bugün
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı30
- herkese pas veren kız barselonada oynasın11
- türk ile kürt'ü rakip sanmak5
- her şeye sahip insan mutsuzluğu9
- bütün gece sokaklarda seri katilin izini sürmek5
- evde yoğurt yapmak4
- selahattin eyyubi türktü4
- evliliğin anlamı12
- beyazconverse nickli yazar erkek mi5
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- ismet gürbüz8
- her şeyden anlayan adam edası5
- halife olacağım7
- sözlüğün kırbacı7
- buddy dude4
- aleyna tilki3
- akide şekeri yiyip radyo dinlemek2
- ben camiye gidiyorum3
- süt kardeşler filmindeki zenci kadın3
- nervio hamferdi9
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- kürtsüz türkiye10
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi8
- hilafet gelsin mi6
- anın görüntüsü33
- windows 983
- fenerbahçe15
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı19
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş8
- ülkücülerin gerçek yüzleri6
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük7
- kıskanç femboy2
- alexander sörloth3
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı5
- şeriatçı mağduriyeti vs kürt ırkçısı mağduriyeti2
- sophie dee'nin memeleri3
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- süt kardeşler2
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın6
- dünyanın en güzel evi4
- ergenlikte sivilce problemi yaşamamış insan2
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar4
- gökten çikolata yağması4
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- kelly divine ın götü2
- haşlanmış kurbağa sendromu3
- güne bir şarkı bırak2
- atsız milliyetçiliği vs atatürk milliyetçiliği4
- beyazconverse birader2
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık3
entry'ler (105)
görsel
Radyodan akşam yayınını dinleyen bir aile, Sovyetler Birliği, 1925.
Radyodan akşam yayınını dinleyen bir aile, Sovyetler Birliği, 1925.
görsel
1000cc olan Harley-Davidson 28J Polis motoru, şüphelinin taşınabileceği şekilde parmaklıklı kafes ile monte edilmiş, Oregon, Amerika Birleşik Devletleri, 1928.
1000cc olan Harley-Davidson 28J Polis motoru, şüphelinin taşınabileceği şekilde parmaklıklı kafes ile monte edilmiş, Oregon, Amerika Birleşik Devletleri, 1928.
görsel
Doğu Cephesi'nde 519 tank imha eden en ünlü Stuka pilotu Hans-Ulrich Rudel, bir T-34 tankına taarruzunu model üzerinde anlatıyor.
Doğu Cephesi'nde 519 tank imha eden en ünlü Stuka pilotu Hans-Ulrich Rudel, bir T-34 tankına taarruzunu model üzerinde anlatıyor.
Amerika’da tankçılık eğitimi alırken kullandığımız Sherman tanklarının teknolojinin son ürünü olduğu, Almanların bununla başa çıkacak bir tankının olmadığı bilgileri doldurulmuş halde bir an önce Avrupaya ayak basıp kendi Almanımızı avlamak istiyorduk. Avrupaya intikal ettikten sonra Fransa içlerine sefere çıkacak arkadaşlarımızın yerine biz çıkmak için kendilerine sigara, marmelat ve içki rüşvet verdiğimiz oluyordu. Nihayet müfrezemize intikal görevi verildi. 18 Sherman tek kol halinde ilerlerken iki adet Alman tankı ile karşılaştık. haftalardır hayalini kurduğumuz an geldiği üzere, taktiksel olarak yapmamız gerekeni es geçerek tanklara doğru harekete geçtik. Almanların bir tanesi yoluna devam etti, diğeri ise yavaş yavaş bize doğru döndü ve hızla üstümüze doğru gelmeye başladı. öyle ki 500 metre mesafe kadar da müfrezemize yaklaştı. Öne geçmiş 12 sherman ateş açtı. Alman tankının etrafınını patlamalar ve duman bulutu sardı. Duman bulutu dağılmaya başladığında Alman tankının panik dahi etmeden nişan aldığını gördük. Ateş açmaya devam ettik. Alman’dan gelen ilk mermi yanımdaki Sherman’ı deyim yerindeyse yerinden kaldırıp takla attırdı. Attığımız mermiler belli ki kendisini rahatsız bile etmiyordu. Günün sonunda 14 tankımız orada, 2 tankımız ise kaçarken yaklaşık 2-2,5 km öteden yine aynı Alman tarafından avlandı. O günden sonra neredeyse hemen her Amerikalı’da bir Alman panzer fobisi başladı. her tankı Tiger 2 sanıyor ve istemeden korkuya kapılıyorduk. Bugün bile o gün bize söylenen yalanların nasıl hayatımıza mal olduğunu düşündükçe devletime kızıyorum zira o gün king tiger gibi bir tankımız olsaydı şu an hepimiz evde olurduk.
Baş çavuş Clyde D. Bronson, 1944 Normandy...
Baş çavuş Clyde D. Bronson, 1944 Normandy...
Monte kristo montu.
insan olmalı. Çünkü ilk bakışta saç, ten, göz rengini ayırt edebiliriz. Ancak insan olup olmadığını anlamak için zaman gerekir. Bu yüzden ilk ölçüt insan olmasıdır.
Göz bebeklerim büyür ve dudaklarım seyirir. Sinir gelince halledebilirim.
şimdi saatlerde kullanılan belli mekanizmalar vardır. bunlar pilli, otomatik, kurmalı, kinetik ve turbilyon olarak geçerler.
pilli saatler bildiğimiz pil ile çalışan saatlerdir. otomatik saatlerin arkasında bir yarım daire bulunur. bu yarım daire kolunu hareket ettirdikçe döner ve bir zemberek yardımı ile bir yayi gerer. yani saat sen hareket ettikçe zamanı gösterir. 3 gün takmazsan dururlar. seninle beraber yaşar yani.
kurmalı saatler elle kurulur. bir yayı gerer ve gerekli enerjiyi depolar.
kinetik saatler ise güneş enerjisi, kendi kendini doldurabilen bir güç depolayıcı ve yine otomatik saat gibi zemberek gibi parçalar bulundurur.
gelelim en özeline.
tourbillion denen mekanizma ise inanilmaz karışıktir. bu saatin içi dışı ayrı döner. bütün mekanizma içeride ayrica döner. kısacası inanılmaz bir işçilik gerektirir. ortalama bir saatte 20 parça varsa bu saatlerde 200-400 arası parça olur.
her marka bunu üretemez. dünyada belli başlı markalar yalnızca bu işi becerebiliyor.
yani saatleri pahalı yapan mekanizma ve işçiliktir. 10 tane saat ustası ayda 1 tane tourbillion anca üretir. belki de 3 ay sürer.
bu saatler günlük 2 dolara çalışan vietnamli işçiler tarafindan üretilemez. yalnızca bu teknolojiye sahip olan ve bu ustalara para ödeyebilecek insanlarca üretilir.
senede 5 tane özel üretim saat çıkaran bir markanin dünya genelinde tutunmasının tek yolu o saatleri büyük paralara satmaktır.
yani yüzde yüz el işçliği olan, her parçası ayrı bir ustadan çıkan, ömür boyu garantili ve her yerde altın, dolar, euro gibi değer gören saatlerdir.
bu saatlerden birini las vegasta alıp miami de başka bir saatçiye ev araba satar gibi satabilirsin.
pilli saatler bildiğimiz pil ile çalışan saatlerdir. otomatik saatlerin arkasında bir yarım daire bulunur. bu yarım daire kolunu hareket ettirdikçe döner ve bir zemberek yardımı ile bir yayi gerer. yani saat sen hareket ettikçe zamanı gösterir. 3 gün takmazsan dururlar. seninle beraber yaşar yani.
kurmalı saatler elle kurulur. bir yayı gerer ve gerekli enerjiyi depolar.
kinetik saatler ise güneş enerjisi, kendi kendini doldurabilen bir güç depolayıcı ve yine otomatik saat gibi zemberek gibi parçalar bulundurur.
gelelim en özeline.
tourbillion denen mekanizma ise inanilmaz karışıktir. bu saatin içi dışı ayrı döner. bütün mekanizma içeride ayrica döner. kısacası inanılmaz bir işçilik gerektirir. ortalama bir saatte 20 parça varsa bu saatlerde 200-400 arası parça olur.
her marka bunu üretemez. dünyada belli başlı markalar yalnızca bu işi becerebiliyor.
yani saatleri pahalı yapan mekanizma ve işçiliktir. 10 tane saat ustası ayda 1 tane tourbillion anca üretir. belki de 3 ay sürer.
bu saatler günlük 2 dolara çalışan vietnamli işçiler tarafindan üretilemez. yalnızca bu teknolojiye sahip olan ve bu ustalara para ödeyebilecek insanlarca üretilir.
senede 5 tane özel üretim saat çıkaran bir markanin dünya genelinde tutunmasının tek yolu o saatleri büyük paralara satmaktır.
yani yüzde yüz el işçliği olan, her parçası ayrı bir ustadan çıkan, ömür boyu garantili ve her yerde altın, dolar, euro gibi değer gören saatlerdir.
bu saatlerden birini las vegasta alıp miami de başka bir saatçiye ev araba satar gibi satabilirsin.
görsel
Manastırda 70 yıldır annesini bekleyen Bahe
Mardin’in 14 km uzaklıktaki Bine-bil köyünde, Vedia ve tren istasyonunda hamallık yapan Hanna Süryani çiftinin 1928 doğumlu çocuğudur Circis Kaplan.
Annesi Circis’e “Bahe” lakabını takar. Mardinliler de Süryanice bülbül manasına gelen ve doğduğu köyün ismi olan “Binebil” lakabını eklerler. Böylece “Bahe Binebil” olarak bilinir.
Bahe’nin ailesinin durumu pek iyi olmasa da ilk yıllarında ailesi tarafından sevilir. Özellikle ablaları tarafından sevilir. Bir buçuk yaşındayken annesi onu bir kuyunun yanındaki yatağa yatırır. Uyurken yanına yanaşan horozun saldırısına uğrar. Çığlığına annesi yetişir. Yüzü gözü yara bere içinde kalır. Kalıcı izler bırakır bu olay. Dört yaşına kadar pek bir şey belli etmez ancak daha sonra zihinsel olarak da izler kaldığı ortaya çıkar. Çocuk gibi kalır; saf kalır. Konuşma ve anlama güçlüğü çeker yaşadıklarından dolayı.
Altı yaşında babasını kaybeder ve annesi çaresiz kalır. Anne Vedia, baba evine dönmek ister ama Bahe’yi götüremeyeceğini bilir. Bahe’yi manastıra bırakır. Annesi son defa sarılır ve “biz geleceğiz” der. Kapıya kadar tekrar eder: “Biz geleceğiz Bahe”. Kız kardeşi, “hem çocuk hem de saf biriydi ve onu manastıra bıraktı. Manastır onun hem annesi hem de babası oldu” diyor.
Manastırda çobanlık, bahçıvanlık gibi çeşitli işlerde çalışır. Manastırın kapısı her açıldığında koşar, ilk o açar. Uzun yıllar manastırda kalır.
Manastırdakiler de ona alışır. “Bahe amca bu manastırın bir taşı haline geldi. Allah etmesin Bahe amca ölürse manastırda bir taş eksilecek” diyecek kadar çok alışmışlardır.
Ama Bahe hep annesini bekler, annesinin öğrettiği Arapça’yı konuşur. Yaklaşık 70 yıl manastırda kalmasına rağmen Süryanice konuşamaz. Annesinin öğrettiği dili bilir ve annesinin yolunu gözler. Çocuk gibi kalır, hep annesinin geleceğine inanır.
Mardin Kırklar Kilisesi başpapazı Gabriel Akyüz, “Annesi 6 yaşında iken kendisini Delrulzafaran Manastırı’na bırakıp gitti. Bugün, yani 76 yaşına bastığı bugünlerde bile annesini bekliyordu.“
Tam 70 yıl annesini bekler. Kalbi dayanamaz ve 2014 yılında Deyrulzafaran’da bir taş eksik kalır.
Manastırda 70 yıldır annesini bekleyen Bahe
Mardin’in 14 km uzaklıktaki Bine-bil köyünde, Vedia ve tren istasyonunda hamallık yapan Hanna Süryani çiftinin 1928 doğumlu çocuğudur Circis Kaplan.
Annesi Circis’e “Bahe” lakabını takar. Mardinliler de Süryanice bülbül manasına gelen ve doğduğu köyün ismi olan “Binebil” lakabını eklerler. Böylece “Bahe Binebil” olarak bilinir.
Bahe’nin ailesinin durumu pek iyi olmasa da ilk yıllarında ailesi tarafından sevilir. Özellikle ablaları tarafından sevilir. Bir buçuk yaşındayken annesi onu bir kuyunun yanındaki yatağa yatırır. Uyurken yanına yanaşan horozun saldırısına uğrar. Çığlığına annesi yetişir. Yüzü gözü yara bere içinde kalır. Kalıcı izler bırakır bu olay. Dört yaşına kadar pek bir şey belli etmez ancak daha sonra zihinsel olarak da izler kaldığı ortaya çıkar. Çocuk gibi kalır; saf kalır. Konuşma ve anlama güçlüğü çeker yaşadıklarından dolayı.
Altı yaşında babasını kaybeder ve annesi çaresiz kalır. Anne Vedia, baba evine dönmek ister ama Bahe’yi götüremeyeceğini bilir. Bahe’yi manastıra bırakır. Annesi son defa sarılır ve “biz geleceğiz” der. Kapıya kadar tekrar eder: “Biz geleceğiz Bahe”. Kız kardeşi, “hem çocuk hem de saf biriydi ve onu manastıra bıraktı. Manastır onun hem annesi hem de babası oldu” diyor.
Manastırda çobanlık, bahçıvanlık gibi çeşitli işlerde çalışır. Manastırın kapısı her açıldığında koşar, ilk o açar. Uzun yıllar manastırda kalır.
Manastırdakiler de ona alışır. “Bahe amca bu manastırın bir taşı haline geldi. Allah etmesin Bahe amca ölürse manastırda bir taş eksilecek” diyecek kadar çok alışmışlardır.
Ama Bahe hep annesini bekler, annesinin öğrettiği Arapça’yı konuşur. Yaklaşık 70 yıl manastırda kalmasına rağmen Süryanice konuşamaz. Annesinin öğrettiği dili bilir ve annesinin yolunu gözler. Çocuk gibi kalır, hep annesinin geleceğine inanır.
Mardin Kırklar Kilisesi başpapazı Gabriel Akyüz, “Annesi 6 yaşında iken kendisini Delrulzafaran Manastırı’na bırakıp gitti. Bugün, yani 76 yaşına bastığı bugünlerde bile annesini bekliyordu.“
Tam 70 yıl annesini bekler. Kalbi dayanamaz ve 2014 yılında Deyrulzafaran’da bir taş eksik kalır.