bugün
- aklınıza gelen şarkı sözü9
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması12
- kızlar çabuk bakar mısınız4
- çok kitap okuyanı eleştirmek6
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler7
- düğünde yemek yiyen davetliden para isteyen damat6
- anahtarı evde unutmak2
- manchester by the sea2
- ama kafamız nasıl güzel2
- backrooms3
- kitap okuma alışkanlığı4
- ioc'dan identity graph a2
- 12 ağustos 2026 trump'a truth social davası2
- hızır aleyhisselam ile görüşülebilir mi5
- don giymemek3
- eteğin altına pantolon giyen kız2
- kpss 20262
- 29 mayıs 19762
- bugün de ölmedik2
- bir kadın tarafından hükmedilmeyi istemek4
- çerçeve yasa31
- yarından sonraki güne ne denir3
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- g i l d e d l i l y10
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- bir güneşe bir de sana bakamam3
- türbede dua etmenin şirk olması13
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- barda yanınıza oturan aslında seri katil olan adam2
- sözlük yazarlarının goodreads sayfaları2
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- fazladan ölümsüzlük iksiri olan var mı4
- mutlu olmak2
- sokakta öpüşmek7
- ölümlülük iksiri2
- yurt dışı çıkış harcı8
- kadınların bakir erkek istemesi2
- nasıl bir kadın3
- anın görüntüsü14
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- flört algoritması3
- engelleyen insan kibri6
- özgür özel15
- yalnız ölmek2
- dağ evi4
- ben bir ceviz agacıyım6
- sürekli kendini öven insan6
- beyazconverse6
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
''insan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun
dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla
öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda
kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,
değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da
büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o
odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların
içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini
anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına
seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp
grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden
vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal",
daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"
dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları,
"Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost
kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda
uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan
yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp
ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor,
erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, renkli arabalarla
çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski
dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin
yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi
ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha
iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da
kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.''
Can Dündar
dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla
öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda
kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,
değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da
büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o
odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların
içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini
anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına
seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp
grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden
vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal",
daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"
dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları,
"Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost
kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda
uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan
yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp
ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor,
erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, renkli arabalarla
çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski
dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin
yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi
ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha
iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da
kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.''
Can Dündar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar