bugün
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim30
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- o 8 0 diyen biri vardı5
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok9
- türklerin özellikleri3
- terapi niteliğindeki şeyler10
- sabah yedi buçukta işe başlamak2
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- kaşe2
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- emre iptal kuyt ile devam2
- sobaları hazırlayın2
- votka2
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar13
- kışın gelmesi2
- sözlükte kim kimle sevgili27
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir3
- türkiye ve avrupa farkları2
- büzülmüş çizgili dudaklar2
- soğuk sabah2
- nervio43
- aşk10
- arabada sakso4
- 5 kasım 2026 meteoroloji uyarısı2
- fenerbahçeli yazarlar8
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- sözlüğün en şık erkeği12
- iyi menemenin sırrı7
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- febelilerin herşeyi abartması3
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- iyi memenin sırrı7
- israil'in gazze de çadıra hava saldırısı2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- abd ara seçimlerinin f35 ve caatsa'ya etkisi2
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- almanca bilmek5
- kale3112 ifşa7
- muslettin amca14
- siyah sütyen5
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- passatı olan erkek6
- sözlük kürdü55
- giresunlu kızlar6
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov27
fügen ünal şen in bir kitabı, ama aşk tan anlamayanlar uzak dursun lütfen.
Bahar gelir, yüreğim ısınır biliyorum.
Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen diyorum.
Ben bu pişmanlığı hiç unutmasam...
Seni, sen yokken sevdiğim kadar en az...
Seni, sen yokken aradığımı bir bir...
Çaresizlikleri, yalnızlıkları harf harf...
Kimsesizlikleri, satır satır...
Sensizlikleri an be an...
O zaman mine çiçekleri kanatlanır, kelebek olur, gözlerime konarlar.
Ben griyi hiç sevmiyorum. Çünkü o Allah ın belası bir renk. Ve ben Allah ın belası hiçbir şeyi sevmiyorum şu günlerde.
Senin yüzünden.
Sen sevgileri tükettin içimde.
Sevmeyi tükettin.
Ne bileyim, Allahın belası her şeyi tükettin içimde.
Her şeyi...
Geriye bir kendini bıraktın.
SAHi SEN ŞEKER PEMBESi BULUTLARI NEREYE SAKLADIN?
Bahar gelir, yüreğim ısınır biliyorum.
Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen diyorum.
Ben bu pişmanlığı hiç unutmasam...
Seni, sen yokken sevdiğim kadar en az...
Seni, sen yokken aradığımı bir bir...
Çaresizlikleri, yalnızlıkları harf harf...
Kimsesizlikleri, satır satır...
Sensizlikleri an be an...
O zaman mine çiçekleri kanatlanır, kelebek olur, gözlerime konarlar.
Ben griyi hiç sevmiyorum. Çünkü o Allah ın belası bir renk. Ve ben Allah ın belası hiçbir şeyi sevmiyorum şu günlerde.
Senin yüzünden.
Sen sevgileri tükettin içimde.
Sevmeyi tükettin.
Ne bileyim, Allahın belası her şeyi tükettin içimde.
Her şeyi...
Geriye bir kendini bıraktın.
SAHi SEN ŞEKER PEMBESi BULUTLARI NEREYE SAKLADIN?
Him Bilmedim!...
Önce miydi, Sonra mıydı, Yağmur muydu?...
Sonra yağmur başladı... Serindi.
Denizin iyot kokusu, yosun kokusu, tuz kokusu,
çakıl taşlarının kum kokusu billur damlalarda toplanmıştı.
Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenen
damlaların savruluşlarını seyrettim.
Damlalarda gökkuşağı kırılıyordu. Ya da ben öyle sandım.
Bir yağmur damlası gözümün tam içine düştü.
Acı duydum. O serin ıslaklık,
burgu gibi gözbebeğimden yüreğime kadar indi.
Gökkuşağı uzaklarda parça parça oldu.
Belki de olmadı, ben öyle sandım.
Saçlarım yüzüme yapışmıştı ve ellerim üşüdü birden.
Durup dururken sokağım yabancılaştı gözümde.
Telaşlandım, güvensiz hissettim kendimi.
Tüyleri ıslanmış, ıslanınca daha da siyahlaşmış,
sert ve uzun gagalı kargalar havalandı köşe başından.
Islak kanatlarının gürültüsü sonbaharın sessizliğinde yankılandı.
Belki de yankılanmadı, ben öyle sandım.
Yağmur gürültüsüzdü. Sadece yağıyordu.
Sakince ve sessizce. Ilık değildi hayır. Serindi.
Yavaş yavaş yağıyordu.
Yolun eğik bölümünde biriken suda zıplayan damlaları
saymaya kalktım. Bir, yedi, yirmiiki...
Suda yüzüm yansıdı.
Islak saçlı, yabancı bakışlı yüzüme bakakaldım.
Bir damla sudaki yüzümün üstüne düştü.
Gözümün çevresinde bir halka oluştu önce.
Sonra bir tane, bir tane daha...
Hızla çoğalan küçük halkalar yüzüme yayıldılar.
Onlar çoğaldıkça, karıştım. Ben karıştıkça halkalar çoğaldı.
Yağmur hızlandıkça her şey karıştı. iyot kokuyordu evet.
Denize gidemeyenlere, denizi getiriyordu.
Çocuksu bir hayal filizlendi yüreğimde aniden.
Herkese istediğini getiren yağmurlar,
rüzgârlar dolaştı durdu hayallerimde.
Kuşların renkli kanatlarında kırıldı bu kez gökkuşakları.
Yeni, hiç görülmemiş renkler uçuştu.
Mavi renk geldi avucuma kondu.
Sanki bir kuştu. Dokundum.
Küçüktü, sıcaktı ve yüreği telaşlı atıyordu.
Belki de atmıyordu, ben öyle sandım.
Yüzümü suda bıraktım.
Çocuksu hayalleri sokağımın başında.
Küçük ve başıboş adımlarla,
seyrek yapraklı ağacın yanına gittim.
Islak ve karışıktım.
Yağmur hiç dinmeyecek gibi yağıyordu.
Yorgundum herhalde. Yağmuru da, rüzgârı da,
yorgunluğumu da umursamayacak kadar...
ince gövdeli ağacın gövdesinde dolaştı gözlerim.
Bunca yağmura rağmen kuru yerleri vardı; şaşırdım.
Yaslandım. Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenen
damlaların savruluşlarını seyrettim.
Önce miydi, sonra mıydı, yağmur muydu?
Hiç bilmedim.
Önce miydi, Sonra mıydı, Yağmur muydu?...
Sonra yağmur başladı... Serindi.
Denizin iyot kokusu, yosun kokusu, tuz kokusu,
çakıl taşlarının kum kokusu billur damlalarda toplanmıştı.
Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenen
damlaların savruluşlarını seyrettim.
Damlalarda gökkuşağı kırılıyordu. Ya da ben öyle sandım.
Bir yağmur damlası gözümün tam içine düştü.
Acı duydum. O serin ıslaklık,
burgu gibi gözbebeğimden yüreğime kadar indi.
Gökkuşağı uzaklarda parça parça oldu.
Belki de olmadı, ben öyle sandım.
Saçlarım yüzüme yapışmıştı ve ellerim üşüdü birden.
Durup dururken sokağım yabancılaştı gözümde.
Telaşlandım, güvensiz hissettim kendimi.
Tüyleri ıslanmış, ıslanınca daha da siyahlaşmış,
sert ve uzun gagalı kargalar havalandı köşe başından.
Islak kanatlarının gürültüsü sonbaharın sessizliğinde yankılandı.
Belki de yankılanmadı, ben öyle sandım.
Yağmur gürültüsüzdü. Sadece yağıyordu.
Sakince ve sessizce. Ilık değildi hayır. Serindi.
Yavaş yavaş yağıyordu.
Yolun eğik bölümünde biriken suda zıplayan damlaları
saymaya kalktım. Bir, yedi, yirmiiki...
Suda yüzüm yansıdı.
Islak saçlı, yabancı bakışlı yüzüme bakakaldım.
Bir damla sudaki yüzümün üstüne düştü.
Gözümün çevresinde bir halka oluştu önce.
Sonra bir tane, bir tane daha...
Hızla çoğalan küçük halkalar yüzüme yayıldılar.
Onlar çoğaldıkça, karıştım. Ben karıştıkça halkalar çoğaldı.
Yağmur hızlandıkça her şey karıştı. iyot kokuyordu evet.
Denize gidemeyenlere, denizi getiriyordu.
Çocuksu bir hayal filizlendi yüreğimde aniden.
Herkese istediğini getiren yağmurlar,
rüzgârlar dolaştı durdu hayallerimde.
Kuşların renkli kanatlarında kırıldı bu kez gökkuşakları.
Yeni, hiç görülmemiş renkler uçuştu.
Mavi renk geldi avucuma kondu.
Sanki bir kuştu. Dokundum.
Küçüktü, sıcaktı ve yüreği telaşlı atıyordu.
Belki de atmıyordu, ben öyle sandım.
Yüzümü suda bıraktım.
Çocuksu hayalleri sokağımın başında.
Küçük ve başıboş adımlarla,
seyrek yapraklı ağacın yanına gittim.
Islak ve karışıktım.
Yağmur hiç dinmeyecek gibi yağıyordu.
Yorgundum herhalde. Yağmuru da, rüzgârı da,
yorgunluğumu da umursamayacak kadar...
ince gövdeli ağacın gövdesinde dolaştı gözlerim.
Bunca yağmura rağmen kuru yerleri vardı; şaşırdım.
Yaslandım. Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenen
damlaların savruluşlarını seyrettim.
Önce miydi, sonra mıydı, yağmur muydu?
Hiç bilmedim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar