bugün
- true'nun sözlüğe küsmesi7
- türk milletine kurulan pusu10
- profilini gizli tutma nedeni8
- apo piçtir piç kalacak9
- en namuslu kadın bile dudaktan öpüşmüştür4
- mel melin palavra sıkması9
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu13
- büyük oyunu görmek4
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet7
- sözlüğe taze kan ihtiyacı5
- en sevdiğin eşofmana çamaşır suyu dökülmesi2
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi8
- suudi arabistan'a saldırılırsa türkiye de savaşta3
- intihar edenler hiç korkmuyor mu5
- hiçbir servet zamanı satın alamaz2
- bugün çok felsefik ve derin şeyler söylemem2
- güzel kızlara kötü davranmak3
- tai lung14
- ihtiyar yazar6
- nihavent kardeşimizin sözlüğe teşrif etmesi3
- mantıklı mantıklı konuşup can sıkmak5
- türkiyeye gelmiş en iyi yabancı kaleci6
- çerçeve yasa17
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- ifşalanmak2
- israil den lübnan'a yoğun saldırılar2
- en güzel reçel6
- kapak yapmak2
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak6
- nihavent gerizekalısı3
- kaynak götüm2
- seri gizli artı oy veren melek5
- g o k u6
- türkiyeye gelmiş en büyük yıldız5
- paşinyan'ın önündeki kritik dosya2
- abdullah öcalan'ın paşa olmasını isteyen akp li4
- herkesle iyi geçinmek6
- nihoş4
- mod geldi mod geldi2
- memduh bashgan12
- bir oturuşta taxi serisini izlemek2
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı3
- yazilimcilarin flort sorunu3
- hewal ebo10
- game of thrones taki kerhaneci4
- gelecekten entry3
- özgür özel11
- ingilisçe konuşan kezo2
- ameliyattan önce imzalatılan kağıt2
- evleneceği kadının geçmişini merak etmeyen erkek2
iki parçadan oluşan ahmet telli şiiri.
barbar ve şehla - 1
'hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında
şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin'
rivayetti ve zaman sakin
bir su gibi hareleniyordu
senin için orman uğultuları
uzun kış geceleri getirdim
artık okunmayan masallardan
bildim ama bilemeyip düştüm
yollara ıslığımdaki gül kokusuyla
çünkü gül mağrur bir yalnızlık
yahut dalgın bir keder olarak
yakışırdı senin şehla sesine
'rivayetti ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
anka'nın beni bıraktığı yerde
barbarlara rastladım, en çok
seni andırıyordu incelikleri
seni ve senin şehla duruşunu
rüzgar doldurdular ceplerime
oysa ben yılanların deri değiştirdiği
bir çöl arıyordum kendi çölümde
gövdemin çağına ulaşmak'çin
matematik ve şiir çalışıyordum
tarihse barbarlık öncesi devirlerdi
'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
dağlarımda yangın ovalarımda
tufan hikayeleri anlatılırken
masaldan masala, efsaneden
efsaneye sığınıyordum ve ben
sıfırı öğreniyordum aztekler'den
şiirse şehla sesine benziyordu
yani yalan yani kara bir zulüm
inceliğin barbar duruşu belki
vak'anüvis edasıyla geziniyor
yenildiğim tüm alanlarda şimdi
'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
bir kez daha uğradığımız
cinayet yerine benziyor
unutmak istediğimiz ne varsa
meğer ne çok biriktirmişim
unutmam gereken şeyleri
duruşunu, şehlasesini mesela
yatağımda kalan sıcaklığını
yastıkta başının bıraktığı çukuru
en çok da bir yolculuğa çıkarken
dönüp dönüp sarılışını
'zaman bir su gibi hareleniyor yine
rivayetdi ne zaman sahi oldu'
barbar ve şehla - 2
uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
yüzün büsbütün gülistan oluyor ve bitti
sandığımız yerde yeniden ürperen aşk
hangi hatıralarla kanadı hangisinde sustu
biz hangi şehirde güller taşıdık odamıza
hangisinde yaralarımızı saracak bir dost
bir yoldaş aradık ölürcesine, yoktular
zilsiyah hatıralar edinmişti
şehirler ve barbar
zamanlardı şehla sessizliğimizde
nice yıkımlardan kurtardığın şeydi susmak
adressiz yaşamalardan, mutsuzluklardan
umutlardan geri kalandı ve yakıştırdın
kendine, yüzünün biçimi buradan geliyor
iki şehir, iki darbe arasında
geçirdiğin yıllar
sana bir onur gibi susmayı ekledi ki güller
sessizliğin koynunda bulurlar renklerini
ayrılıkların bir rengi vardır, susuşların
bekleyişlerin, yalnızlıkların da öyle
şehrin görüntüsü unutmanın rengine benzer
istasyonlarsa özleme dönüktür nedense
ve bir köşesinde mutlaka taşra kokusu
kokunun rengi nasıl yayılır bilirsin
güllerden, fesleğenlerden ve acılardan
hiç konuşmayalım istersen susmak bir dil
bir hatırlamak olsun yitirdiğimiz ne varsa
hatırlamak deyince içimden bir rüzgar
ışıkları söndürülmüş kasabalar geçiyor
komşu bahçeden hoyratça kopardığım güller
kendimi pekos bill yerine koyduğum
günler düşüyor içime, kendime sığmıyorum
hatırlamak deyince annemin öldüğü gün
içimden bir mürekkep ırmağı akmıştı
se ve ateş, hava ve toprak ve her şey
cıvaya dönüşmütü orada, ikide bir
gülkurusu yolculuklara çıkışım bundandı
yön duygumu galiba o zaman yitirdim
hangi şehirde yoksan ben kayboluyorum orada
zarif hatıralar edinmiştik sokağımızdan
ve eğilip bakardı geçip giden bulutlar
sen mektubundan önce gelirdin, kuruyan
fesleğenler için yas tutardık yazsonları
devrim bir ihtimal olarak kaldı diyenlere
sessizce itiraz etmeyi öğrendik o günlerde
dokunsalar akasyalar gibi yaprak dökerdik
şimdi ürperten, onaran bir şey var,
sen bir gülü
uzun uzun koklayarak anlatıyorsun bunu
kalbimizse küllerin altında kalabilen iki köz
iki cehennem; imlası bozuk mektuplar gibiyiz
çünkü imla evlilikle biten aşklara benziyor
rüzgarını yitirmiş vadiye, bulutsuz
yağmursuz bir gökyüzü de diyebilirsin
uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
hatırlamak böyle bir şey olmalı diyorum
unuttuğumuz ne varsa barbarlar sızıyor
bizse şehla bir isyan oluyoruz şehrin
zilsiyah hatıralarından sıyrılarak
sevmek böyle bir şey herhalde diyorum
sen uzun uzun koklarken bir gülü
ve yüzünün doğusu gül kokuyor çünkü doğu
gülistandı dağın ve destanın bize anlattığı
barbar ve şehla - 1
'hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında
şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin'
rivayetti ve zaman sakin
bir su gibi hareleniyordu
senin için orman uğultuları
uzun kış geceleri getirdim
artık okunmayan masallardan
bildim ama bilemeyip düştüm
yollara ıslığımdaki gül kokusuyla
çünkü gül mağrur bir yalnızlık
yahut dalgın bir keder olarak
yakışırdı senin şehla sesine
'rivayetti ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
anka'nın beni bıraktığı yerde
barbarlara rastladım, en çok
seni andırıyordu incelikleri
seni ve senin şehla duruşunu
rüzgar doldurdular ceplerime
oysa ben yılanların deri değiştirdiği
bir çöl arıyordum kendi çölümde
gövdemin çağına ulaşmak'çin
matematik ve şiir çalışıyordum
tarihse barbarlık öncesi devirlerdi
