bugün

entry'ler (57)

iç sıkıntısından intihar etmek

makul bir karardır. iç sıkıntılarınızı toplayıp yarınınızdan çıkarın, iç sıkıntısı ağır bastıysa asın ipi tavana. ya da jilet bileğe.

ali ulvi hünkar

televizyon şairi, büyük insan. muazzam diyalogların, kenar mahallelerin tanrısı.

(bkz: yeditepe istanbul)
(bkz: sultan makamı)

fenerbahçe

sen çok yaşa!

johnny cash

şöyle bi şaheser geceye

https://youtu.be/vM3HKEHdN-k?si=SQwQD_JPnhFlG-y_

gecenin şarkısı

bir tarihte biz de adam olduk
parlak ateştik, e biraz kor olduk

https://youtu.be/CIJLkJ2rTfQ?si=HScuIiT3ENIjyBD7

izin vermedi yalnızlık

günün sonunda yine kürkçü dükkanı misali, tam da girmişken havaya.

gecenin şarkısı

https://youtu.be/AaouEHiuuYM?si=2swg-hoRZL-r6lLP

şöyle bi şey bırakalım geceye.

suluşaka

askerlik yoldaşıydı be. özledik irfan, çok özledik.

hıncını al yarana bas
bu hayat böyle bir oyun
varolan dayanmak zorunda

arturo bandini

minik köpek güldü isimli görkemli öykünün görkemsiz yazarı. portakal ve yağlı süt sevmez, otel odalarında azıcık kalmış peynirini fındık faresiyle paylaşır. ne balıktır, ne kuş. aşıktır.

litra

saklı bir koru gibi sevdim seni litra,
bir nehir yaptım da kıyına da oturdum litra…

onca yoksulluk varken

onca yoksulluk varken, güldük kafayı takanlara
aşkları yok olan, açları çoğalan ademler diyarından…

başka bir şehirde yeni bir hayata başlamak

yıllardır karmakarışık, mutsuz, huzursuz, yalnız, tanıdığım duygulara bile yabancılaşarak geçirdiğim günlerin sonuna geliyorum sanki. hiç gelmeyecek sanıyordum. artık ait gibiydim bu koltuğa, her sabah söve söve indiğim merdivenlere, oturduğum sandalyeye, çalıştığım masaya, pencerenin dışındaki hiçliğe. ait olduğumu hissetmeye başladığım yüzler de birer birer siliniyor. her sabah gördüğüm, yüz yüze gelmek zorunda olduğum ama içten içe sövdüğüm yüzler. tüm saçmalıkları, sıradanlıkları silindi bile.

birileri geldi eve, ne isterseniz alın dedim. biri yıllardır sarılıp uyuduğum battaniyemi aldı, biri yerde duran minderi. evinde tabağı yokmuş birinin, tabaklarımın hepsini verdim. şimdilik bir tabak, bir çatal kalsın yeter dedim bana. biri masaya baktı, al dedim. biri dolaba baktı, al dedim. uyuyacak bir şeyler kalsın yeter. hiçbir şey almak istemiyorum. bana burayı hatırlatacak hiçbir şey istemiyorum.

şimdi yeni bir hikayeye başlama zamanı. nerde olacak, nasıl olacak bilmiyorum. sadece ne yapmam gerektiğini biliyorum. izin vermeyeceğim ruhumu bilmelerine. yine sabahları uyanıp işe gideceğim, yine akşamları yorgun argın bir şeyler okuyacak, dinleyecek ya da izleyeceğim. ama bu sefer bilinmemenin huzuruyla.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.

ölüler

neden bu kelimeler bana hep sıkıcı ve soğuk geliyor? acaba senin adın olabilecek kadar zarif bir kelime olmadığı için mi?

andıran otu

...
sakin içimdir, içim evimdir. zarfın içindeki adam bendim, bunu da söyleyeyim. neye baksam; rüzgara, çamura, sebebi benim. canım yansa aydınlanırım belki o acıyla. ya da bir can yaksam bu karşımdakini aydınlatmak için mi? gözyaşı yangına çare mi? dışa akan her şey içe de akar. alkol ateşi azdırır. konuşmak serinletir. bir can yanmışsa, çaresi tektir. zamanın kumları rüzgarla gelir, rüzgarla gider. gelmek ve gitmek iki aşık. aşk onlardan doğar. iki taşı çarptığında çıkan kıvılcım gibi. gelip gittiğimiz gibi.

zarfın içindeki adam bendim. bunu da söyleyeyim.

stationary traveller

4 yıl sonra bu gece de benden olsun. iyi uçuşlar.

https://youtu.be/YTwyl0VSEHg?si=wBKOLzjj0MvX4eaA

izin vermedi yalnızlık

üç sene olmuş, hiçbir şey değişmemiş. vaat edilmiş yalnızlık, uyarıldık. iki taştan bir kale olmaz artık.

kral öldü şehir düştü

kaset hışırtılı ilk gençliğimizin halen içimizde dönen sancısı.

o ufak çocuğuz hala, kendi krallığında hükmeden.
sen büyüdüm sandın yalnızca
gündemler ortasında, insanlarla yanyana.

son

herkesin bir gün ulaşacağı gerçek.

bilmediğin bir yolda yürüyorsun, bazı ilklerin aynı zamanda bir son olduğunun farkında olmadan. bir ağaç görüyorsun, bir daha görmeyeceksin. uzakta bir yerlerde belki bir çeşme, varlığından habersiz akıyor. sen olmasan da akacak. görüyorsun, dönüp dinliyorsun gelen şırıltıyı, bir daha ne görecek, ne duyacaksın.

bir evden çıkıyorsun mesela, seni önce kapının pervazı uğurluyor. bir daha altından geçemeyecek olmanın hüznüyle. dışarı bir adım, birkaç çiçek. bir daha su veremeyecek olmanın hüznüyle yüz çevirmiş onlar da. merdivenlere doğru attığın adımla karşında bir kedi, sanki bir şeylerin farkındaymış gibi sakin sakin sürtünüyor bacağına. aşağı iniyorsun, yukarıda annen. bir şeylerin sonu olduğunun farkında olmadan, tebessümle el sallıyor. senin ıslak gözlerinle kaldırdığın elin, belki bir daha kalkmayacak.

gözlerini açtığın ilk an, kapatacağın son ana gebe. güldüğün her anın gözyaşlarına gebe olduğu gibi. ve tüm ayık zamanlar, ağır sarhoşluklara gebe. olması gerektiği gibi...

şerefe!

cathay

ezra pound'un klasik çin şiiri çevirilerinin bulunduğu minimal görünen, anlam bakımından devasa kitabı. kitapta bulunan şiirler, ernst fenollosa isimli amerikalı bir uzakdoğu sanat tarihçisinin dağınık notlarından derlenmiş. üstelik kitabın ilk türkçe çevirisi de ülkü tamer'e ait.
© copyright 2005 - 2026