bugün
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak11
- true'nin çaylak olması7
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri5
- yeni parti55
- tekne turu9
- ekranda görülünce kanal değiştirdiğimiz kişiler3
- islam medeniyeti diye bir şey yoktur7
- sapık olduğu için çaylak olan insan7
- çikolata soslu ıslak kek4
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı14
- ev işlerinde eşine yardım eden erkek3
- imam maaşları3
- tai lung'u tek yumrukla yere sermek2
- askeri ücretle evlenebilir mi5
- muz yiyen erkek4
- fakir erkeğin karımı çalıştırmam demesi3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası32
- nickten isim tahmini yapmak72
- aykirikadin7
- yeni parti için isim önerisi5
- ordu merkez3
- 64 yıl ilişki yaşayıp evlenmeyi kabul eden kadın4
- tiramisu yiyen erkek3
- 2002 yılını özlemek3
- herkesin birbirini fake hesapla suçlaması5
- hayden panettiere2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak5
- kel erkeklerin karizması3
- sözlük kızlarının kendilerini güvenilir sanması8
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak19
- galericiler taksiciler emlakçılar ve telefoncular2
- atatürk'ün alevi dedelerine de karşı olması5
- gürsel tekin7
- atm den para yollayanlar3
- eski kitaplar3
- ucuza geliyor diye zinaya yönelen erkek2
- aynı bokun laciverti2
- dhkp c'li ev arkadaşı2
- yeni partinin amblemi2
- mehdinin pforzheim da olması3
- gammazlar neden hiç çaylak olmuyor8
- keki kabarmayan sözlük kızı3
- çocuk kanallarının çok çocuksu olması2
- 24 tane fake hesabı olan yazar6
- kova dolunayı4
- şeriatsız dünya2
- bir erkeğin aşko demesi5
- islam medeniyetinin varlığı2
- çağımızın hastalığı8
- hangi yazar hangi başlığa ait5
soruyorum nerde diye? ölmüş diyorlar. insanlığın yanına gömülmüş. bir başkası çıkıp her gün tekrar öldüğünü, kum saatindeki taneler gibi azalarak öldüğünü söylüyor. sonra tutup kolumdan çekiyor beni biri. kaf dağının arkasındaki devi arıyorsun sen diye azarlıyor bi güzel. sokak karılarından tutun da bilgin geçinen sefillere kadar herkes birşeyler söylüyor onun hakkında. ama ne gören var, ne haber alan...
arıyorum, saatlerce arıyorum. yollarda, dükkanlarda, şarkılarda... benim bu uğreşımı görenlerin kıkırdaşmalarına şahit oluyorum. sonra biri yanıma geliyor. önüme bir kağıt parçası atıyor: üstünde önemli insanların resimleri ve sayılar olan. 'ben satın aldım hoşgörüyü, bu kağıt parçasından değersizdi çünkü o. kimse ses çıkarmadı. elimdeki bu kağıtlarla neleri satın aldım bir bilsen. insanları süründürdüm, önüme çıkanları öldürdüm. kimse ağzını bile açmadı. sanma ki kördüler, sanma ki sağırdı onlar. kulaklarını tıkayıp, kafalarını çevirirlerdi. onlar daha farkedemeden kafalarını satın aldım. benim istediğimi görür, benim istediğimi bilirler hâlâ varsan yanlarına. bazen biri yanlış bişeye diker gözünü, bakar uzun uzun. vahşet vardır, en az kendi yaşamı kadar sefalet vardır baktığı yerde. bakar ama görmez. krallığımın kale duvarında birer tuğladır o ve onun gibiler. senin gibiler ise bu saatten sonra sevginin özünü tutup çıkarsanız yedi kat altından yerin, benim krallığımda tek tuğlayı oynatamazsınız yerinden.' diyor ve gidiyor. ben yılmıyorum, yine de aramaya devam ediyorum. baktığım şarkılarda aşkla, sevgiyle, nefretle ve bolca hüzünle karşılaşıyorum. hiç biri içememiş hoşgörü ırmağından. en fazla devamı gelmeyen hafif bir izle karşılaşıyorum. hoşgörü geçmiş bir zamanlar belli, ama nereye gittiğini bilmiyorum.
akşam oluyor. yoruluyorum, eve gidiyorum umudum tükenmek üzereyken. bi kahve yapıp yorgunluk atmaya çalışıyorum. kahvaltıdan kalma simidimi kemirirken bir ağlama sesi geliyor. içini her çekişinde yürek sızlatan bir ağlama. kitaplığımdan geliyor ses. tozlanmaya yüz tutmuş bir kitabı alıyorum elime. üstünde, içinde ağlayanın göz yaşlarından kabarmış harflerle 'Yunus Emre' yazıyor. açıyorum içini bir cümleye yaslanmış, yaşlanmış, küçülmüş bir surat: hoşgörü. harflere sarıldıkça ağlıyor. daha da kabarıyor harfler, sanki daha çok insanın ilgisini çekebilecekmiş gibi: yaradılanı hoşgör yaradandan ötürü.
arıyorum, saatlerce arıyorum. yollarda, dükkanlarda, şarkılarda... benim bu uğreşımı görenlerin kıkırdaşmalarına şahit oluyorum. sonra biri yanıma geliyor. önüme bir kağıt parçası atıyor: üstünde önemli insanların resimleri ve sayılar olan. 'ben satın aldım hoşgörüyü, bu kağıt parçasından değersizdi çünkü o. kimse ses çıkarmadı. elimdeki bu kağıtlarla neleri satın aldım bir bilsen. insanları süründürdüm, önüme çıkanları öldürdüm. kimse ağzını bile açmadı. sanma ki kördüler, sanma ki sağırdı onlar. kulaklarını tıkayıp, kafalarını çevirirlerdi. onlar daha farkedemeden kafalarını satın aldım. benim istediğimi görür, benim istediğimi bilirler hâlâ varsan yanlarına. bazen biri yanlış bişeye diker gözünü, bakar uzun uzun. vahşet vardır, en az kendi yaşamı kadar sefalet vardır baktığı yerde. bakar ama görmez. krallığımın kale duvarında birer tuğladır o ve onun gibiler. senin gibiler ise bu saatten sonra sevginin özünü tutup çıkarsanız yedi kat altından yerin, benim krallığımda tek tuğlayı oynatamazsınız yerinden.' diyor ve gidiyor. ben yılmıyorum, yine de aramaya devam ediyorum. baktığım şarkılarda aşkla, sevgiyle, nefretle ve bolca hüzünle karşılaşıyorum. hiç biri içememiş hoşgörü ırmağından. en fazla devamı gelmeyen hafif bir izle karşılaşıyorum. hoşgörü geçmiş bir zamanlar belli, ama nereye gittiğini bilmiyorum.
akşam oluyor. yoruluyorum, eve gidiyorum umudum tükenmek üzereyken. bi kahve yapıp yorgunluk atmaya çalışıyorum. kahvaltıdan kalma simidimi kemirirken bir ağlama sesi geliyor. içini her çekişinde yürek sızlatan bir ağlama. kitaplığımdan geliyor ses. tozlanmaya yüz tutmuş bir kitabı alıyorum elime. üstünde, içinde ağlayanın göz yaşlarından kabarmış harflerle 'Yunus Emre' yazıyor. açıyorum içini bir cümleye yaslanmış, yaşlanmış, küçülmüş bir surat: hoşgörü. harflere sarıldıkça ağlıyor. daha da kabarıyor harfler, sanki daha çok insanın ilgisini çekebilecekmiş gibi: yaradılanı hoşgör yaradandan ötürü.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar