bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin8
- gece yarısı çalan telefon7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- uysaljakoben21
- eski dizileri izlemek3
- gammaz olmuşum13
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- aquila bicipite8
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- kel erkek3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- minyon kadın siniri5
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- reha muhtar25
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- death2
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- kemal kılıçdaroğlu35
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- gecenin şarkısı4
- bizim delilere bakayım4
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- ses yakışıklılığı2
- gençler iş beğenmiyor3
- pazarda su satmak2
- ona bir cümle bırak4
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- gazlamak2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- sevgiliyle kavga etmek2
- semum3
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- gocu26
- şato3
(bkz: hobi olarak laiklik)
Cumhuriyet'in kuruluş yılları yeni elitin kendisini meşrulaştırma arayışları içinde geçti. Üretilen yeni "Türk" kimliğinin söz konusu eliti ideolojik açıdan doğal olarak desteklemesi istendi. Ancak burada çözümü kolay olmayan bir sorun vardı... Türklüğün kültürel olarak ayrı bir kimlik olarak farklılaşmasını sağlamak hiç de kolay değildi, çünkü Anadolu toplumu kendisini böyle bir kültürel varlık olarak hiçbir zaman tasavvur etmemişti. Nitekim daha sonra üretilen Orta Asya ve Güneş Dil teorileri en hafif tabirle naif bir onur arayışı olarak tarihte yerini almış durumda. Bugün söz konusu teorilerin ne denli gerçek dışı olduğunu, nasıl yüzeysel bir düşünme biçimine, ideolojik bir çarpıtmaya tekabül ettiğini; ama bir sürü "bilim adamının" da bu öğretinin parçası olmak için ne denli uğraş vermiş olduklarını ibretle okuyoruz.
Devletin böylesine yeni bir gerçeklik üretmeye çalışması boşuna değildi tabii ki... Çünkü Türk kimliğinin kültürel zayıflığını kapatmanın tek yolu Müslüman kimliğini yeniden siyaseten anlamlı bulmaktan geçiyordu. Dahası Cumhuriyet zaten Müslümanların "Türk" kimliğiyle yeniden "vaftiz" edilmesini ima ettiği ölçüde, dinin kültürel kimliğin içine girmesi, Sünni/Hanefi cemaatin iktidar üzerinde etkili olması anlamına gelecekti. Ve o zaman da aynen bugünkü gibi "onlar" %70, yani çoğunluktu... Diğer bir deyişle makbul vatandaş kimliğinin Müslümanlığı içermesi durumunda elit kesimin iktidarı paylaşması şarttı ve hele demokrasi geldiğinde de iktidarı o %70'e devretmesi kaçınılmazdı.
Öte yandan Aydınlanma geleneğinin epeyce pozitivist laiklik anlayışı daha 19. yüzyılın ortalarından itibaren ülkeye girmiş, askeriye başta olmak üzere belli başlı kurumlarda hakim ideoloji haline gelmişti. Yani elit kesim açısından "modernlik" dinin ötelenmesini ifade etmekteydi. Bu durumda modern olmayan o %70'in de iktidarın dışında kalmasını beklemek doğaldı. Sonuçta laiklik Cumhuriyet elitine demokratik olmayan bir meşruiyet sağladı ve bu ülkede makbul vatandaşlık kimliğini belirledi.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de laiklik bir ideoloji işlevi görmekte. Ama işin aslı bu değil... Çünkü laiklik sonuçta aynen "cumhuriyet" gibi nötr bir kavram. Yani hangi ideolojinin içinden bakıldığına bağlı olarak niteliği farklılaşabiliyor. Dolayısıyla Türkiye'deki laiklik gerçekte arka plandaki otoriter zihniyeti saklayan, resmi ideolojiyi "bilimsel" bir olgu gibi sunan bir örtüden ibaret. Bugün laikliğin dindarların anladığı gibi değil de, kendi anladıkları gibi olduğunu öne sürenler gerçekte onyıllardır sürmekte olan elitist yönetim anlayışına güzelleme yapmış oluyorlar.
işin aslına dönersek laiklik gibi kavramları önce en geniş haliyle tanımlamakta büyük yarar var. Çünkü daha sonraki daraltmalar tamamen ideolojik bir tercihi yansıtmakta ve her daraltma bu kavramı bir hakem kurum olma niteliğinden uzaklaştırmakta. Günümüzde laiklik en geniş haliyle 4 ayak üzerinde duruyor ve bunların her biri diğerleri kadar önemli ve anlamlı: 1) Devlet ve dinin hem kurumsal hem de işlev olarak birbirinden ayrılması; 2) Devletin tüm inançlar ve inanışlar karşısında eşit mesafede durması; 3) Devletin dinsel azınlık ları koruyacak bir tutum içinde olması; ve 4) Hangi inançtan olursa olsun, herkesin kendi inancının gereğini -kamusal hayata zarar vermediği sürece- serbestçe yaşayabilmesi.
Demokrat bir bakış bunların hiçbirinden taviz verilmemesini gerektirir. Eğer bu 4 ayaktan bazılarını görmezden gelmekteysek, bunun anlamı demokratlıktan da o ölçüde uzaklaştığımızdır. Bugün dindar kesimin esas ağırlığı sonuncu maddeye vermesi doğrudan ataerkil zihniyetle bağlantılı. Buna karşılık laik kesimin tam da bu maddeyi gözardı etmesi, kendisini devletle özdeşleştirmiş bir elitist kimliğin göstergesi. Maalesef söz konusu kimlik ise, otoriter zihniyetin uzantısı olan resmi ideolojinin ürettiği "düşünmeyen" bir vatandaş prototipinden fazlasını ifade etmemekte...
alıntı: etyen mahçupyan
Devletin böylesine yeni bir gerçeklik üretmeye çalışması boşuna değildi tabii ki... Çünkü Türk kimliğinin kültürel zayıflığını kapatmanın tek yolu Müslüman kimliğini yeniden siyaseten anlamlı bulmaktan geçiyordu. Dahası Cumhuriyet zaten Müslümanların "Türk" kimliğiyle yeniden "vaftiz" edilmesini ima ettiği ölçüde, dinin kültürel kimliğin içine girmesi, Sünni/Hanefi cemaatin iktidar üzerinde etkili olması anlamına gelecekti. Ve o zaman da aynen bugünkü gibi "onlar" %70, yani çoğunluktu... Diğer bir deyişle makbul vatandaş kimliğinin Müslümanlığı içermesi durumunda elit kesimin iktidarı paylaşması şarttı ve hele demokrasi geldiğinde de iktidarı o %70'e devretmesi kaçınılmazdı.
Öte yandan Aydınlanma geleneğinin epeyce pozitivist laiklik anlayışı daha 19. yüzyılın ortalarından itibaren ülkeye girmiş, askeriye başta olmak üzere belli başlı kurumlarda hakim ideoloji haline gelmişti. Yani elit kesim açısından "modernlik" dinin ötelenmesini ifade etmekteydi. Bu durumda modern olmayan o %70'in de iktidarın dışında kalmasını beklemek doğaldı. Sonuçta laiklik Cumhuriyet elitine demokratik olmayan bir meşruiyet sağladı ve bu ülkede makbul vatandaşlık kimliğini belirledi.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de laiklik bir ideoloji işlevi görmekte. Ama işin aslı bu değil... Çünkü laiklik sonuçta aynen "cumhuriyet" gibi nötr bir kavram. Yani hangi ideolojinin içinden bakıldığına bağlı olarak niteliği farklılaşabiliyor. Dolayısıyla Türkiye'deki laiklik gerçekte arka plandaki otoriter zihniyeti saklayan, resmi ideolojiyi "bilimsel" bir olgu gibi sunan bir örtüden ibaret. Bugün laikliğin dindarların anladığı gibi değil de, kendi anladıkları gibi olduğunu öne sürenler gerçekte onyıllardır sürmekte olan elitist yönetim anlayışına güzelleme yapmış oluyorlar.
işin aslına dönersek laiklik gibi kavramları önce en geniş haliyle tanımlamakta büyük yarar var. Çünkü daha sonraki daraltmalar tamamen ideolojik bir tercihi yansıtmakta ve her daraltma bu kavramı bir hakem kurum olma niteliğinden uzaklaştırmakta. Günümüzde laiklik en geniş haliyle 4 ayak üzerinde duruyor ve bunların her biri diğerleri kadar önemli ve anlamlı: 1) Devlet ve dinin hem kurumsal hem de işlev olarak birbirinden ayrılması; 2) Devletin tüm inançlar ve inanışlar karşısında eşit mesafede durması; 3) Devletin dinsel azınlık ları koruyacak bir tutum içinde olması; ve 4) Hangi inançtan olursa olsun, herkesin kendi inancının gereğini -kamusal hayata zarar vermediği sürece- serbestçe yaşayabilmesi.
Demokrat bir bakış bunların hiçbirinden taviz verilmemesini gerektirir. Eğer bu 4 ayaktan bazılarını görmezden gelmekteysek, bunun anlamı demokratlıktan da o ölçüde uzaklaştığımızdır. Bugün dindar kesimin esas ağırlığı sonuncu maddeye vermesi doğrudan ataerkil zihniyetle bağlantılı. Buna karşılık laik kesimin tam da bu maddeyi gözardı etmesi, kendisini devletle özdeşleştirmiş bir elitist kimliğin göstergesi. Maalesef söz konusu kimlik ise, otoriter zihniyetin uzantısı olan resmi ideolojinin ürettiği "düşünmeyen" bir vatandaş prototipinden fazlasını ifade etmemekte...
alıntı: etyen mahçupyan
güncel Önemli Başlıklar
