bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin10
- ayı saldırınca yapılması gerekenler13
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- gece yarısı çalan telefon7
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak3
- uysaljakoben21
- gammaz olmuşum13
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- geceye bir söz bırak3
- aquila bicipite8
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- eski dizileri izlemek3
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- kadınların zeka seviyesi2
- ankarada masaj yaptırmak2
- minyon kadın siniri5
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- kadınların erkeklerde aradıkları şeyler2
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız2
- kel erkek3
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü2
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- ona bir şey söyle16
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- kemal kılıçdaroğlu35
- elit olmak için gerekenler13
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- bizim delilere bakayım4
- death2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- gençler iş beğenmiyor3
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- gecenin şarkısı4
- gocu26
- ikinci evliliği yapanları anlayamamak21
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- semum3
- ses yakışıklılığı2
Eline sağlık Necdet.
Hem de yüreğine sağlık, çünkü o çizdiğini o yayın organında yayınlamak, her şeyden önce yürek işi.
Necdet Şen kardeşimizin "Hızlı Gazeteci " çizgi-roman bandında geçen gün yer alan birkaç kare.
Şöyle demiş Necdet, konuşma balonunda: "Sosyalist yazar ve sanatçının tatilde harcayacak parası yoktur. Onlar deniz kıyısındaki birtakım demokrat belediyelerin yaz aylarında yaptıkları festivallere konuşmacı olarak davet edilir, çoluğu çocuğu sülalesiyle yer içer, kodes, sürgün mavraları yapar, gene içer. "
Görüntüde kalın bıyıklı, tombul, uzun saçları ağarmış iki hımbıl. Birisi "aah Kubilay, vaah köy enstitüler, ooy 27 Mayıs " diye ağlaşıyor. Öteki şöyle söylüyor: "Yahu dedim başçavuşa, pırangalar bileğimi kesiyur ".
ikinci karede Necdet'in konuşma balonu: "Birkaç gün sonra oradaki taşra aydınını bütün kış avutacak rakı masası anılarıyla başbaşa bırakarak, başka deniz kıyısı beldelerindeki başka festivallere doğru yelken açar. Ama asla tatil yapmaz. "
Ve çizgide, rakı masasında hep bir ağızdan söylenen türküler, : "şu kanlııı zaalııımııın ettiiiğiii işleeer, dırınım, dırınım ". Hay sen çok yaşa emi Necdet.
Ben böyle yazdım diye umarım çalıştığın gazetenin yöneticilerinden de fırça yemezsin, vay Ardıç'a koz mu veriyorsun? Atarlarsa haber ver, ona da değiniriz.
* * *
Ellerinden hayatın çoktandır kayıp gitmekte olduğunu hüzünle farkeden ihtiyar çocuklardır bunlar Necdet. Ömürlerini boşa geçirdiklerini, akıntıya kürek çektiklerini ancak görmüşlerdir. Geri dönemezler, biz yanılmışız diyemezler.
Kafaları öyle pek fazla da çalışmadığından, sıkı sıkıya sarılırlar üç beş rakı muhabbeti kırıntısına. "Gidecekleri başka liman yoktur " Kavafis'in deyimiyle.
Ama, 1950 yılından beri bir daha asla elde edemeyecekleri siyasi iktidara siftinirken, sizin yayın organını körükörüne okuyup inanan birkaç bin köylü sayesinde, sımsıkı tuttukları "yazınsal iktidarı " da kimselere bırakmamakta direnirler.
Sürekli birbirlerini yerler ama çıkarları sözkonusu olduğunda da domuz topu gibi birleşiverirler. Müşterileri aydınlar değil, yarı-aydınlardır.
Namuslu, iyi niyetli, saf, kavruk, cahil köylü çocukları. Her zaman sömürülecek köylü çocukları. Yok, iktidar tarafından değil, bu tür hokkabazlar tarafından.
Müşteri de velinimet olduğundan, yaz sıcakları bastırınca kalkıp oralara, kıyı beldelerinin belediye şenliklerine koşarlar. Karpuzu olmayan kasabada karpuz şenliği, kirazı olmayan kasabada kiraz şenliği, ebegümeci şenliği. Karşı adadan, Yunanistan'da kimsenin adam yerine koymadığı üç-beş komünist Yunanlı çağırıp dostluk şenliği.
Demokrat belediye demişsin, ayıp olmasın diye; sosyaldemokrat belediyeler bunlar. Daha doğrusu, kendilerini sosyaldemokrat sanan ittihatçı belediyeler.Kıyılarda rakı masaları kurulur, mapusane türküleri okunur: "candarmaaa biiiz sosyalistiiiz, dostuz yalnız biiz sanaaa. ayışığı kelepçeyeee. mapus yoldaaaaş, penceredeeeen, cendermeeeyeee bakiyüüür. "
Devrisi gün, toplasan iki yüz kişinin okuduğu boktan kitaplar, iki kasaba yarı-aydınına imzalanır. Şehire dönünce de yazısını döşenirler: "Yazar okuruyla buluştu! "
"Çağrılı gittiğim Angutlu kasabası devrim şenliğinde, ekin ağırlıklı ve görkemli günler yaşadım. Belediye başkanı Abüzittin adamımdır. Lâf aramızda, sayın inönü de buralarda pek seviliyor. "
Görüp görecekleri en büyük gönençtir bu: Şehirlerde yaptıkları imza günlerinde, üç günde bir vara yoğa düzenlenmekten artık fena halde cılkı çıkmış imza günlerinde, kendilerini rahatsız eden, kafalarına uymayan aykırı yazarları kara listelere alıp adlarını anmayan kitap kulüplerinin düzenlediği imza günlerinde, genelevde müşteri bekleyen sermaye gibi, akşama kadar oturup dururlar, kimse gelmez kitaplarını imzalattırmaya.
Kazara iki-üç şabalak kız öğrenci de düşerse ökseye, asılmayı hiç ihmal etmezler, ağarmış kıllarına bakmadan hımbıllar. Sonra oradan çıkıp Yakup'un meyhanesine kafa çekmeye giderler.
Kıro garson onlara bir vesileyle hakaret edince de gizlice hoşlanırlar bundan, ayak takımına karşı sebebi kendilerinden menkul bir eziklik içindedirler.
Çünkü had safhada "serebral-mazoşist "tirler. Dertleri zevk edinmişlerdir, eziyet çekmeyi severler.
Ve de gene hikmeti kendilerinden menkul devrimci.
"Çökertme'den çıktım da Halil'im, aman başım selâmet " diye başlayan, "arkadaşım ibraam Çavuş Allah'ıma emanet " şeklinde giden Bodrum'un eşkıya türküsünün orası gelince, dumanlı kafaların yıvıklaştırdığı hep bir yamuk ağızdan söylerken, "arkadaşım ibraam Çavuş yoldaşlara emanet " yaparlar dizeyi.
Bunu devrimcilik sanır şaşkınlar.
Sonra otururlar, sosyalistlerin analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiş ismet Paşa'nın ardından ağlarlar. Oğluna umut bağlayarak!
Lokantada garson yumurtalı domatesli yeşil biberli menemen yemeği getirince "ah Kubilay vah Kubilay " diye dövündükleri de rivayet edilir bazılarının(!) senin de çizmiş olduğun gibi Necdet kardeşim.
Ola ki onlarla rakı içmek zorunda kalırsan, sakın sevgilini ya da nişanlını ya da eşini falan götürme.
Çünkü içki masasında iyice cıvıyınca birbirlerinin karılarına kızlarına sarkmak da, alışkanlıkları ve gelenekleri arasındadır.
engin ardıçin bir yazisi.
Hem de yüreğine sağlık, çünkü o çizdiğini o yayın organında yayınlamak, her şeyden önce yürek işi.
Necdet Şen kardeşimizin "Hızlı Gazeteci " çizgi-roman bandında geçen gün yer alan birkaç kare.
Şöyle demiş Necdet, konuşma balonunda: "Sosyalist yazar ve sanatçının tatilde harcayacak parası yoktur. Onlar deniz kıyısındaki birtakım demokrat belediyelerin yaz aylarında yaptıkları festivallere konuşmacı olarak davet edilir, çoluğu çocuğu sülalesiyle yer içer, kodes, sürgün mavraları yapar, gene içer. "
Görüntüde kalın bıyıklı, tombul, uzun saçları ağarmış iki hımbıl. Birisi "aah Kubilay, vaah köy enstitüler, ooy 27 Mayıs " diye ağlaşıyor. Öteki şöyle söylüyor: "Yahu dedim başçavuşa, pırangalar bileğimi kesiyur ".
ikinci karede Necdet'in konuşma balonu: "Birkaç gün sonra oradaki taşra aydınını bütün kış avutacak rakı masası anılarıyla başbaşa bırakarak, başka deniz kıyısı beldelerindeki başka festivallere doğru yelken açar. Ama asla tatil yapmaz. "
Ve çizgide, rakı masasında hep bir ağızdan söylenen türküler, : "şu kanlııı zaalııımııın ettiiiğiii işleeer, dırınım, dırınım ". Hay sen çok yaşa emi Necdet.
Ben böyle yazdım diye umarım çalıştığın gazetenin yöneticilerinden de fırça yemezsin, vay Ardıç'a koz mu veriyorsun? Atarlarsa haber ver, ona da değiniriz.
* * *
Ellerinden hayatın çoktandır kayıp gitmekte olduğunu hüzünle farkeden ihtiyar çocuklardır bunlar Necdet. Ömürlerini boşa geçirdiklerini, akıntıya kürek çektiklerini ancak görmüşlerdir. Geri dönemezler, biz yanılmışız diyemezler.
Kafaları öyle pek fazla da çalışmadığından, sıkı sıkıya sarılırlar üç beş rakı muhabbeti kırıntısına. "Gidecekleri başka liman yoktur " Kavafis'in deyimiyle.
Ama, 1950 yılından beri bir daha asla elde edemeyecekleri siyasi iktidara siftinirken, sizin yayın organını körükörüne okuyup inanan birkaç bin köylü sayesinde, sımsıkı tuttukları "yazınsal iktidarı " da kimselere bırakmamakta direnirler.
Sürekli birbirlerini yerler ama çıkarları sözkonusu olduğunda da domuz topu gibi birleşiverirler. Müşterileri aydınlar değil, yarı-aydınlardır.
Namuslu, iyi niyetli, saf, kavruk, cahil köylü çocukları. Her zaman sömürülecek köylü çocukları. Yok, iktidar tarafından değil, bu tür hokkabazlar tarafından.
Müşteri de velinimet olduğundan, yaz sıcakları bastırınca kalkıp oralara, kıyı beldelerinin belediye şenliklerine koşarlar. Karpuzu olmayan kasabada karpuz şenliği, kirazı olmayan kasabada kiraz şenliği, ebegümeci şenliği. Karşı adadan, Yunanistan'da kimsenin adam yerine koymadığı üç-beş komünist Yunanlı çağırıp dostluk şenliği.
Demokrat belediye demişsin, ayıp olmasın diye; sosyaldemokrat belediyeler bunlar. Daha doğrusu, kendilerini sosyaldemokrat sanan ittihatçı belediyeler.Kıyılarda rakı masaları kurulur, mapusane türküleri okunur: "candarmaaa biiiz sosyalistiiiz, dostuz yalnız biiz sanaaa. ayışığı kelepçeyeee. mapus yoldaaaaş, penceredeeeen, cendermeeeyeee bakiyüüür. "
Devrisi gün, toplasan iki yüz kişinin okuduğu boktan kitaplar, iki kasaba yarı-aydınına imzalanır. Şehire dönünce de yazısını döşenirler: "Yazar okuruyla buluştu! "
"Çağrılı gittiğim Angutlu kasabası devrim şenliğinde, ekin ağırlıklı ve görkemli günler yaşadım. Belediye başkanı Abüzittin adamımdır. Lâf aramızda, sayın inönü de buralarda pek seviliyor. "
Görüp görecekleri en büyük gönençtir bu: Şehirlerde yaptıkları imza günlerinde, üç günde bir vara yoğa düzenlenmekten artık fena halde cılkı çıkmış imza günlerinde, kendilerini rahatsız eden, kafalarına uymayan aykırı yazarları kara listelere alıp adlarını anmayan kitap kulüplerinin düzenlediği imza günlerinde, genelevde müşteri bekleyen sermaye gibi, akşama kadar oturup dururlar, kimse gelmez kitaplarını imzalattırmaya.
Kazara iki-üç şabalak kız öğrenci de düşerse ökseye, asılmayı hiç ihmal etmezler, ağarmış kıllarına bakmadan hımbıllar. Sonra oradan çıkıp Yakup'un meyhanesine kafa çekmeye giderler.
Kıro garson onlara bir vesileyle hakaret edince de gizlice hoşlanırlar bundan, ayak takımına karşı sebebi kendilerinden menkul bir eziklik içindedirler.
Çünkü had safhada "serebral-mazoşist "tirler. Dertleri zevk edinmişlerdir, eziyet çekmeyi severler.
Ve de gene hikmeti kendilerinden menkul devrimci.
"Çökertme'den çıktım da Halil'im, aman başım selâmet " diye başlayan, "arkadaşım ibraam Çavuş Allah'ıma emanet " şeklinde giden Bodrum'un eşkıya türküsünün orası gelince, dumanlı kafaların yıvıklaştırdığı hep bir yamuk ağızdan söylerken, "arkadaşım ibraam Çavuş yoldaşlara emanet " yaparlar dizeyi.
Bunu devrimcilik sanır şaşkınlar.
Sonra otururlar, sosyalistlerin analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiş ismet Paşa'nın ardından ağlarlar. Oğluna umut bağlayarak!
Lokantada garson yumurtalı domatesli yeşil biberli menemen yemeği getirince "ah Kubilay vah Kubilay " diye dövündükleri de rivayet edilir bazılarının(!) senin de çizmiş olduğun gibi Necdet kardeşim.
Ola ki onlarla rakı içmek zorunda kalırsan, sakın sevgilini ya da nişanlını ya da eşini falan götürme.
Çünkü içki masasında iyice cıvıyınca birbirlerinin karılarına kızlarına sarkmak da, alışkanlıkları ve gelenekleri arasındadır.
engin ardıçin bir yazisi.
güncel Önemli Başlıklar
