bugün
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak14
- evlenip boşanmış erkeklerin değerinin düşmesi7
- katatespizartmasi5
- 22 temmuz 2026 tatilbudur mağduriyeti3
- iran da 120 çocuğun öldüğü okul saldırısı3
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı5
- değişim partisi3
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması18
- 500 ve 1000 tl lik banknotların çıkmama nedeni6
- yanlış anlaşılmaktan yorulup hiç anlatmamak2
- sabah bi kalktın kadınsın napardın20
- recep tayyip erdoğan8
- velvet48
- sizleri seviyorum çiçeklerim2
- sevilen kızın ağzımıza vermesi2
- tusaş fabrikasında yangın2
- arkadaşlar sizce bu etek nasıl17
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek14
- kasiyer kıza nasıl açılırım11
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması13
- true'nin hiç sevgilisi olmasın mı12
- yunanda sıcaktan motor kurye ve inşaatların yasağı4
- kadına sahip olmak2
- habire1239
- en kibirli yuzır10
- karşısından gelen güzel kıza bakmayan erkek11
- yaşlı kadın yuzırlar8
- sinagog tavanına çiğ köfte yapıştırmak7
- gaylik alametleri7
- şehre inen domuzları besleyen kadın2
- en merak ettiğin ulu yazarı12
- yeni parti25
- nervio19
- hamburger kırmızı çizgimiz10
- friedrich hegel la bi cay icek10
- diyetteyiz uludağ sözlük12
- velvet vs nervio24
- hırsızların evdeki altını bulamamasını sağlamak8
- sözlük abilerinden genç yazarlara tavsiyeler6
- ulaşamadığı kadına mundar demek5
- g'i l d'e d l'i l y15
- muslettin amca ile sinagoga gidiyoruz zirvesi5
- ciddi ciddi mehdi gelecek diyen insan10
- çekingen nazik saygılı erkek sevilir mi sorusu13
- freddy krueger ı oynayabilecek türk aktör2
- puura10
- uludağ sözlük magazin servisi5
- kızların keko erkek seviyoruz demesi13
- ben geldim kerkenezler18
- true vs yagmurcu12
öyküsel bir acıdır...
geçen hafta kızımla pazara çıktık. bizim hanımefendi keyifsizim deyip verdi elime
alınacak listesini çocuğu da öbür elime tutuşturdu istikamet doğru pazar dedi. el mecbur çıktık pazara. elma, çilek, soğan diye bakınırken seyyar bir tezgaha ilişti gözüm. tezgahta fare, böcek v.b haşerat zehirleri bulunuyordu. çocukluğuma döndüm bir anlığına...
ne zaman bir fare görsem ürperirim. çocukluğum gelir aklıma hep. Küçük iki göz odası olan soğuk ve damı akan bir evde; ben, annem, kardeşim ve bol bol ciyaklayan fare dans üçlüsü yaşıyorduk. bu trio annemi hep korkuturdu. son kulak yeme efsanesini duyan ben de bu korkuya ortak olmuştum. çocukken ayıplarlar kınarlar gibi şeyleri bilmiyor insan. anlattım sınıf arkadaşlarıma fareleri. arif eve gidip sopalarla hayvanlara dalalım dedi. diğerleri de gülerek tamam biz de geliriz dediler. din dersinde tamam diyenlerden biri öğretmene;
-öğretmenim hayvan beslemek sevap mıdır diye sordu. öğretmen de
-tabi ki sevap diyerek kuyudan köpek çıkaran bir adamın hikayesini anlattı. hatırladığım kadarıyla sonunda cennete gitmişti adam.
bu tamam diyen ekibin başka bir üyesi;
-öğretmenim hayvanları öldürmek günah mı peki diye sordu.
-çok günah. hiç bir canlıya eziyet edilmez. canı sadece allah alır. o da zamanı geldiğinde... gibilerinden vaaz çekti. arif bunun üzerine atıldı.
-ama öğretmenim. alilerin evinde fare var. onları besleyelim diyeceğine bizlere gelin öldürelim diyerek bu günaha bizi de katmak istiyor dedi.. demesiyle de tüm sınıfta kahkahalar koptu. onlar kahkahalarının volümünü yükselttikçe utancım arttıkça artmış, gözyaşlarım hıçkırıklara boğulmuştu. öğretmen sınıfı susturdu beni de yüzünü yıka diye dışarı gönderdi. kaçmıştım bende... nasıl bakacaktım ki millete kırmızı yüzlü şiş gözlerle..
geldim eve annem ne oldu dedi hastayım dedim. söyleyemedim. utanç boğaz düğümleten bir şeydi. annem de o acıyı yaşamasın diye gizledim bu olayı. gitmedim birkaç gün okula. o günlerin son gününde öğretmenim gelmişti eve. elinde fare zehiri vardı. zehirin kartonundaki resim bile ürkütücüydü. alın bunu kullanın dedi anneme. giderken beni çağırdı yanına ve yarın gelmemi söyledi. ertesi gün okula gittiğimde benimle dalga geçen gurubun başı arif takıldı yine. öldürdün mü fareleri dedi, cevap vermedim. beslenme saatinde çantadan içine peynir konmuş yarım ekmeğimi yerken arif sataştı yine. 'dikkat et de içinden fare boku çıkmasın dedi.' çocukların hayattan daha acımasız olduğunu o gün sınıfça atılan son kahkahalardan sonra anlamıştım. hayatın şamarlarına, engellerine çocukların acımasızlıklarına nevrim atmıştı. gittim o hınçla iki tane salladım arife. öğretmen geldi cetvel zoruyla barıştırdı bizi. ertesi gün çıkışta arifin babası geldi yanıma. kızdı bağırıp çağırdı. tam elini uzatıp vuracakken baba diye bir ses seslendi. Baktım sese şaşkınca kızımdı. hadi baba sıkıldım beş dakikadır ne bakıp duruyorsun oraya dedi. haklısın kızım dedim. fiyatını merak edip sormak için tezgaha gittim. çaycı benden erken davrandı.
-arif abi çay borcu çok birikti bak dedi. arif..?
evet oydu. babasızlığımı kullanarak beni babasına dövdüren, kahkahalara nefret ettirten kişi tezgahların ortasında haşere ilacı satıyordu. belki beni tanır da utanır diye fare zehirinin fiyatını soramadım. her şeye rağmen onun da boğazının düğümlenip utanç içinde acı çekmesini istememiştim çünkü...
geçen hafta kızımla pazara çıktık. bizim hanımefendi keyifsizim deyip verdi elime
alınacak listesini çocuğu da öbür elime tutuşturdu istikamet doğru pazar dedi. el mecbur çıktık pazara. elma, çilek, soğan diye bakınırken seyyar bir tezgaha ilişti gözüm. tezgahta fare, böcek v.b haşerat zehirleri bulunuyordu. çocukluğuma döndüm bir anlığına...
ne zaman bir fare görsem ürperirim. çocukluğum gelir aklıma hep. Küçük iki göz odası olan soğuk ve damı akan bir evde; ben, annem, kardeşim ve bol bol ciyaklayan fare dans üçlüsü yaşıyorduk. bu trio annemi hep korkuturdu. son kulak yeme efsanesini duyan ben de bu korkuya ortak olmuştum. çocukken ayıplarlar kınarlar gibi şeyleri bilmiyor insan. anlattım sınıf arkadaşlarıma fareleri. arif eve gidip sopalarla hayvanlara dalalım dedi. diğerleri de gülerek tamam biz de geliriz dediler. din dersinde tamam diyenlerden biri öğretmene;
-öğretmenim hayvan beslemek sevap mıdır diye sordu. öğretmen de
-tabi ki sevap diyerek kuyudan köpek çıkaran bir adamın hikayesini anlattı. hatırladığım kadarıyla sonunda cennete gitmişti adam.
bu tamam diyen ekibin başka bir üyesi;
-öğretmenim hayvanları öldürmek günah mı peki diye sordu.
-çok günah. hiç bir canlıya eziyet edilmez. canı sadece allah alır. o da zamanı geldiğinde... gibilerinden vaaz çekti. arif bunun üzerine atıldı.
-ama öğretmenim. alilerin evinde fare var. onları besleyelim diyeceğine bizlere gelin öldürelim diyerek bu günaha bizi de katmak istiyor dedi.. demesiyle de tüm sınıfta kahkahalar koptu. onlar kahkahalarının volümünü yükselttikçe utancım arttıkça artmış, gözyaşlarım hıçkırıklara boğulmuştu. öğretmen sınıfı susturdu beni de yüzünü yıka diye dışarı gönderdi. kaçmıştım bende... nasıl bakacaktım ki millete kırmızı yüzlü şiş gözlerle..
geldim eve annem ne oldu dedi hastayım dedim. söyleyemedim. utanç boğaz düğümleten bir şeydi. annem de o acıyı yaşamasın diye gizledim bu olayı. gitmedim birkaç gün okula. o günlerin son gününde öğretmenim gelmişti eve. elinde fare zehiri vardı. zehirin kartonundaki resim bile ürkütücüydü. alın bunu kullanın dedi anneme. giderken beni çağırdı yanına ve yarın gelmemi söyledi. ertesi gün okula gittiğimde benimle dalga geçen gurubun başı arif takıldı yine. öldürdün mü fareleri dedi, cevap vermedim. beslenme saatinde çantadan içine peynir konmuş yarım ekmeğimi yerken arif sataştı yine. 'dikkat et de içinden fare boku çıkmasın dedi.' çocukların hayattan daha acımasız olduğunu o gün sınıfça atılan son kahkahalardan sonra anlamıştım. hayatın şamarlarına, engellerine çocukların acımasızlıklarına nevrim atmıştı. gittim o hınçla iki tane salladım arife. öğretmen geldi cetvel zoruyla barıştırdı bizi. ertesi gün çıkışta arifin babası geldi yanıma. kızdı bağırıp çağırdı. tam elini uzatıp vuracakken baba diye bir ses seslendi. Baktım sese şaşkınca kızımdı. hadi baba sıkıldım beş dakikadır ne bakıp duruyorsun oraya dedi. haklısın kızım dedim. fiyatını merak edip sormak için tezgaha gittim. çaycı benden erken davrandı.
-arif abi çay borcu çok birikti bak dedi. arif..?
evet oydu. babasızlığımı kullanarak beni babasına dövdüren, kahkahalara nefret ettirten kişi tezgahların ortasında haşere ilacı satıyordu. belki beni tanır da utanır diye fare zehirinin fiyatını soramadım. her şeye rağmen onun da boğazının düğümlenip utanç içinde acı çekmesini istememiştim çünkü...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar