bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle9
- hiçbir servet zamanı satın alamaz10
- kalp krizi7
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek5
- sebahattin şirin7
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları6
- allah'ın delili hazreti mehdi5
- ümmetçilerin vatan sevgisi5
- çerçeve yasa20
- apo piçtir piç kalacak11
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı6
- terörist mecliste konuşma mı yapar4
- türk milletine kurulan pusu7
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak5
- ekşide yazar olmak vs uludağda birader olmak2
- romelu lukaku5
- eski türkiye3
- profilini gizli tutma nedeni9
- en sevdiğin eşofmana çamaşır suyu dökülmesi5
- true'nun sözlüğe küsmesi6
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu13
- mel melin palavra sıkması9
- en namuslu kadın bile dudaktan öpüşmüştür5
- arapça isimlerin iticiliği2
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet7
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi8
- sözlüğe taze kan ihtiyacı5
- nihavent kardeşimizin sözlüğe teşrif etmesi4
- intihar edenler hiç korkmuyor mu5
- büyük oyunu görmek4
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- ihtiyar yazar6
- türkiyeye gelmiş en iyi yabancı kaleci6
- en güzel reçel6
- ismet gürbüz2
- mantıklı mantıklı konuşup can sıkmak5
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak6
- suudi arabistan'a saldırılırsa türkiye de savaşta3
- güzel kızlara kötü davranmak3
- herkesle iyi geçinmek6
- türkiyeye gelmiş en büyük yıldız5
- güzel kızlara bakmanın mutluluk vermesi2
- galatasaray ın yeni transferi2
- nihoş4
- abdullah öcalan'ın paşa olmasını isteyen akp li4
- nihavent gerizekalısı3
- bugün çok felsefik ve derin şeyler söylemem2
- tai lung13
- özgür özel10
- ifşalanmak2
orhan pamuk'un kara kitapta kahramani olan galip'in hikayesinde kose tasi olan biraz cetin altan'a göndermeler olan karakterdir. yüzlerin anlamini cözmeye adamiştir kendini ve hafizasini kaybetmiştir. fazla lafa gerek yok aha görünüz:
Beni gene okuyor olmanız büyük bir mutluluk. Tabii bu mutluluğu alışılagelmiş bir anlamda ne yazık ki yaşayamıyorum. Beyoğlu 7. Noteri Sulhi beye Ocak 1980 tarihinde verdiğim bu 'son' yazılarım
ölümümden yirmi beş yıl sonra zarfından çıkarılarak yayımlanabilecek. Siz bu satırları okurken köşe yazarınız çoktan nehri geçmiş, ölüler âleminin kalabalığına karışmış olacak.
"Orada havalar nasıl?" diye soran alaycı gençleri duyar gibiyim. Onları ayıplamıyorum, ben de onlar gibiydim. Ama hayat denen şeyin acılarını fark etmiş, mutluluk peşinden haldır haldır koşmanın yorgunluğunu yaşamış ve varolmak denen tuhaflığın bir anlamı olduğundan zaman zaman şüphelenmiş, ister gençten ister yaşlıdan, ister erkek ister kadın meraklılar ve
bilgeler için bir-iki söz söyleyeyim.
En çok merak edilen soruya cevabım: Burası, öteki dünya ne Florya plajı benzeri, mahşer yeri gibi tıkış tıkış bir kalabalık ne de şairin bir zamanlar sandığı gibi "asude bir bahar ülkesi." Burada her şey geniş bir zamana yayılmış vaziyette ve mekân denen şey de tamamen kaybolmuş gözüküyor.
Böyle bir âlemi gözünüzün önünde canlandıramadığınızı hissediyor, konuyu size daha ayrıntılı anlatmak istiyorum ama tabii dikkatiniz dağılacak, yazı için de yer yok, ilan gelmiş. Ama gene de söyleyeyim: Ölümün güzelliği yaşarken pek az kimsenin onu düşünmeye cesaret edebilmesidir. Ölümü gerçekten düşünebilen birkaç gözüpek cesur kişi de kısa hayatlarının acıklı durumunu anlar hemen ve dut yemiş bülbül gibi neşesiz şakasız bir sessizliğe bürünüverir. Yaşarken asıl mesele hayatı ve ölümü, varlığı ve yokluğu derinlemesine hissettikten sonra hayata içtenlikle gülümseyebilmek. Bu satırları okurken "sen bunları bizim gibi ölmeden önce yazmışsın, öte dünyayı ne bilirsin!" diyecek olanları da işitir gibiyim. Son yirmi beş yılda ciddi hayat sorunlarının, metafizik endişelerin, en temel felsefi soruların köşe yazarının alanından çıktığına inanmak istemiyorum.
Bana kalırsa ülkemde her şey üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bende, yirmi beş yıl sonra sevgili okurlarıma seslenme ihtiyacı ve iştahı uyandıran da bu zaten. Hükümet oy almak için dindar seçmene gene göz mü kırpıyor? Askere ve devlete saygılı bir cumhurbaşkanı mı seçelim, yoksa millete ve hukuka saygılı birini mi seçelim tartışmaları da gene eminim kızışmıştır. Komşularımızın hangisiyle kavga etsek, filanca Osmanlı paşası Fransız elçisine haddini nasıl bildirdi, hileli sucuk, kurtlu mercimek satanları nasıl teşhir etsek, eskiler nasıl ahlaklı insanlardı... Ben de çoğu köşe yazarımız gibi ekmeğimi bunlardan kazandım, küçümsemiyorum bu dertleri. Ama bu hayattan iyice uzaklaştığım bu günlerde, yazılarımda hayatın anlamından gene de söz edebilmek isterim.
Mesele hayatla aramıza bir uzaklık koyabilme işidir. Ne kendimizi kaybedecek kadar içinde olalım hayatın ne de büsbütün dışında. Gazete okumak için de aynı kural geçerli. Gazete okuma alışkanlıklarımızda hayatımızdaki eksikliklerin, fakirliğimizin, iç sıkıntılarımızın, keyifsizliğimizin, ham halat halimizin ve siyasi sefaletimizin suçlusunu bulma telaşı var hep. Bizler de suçluyuz biraz, bugün yaşasaydım okurlarıma bunu söylemek isterdim, ama biliyorum dinlemek de istemezlerdi. Köşe yazarlarını, hatta gazeteleri bunu okumak için almıyor kimse. Suçlu kim, içimizde mi dışımızda mı? Kabahat kimde, kimi nasıl cezalandırmalı, kim konuşmalı, kim haddini bilip susmalı? Benim zamanımda bunlar için okunurdu köşe yazısı, şimdi de belki öyle.
Ama iyi köşe yazısının anlamı bulduğu suçluda, yakaladığı kabahatte değil, yazarın dikkatinde, kelimelerin işaret etmeden gösterdiği şeyde ve okur ile yazar arasındaki sevgi ve alışkanlık köprüsündedir. Şimdi uzaklardan bu köprüyü kurmak zor. Ama noter vasıtasıyla hatırlatayım dedim.
Beni gene okuyor olmanız büyük bir mutluluk. Tabii bu mutluluğu alışılagelmiş bir anlamda ne yazık ki yaşayamıyorum. Beyoğlu 7. Noteri Sulhi beye Ocak 1980 tarihinde verdiğim bu 'son' yazılarım
ölümümden yirmi beş yıl sonra zarfından çıkarılarak yayımlanabilecek. Siz bu satırları okurken köşe yazarınız çoktan nehri geçmiş, ölüler âleminin kalabalığına karışmış olacak.
"Orada havalar nasıl?" diye soran alaycı gençleri duyar gibiyim. Onları ayıplamıyorum, ben de onlar gibiydim. Ama hayat denen şeyin acılarını fark etmiş, mutluluk peşinden haldır haldır koşmanın yorgunluğunu yaşamış ve varolmak denen tuhaflığın bir anlamı olduğundan zaman zaman şüphelenmiş, ister gençten ister yaşlıdan, ister erkek ister kadın meraklılar ve
bilgeler için bir-iki söz söyleyeyim.
En çok merak edilen soruya cevabım: Burası, öteki dünya ne Florya plajı benzeri, mahşer yeri gibi tıkış tıkış bir kalabalık ne de şairin bir zamanlar sandığı gibi "asude bir bahar ülkesi." Burada her şey geniş bir zamana yayılmış vaziyette ve mekân denen şey de tamamen kaybolmuş gözüküyor.
Böyle bir âlemi gözünüzün önünde canlandıramadığınızı hissediyor, konuyu size daha ayrıntılı anlatmak istiyorum ama tabii dikkatiniz dağılacak, yazı için de yer yok, ilan gelmiş. Ama gene de söyleyeyim: Ölümün güzelliği yaşarken pek az kimsenin onu düşünmeye cesaret edebilmesidir. Ölümü gerçekten düşünebilen birkaç gözüpek cesur kişi de kısa hayatlarının acıklı durumunu anlar hemen ve dut yemiş bülbül gibi neşesiz şakasız bir sessizliğe bürünüverir. Yaşarken asıl mesele hayatı ve ölümü, varlığı ve yokluğu derinlemesine hissettikten sonra hayata içtenlikle gülümseyebilmek. Bu satırları okurken "sen bunları bizim gibi ölmeden önce yazmışsın, öte dünyayı ne bilirsin!" diyecek olanları da işitir gibiyim. Son yirmi beş yılda ciddi hayat sorunlarının, metafizik endişelerin, en temel felsefi soruların köşe yazarının alanından çıktığına inanmak istemiyorum.
Bana kalırsa ülkemde her şey üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bende, yirmi beş yıl sonra sevgili okurlarıma seslenme ihtiyacı ve iştahı uyandıran da bu zaten. Hükümet oy almak için dindar seçmene gene göz mü kırpıyor? Askere ve devlete saygılı bir cumhurbaşkanı mı seçelim, yoksa millete ve hukuka saygılı birini mi seçelim tartışmaları da gene eminim kızışmıştır. Komşularımızın hangisiyle kavga etsek, filanca Osmanlı paşası Fransız elçisine haddini nasıl bildirdi, hileli sucuk, kurtlu mercimek satanları nasıl teşhir etsek, eskiler nasıl ahlaklı insanlardı... Ben de çoğu köşe yazarımız gibi ekmeğimi bunlardan kazandım, küçümsemiyorum bu dertleri. Ama bu hayattan iyice uzaklaştığım bu günlerde, yazılarımda hayatın anlamından gene de söz edebilmek isterim.
Mesele hayatla aramıza bir uzaklık koyabilme işidir. Ne kendimizi kaybedecek kadar içinde olalım hayatın ne de büsbütün dışında. Gazete okumak için de aynı kural geçerli. Gazete okuma alışkanlıklarımızda hayatımızdaki eksikliklerin, fakirliğimizin, iç sıkıntılarımızın, keyifsizliğimizin, ham halat halimizin ve siyasi sefaletimizin suçlusunu bulma telaşı var hep. Bizler de suçluyuz biraz, bugün yaşasaydım okurlarıma bunu söylemek isterdim, ama biliyorum dinlemek de istemezlerdi. Köşe yazarlarını, hatta gazeteleri bunu okumak için almıyor kimse. Suçlu kim, içimizde mi dışımızda mı? Kabahat kimde, kimi nasıl cezalandırmalı, kim konuşmalı, kim haddini bilip susmalı? Benim zamanımda bunlar için okunurdu köşe yazısı, şimdi de belki öyle.
Ama iyi köşe yazısının anlamı bulduğu suçluda, yakaladığı kabahatte değil, yazarın dikkatinde, kelimelerin işaret etmeden gösterdiği şeyde ve okur ile yazar arasındaki sevgi ve alışkanlık köprüsündedir. Şimdi uzaklardan bu köprüyü kurmak zor. Ama noter vasıtasıyla hatırlatayım dedim.
ilk olarak kara kitap da arz-ı endam ettik den sonra radikal gazetesinde tek bir yazısını görerek mutlu olduğumuz yazarımız.şimdiler de masumiyet müzesinde görmemiz biz okurlarında şok etkisi yaratmıştır.allah rahmet eylesin.ruhu şad olsundur.
orhan pamuk dan iyi yazdığı aşikardır. (bkz: oksimoron)
orhan pamuk dan iyi yazdığı aşikardır. (bkz: oksimoron)
6. nesil yazar.
orhan pamuk'un yeni hayat adlı romanında da adı geçen temsili köşe yazarıdır. muhteva tam olarak şöyedir:
karakterin hayatını değiştiren kitaptan sonra yaşantısında hiçbir şeyin aynı gitmediğine dalalet eder ve sonrasında şu sözleri ekler;
"...ama gene de, her sabahki gibi annemle kahvaltı etmeyi, kızarmış ekmek kokusunu koklayıp milliyet gazetesini karıştırmayı, celal salik'in yazısına bir göz atmayı başardım."
karakterin hayatını değiştiren kitaptan sonra yaşantısında hiçbir şeyin aynı gitmediğine dalalet eder ve sonrasında şu sözleri ekler;
"...ama gene de, her sabahki gibi annemle kahvaltı etmeyi, kızarmış ekmek kokusunu koklayıp milliyet gazetesini karıştırmayı, celal salik'in yazısına bir göz atmayı başardım."
Tartışmasız Türkiyenin en iyi köşe yazarıydı.
Cinayetinin üzerinden 30 yıl geçsede faili bulunmaması üzücü... Ya da katili hepimiz biliyoruzda gizliyormuyuz?
Ama bu tür cinayetlerde her zaman olayın arkasında bir başka azmettirici vardır.
Olayın azmettiricisi (bkz: neşati)
Cinayetinin üzerinden 30 yıl geçsede faili bulunmaması üzücü... Ya da katili hepimiz biliyoruzda gizliyormuyuz?
Ama bu tür cinayetlerde her zaman olayın arkasında bir başka azmettirici vardır.
Olayın azmettiricisi (bkz: neşati)
Kendisine düzenlenen suikastın perde arkasını aydınlatan yazı;
http://populerkulturcoplu...-cinayetinin-ardndan.html
http://populerkulturcoplu...-cinayetinin-ardndan.html
Şöyle bir insan olmak için nelerimi vermzdim ki. Kendimi onun yerine koyuyorum bazen. Acaba onun gibi olabilirmiyim diye düşünüyorum. Bir sabah sırra kadem basıp, aylar sonra cinayete kurban giden muazzam insan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar