bugün
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması14
- boşandığı eşine araba alan adam6
- millette manyak para var18
- sözlük kürdü54
- 6 yaşındaki kızını satan anne10
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- insan olmaya çeyrek kala tarzı entry girmek10
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar13
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması13
- 30 liraya satılan tavuk döner13
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil14
- papatya çayı içen erkek10
- ben tevratı da okudum incili de12
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek8
- ananı mı dinlersin karıyı mı11
- volkswagen passat10
- 007 tarzı entry girmek4
- pankek yiyen erkek6
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük7
- kale3112'deki 3112'nin anlamı nedir sorunsalı5
- traş olmaya üşenmek7
- 20075
- türkiyeli kahvesi8
- ismail kartal19
- sevilmeyen iş arkadaşıyla başa çıkma yöntemi5
- anın görüntüsü28
- sınavlar bittikten sonra oluşan boşluk hissi6
- osman pamukoğlu14
- evde kalmış 30 yaşında kız22
- kemal sunal'ın en kötü filmi8
- devlet bahçeli'nin il olmasını önerdiği 19 ilçe10
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması3
- simko323
- escort ile para kavgası5
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı8
- karton toplayan cocuk 15 temmuzda ne yapıyordu10
- etnik köken20
- kavga edenleri auuuwww diye gaza getirmek5
- kefiye2
- cam açık uyumak8
- herkesin hayatına kimse karışamaz5
- enses ilişkiyi savunan tc erkeği11
- cadılar bayramı kutlayan kız9
- cadılar bayramını kutlayan erkek5
- klozette borudan fare gelecek korkusu5
- damat tıraşı4
- arkadaşlar naber ya4
- tavuk olmasa bu kadar insan ne yiyecekti7
çok dandik bir adı olmasına rağmen oldukça başarılı bir roman. nicole krauss yazmış.
kitap aşkın tarihi gelişimiyle ilgili değil. yahudi soykırımından tutun, bir aile dramına, genç bir kızın aşkı keşfedişine, dul bir kadının yas tutuşuna, babasız büyüyen çocukların psikolojik debelenmelerine, ölümü bekleyen bir adamın şizofrenliğe giden yolda attığı adımlara kadar her şey mevcut ama.
dünyadaki tüm sevgilerin aynı olmadığını farkedebildiğimiz tarihtir.eğer konu, kişinin aşkı ise ele alınmış en öznel tarihtir. herkese göre değişir. nasıl mı? bir şeyin varlığının yanında onu nitelendirmek için ilk önce onun ne olduğunu bilmeli, onu tatmalıyız.
bilmediğimiz o kadar çok şeyi tanımlıyoruz denilebilir, ama en somut duygu birikiminin * tadılmadan tarifi boştur.
benim tarihim 3. sınıfın okul çıkışında başlamıştı.. dersten çıkmıştım mavi önlüğüm kırmızı bir sırt çantam vardı. onu görmüştüm, donuk bir yüzü vardı ölü gibi beyaz,
kireç yutmuştu sanki. dal gibiydi upuzun. hatta babamdan bile uzun gelmişti o an bana. çantamın altında ezildiğimi hissetmiştim. hayat yavaşlamıştı onu gördüğümde
yavaşlatmıştım istemediğim halde hep ona bakıyordum. başka da bir şey hatırlamıyorum . bir dahaki yüzüne bakışım 8. sınıfın son günlerinden biriydi.
tek duam aynı liseye gitmememiz yönündeydi. yine beni bir şeyler eziyordu ve bu kez çantam yoktu. tarifsiz gözle görünmez bir yük 5 yıldır hep taşıdığım o yüktü.
zamanla kaybolmak yerine beni iyice kamburlaştıryor, yoruyordu. okul o hafta bitti. ağladım. ölüm gibiydi sanki, sonunu görememiştim ve yine ağladım.
lise de bitiyordu okulun merdivenlerinde sevgilisiyle oturuyordu çaresizdim, kendimi sıkıca tembihlemiştim bekliyordum, bakıyordum. yapabileceğim hiç bir şey olmadığını anladım ne kadar sevdiğimi ne ona hissettirebildim ne de o bildi. ben sanırım yanında olmayı göze alamadığım için kaybetmiştim. kim bilir, belki de çok sevmemiştim. beğendiği kızların güzelliğini hiç kıskanmamış aynaya her baktığımda da ondan * nefret etmemiştim. çünkü her aynaya baktığımda onu görüyordum. bir kersinde unutmaya karar vermiştim ve yüzümdeki yüzünü sileceğim demiştim. üniversitede bitiyor, aynalara hala bakmıyorum yüzümdeki yüzü silemediğimi bildiğimden.
umrumda zerre kadar olmaz ama bunlar kimine göre saplantıdır belki, fakat karşılık beklemeden verdiğim ilk ve en büyük hediyem. keşke oda bilseydi diyemediğim. ölü gibi bir yüzüm var ve hala, saçma ama aklıma geldikçe ağlıyorum.
bu kadar şeyden sonra elimde kalanlar; saklamanın verdiği bir çok şehrin arasına yol olmuş pişmanlığım , hiç bir şekilde ona bakamadan geçirdiğim o kadar yıl ve kendime ettiğim ve artık saçmaladığımı farkettiren haksızlığım. diğer yanıma olan bu eziyetim sonunda kendime karşı duyduğum nefretim. *
bilmediğimiz o kadar çok şeyi tanımlıyoruz denilebilir, ama en somut duygu birikiminin * tadılmadan tarifi boştur.
benim tarihim 3. sınıfın okul çıkışında başlamıştı.. dersten çıkmıştım mavi önlüğüm kırmızı bir sırt çantam vardı. onu görmüştüm, donuk bir yüzü vardı ölü gibi beyaz,
kireç yutmuştu sanki. dal gibiydi upuzun. hatta babamdan bile uzun gelmişti o an bana. çantamın altında ezildiğimi hissetmiştim. hayat yavaşlamıştı onu gördüğümde
yavaşlatmıştım istemediğim halde hep ona bakıyordum. başka da bir şey hatırlamıyorum . bir dahaki yüzüne bakışım 8. sınıfın son günlerinden biriydi.
tek duam aynı liseye gitmememiz yönündeydi. yine beni bir şeyler eziyordu ve bu kez çantam yoktu. tarifsiz gözle görünmez bir yük 5 yıldır hep taşıdığım o yüktü.
zamanla kaybolmak yerine beni iyice kamburlaştıryor, yoruyordu. okul o hafta bitti. ağladım. ölüm gibiydi sanki, sonunu görememiştim ve yine ağladım.
lise de bitiyordu okulun merdivenlerinde sevgilisiyle oturuyordu çaresizdim, kendimi sıkıca tembihlemiştim bekliyordum, bakıyordum. yapabileceğim hiç bir şey olmadığını anladım ne kadar sevdiğimi ne ona hissettirebildim ne de o bildi. ben sanırım yanında olmayı göze alamadığım için kaybetmiştim. kim bilir, belki de çok sevmemiştim. beğendiği kızların güzelliğini hiç kıskanmamış aynaya her baktığımda da ondan * nefret etmemiştim. çünkü her aynaya baktığımda onu görüyordum. bir kersinde unutmaya karar vermiştim ve yüzümdeki yüzünü sileceğim demiştim. üniversitede bitiyor, aynalara hala bakmıyorum yüzümdeki yüzü silemediğimi bildiğimden.
umrumda zerre kadar olmaz ama bunlar kimine göre saplantıdır belki, fakat karşılık beklemeden verdiğim ilk ve en büyük hediyem. keşke oda bilseydi diyemediğim. ölü gibi bir yüzüm var ve hala, saçma ama aklıma geldikçe ağlıyorum.
bu kadar şeyden sonra elimde kalanlar; saklamanın verdiği bir çok şehrin arasına yol olmuş pişmanlığım , hiç bir şekilde ona bakamadan geçirdiğim o kadar yıl ve kendime ettiğim ve artık saçmaladığımı farkettiren haksızlığım. diğer yanıma olan bu eziyetim sonunda kendime karşı duyduğum nefretim. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar