bugün
- yaşadım demek için ne yapmalı6
- günaydın kızlar4
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri2
- süvari kahvesi3
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- travis bickle a gönlünün götürdüğü yere sür demek2
- samsak döveci3
- tır kabini2
- michelin2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey4
- blaupunkt3
- anın görüntüsü24
- ayva reçeli2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi5
- kitap okumamak3
- günaydın devasa uludağ sözlük ailesi2
- konuşurken anladın mı deyip duran tip3
- gece gelen yemek yapma isteği8
- sözlüğü ayakta tutanlar2
- belediye ruhsat birimi2
- ateşte kızartılacaksın2
- terhis oluyorum sözlük21
- kısa vadeli faydalı güdülenim araçları2
- dilencilik yasal bir iş midir2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- paranın mutluluk getirmemesi3
- fenerbahçe12
- dilenme usulleri2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- arif sefa özdemir5
- abd'nin irana atom bombası saldırısı ihtimali3
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- fatma betül sayan kaya28
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- silik sayınız7
- aşk15
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- karın üzerinde yürüme sesi2
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- akıllı telefon kullanan erkek9
- coca cola3
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
- camilerdeki ayak kokusu11
- münafık11
- trafikte korna çalmanın işlevi7
Duraktayım...
Ama beklediğim otobüs değil; "biri"si.
Tıpkı dün gibi, bir önceki gün gibi.
izmir'in serin sabahında eski ceketime sarılmış, ağaçların arasındaki dar yoldan gelmesini bekliyor ve dün akşam olanları tekrar gözlerimin önüne getiriyorum. En başından başlayarak...
Hava sıcak olmasına rağmen yağmur yağıyor.Gökyüzünden düşen küçük ve seyrek damlalar ne beni ne de arkadaşımı rahatsız ediyor basketbol oynarken. Sahayı aydınlatan tek ışık, yolun hemen kenarındaki sokak lambası. Bazen potadan seken topumn hangi yöne sektiğini bile çözemiyoruz. Yağmur ve yetersiz ışığa rağmen kendimizi kaptırmış maç yaparken, bir anda tentenin hemen altında O'nu gördüm. Kollarını kavuşturmuş bana doğru bakıyordu. Fark ettiğimi anlayınca;
+"Yaklaşık 10 dakikadır sizi bekliyorum..." dedi.
***Ses tonu oldukça rahatsız ediciydi. Azarlıyordu sanki. Anlam veremediğim bir tavrı vardı. Kendimi bir anda uzun süreli bir ilişkinin tam ortasında bulmuştum ve bu da bizim son kavgalarımızdan birsi gibiydi. Hemen her sabah yaşanan uzun bakışmalar ve ufak tebessümler yok olmuştu ve galiba bu ilişkinin sonuna doğru hızla ilerliyorduk....***
-"Kusura bakma, dalmışım. Yoksa..."
***Son kelime tüm ipleri onun eline vermişti...***
+"Yoksa ne?"
***Gülümsüyordu.***
-"Biraz daha izin verirsen bitireceğiz maçı..."
Arkamı döndüm.
+"Bekliyorum bakalım..."
***Bir kez daha sitem ediyordu.***
Bu kısa konuşmadan sonra yaklaşık 5 dakika daha oynadık. Ulaş sürekli "olm bitirelim maçı, bak ayıp oluyor kıza diye uyarıyordu beni. Bense oldukça şaşkın, hem bitirmek istiyor hem de pot kırıp saçmalayacağımdan koktuğum için ne ayaptığımın farkında olmadan bir o yana bir bu yana koşturup duruyordum seken topum peşinden. Ulaş sonunda dayanamayıp "Abi yeter. Ben bittim." diyerek karşı potanın yolunu tuttu. Yapacak pek bir şey kalmamıştı artık...Yanına gittim;
-" Tekrar özür dilerim."
Bunu söylerken anlımdan düşen damlaları hissedebiliyordum. Yorgundum ama küçük detaylar da daha çok dikkatimi çekmeye başlamıştı artık. Elindeki rengarenk anahtarlık, sarı lacivert bilekliği, evin içinde giyildiği her halinden belli ayakkabıları, göz bebeklerinin büyüklüğü...
+"Önemli değil. Sıkılmadım zaten. Bayağı eğleniyordunuz oynarken."
-"Evet. Düzenli olarak geliyoruz.
+"Biliyorum."
***Ne kadar dirensem de tebessüm etmekten alıkoyamadım kendimi. Bu jesti çok hoşuma gitmişti."
+"Şimdi terlisin bayağı. Boynundan, omuzundan, kollarından, bir adım geri giderek iyice süzdü, ve hatta tüm vücudundan duman çıkıyor. Üstelik ıslaksın. Yarın sabah durağa biraz daha erken gelirsen, konuşmak istediğim bir şey var...?
O da en az benim kadar dikkatliydi. Bir yandan baştan aşağı inceliyor bir yandan da sol eliyle koluna dokunuyordu. Mimiklerini bile kaçırmak istemiordum. Lafı fazla uzatmadan "Peki." demekle yetindim; son bir kez daha bakarak koşar adımlarla Ulaş'ın yanına gittim.
Eve girdiğimde zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Elimde kağıt ve kalemle yatağıma uzanmış, isim ararken buldum kendimi. O söylemeden önce ismini ben bulmalıydım.
Önce büyük harflerle Ayça yazdım kağım tam ortasına. Karaladım sonra. Biraz üzerine Pınar yazdım ama o da tam oturmamıştı üzerine. Zeynep. Sol alt köşeye yazdım. Altını çizdim; bulmuştum sanki ama zaman geçtikçe önce daire içine aldım ve sonra vazgeçtim Zeynep’ten de.
Gamze...
Derya...
Elif..? Elif kırılacak gibi oldu onunla bütünleştirince. Oysa kız oldukça güçlü görünüyordu... Vazgeçtim.
Merve? Daha nitelikli bir isim lazımdı bana.
Öyle ki duyduğum anda dünyaca ünlü bir tatlıcının mutfağındaymışçasına burnuma hoş kokular gelmeli, damağımda bambaşka tatlar belirmeli, kısacası tün duyu organlarım alarm verilmişçesine harekete geçmeliydi.
Sonuda kağıdı yastığın altına koyup uykuya daldım.
Sabahleyin yaklaşık 45 dakikam banyoda geçti. Üzerine yattığım saçım isyan bayrağını çekmiş, şekle girmemekte direniyordu. Ancak suyun altında 15 dakika kadar kalınca pes etmek zorunda kaldı. Banyoda elde ettiğim bu zafer, kesinlikle bugünün ilk ve tek zaferi olmayacaktı.
Duraktayım.
Bekliyorum ama bir türlü gelmiyor. Servisinin saati de iyice yaklaştı. Tam vazgeçmiştim ki O’nu karşı kaldırımda gördüm. Kot pantolonunun üzerinde siyah bir badi ve onun üzerine de ince bir ceket giymiş. Saçları dün akşamki gibi uzun boynundan omuzlarına düşüyor. Yaklaştıkça heyecanlanıyorum. Başım dönmeye başlıyor. Gökyüzü renk değiştirmeye başlıyor; kırmızılı, sarılı bir alıyor sanki. Burnuma ilk defa tecrübe ettiğim acayip bir koku ve ellerim de terliyor. Şapşal şapşal gülümsediğime de eminim.
Tam caddeyi yarılamışken , kendini bilmez bir şoför hızla geçiyor önümüzden. Bu kısacık süreyi fırsat bilip üstümü başımı düzeltiyorum hızlıca.
iyica yaklaşıyor...
+Günaydın. Yasemin ben.
-Yasemin diyorum.
Gülümsüyor.
Ama beklediğim otobüs değil; "biri"si.
Tıpkı dün gibi, bir önceki gün gibi.
izmir'in serin sabahında eski ceketime sarılmış, ağaçların arasındaki dar yoldan gelmesini bekliyor ve dün akşam olanları tekrar gözlerimin önüne getiriyorum. En başından başlayarak...
Hava sıcak olmasına rağmen yağmur yağıyor.Gökyüzünden düşen küçük ve seyrek damlalar ne beni ne de arkadaşımı rahatsız ediyor basketbol oynarken. Sahayı aydınlatan tek ışık, yolun hemen kenarındaki sokak lambası. Bazen potadan seken topumn hangi yöne sektiğini bile çözemiyoruz. Yağmur ve yetersiz ışığa rağmen kendimizi kaptırmış maç yaparken, bir anda tentenin hemen altında O'nu gördüm. Kollarını kavuşturmuş bana doğru bakıyordu. Fark ettiğimi anlayınca;
+"Yaklaşık 10 dakikadır sizi bekliyorum..." dedi.
***Ses tonu oldukça rahatsız ediciydi. Azarlıyordu sanki. Anlam veremediğim bir tavrı vardı. Kendimi bir anda uzun süreli bir ilişkinin tam ortasında bulmuştum ve bu da bizim son kavgalarımızdan birsi gibiydi. Hemen her sabah yaşanan uzun bakışmalar ve ufak tebessümler yok olmuştu ve galiba bu ilişkinin sonuna doğru hızla ilerliyorduk....***
-"Kusura bakma, dalmışım. Yoksa..."
***Son kelime tüm ipleri onun eline vermişti...***
+"Yoksa ne?"
***Gülümsüyordu.***
-"Biraz daha izin verirsen bitireceğiz maçı..."
Arkamı döndüm.
+"Bekliyorum bakalım..."
***Bir kez daha sitem ediyordu.***
Bu kısa konuşmadan sonra yaklaşık 5 dakika daha oynadık. Ulaş sürekli "olm bitirelim maçı, bak ayıp oluyor kıza diye uyarıyordu beni. Bense oldukça şaşkın, hem bitirmek istiyor hem de pot kırıp saçmalayacağımdan koktuğum için ne ayaptığımın farkında olmadan bir o yana bir bu yana koşturup duruyordum seken topum peşinden. Ulaş sonunda dayanamayıp "Abi yeter. Ben bittim." diyerek karşı potanın yolunu tuttu. Yapacak pek bir şey kalmamıştı artık...Yanına gittim;
-" Tekrar özür dilerim."
Bunu söylerken anlımdan düşen damlaları hissedebiliyordum. Yorgundum ama küçük detaylar da daha çok dikkatimi çekmeye başlamıştı artık. Elindeki rengarenk anahtarlık, sarı lacivert bilekliği, evin içinde giyildiği her halinden belli ayakkabıları, göz bebeklerinin büyüklüğü...
+"Önemli değil. Sıkılmadım zaten. Bayağı eğleniyordunuz oynarken."
-"Evet. Düzenli olarak geliyoruz.
+"Biliyorum."
***Ne kadar dirensem de tebessüm etmekten alıkoyamadım kendimi. Bu jesti çok hoşuma gitmişti."
+"Şimdi terlisin bayağı. Boynundan, omuzundan, kollarından, bir adım geri giderek iyice süzdü, ve hatta tüm vücudundan duman çıkıyor. Üstelik ıslaksın. Yarın sabah durağa biraz daha erken gelirsen, konuşmak istediğim bir şey var...?
O da en az benim kadar dikkatliydi. Bir yandan baştan aşağı inceliyor bir yandan da sol eliyle koluna dokunuyordu. Mimiklerini bile kaçırmak istemiordum. Lafı fazla uzatmadan "Peki." demekle yetindim; son bir kez daha bakarak koşar adımlarla Ulaş'ın yanına gittim.
Eve girdiğimde zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Elimde kağıt ve kalemle yatağıma uzanmış, isim ararken buldum kendimi. O söylemeden önce ismini ben bulmalıydım.
Önce büyük harflerle Ayça yazdım kağım tam ortasına. Karaladım sonra. Biraz üzerine Pınar yazdım ama o da tam oturmamıştı üzerine. Zeynep. Sol alt köşeye yazdım. Altını çizdim; bulmuştum sanki ama zaman geçtikçe önce daire içine aldım ve sonra vazgeçtim Zeynep’ten de.
Gamze...
Derya...
Elif..? Elif kırılacak gibi oldu onunla bütünleştirince. Oysa kız oldukça güçlü görünüyordu... Vazgeçtim.
Merve? Daha nitelikli bir isim lazımdı bana.
Öyle ki duyduğum anda dünyaca ünlü bir tatlıcının mutfağındaymışçasına burnuma hoş kokular gelmeli, damağımda bambaşka tatlar belirmeli, kısacası tün duyu organlarım alarm verilmişçesine harekete geçmeliydi.
Sonuda kağıdı yastığın altına koyup uykuya daldım.
Sabahleyin yaklaşık 45 dakikam banyoda geçti. Üzerine yattığım saçım isyan bayrağını çekmiş, şekle girmemekte direniyordu. Ancak suyun altında 15 dakika kadar kalınca pes etmek zorunda kaldı. Banyoda elde ettiğim bu zafer, kesinlikle bugünün ilk ve tek zaferi olmayacaktı.
Duraktayım.
Bekliyorum ama bir türlü gelmiyor. Servisinin saati de iyice yaklaştı. Tam vazgeçmiştim ki O’nu karşı kaldırımda gördüm. Kot pantolonunun üzerinde siyah bir badi ve onun üzerine de ince bir ceket giymiş. Saçları dün akşamki gibi uzun boynundan omuzlarına düşüyor. Yaklaştıkça heyecanlanıyorum. Başım dönmeye başlıyor. Gökyüzü renk değiştirmeye başlıyor; kırmızılı, sarılı bir alıyor sanki. Burnuma ilk defa tecrübe ettiğim acayip bir koku ve ellerim de terliyor. Şapşal şapşal gülümsediğime de eminim.
Tam caddeyi yarılamışken , kendini bilmez bir şoför hızla geçiyor önümüzden. Bu kısacık süreyi fırsat bilip üstümü başımı düzeltiyorum hızlıca.
iyica yaklaşıyor...
+Günaydın. Yasemin ben.
-Yasemin diyorum.
Gülümsüyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com