bugün
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- sözlük yazarlarının ruh hali15
- ciğer vs kokoreç7
- ciğer yiyen midesizler10
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- fatma betül sayan kaya63
- tek adamın hiçbir şeyden haberi olmaması6
- ciğer yemediği için evde kalan kız5
- nervioya açılamayan utangaç gammaz2
- yarın yataktan kalkamayacak yazar6
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı15
- yunan adalarına gitmek20
- dinci ahlaksızlığı19
- hiram abas2
- filistin6
- yunan aşığı tip15
- yulaf yiyen insan5
- sözlük gammazları2
- aşerei mubeşşere2
- gönlü götü geniş sözlük yazarı8
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- hayati yazıcı'nın oğlunun mal varlığına tedbir3
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- nervio için ciğer yemekten vazgeçmek5
- rüyada nervio yu görmek9
- boşanmaların artma sebebi4
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanmaması3
- linç yiyeceğin bir şey söyle7
- yüz görünümlüğü5
- dertliyken dinlenilecek şarkılar2
- nervio benimle evlenir misin5
- cadı büyücü tipli kadınlar3
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması13
- truesuz sözlük11
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- mony tontana2
- insanlar size bakınca ilk ne ilgilerini çeker5
- en lezzetli balık6
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- korkulan ölüm şekli5
- ismet gürbüz'ü çarmıha germek3
- rujlu erkekle öpüşmek14
- arjantinli erkekler6
- karton abi2
- nazım hikmet ruzi nazar görüşmesi3
- ismet gürbüz'ü denize atmak3
- 34 yaşındayım noldu ki2
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler14
- nervio yu ciğer tavasına atmak3
- sexting4
sevdiği entry'ler
homofobiklik demek eşcinselleri kesmek demek değil, eşcinsellikten rahatsız olmak demek.
yani mesela bir kadın gelip işveli şekilde elini tuttuğunda rahatsız olmayan adam, bir erkek gelip işveli şekilde elini tuttuğunda rahatsız oluyorsa, o adam homofobik olarak tanımlanabilir.
bu yapılanın ayrımcılık olduğunu söylemek köylü kurnazlığıdır, insani haklar çerçevesinde ayrım yapmayan homofobikler çoğunluktadırlar.
yani eşcinselleri yargılayan homofobikler de vardır, yargılamayan homofobikler de vardır mutlaka...
(serbest çağrışım; https://www.youtube.com/watch?v=wTrNOtLpTYM)
ben mesela dini inancım sebebiyle bir kadın da gelip işveli şekilde elimi tutma cüreti gösterse rahatsız olurum.
bu yüzden "homofobik" dışında bir tanım gerekir beni tanımlamak için.
konuyu yüzeysele indirgeyip "homofobikler şöyledir, böyledir" diyemezsiniz.
böyle yaparsanız bu yaptığınız "safsata" şeklinde tanımlanır.
safsatalara bel bağlıyorsanız da buradan davanıza kendinizin bile inanmadığınız ortaya çıkar.
şahsi yorumum böyle.
yani mesela bir kadın gelip işveli şekilde elini tuttuğunda rahatsız olmayan adam, bir erkek gelip işveli şekilde elini tuttuğunda rahatsız oluyorsa, o adam homofobik olarak tanımlanabilir.
bu yapılanın ayrımcılık olduğunu söylemek köylü kurnazlığıdır, insani haklar çerçevesinde ayrım yapmayan homofobikler çoğunluktadırlar.
yani eşcinselleri yargılayan homofobikler de vardır, yargılamayan homofobikler de vardır mutlaka...
(serbest çağrışım; https://www.youtube.com/watch?v=wTrNOtLpTYM)
ben mesela dini inancım sebebiyle bir kadın da gelip işveli şekilde elimi tutma cüreti gösterse rahatsız olurum.
bu yüzden "homofobik" dışında bir tanım gerekir beni tanımlamak için.
konuyu yüzeysele indirgeyip "homofobikler şöyledir, böyledir" diyemezsiniz.
böyle yaparsanız bu yaptığınız "safsata" şeklinde tanımlanır.
safsatalara bel bağlıyorsanız da buradan davanıza kendinizin bile inanmadığınız ortaya çıkar.
şahsi yorumum böyle.
Başlık ve nick uyumunu her zaman bize göstere göstere kanıtlıyorsun.
sessiz bir yazar. ufak pipili.
cinsiyet ayrımcılığının müsebbiplerinden bir tanesidir.
kimse kimseyi kandırmasın. bu tür kıyafetler cinsel temalı kıyafetlerdir. ve bu kıyafetler için ''kadına yakışıyor'' demek kadınları cinsel obje olarak görmektir efenim.
bunu görebilen herkes görür. karşı çıkan popüler kültür domuzudur.
edit: ayrıca paylaşılan fotoğraflarda son derece cinsel temalı. ayrıca lanet olsun yine haklıyım ve yine eksilendim.
kimse kimseyi kandırmasın. bu tür kıyafetler cinsel temalı kıyafetlerdir. ve bu kıyafetler için ''kadına yakışıyor'' demek kadınları cinsel obje olarak görmektir efenim.
bunu görebilen herkes görür. karşı çıkan popüler kültür domuzudur.
edit: ayrıca paylaşılan fotoğraflarda son derece cinsel temalı. ayrıca lanet olsun yine haklıyım ve yine eksilendim.
zall insanın kendine yakışanı giymesidir.
Not: bu girdi fazlaca bilgi içermektedir.
"ve evren’i (göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz." (zariyat suresi 47. ayet)
ayette “evren, gök” diye çevirdiğimiz kelime arapça “sema” kelimesidir. bu kelime aynı türkçe’deki “gök” kelimesi gibi hem evren’i, hem dünya’nın tavanını ifade eder. yeryüzünün üstünün tümü “sema” diye adlandırılır.
evren sonsuz mudur? yoksa evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? işte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.
diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda görüş birliğine varılamamıştır. ilk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, evren’in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. tarihin en parlak simalarının bir kısmı evren’in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de evren’in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. oysa kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir evren modeli çizmiştir. kuran’ın çizdiği model, evren’in her an bir sonu olmakla sonsuz evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı evren modelinden ayrılmaktadır. böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.
işte kuran’ın allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki muhammed; diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. işte aristo, işte ptolemy, işte giordano bruno, işte telesio patrizzi, işte galieo galilei, işte ısaac newton… dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla evren’in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik evren modelini çizememişlerdir.
büyük deha newton’un fiziğinde bir eksik vardı. newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir evren modelini öngörüyordu. newton’un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. nasıl oluyordu da evren’in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu?
einstein’ın formüllerinden yola çıkan rus fizikçi alexander friedmann en ufak bir etkide evren’in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. evren’in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, belçikalı papaz ve bilim adamı georges lemaitre oldu. lemaitre, evren’in genişlemesini geri sardığımızda evren’in tek bir bileşimden açılarak oluştuğunu, evren’in genişlediğini; bir meşe palamudundan bir meşe ağacının büyümesi gibi evren’in bu başlangıçtaki bileşimden ortaya çıktığını söyledi. bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan einstein bile inanamadı. lemaitre’nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, evren’in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi. ilk başta, evren’in genişlediği kuramsal olarak ortaya konulmuştu. hiçbir felsefecinin tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, kant gibi bir felsefecinin “saf aklın eleştirisi” eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve “zihin bu sorunu çözemez” dediği konuda; başlangıcın olup olmadığı gibi dev bir hususta ortaya konulmuştu. bu kuram her şeye uyuyor ve evren’in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklıyordu. alternatifi yoktu. doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama evrensel tabloya uymuştu. fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: “hayır, olamaz!”
aynı yıllarda amerikalı astronom hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, mount wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. böylece görmediğimize inanamayız diyenlere hubble; “gördüğünüze inanmalısınız” dercesine genişlemeyi ispatladı. (hubble bu tespitinde doppler etkisini kullandı. buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950’de abd’de mount palamar’da dünya’nın en büyük teleskobu inşa edildi. tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. hatta ölçümler yapılıp evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.
kuran’ın allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, hz. Muhammed\'in kuran’ı uydurduğunu söylemektedirler. peki bunu söyleyenler hz. Muhammed\'in evren’in genişlediğini, 1900’lü yıllardan önce bilen dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? acaba hz. Muhammed 1900’lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600’lü yıllarda icat etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizliyordu? acaba hz. Muhammed teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? eğer hz. Muhammed deli olduğu için peygamber olduğunu iddia etti denirse; bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiç birinin bilmediği ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak olan bir gerçeği biliyordu ? eğer hz. Muhammed kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle evren’in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi ?
Tanım : Tüm anlatılanların ışığında olmayan ihtimaldir.
"ve evren’i (göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz." (zariyat suresi 47. ayet)
ayette “evren, gök” diye çevirdiğimiz kelime arapça “sema” kelimesidir. bu kelime aynı türkçe’deki “gök” kelimesi gibi hem evren’i, hem dünya’nın tavanını ifade eder. yeryüzünün üstünün tümü “sema” diye adlandırılır.
evren sonsuz mudur? yoksa evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? işte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.
diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda görüş birliğine varılamamıştır. ilk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, evren’in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. tarihin en parlak simalarının bir kısmı evren’in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de evren’in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. oysa kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir evren modeli çizmiştir. kuran’ın çizdiği model, evren’in her an bir sonu olmakla sonsuz evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı evren modelinden ayrılmaktadır. böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.
işte kuran’ın allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki muhammed; diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. işte aristo, işte ptolemy, işte giordano bruno, işte telesio patrizzi, işte galieo galilei, işte ısaac newton… dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla evren’in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik evren modelini çizememişlerdir.
büyük deha newton’un fiziğinde bir eksik vardı. newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir evren modelini öngörüyordu. newton’un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. nasıl oluyordu da evren’in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu?
einstein’ın formüllerinden yola çıkan rus fizikçi alexander friedmann en ufak bir etkide evren’in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. evren’in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, belçikalı papaz ve bilim adamı georges lemaitre oldu. lemaitre, evren’in genişlemesini geri sardığımızda evren’in tek bir bileşimden açılarak oluştuğunu, evren’in genişlediğini; bir meşe palamudundan bir meşe ağacının büyümesi gibi evren’in bu başlangıçtaki bileşimden ortaya çıktığını söyledi. bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan einstein bile inanamadı. lemaitre’nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, evren’in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi. ilk başta, evren’in genişlediği kuramsal olarak ortaya konulmuştu. hiçbir felsefecinin tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, kant gibi bir felsefecinin “saf aklın eleştirisi” eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve “zihin bu sorunu çözemez” dediği konuda; başlangıcın olup olmadığı gibi dev bir hususta ortaya konulmuştu. bu kuram her şeye uyuyor ve evren’in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklıyordu. alternatifi yoktu. doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama evrensel tabloya uymuştu. fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: “hayır, olamaz!”
aynı yıllarda amerikalı astronom hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, mount wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. böylece görmediğimize inanamayız diyenlere hubble; “gördüğünüze inanmalısınız” dercesine genişlemeyi ispatladı. (hubble bu tespitinde doppler etkisini kullandı. buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950’de abd’de mount palamar’da dünya’nın en büyük teleskobu inşa edildi. tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. hatta ölçümler yapılıp evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.
kuran’ın allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, hz. Muhammed\'in kuran’ı uydurduğunu söylemektedirler. peki bunu söyleyenler hz. Muhammed\'in evren’in genişlediğini, 1900’lü yıllardan önce bilen dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? acaba hz. Muhammed 1900’lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600’lü yıllarda icat etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizliyordu? acaba hz. Muhammed teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? eğer hz. Muhammed deli olduğu için peygamber olduğunu iddia etti denirse; bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiç birinin bilmediği ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak olan bir gerçeği biliyordu ? eğer hz. Muhammed kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle evren’in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi ?
Tanım : Tüm anlatılanların ışığında olmayan ihtimaldir.