bugün
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak13
- açık oylayan yazar ne demek istiyor7
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi16
- çin de 2 çocuğunu camdan aşağıya atan cani anne6
- hatay da çürük domates satan suriyeli pazarcı6
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur13
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit7
- günün sözü8
- nervio31
- sigara içmeyince sinirlenmek4
- ismet'in ilim fuarına katılması2
- leş kaktüsü6
- cennet çamuru5
- bik bik'in gerçek yüzü5
- göbek marul3
- açık oylayıp fava atıp takip edip mesaj atan yazar2
- anın görüntüsü27
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- sözlüğün en ılık yazarı7
- sözlüğün yeni tasarımı23
- keyif kaçıran şeyler6
- tatar sulhiyenin gaddar katili aksaraylı ismed2
- terapi niteliğindeki şeyler14
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- ucuz atlatmak5
- gelmiş geçmiş en iyi futbolcu4
- ne bu fon vurgunu6
- akp'nin kemalistleşmesi5
- samsak döveci9
- fon olayı reisi çok üzdü diyen akpli3
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- galatasaray amed operasyonu5
- güncelleme sonrası oluşan gif yükleme hatası3
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- öyle yeme böyle ye2
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- iran kürtleri2
- tinto brass12
- polo ralph lauren vs us polo assn3
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- ona bir şey söyle2
- aponun villası9
- iranlı genç kızın annesinin adalet arayışı2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- aşk17
- paranın mutluluk getirmemesi7
- opel vectra b4
''insan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun
dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla
öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda
kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,
değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da
büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o
odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların
içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini
anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına
seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp
grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden
vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal",
daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"
dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları,
"Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost
kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda
uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan
yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp
ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor,
erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, renkli arabalarla
çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski
dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin
yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi
ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha
iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da
kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.''
Can Dündar
dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla
öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda
kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,
değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da
büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o
odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların
içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini
anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına
seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp
grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden
vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal",
daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"
dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları,
"Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost
kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda
uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan
yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp
ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor,
erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, renkli arabalarla
çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski
dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin
yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi
ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha
iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da
kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.''
Can Dündar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com