tanımlanabilecek gösterişli ve incelikli şeklini Osmanlı döneminde aldığını kabul etmek gerek.
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Baklava ile ilgili en eski Osmanlı kaydı, Fatih dönemine ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerindedir. Bu kayda göre, hicrî 878 yılı (1473) şaban ayında Saray'da baklava pişirilmiş. 17. yüzyılın ortalarında, istanbul'dan çok uzakta, Bitlis Beyi'nin konağına konuk olan Evliya Çelebi, baklava yediğini yazar. Sultan 3. Ahmed'in dört oğluna 1720 yılında yapılan görkemli sünnet düğününü anlatan Vehbi'nin "Surnâme"sinde, bütün konuklara baklava ikram edildiği yazılı.
Bunlar gibi kayıtlardan, Osmanlı imparatorluğu'nun hemen her yöresinde bilinen baklavanın, daha çok Saray'da, konaklarda, ziyafetlerde, şenliklerde tüketildiği anlaşılıyor.
Zor beğenen servet ve mevki sahiplerini hoşnut etme çabasının, baklavayı basit bir hamur işi olmaktan çıkarıp ustalık gerektiren incelikli bir mutfak ürünü haline getirdiği söylenebilir.
Bamberg Üniversitesi'nden Bert Fragner gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı imparatorluğu'nda yeme içme eğilimlerinin, istanbul sosyetesinin damak zevkine ve tercihlerine göre biçimlendiğini kaydederler.
Saray'da ve konaklarda, baklava yapımında usta olan aşçıların tercih edildiği ve baklava yufkasının çok ince açılmış olmasına önem verildiği biliniyor. işe alınacak aşçıya, sınama olarak, pilavın yanı sıra baklava da yaptırılırmış. Aşçının usta olanı, hamuru kesişinden anlaşılırmış. Kesilen pazılar açıldığında, hem çok ince hem de tepsinin içini tam kaplayacak boyutlarda olursa, aşçının ustalığı kabul edilirmiş. Burhan Oğuz'un Türkiye halkının kültür kökenleri ile ilgili kitabında anlattığına göre, eski istanbul konaklarında yapılan baklavalarda aşçının bir tepsiye en az yüz kat yufka sığdırması istenirmiş. Bu kadar ince yufka açabilen bir aşçı bulundurmanın övünç kaynağı olduğu da, yine Burhan Oğuz'un anlattıklarından anlaşılıyor. Baklava tepsisi fırına girmeden önce konak sahibinin huzuruna getirilirmiş; o da, bir Hamid altınını yarım metre kadar yükseklikten dik olarak baklavanın üzerine bırakırmış. Altın yufka katlarını delip tepsinin dibine değerse, aşçı başarılı sayılırmış. Tepsi içindeki altın da bahşiş olarak aşçıya gidermiş. Eğer, altın yufka katları arasında kalırsa, baklava tepsisi mutfağa geri gönderilirmiş. Bu gösteri konukların huzurunda yapılır da başarısız olursa, ev sahibi kendisini rezil olmuş sayarmış.
Baklavacılığın, aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmesini de, zengin mutfaklarındaki bu önemine bağlamak yanlış olmaz. 19. yüzyılda loncada örgütlenmiş Sakızlı ustaların, istanbul'daki konaklara baklava yufkası açmak için çağrıldığını Sula Bozis yazar.
Kaynak : BAKTAD (Baklava ve Tatlı Üreticileri Birliği) - Ümit Sinan Topçuoğlu
http://www.secbaklava.com/baklavatarih.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar