bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum26
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin11
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir6
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız3
- ayı saldırınca yapılması gerekenler13
- uysaljakoben21
- gammaz olmuşum13
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü4
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- gece yarısı çalan telefon7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- aquila bicipite8
- babaya masaj yaptırmak2
- bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır2
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- kadınların zeka seviyesi3
- her şeyin sanalda olmadığı gerçeği2
- hayatın artık aşırı monoton gelmesi2
- denize sıfır bir ev sahibi olmak3
- türkiye dünyanın 16 avrupa'nın 6 ekonomisidir2
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak3
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- minyon kadın siniri5
- geceye bir söz bırak3
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- koca2
- kemal kılıçdaroğlu35
- eski dizileri izlemek3
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- elit olmak için gerekenler13
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- kel erkek3
- gocu26
- ikinci evliliği yapanları anlayamamak21
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- ona bir şey söyle16
- kadınların erkeklerde aradıkları şeyler2
- ankarada masaj yaptırmak2
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- bizim delilere bakayım4
- tek arkadaşının olmaması10
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- hapse düşünce hemen koğuş ağasını dövmek9
24 aralık 1963 gecesi kıbrıs'ta eoka tarafından gerçekleştirilen katliamın kıbrıs tarihindeki sembolik yer ve önemini göstermek amacıyla adlandırılan noeldir.
--spoiler--
1963 yılı Noeli'nde Kıbrıs'ta başlayan katliam, zihinlerimize işte bu fotoğrafla kazındı. Binbaşı Nihat ilhan'ın eşi ve üç çocuğunun saklandıkları banyoda hunharca katledilmelerini gösteren tek karelik kanlı fotoğraf, yaralı mücahit Vural Türkmen'in vücudunu kaplayan alçıya gizlenerek Türkiye'ye kaçırıldı.
1963 Noeli. 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan gece. Hıristiyan inanışında Hz. isa'nın doğum günü. O gece, Hıristiyan dünyasında kutlu doğumu kutlamak için şenlik vardı. Kıbrıs'ta ise katliam olacaktı. Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla kurulan EOKA üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlattı. Salı akşamı Lefkoşe'nin batı kesimine düşen Kumsal semtini bastılar.
Dere tarafından gelen Rumlar otomatik mavzerlerle irfanbey Sokağı'na girdiklerinde, 2 numaralı evde bulunan Mürüvet Hanım, üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi... Mürüvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece evde bulunan ev sahibi Hasan Efendi, eşi Feride Nineyi tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride'nin kızkardeşi Nuvber, beş aylık bebeği Işıl'la banyonun bir köşesine sığındı.
Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırıldı, makineli tüfekler işlemeye başladı. Rumlar çocuk, yaşlı, kadın demeden savunmasız bedenlere Rifle otomatik mavzerlerle 15, Storn otomatik tabanca ile 12, mavzerlerle de 6 el ateş etti. Banyodaki küvet, ölüm çukuruna döndü.
KADIN, ÇOCUK, YAŞLI... HERKES KATLEDiLiYOR...
Ateş altındaki Kumsal semtine yaklaşma imkanı yoktu. Bölgeye ancak iki gün süren çatışmaların ardından ulaşılabildi. 2 numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara ürperticiydi: Işıkları yanan bir banyo. Tavandan et parçaları ve kan pıhtıları sarkıyor... Küvetin içinde bir kadın, cansız yatıyor. Göğsü üzerinde iki küçük çocuk; yedi yaşındaki yavrusu Hakan ile ikinci oğlu Kudsi. Yeşil pijamaları kan içinde. Kadının dizinde başını uzatmış bir oğlu daha; o yıl ilkokula başlamış olan Murat. Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat ilhan'ın ailesi işte böyle katledildi.
ilk etapta elliye yakın Türkü öldüren Rumlar, daha 400 Türkü öldürecekleri katliamlarına devam etmek için başka Türk evleri ararken, Lefkoşe'nin Türk kesimine girmeyi başaran ilk Batılı gazetecilerden Daily Express'ten Rene MacColl ve Daniell McGeachie, Türk gazetecilerle birlikte tarihe tanıklık etti. Sessiz tanıklar, o anı bir film karesinde dondurup, gördüklerini haberleştirdi. Ancak haberleri geçmek hayli zordu. Rumlar, Türk tarafının telefon kablolarını kestiği için iletişim kesikti.
En kanlı çarpışmaların devam ettiği günlerde yegane temas imkanı Kıbrıs'taki Türk elçiliğinin özel telsiziydi. Kıbrıs'taki Türk gazeteciler, haberlerini ortaklaşa olarak bu telsizle yazdırıyordu. Ama Türkiye'deki gazeteler haber kadar fotoğrafa da muhtaç durumdaydı. Yabancı ajanslar tarafından görmezden gelinen katliamın en iyi ispatı fotoğraf olacaktı. Yayınlandıktan sonra zihinlere kazınacak o fotoğraf, hem Rumlar hem de Türkler için çok önemliydi. Rumlar için önemliydi çünkü 9 Aralık 1948'de kabul edilen ve 12 Ocak 1951'de yürürlüğe giren "Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme" soykırım suçunu şöyle tanımlıyor: "Madde 2. Bu Sözleşmeye göre, soykırım, bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup olarak, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla, aşağıdaki fiillerin işlenmesidir: a-Grubun mensuplarını katletmek; b-Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek..." Bu sözleşmeye göre, o fotoğraf, bir haberin görselliğinden ziyade belge niteliğini taşıyordu. Bu nedenle adadan çıkışına izin verilmemeliydi.
Lefkoşe Havaalanı'na Türk uçakları indirilmediği gibi Türk gazetecilerin de bu alana girmesi ve ellerindeki yazı ve fotoğrafları diğer uçaklarla göndermeleri men edilmişti. Hepimizin tüylerini ürperten cinayet ve katliam fotoğrafları nasıl ulaştırılacaktı? Nihayet cumartesi günü bir fırsat belirdi. Ankara'dan tıbbi yardım getirecek bir Türk uçağının inişine izin verilecekti. Uçağın, Kızılhaç gözetiminde adadan bir grup yaralıyı alıp götüreceği söylendi. Söz konusu uçakla Lefkoşe'de sıkışıp kalan Ankara Vali Muavini'nin de gideceği duyuldu. Hemen hazırlıklar yapıldı. Günlerdir bekleyen haberler yeniden gözden geçirildi. Fotoğraflarla birlikte zarflara konuldu. Vali muavinine teslim edildi.
Gazeteciler başka bir haberle yıkıldı. Vali muavini havaalanında aranacaktı. Bu da zarfların Türkiye'ye kesinlikle gitmeyeceği, o belge fotoğrafın imha edileceği anlamına geliyordu. Vali muavininin gitmesi iyice şüpheli hale gelince fotoğrafın yaralılardan biriyle yollanmasına karar verildi. Ama nasıl? Gazeteciler ile doktorlar kafa kafaya verip bir plan hazırladı.
Buz fabrikası üzerinden Türk evlerine ağır zayiat verdiren Rum silahlarını ele geçirdikten sonra, un fabrikası hücumunda yüzünden yaralanan 5 mücahitten (üçü şehit oldu) biri olan Vural Türkmen yeniden ameliyat masasına yatırıldı. Türk Mukavemet Timleri Gizli Örgütü (TMT) mensubu olan Türkmen'in vücudu, kasıklarından boğazına kadar alçıya alındı. Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Naim Adiloğlu, Dr. Ezel Örfi, Dr. Şemsi Kazım, Dr. Osman ....... ve Kimyager Cahit Rüstem'den oluşan "ameliyat" ekibi, katliam fotoğraflarını zarflara koyup, Türkmen'in karın ve sırt bölgesine yerleştirdiler. Ardından Türkmen'in vücudu yeniden alçıya alındı ve sargı beziyle sarıldı.
Bacakları, kolları ve başı açıkta kalan "ağır yaralı" Kızılhaç görevlilerinin nezaretinde uçağa bindirilerek Türkiye'ye gönderildi. Türkmen, uçakta bulunan bir binbaşıya vücudunda belge taşıdığını açıkladı. Etimesgut Askeri Havaalanı'na inen uçaktan alınan Türkmen, Ankara Hastanesi'ni saran binlerce vatandaş tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı. Zaman kaybetmeden alçılar kesildi, belge fotoğraflar vücudundan çıkarılıp kendisine refakat eden binbaşıya teslim edildi. Fotoğraflar aynı gün gazetelere ulaştırıldı.
Kıbrıs'ta başlayan Türk katliamı, beş gün sonra Türkiye'ye ve dünyaya işte o fotoğrafla duyuruldu. Katliamın belgelenmesinin ardından Türkiye'nin eli güçlendi. Türk birliği karargahından çıkarak Türk kesimini korumaya aldı. Türk jetleri Lefkoşe üzerinde uçmaya başladı. Uluslararası toplum harekete geçirildi. Barışı sağlamak amacıyla 15 Ocak 1964'te Londra'da konferans toplandı... O tek karelik siyah-beyaz fotoğraf, Türkiye'nin müdahalesine zemin hazırlayan süreçte önemli rol oynadı.
Dönemin Başbakanı ismet inönü, hastaneye gelerek TMT mensubu Vural Türkmen'i tebrik etti. Bu sırada inönü'yü dramatik bir sürpriz bekliyordu. Türkmen'in yanındaki yatakta yatan başka bir mücahit, inönü'ye, "Eğer kanınızda zerre kadar Türk kanı varsa Kıbrıs"a müdahale edersiniz" dedi. inönü, gerekenlerin yapılacağını söyledi. Türkmen'in soyadını Tahsin olarak hatırladığı bu kişi, Kumsal baskını sırasında, ailesini duvara dizip Rumların eline geçmemeleri için kendisi öldürmek istemiş. Türkmen, o günlerde Türkiye'nin bir harekata hazırlandığını ancak yeterli gücünün olmadığını söylüyor. Hatta istanbul boğazında yolcu taşıyan şehir hatları vapurlarıyla bile çıkarma yapılması planlanmış. Tehdit dolu "Johnson Mektubu" nedeniyle inönü döneminde çıkarma yapılamadı.
O meşhur fotoğrafın Türkiye'ye kaçırılma hikayesini Rumlar duymuş olmalı ki, fotoğrafı çeken rahmetli Ömer Sami Coşar'ı daha sonra sucukların içine planlar, krokiler koyup kaçırdığı gerekçesiyle gözaltına almışlardı. Vural Türkmen ise, on günlük tedavinin ardından yeniden adaya dönerek Rumlarla savaşmaya devam etti. Kıbrıs konusu her gündeme geldiğinde gazete sütunlarına, televizyon ekranlarına taşınan bu sembol fotoğraf, bugün haber değerinden çok, orada neler olduğunu gösteren belgeye dönüşmüş durumda.
Tıpkı Eddie Adams'ın 1 Şubat 1968'de Vietnam Savaşı sırasında Güney Vietnam polisinin tutukluları öldürmek için nişan aldığı sırada çektiği fotoğraf gibi. Adams'ın fotoğrafı, Vietnam'da yaşanan büyük vahşeti, Amerika'nın Vietnam'da uğradığı büyük yenilgiyi yansıtan bir sembol oldu. Henri Cartier Bresson'un fotoğrafları için de aynı şeyler söylenebilir.
Bresson'un II. Dünya Savaşı sırasında çektiği fotoğraflar bugün haber değeriyle değil, belge niteliği ile karşımızda duruyor. Bazı haber fotoğrafları yayınlandıktan sonra kısa sürede tüketilir ve bir daha hiç hatırlanmazken bazıları zamanı aşarak bizim için varolmaya devam ederler.
Kıbrıslılar bugün adada uluslararası toplumdan kalıcı bir barış ve adil bir muamele bekliyor. 40 yıl sonra oluşan zeminde bu düzen tesis edilemezse, o fotoğraf daha uzun yıllar zihinlerden silinmeyecek.
--spoiler--
--spoiler--
1963 yılı Noeli'nde Kıbrıs'ta başlayan katliam, zihinlerimize işte bu fotoğrafla kazındı. Binbaşı Nihat ilhan'ın eşi ve üç çocuğunun saklandıkları banyoda hunharca katledilmelerini gösteren tek karelik kanlı fotoğraf, yaralı mücahit Vural Türkmen'in vücudunu kaplayan alçıya gizlenerek Türkiye'ye kaçırıldı.
1963 Noeli. 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan gece. Hıristiyan inanışında Hz. isa'nın doğum günü. O gece, Hıristiyan dünyasında kutlu doğumu kutlamak için şenlik vardı. Kıbrıs'ta ise katliam olacaktı. Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla kurulan EOKA üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlattı. Salı akşamı Lefkoşe'nin batı kesimine düşen Kumsal semtini bastılar.
Dere tarafından gelen Rumlar otomatik mavzerlerle irfanbey Sokağı'na girdiklerinde, 2 numaralı evde bulunan Mürüvet Hanım, üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi... Mürüvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece evde bulunan ev sahibi Hasan Efendi, eşi Feride Nineyi tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride'nin kızkardeşi Nuvber, beş aylık bebeği Işıl'la banyonun bir köşesine sığındı.
Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırıldı, makineli tüfekler işlemeye başladı. Rumlar çocuk, yaşlı, kadın demeden savunmasız bedenlere Rifle otomatik mavzerlerle 15, Storn otomatik tabanca ile 12, mavzerlerle de 6 el ateş etti. Banyodaki küvet, ölüm çukuruna döndü.
KADIN, ÇOCUK, YAŞLI... HERKES KATLEDiLiYOR...
Ateş altındaki Kumsal semtine yaklaşma imkanı yoktu. Bölgeye ancak iki gün süren çatışmaların ardından ulaşılabildi. 2 numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara ürperticiydi: Işıkları yanan bir banyo. Tavandan et parçaları ve kan pıhtıları sarkıyor... Küvetin içinde bir kadın, cansız yatıyor. Göğsü üzerinde iki küçük çocuk; yedi yaşındaki yavrusu Hakan ile ikinci oğlu Kudsi. Yeşil pijamaları kan içinde. Kadının dizinde başını uzatmış bir oğlu daha; o yıl ilkokula başlamış olan Murat. Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat ilhan'ın ailesi işte böyle katledildi.
ilk etapta elliye yakın Türkü öldüren Rumlar, daha 400 Türkü öldürecekleri katliamlarına devam etmek için başka Türk evleri ararken, Lefkoşe'nin Türk kesimine girmeyi başaran ilk Batılı gazetecilerden Daily Express'ten Rene MacColl ve Daniell McGeachie, Türk gazetecilerle birlikte tarihe tanıklık etti. Sessiz tanıklar, o anı bir film karesinde dondurup, gördüklerini haberleştirdi. Ancak haberleri geçmek hayli zordu. Rumlar, Türk tarafının telefon kablolarını kestiği için iletişim kesikti.
En kanlı çarpışmaların devam ettiği günlerde yegane temas imkanı Kıbrıs'taki Türk elçiliğinin özel telsiziydi. Kıbrıs'taki Türk gazeteciler, haberlerini ortaklaşa olarak bu telsizle yazdırıyordu. Ama Türkiye'deki gazeteler haber kadar fotoğrafa da muhtaç durumdaydı. Yabancı ajanslar tarafından görmezden gelinen katliamın en iyi ispatı fotoğraf olacaktı. Yayınlandıktan sonra zihinlere kazınacak o fotoğraf, hem Rumlar hem de Türkler için çok önemliydi. Rumlar için önemliydi çünkü 9 Aralık 1948'de kabul edilen ve 12 Ocak 1951'de yürürlüğe giren "Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme" soykırım suçunu şöyle tanımlıyor: "Madde 2. Bu Sözleşmeye göre, soykırım, bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup olarak, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla, aşağıdaki fiillerin işlenmesidir: a-Grubun mensuplarını katletmek; b-Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek..." Bu sözleşmeye göre, o fotoğraf, bir haberin görselliğinden ziyade belge niteliğini taşıyordu. Bu nedenle adadan çıkışına izin verilmemeliydi.
Lefkoşe Havaalanı'na Türk uçakları indirilmediği gibi Türk gazetecilerin de bu alana girmesi ve ellerindeki yazı ve fotoğrafları diğer uçaklarla göndermeleri men edilmişti. Hepimizin tüylerini ürperten cinayet ve katliam fotoğrafları nasıl ulaştırılacaktı? Nihayet cumartesi günü bir fırsat belirdi. Ankara'dan tıbbi yardım getirecek bir Türk uçağının inişine izin verilecekti. Uçağın, Kızılhaç gözetiminde adadan bir grup yaralıyı alıp götüreceği söylendi. Söz konusu uçakla Lefkoşe'de sıkışıp kalan Ankara Vali Muavini'nin de gideceği duyuldu. Hemen hazırlıklar yapıldı. Günlerdir bekleyen haberler yeniden gözden geçirildi. Fotoğraflarla birlikte zarflara konuldu. Vali muavinine teslim edildi.
Gazeteciler başka bir haberle yıkıldı. Vali muavini havaalanında aranacaktı. Bu da zarfların Türkiye'ye kesinlikle gitmeyeceği, o belge fotoğrafın imha edileceği anlamına geliyordu. Vali muavininin gitmesi iyice şüpheli hale gelince fotoğrafın yaralılardan biriyle yollanmasına karar verildi. Ama nasıl? Gazeteciler ile doktorlar kafa kafaya verip bir plan hazırladı.
Buz fabrikası üzerinden Türk evlerine ağır zayiat verdiren Rum silahlarını ele geçirdikten sonra, un fabrikası hücumunda yüzünden yaralanan 5 mücahitten (üçü şehit oldu) biri olan Vural Türkmen yeniden ameliyat masasına yatırıldı. Türk Mukavemet Timleri Gizli Örgütü (TMT) mensubu olan Türkmen'in vücudu, kasıklarından boğazına kadar alçıya alındı. Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Naim Adiloğlu, Dr. Ezel Örfi, Dr. Şemsi Kazım, Dr. Osman ....... ve Kimyager Cahit Rüstem'den oluşan "ameliyat" ekibi, katliam fotoğraflarını zarflara koyup, Türkmen'in karın ve sırt bölgesine yerleştirdiler. Ardından Türkmen'in vücudu yeniden alçıya alındı ve sargı beziyle sarıldı.
Bacakları, kolları ve başı açıkta kalan "ağır yaralı" Kızılhaç görevlilerinin nezaretinde uçağa bindirilerek Türkiye'ye gönderildi. Türkmen, uçakta bulunan bir binbaşıya vücudunda belge taşıdığını açıkladı. Etimesgut Askeri Havaalanı'na inen uçaktan alınan Türkmen, Ankara Hastanesi'ni saran binlerce vatandaş tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı. Zaman kaybetmeden alçılar kesildi, belge fotoğraflar vücudundan çıkarılıp kendisine refakat eden binbaşıya teslim edildi. Fotoğraflar aynı gün gazetelere ulaştırıldı.
Kıbrıs'ta başlayan Türk katliamı, beş gün sonra Türkiye'ye ve dünyaya işte o fotoğrafla duyuruldu. Katliamın belgelenmesinin ardından Türkiye'nin eli güçlendi. Türk birliği karargahından çıkarak Türk kesimini korumaya aldı. Türk jetleri Lefkoşe üzerinde uçmaya başladı. Uluslararası toplum harekete geçirildi. Barışı sağlamak amacıyla 15 Ocak 1964'te Londra'da konferans toplandı... O tek karelik siyah-beyaz fotoğraf, Türkiye'nin müdahalesine zemin hazırlayan süreçte önemli rol oynadı.
Dönemin Başbakanı ismet inönü, hastaneye gelerek TMT mensubu Vural Türkmen'i tebrik etti. Bu sırada inönü'yü dramatik bir sürpriz bekliyordu. Türkmen'in yanındaki yatakta yatan başka bir mücahit, inönü'ye, "Eğer kanınızda zerre kadar Türk kanı varsa Kıbrıs"a müdahale edersiniz" dedi. inönü, gerekenlerin yapılacağını söyledi. Türkmen'in soyadını Tahsin olarak hatırladığı bu kişi, Kumsal baskını sırasında, ailesini duvara dizip Rumların eline geçmemeleri için kendisi öldürmek istemiş. Türkmen, o günlerde Türkiye'nin bir harekata hazırlandığını ancak yeterli gücünün olmadığını söylüyor. Hatta istanbul boğazında yolcu taşıyan şehir hatları vapurlarıyla bile çıkarma yapılması planlanmış. Tehdit dolu "Johnson Mektubu" nedeniyle inönü döneminde çıkarma yapılamadı.
O meşhur fotoğrafın Türkiye'ye kaçırılma hikayesini Rumlar duymuş olmalı ki, fotoğrafı çeken rahmetli Ömer Sami Coşar'ı daha sonra sucukların içine planlar, krokiler koyup kaçırdığı gerekçesiyle gözaltına almışlardı. Vural Türkmen ise, on günlük tedavinin ardından yeniden adaya dönerek Rumlarla savaşmaya devam etti. Kıbrıs konusu her gündeme geldiğinde gazete sütunlarına, televizyon ekranlarına taşınan bu sembol fotoğraf, bugün haber değerinden çok, orada neler olduğunu gösteren belgeye dönüşmüş durumda.
Tıpkı Eddie Adams'ın 1 Şubat 1968'de Vietnam Savaşı sırasında Güney Vietnam polisinin tutukluları öldürmek için nişan aldığı sırada çektiği fotoğraf gibi. Adams'ın fotoğrafı, Vietnam'da yaşanan büyük vahşeti, Amerika'nın Vietnam'da uğradığı büyük yenilgiyi yansıtan bir sembol oldu. Henri Cartier Bresson'un fotoğrafları için de aynı şeyler söylenebilir.
Bresson'un II. Dünya Savaşı sırasında çektiği fotoğraflar bugün haber değeriyle değil, belge niteliği ile karşımızda duruyor. Bazı haber fotoğrafları yayınlandıktan sonra kısa sürede tüketilir ve bir daha hiç hatırlanmazken bazıları zamanı aşarak bizim için varolmaya devam ederler.
Kıbrıslılar bugün adada uluslararası toplumdan kalıcı bir barış ve adil bir muamele bekliyor. 40 yıl sonra oluşan zeminde bu düzen tesis edilemezse, o fotoğraf daha uzun yıllar zihinlerden silinmeyecek.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