'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
dağlarımda yangın ovalarımda
tufan hikayeleri anlatılırken
masaldan masala, efsaneden
efsaneye sığınıyordum ve ben
sıfırı öğreniyordum aztekler'den
şiirse şehla sesine benziyordu
yani yalan yani kara bir zulüm
inceliğin barbar duruşu belki
vak'anüvis edasıyla geziniyor
yenildiğim tüm alanlarda şimdi
'rivayetdi ne zaman sahi oldu
bildim bilemedim sahi nasıl soldu'
bir kez daha uğradığımız
cinayet yerine benziyor
unutmak istediğimiz ne varsa
meğer ne çok biriktirmişim
unutmam gereken şeyleri
duruşunu, şehlasesini mesela
yatağımda kalan sıcaklığını
yastıkta başının bıraktığı çukuru
en çok da bir yolculuğa çıkarken
dönüp dönüp sarılışını
'zaman bir su gibi hareleniyor yine
rivayetdi ne zaman sahi oldu'
barbar ve şehla - 2
uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
yüzün büsbütün gülistan oluyor ve bitti
sandığımız yerde yeniden ürperen aşk
hangi hatıralarla kanadı hangisinde sustu
biz hangi şehirde güller taşıdık odamıza
hangisinde yaralarımızı saracak bir dost
bir yoldaş aradık ölürcesine, yoktular
zilsiyah hatıralar edinmişti
şehirler ve barbar
zamanlardı şehla sessizliğimizde
nice yıkımlardan kurtardığın şeydi susmak
adressiz yaşamalardan, mutsuzluklardan
umutlardan geri kalandı ve yakıştırdın
kendine, yüzünün biçimi buradan geliyor
iki şehir, iki darbe arasında
geçirdiğin yıllar
sana bir onur gibi susmayı ekledi ki güller
sessizliğin koynunda bulurlar renklerini
ayrılıkların bir rengi vardır, susuşların
bekleyişlerin, yalnızlıkların da öyle
şehrin görüntüsü unutmanın rengine benzer
istasyonlarsa özleme dönüktür nedense
ve bir köşesinde mutlaka taşra kokusu
kokunun rengi nasıl yayılır bilirsin
güllerden, fesleğenlerden ve acılardan
hiç konuşmayalım istersen susmak bir dil
bir hatırlamak olsun yitirdiğimiz ne varsa
hatırlamak deyince içimden bir rüzgar
ışıkları söndürülmüş kasabalar geçiyor
komşu bahçeden hoyratça kopardığım güller
kendimi pekos bill yerine koyduğum
günler düşüyor içime, kendime sığmıyorum
hatırlamak deyince annemin öldüğü gün
içimden bir mürekkep ırmağı akmıştı
se ve ateş, hava ve toprak ve her şey
cıvaya dönüşmütü orada, ikide bir
gülkurusu yolculuklara çıkışım bundandı
yön duygumu galiba o zaman yitirdim
hangi şehirde yoksan ben kayboluyorum orada
zarif hatıralar edinmiştik sokağımızdan
ve eğilip bakardı geçip giden bulutlar
sen mektubundan önce gelirdin, kuruyan
fesleğenler için yas tutardık yazsonları
devrim bir ihtimal olarak kaldı diyenlere
sessizce itiraz etmeyi öğrendik o günlerde
dokunsalar akasyalar gibi yaprak dökerdik
şimdi ürperten, onaran bir şey var,
sen bir gülü
uzun uzun koklayarak anlatıyorsun bunu
kalbimizse küllerin altında kalabilen iki köz
iki cehennem; imlası bozuk mektuplar gibiyiz
çünkü imla evlilikle biten aşklara benziyor
rüzgarını yitirmiş vadiye, bulutsuz
yağmursuz bir gökyüzü de diyebilirsin
uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
hatırlamak böyle bir şey olmalı diyorum
unuttuğumuz ne varsa barbarlar sızıyor
bizse şehla bir isyan oluyoruz şehrin
zilsiyah hatıralarından sıyrılarak
sevmek böyle bir şey herhalde diyorum
sen uzun uzun koklarken bir gülü
ve yüzünün doğusu gül kokuyor çünkü doğu
gülistandı dağın ve destanın bize anlattığı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar