bugün
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı68
- mel mel bakan 6ibson12
- cuhape bu ülkeye ne kattı9
- pavyonda bir hanıma bira söylemek6
- ayrıldık35
- palamut7
- üzülmeyin seneye tekrar gidersiniz14
- bahçeli'nin arabistan'a askeri destek çağrısı8
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru15
- sigara6
- hayatı kolaylaştıran joker kelimeler7
- istanbul mahvoldu12
- ismail kartal10
- fon vurgunu13
- yüksek enflasyon17
- bugün tüm fenerbahçeli yazarların hasta olması7
- iltica bey4
- eve gitme isteği5
- bir derdim var3
- real madrid3
- entry girerken sağa yatmak2
- yalnızlığın aslında o kadar da iyi olmaması3
- ismet birader3
- orhan şen den yeni yağış uyarısı2
- saloon birahanesi2
- kurt cobain3
- ankara kırıkkale çorum samsun hızlı tren hattı2
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı86
- cedid6cer2
- ulaştırma ve altyapı bakanlığı'nın işi nedir6
- mesai bitse de gitsek3
- sigara içmek kör olma riskini artırır4
- barselona'dan 4 yemek vs aston villa'dan 6 yemek3
- fenerbahçeli yazarlar15
- traveler2
- istanbul sel felaketinin sözlükte yer almaması5
- arkadaşlar size bi soru sorucam56
- fenerbahçe7
- cedidacer4
- sözlükte yasak aşk yaşadığına inandığımız yazarlar20
- fenerbahçenin yarım düzine gol yemesi4
- avukat tutmak2
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı28
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- pıttık fırlatma akımı10
- ev boş gelsene diyen kızın amacı13
- enayimiknatisii26
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- 6bahçe4
- gibson'a sarılıp teselli etmek3
şunları yazarken dinlediğim, eskimeye yüz tutmuş ama anıları taze adele eseri.
seninle bir hayatımız olsa, muhtemelen saçma sapan olurdu. ben gitme yanımdan diye türlü şebeklikler yapardım sen şımarıklığıma göz yumar, "bak canım"lı cümleler kurardın. ben laftan anlamazdım. bir gün sokak ortasında bağıra çağıra kavga eder, akşamına balkonda sarılır çay içerdik. eğer, seninle bir hayatımız olsaydı.
şu an seninle bir hayatım var ama hayatımız yok. yakında bir zamanlarda o da olmayacak. dün seni rüyamda göremedim mesela. zamanla her şey unutulur bunun altını çizecek değilim ama o zamanla alıp veremediğim çok, koskoca bir savaş hazırlığındayız. muhtemelen o kazanacak, bir nevi ben sensiz kalacağım. zaten öyleyim ya olayı resmiyete dökeceğiz. ne kötü. bir hayatımız olamadı. "ben seni çok severdim ya" deyip gözlerimi büyüttüğümde gözlerine doğru. "ben de seni çok severdim" dememiş olsaydın bir hayatımızın olamayacak olması bu kadar acıtmazdı. aynı düşünüyor ama ayrı kalıyor insanlar burada. ben o insanlardan sadece biri, en savunmasız, en 'sadece istiyorum seni' diyebileni. sen öyle değilsin ama yepyeni hayatının arifesinde, alışkanlıkları bilmenin güveniyle, emin adımlarla, dik duruşlarla. "güzel bir hayatımız olacak." diye fısıldayacaksın bu eylül güzel bir kadının kulağına. o senden daha mutlu, çok daha aşık olacak belki. "evet biz seninle bu şehre doyacağız, birbirimize asla!" kabilinden cümleler kuracak sana. ben sana/size uzaktan bile bakamayacağım. birkaç cümle var elimde bir süre yetinmem gereken, birkaç bakış, birkaç tat, birkaç da gülümsemen takılı kaldı aklımda. onları da hafızamdan silmek zorundayım. yetinmeyi bilemeyeceğim için unutmam gerekiyor. oysa bambaşka hayallerin peşindeydim, o kadar hazırdım ki varlığına. yokluğunun bu kadar rahatsız edeceğini bilemeyecek kadar çok hazırlanmıştım. her gördüğüm anı hafızama kazır, her cümlenin içine düşer, hiçbir söylediğine mantıklı cevap veremez, aptal aptal yüzüme su çarpardım o saçma sapan merdiven altında. "çok dalgınsın, sorun yok değil mi?" sorusunu tutar "seni önemsiyorum, kendine iyi bakabiliyor musun bakıyım sen?" olarak anlardım. (seni severdim, pek çok severdim artık sevebilirdim diyorum. ihtimal cümlesi değil ki bu, bitti gitti çok geç kalındı evresi.)
bir gün tuttun "ben bir şey yapmadım ki" dedin. hiçbir şey yapmadın evet, ne varsa hepsini ben yaptım duvar örer gibi bir bir dizdim tuğlaları. ama sen hiçbir şeyi bozmadın, izin verdin, bıraktın, rahat ettim. bozacağın anı beklediğini bilemedim. duvar bitmişti tam da, tuttun bozdun tek bir cümleyle yerle bir ettin. öylece kaldı bir süre her şey. çok güçlüydün tozu bile kalmadı ortalıkta ama ben öyle olamadım, hepsini aldım yığdım bir kenara. tekrar birleştireceğim. herhangi bir yerinde sen olmayacaksın. o duvara iki sevgili oturacak bir gün. on bir on iki yaşlarında, ellerinde gazoz şişesi, gözlerinde güneş, kulaklarında da "amie" olacak. usulca toprağa değip birbirlerine güzel laflar edecekler. erkek kıza dönüp "seni çok seviyorum" dediğinde kız şüpheyi atıp gözlerinden, "seni çok seveceğim" diyecek. geleceğe güvenen ve geçmişi mutlu hatırlayabilen insanlar olacak hep hayatta. ben onları uzaktan izleyeceğim yine. sana kahvaltı hazırladığım ama senin sadece çay içtiğin günü hatırlayacağım. tek şekerli ağzını, yorgunluktan sızlayan ellerini hatırlayacağım sonra parmakların benzerliklerinden bahsettiğim anları. ama yüzünü unutacağım çünkü yüzünü unutmadıkça başka yüzleri göremiyorum. bu yalnızlık demek bu büsbütün kimsesizlik demek. sensizlik de bu demek. ama onca insanı bi kalemde yok sayarsam ilerde senli hayallerde, senli ve yanındaki güzel kadınlı düşüncelerde kendimi hiç sevmediğim bi duygu nefesimi keserken, sensizlik canımı acıtırken, yanındakileri kıskanmaktan kendimi kaybederken bulur, o karmaşada boğulurum ben. seni bu gece unutacağım ve sonsuza kadar.
seninle bir hayatımız olsa, muhtemelen saçma sapan olurdu. ben gitme yanımdan diye türlü şebeklikler yapardım sen şımarıklığıma göz yumar, "bak canım"lı cümleler kurardın. ben laftan anlamazdım. bir gün sokak ortasında bağıra çağıra kavga eder, akşamına balkonda sarılır çay içerdik. eğer, seninle bir hayatımız olsaydı.
şu an seninle bir hayatım var ama hayatımız yok. yakında bir zamanlarda o da olmayacak. dün seni rüyamda göremedim mesela. zamanla her şey unutulur bunun altını çizecek değilim ama o zamanla alıp veremediğim çok, koskoca bir savaş hazırlığındayız. muhtemelen o kazanacak, bir nevi ben sensiz kalacağım. zaten öyleyim ya olayı resmiyete dökeceğiz. ne kötü. bir hayatımız olamadı. "ben seni çok severdim ya" deyip gözlerimi büyüttüğümde gözlerine doğru. "ben de seni çok severdim" dememiş olsaydın bir hayatımızın olamayacak olması bu kadar acıtmazdı. aynı düşünüyor ama ayrı kalıyor insanlar burada. ben o insanlardan sadece biri, en savunmasız, en 'sadece istiyorum seni' diyebileni. sen öyle değilsin ama yepyeni hayatının arifesinde, alışkanlıkları bilmenin güveniyle, emin adımlarla, dik duruşlarla. "güzel bir hayatımız olacak." diye fısıldayacaksın bu eylül güzel bir kadının kulağına. o senden daha mutlu, çok daha aşık olacak belki. "evet biz seninle bu şehre doyacağız, birbirimize asla!" kabilinden cümleler kuracak sana. ben sana/size uzaktan bile bakamayacağım. birkaç cümle var elimde bir süre yetinmem gereken, birkaç bakış, birkaç tat, birkaç da gülümsemen takılı kaldı aklımda. onları da hafızamdan silmek zorundayım. yetinmeyi bilemeyeceğim için unutmam gerekiyor. oysa bambaşka hayallerin peşindeydim, o kadar hazırdım ki varlığına. yokluğunun bu kadar rahatsız edeceğini bilemeyecek kadar çok hazırlanmıştım. her gördüğüm anı hafızama kazır, her cümlenin içine düşer, hiçbir söylediğine mantıklı cevap veremez, aptal aptal yüzüme su çarpardım o saçma sapan merdiven altında. "çok dalgınsın, sorun yok değil mi?" sorusunu tutar "seni önemsiyorum, kendine iyi bakabiliyor musun bakıyım sen?" olarak anlardım. (seni severdim, pek çok severdim artık sevebilirdim diyorum. ihtimal cümlesi değil ki bu, bitti gitti çok geç kalındı evresi.)
bir gün tuttun "ben bir şey yapmadım ki" dedin. hiçbir şey yapmadın evet, ne varsa hepsini ben yaptım duvar örer gibi bir bir dizdim tuğlaları. ama sen hiçbir şeyi bozmadın, izin verdin, bıraktın, rahat ettim. bozacağın anı beklediğini bilemedim. duvar bitmişti tam da, tuttun bozdun tek bir cümleyle yerle bir ettin. öylece kaldı bir süre her şey. çok güçlüydün tozu bile kalmadı ortalıkta ama ben öyle olamadım, hepsini aldım yığdım bir kenara. tekrar birleştireceğim. herhangi bir yerinde sen olmayacaksın. o duvara iki sevgili oturacak bir gün. on bir on iki yaşlarında, ellerinde gazoz şişesi, gözlerinde güneş, kulaklarında da "amie" olacak. usulca toprağa değip birbirlerine güzel laflar edecekler. erkek kıza dönüp "seni çok seviyorum" dediğinde kız şüpheyi atıp gözlerinden, "seni çok seveceğim" diyecek. geleceğe güvenen ve geçmişi mutlu hatırlayabilen insanlar olacak hep hayatta. ben onları uzaktan izleyeceğim yine. sana kahvaltı hazırladığım ama senin sadece çay içtiğin günü hatırlayacağım. tek şekerli ağzını, yorgunluktan sızlayan ellerini hatırlayacağım sonra parmakların benzerliklerinden bahsettiğim anları. ama yüzünü unutacağım çünkü yüzünü unutmadıkça başka yüzleri göremiyorum. bu yalnızlık demek bu büsbütün kimsesizlik demek. sensizlik de bu demek. ama onca insanı bi kalemde yok sayarsam ilerde senli hayallerde, senli ve yanındaki güzel kadınlı düşüncelerde kendimi hiç sevmediğim bi duygu nefesimi keserken, sensizlik canımı acıtırken, yanındakileri kıskanmaktan kendimi kaybederken bulur, o karmaşada boğulurum ben. seni bu gece unutacağım ve sonsuza kadar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar