• Bizi amerika birleşik devletleri ile kıyaslayarak baştan hata yapıyorsun zaten. Sonra da kalkıp "bunun bize ne zararı olabilir ki?" diye salak salak soruyorsun.

    Türkiye, amerika ile neden kıyaslanamaz, kısaca anlatayım. Önce işin temeline in.
    "lı" ve "-ki" ekleri bir milleti yansıtmayan, kendine has bir dili olmayan toplulukların sonuna gelir. Yani biz bugün amerikada yaşayan insanlara "amerikalı" diyorsak, bunun sebebi fransızlar gibi, almanlar gibi, türkler gibi bir millet olmamalarından kaynaklanıyor. Eğer bizim gibi kendine has dili olan, kültürü olan bir millet olsalardı amerikalı değil, amerink falan diyor olurduk. neden almanyalı, fransalı yerine; alman, fransız diyoruz? çünkü bunlar aynı "türk'ler" gibi bulunduğu bölgeye adını vermiş, kendilerine has bir lisanı olan milletlerdir.

    Türkiye cumhuriyeti, bir karma milletler devleti değildir. Türk ırkının devletidir. Bu sebeple eyalet sistemi asla amerikada yürüdüğü gibi bizde yürümez. Eğer sen kalkıp kürdün ana dilde eğitim görmesine müsaade edersen, o kürtler 50 sene sonra tamamen türkçeyi unutup kürtçe konuşmaya başlar, ve bir türk devletinde yaşamayı hazmedemedikleri için türkiye cumhuriyetinden ayrılmak isterler. Devlet paramparça olur, bütünlük tamamiyle bozulur.

    Eyalet sistemi bizim devletimizde yalnıZca buna zemin hazırlar. Hiç laf büküp insanlara iyi bir şeymiş gibi lanse etmeyin.
  • deneyimli yırtıcıların avlarının bereketli geçtiği hafta. şaşkın ürkek ceylan sürülerini çeşitli taktik ve stratejilerle pençelerine alarak vahşi doğadaki döngüyü sağlarlar.
  • teog meselesinden anlaşılacağı üzere yoktur. diktatörlük olsa konuda uzman olmadığı halde sınav kalkacak der ve emri o gün yerine getirilirdi. neyse ki 4 gün sonra bu emir telakki edildi zannetmeyin konusunda uzman bakanlar, danışmanlar ve bilim insanları uzun uzun toplantılar sonucunda kaldırılması gerektiğine karar vermişlerdir.

    demokrasi çok güzel sende gelsene.
  • aslında başlık, en vasıfsız kızların olacaktı ama bir anlık meslek kategorisi yaparak başlık açtığım için, kasiyer kızlardan özür diliyorum, bundan etkilenen kasiyer kızlar da ekleyebilir.

    şaka bi yana, sürekli alışveriş yaptığım markette şahit olduğum olay. kız gelmiş evleneceği adamı anlatıyor. "işte doktor, mühendis olmalı" cart curt konuşuyor diğer kız arkadaşına.

    kasiyer diye kesinlikle aşağılama ve onun gibi durumlar anlaşılmasın. emekçi bir insanım öncelikle, ben de zaten garsonluk yapmış bir insanım. insanın ekmek kazandığı iş onurudur, gururudur. ne meslek olursa olsun, bunla kesinlikle dalga geçmem.

    fakat bir insan kendini bilmeli tabi türk kızı olunca kendini pek bilemiyor. boşuna davul dengi dengine diye söylenmedi. insan hayretler ediyor. bu ego, bu kibir nerden geliyor ben anlayamıyorum.
  • Gazilerin, toplum tarafından kabul görmemesine neden olan tüm sebeplerin anasını sikeyim ilk önce. Onlara saygısızlık yapan itoğlu itlerin soyunu sikeyim. "Geç beleşçi" diyen otobüs şoförünün yolunu sikeyim.

    Yolda karşılaşınca tuhaf bakan gözlerin ferini sikeyim.

    Müslüman bir ülkede vatanı için kolunu bacağını kaybetmiş gazileri her gördüğümde aklıma, tüm otobüs ahalisinin, gazi bindiğinde alkış tutması gibi bir sahne canlanıyor gözümde veya önünde saygıyla eğilmesi..

    Ama bu müslüman olmayan, insana saygıda tavan yapmış gavur ülkelerde geçerli sadece.

    Pis gavurlar götlerini yıkamıyorlar ama insanlara, insanlarına saygıda sınır yok.

    Arap götü yalayan, götünü her zaman temiz tutan, paradan başka bir şey düşünmeyen, götüm rahat etsin de "gazi" benim için mi vurulmuş? Diye çemkirerek ona yer vermeyen, içleri çürümüş müslüman halk da "gazi"ye acıyarak baksın...

    Müslüman Türkiye...
  • Yine gözleri dolduran bir yazı. Aslında kitap tanıtımı ama gazilerimizin nasıl 3. Sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü, gazilerimize zerre değer verilmediğini çok iyi anlatıyor. 15 Temmuz'da sokağa çıkan hülocanlara her şeyi veren bu Akp, pkk ile savaşıp gazi düşmüş askerlerimizden bir çok şeyi sakınıyor...

    --spoiler--
    Selim Acar: “Bir anda kolumu kaldıramadım, vurulduğumu anladım, kurşunlardan biri göğüs kafesimin altına girmişti, zor nefes alıyordum, ölümü beklemem gerekiyor galiba diye düşündüm, birinin ‘Selim öldü' dediğini duydum, ‘ben ölmedim' diyemedim, sesim çıkmıyordu, vücuduma üç kurşun girmiş, uzuv kaybım var, iç organlarım parçalanmış, askerden sonra dört yıl serseri mayın gibi kendimi aradım, neredeyim, neler oluyor diye günlerimi geçirdim, tek tek şehit arkadaşlarımın mezarlarına gittim, oraya mı aitim, buraya mı, algılayamıyorum, bazen kendimi tuvalet kağıdı gibi hissediyorum, kendi vatanımızı savunduk ama, sanki paçavrayız.”
    *
    Erhan Atik: “insanların duyarsız olması beni çok üzüyor. Kimi insanlar ‘benim için mi vuruldun?” diyor. Bu cümle beni bitiriyor.”
    *
    Erol Aydın: “Davul zurnayla gittim, koltuk değneğiyle döndüm, bazı insanlar ‘devletten maaş alıyorsun, daha ne istiyorsun?' diyorlar.”
    *
    Erol Ayhan: “Karaciğer, bağırsak, böbrek, kalp, ortopedi, beyin, sinir cerrahisi, üç ay içinde 41 ameliyat oldum, bacağımı diz üstünden kestiler, yıllar geçti, hâlâ vücudumdan şarapnel parçaları çıkıyor, biz gazileri biz gazilerden başka kimsenin anlamadığını gördüm.”
    *
    Reşat Bakır: “Sinir uçlarım çok hassastı, protez taktığım zaman çok canım yanıyordu, sürekli evdeydim, dışarı çıkamıyordum, ama çocuklar anlamıyor ki… Oğlum yanıma geldi, ısrar etti, birlikte parka gittik, bir banka oturdum, salıncağa binmek istiyor, kaydıraktan kaymak istiyor, onunla oynamamı istiyor, bakıyor etrafındaki babalar çocuklarını kucaklarına alıyor, oğlum da
    aynısını istiyor, hadi gayret edeyim dedim, kaldırmak istedim, ikimiz birlikte düştük.”
    *
    Mehmet Çamkerten: “Vuruldum, sırtüstü yerdeyim, o anda sol yanıma el bombası düştü, kalkmak istedim, kalkamadım, şehadet getirdim, el bombası patlamadı… Şimdi televizyonda seyrediyoruz, bir belediye otobüs şoförü iki kolu bir bacağı olmayan gaziye ‘şerefsiz' diye bağırabiliyor, 16 arkadaşım boşuna şehit olmuş, boşuna gazi olmuşuz.”
    *
    Rafet Değerli: “Köy korucularının köyünü bastılar, oraya gittiğimde şoke oldum, sobanın kuzinesinden altı aylık bebeği çıkardım… 10 dakika gitmeden mayına bastık, sol ayağım, ayak bileği, parmak, tarak kemiği hepsi gitti, dizime kadar yanıktı. 2000'li yıllara kadar gazinin anlamı vardı, nereye gidersek, devlet kurumlarında müdür bile kapıda karşılardı, buyur ederdi, gazinin şu an anlamı da yok, değeri de yok.”
    *
    Metin Erdem: “Şarapnel geldi, gözüm aktı. Babam şehit oldum diye sela verdirmiş köyde, mezarımı kazdırmış. Bugün bile hâlâ kafamı hissetmiyorum. Sonra gidip Abdullah Öcalan'la müzakere yaptılar!”
    *
    Fazlı Ersan: “Çatışmaya girdik, elim koptu, şuurumu kaybettim, bir ara bulutların arasında gidiyordum, herhalde şehit olduk gidiyoruz dedim… Türk-Kürt çatışması diyorlar, benim hanımım Kürt, ne çatışması? Bir ortama girdiğimizde gaziyiz diyoruz, vebalı gibi bakıyorlar. Artık polis bile gaziye saygı göstermiyor.”
    *
    Zekeriya Gökyar: “Belim kırıldı, felç oldum, 19 yıldır yatağa bağımlı yaşıyorum, şu kadarını söyleyeyim, hakkımı helal etmiyorum.”
    *
    Kadir Garip: “Reklam panolarına ‘referandumda evet demek, şehit ailelerine ve gazilere pozitif ayrımcılık demektir' diye yazmışlardı ama, aksine, durumumuz daha da kötüleşti. Sokakta gördüğüm çocuklar bana afacan afacan baktığında, lanet okuyorum bu hayata… Bana ‘baba' diyecek bir çocuk sesi duymak istiyorum. Kullanamadığım bacaklarıma inat, koşup zıplayan bir evlat istiyorum, çok mu?”
    *
    Emrah Güneri: “Patlamayla havaya uçtum, elime şarapnel gelmişti, acıdığını hissettim, eldivenimi çıkarırken bir asker botu gördüm, tanıdık geldi… Ayaklarıma baktım, kan fışkırıyordu. Ayağım kesildi. insanlar bizi gazi olarak görmüyor, sadece engelli olarak görüyor.”
    *
    Yunus Kara: “Sol ayağım kömür olmuş, sağ ayağım diz üstünden kopmuş, üstümde sadece boş palaska kalmıştı. Şimdi… Haklarımız öylesine kısıtlı ki, istediğimiz protezi bile alamıyoruz. Ayağımın canlısını verdim, sahtesini alamıyorum!”
    *
    Ömür Karaman: “20 yaşımda askere gittim, 37 yaşındayım, 17 senedir tedavi görüyorum, 20 defa ameliyat oldum, yüzde 93 engelliyim, hiç sosyal hayatım olmadı, evliliği düşünmeye vaktim bile olmadı, bütün ömrüm, gençliğim hastanede geçti. Milletin onurunu, namusunu korurken bu hale geldik. Çevremde bazıları ‘Ömür'ün psikolojisi bozuk' diyorlar. Ben de ‘Allah kimseye benim yaşadıklarımı yaşatmasın da, varsın beni anlamasınlar' diyorum.”
    *
    Selami Karanfil: “Gazi olarak onurlu şekilde yaşayamıyoruz, milli bayramlarda bayrak asacak cesaretim bile kalmadı. Atatürk'ün olmadığı yol, karanlıktır. Türkiye maalesef yoldan çıktı.”
    *
    Hüseyin Kocalar: “Ayağıma baktım, yok. inşallah rüyadır diye dua ediyordum ama, rüya değildi. Hükümet bize iyi gözle bakmıyor.
    Biz ne yaptık vatanımızı
    korumaktan başka?”
    *
    Sabahattin Külah: “Benim ayağımı alan adamlar şu an Meclis'te!”
    *
    Bektaş Oruç: “Şehit için isyan etmiyorsun, gazi için isyan etmiyorsun, ‘bu çocuk 20 yaşında kör olmuş, kolu bacağı kopmuş' demiyorsun, ne yapayım böyle halkı, böyle devleti…”
    *
    Kadir Özbayar: “Kafamdam vuruldum, gazi sayılmıyorum.
    Gazi olabilmek için illa kaçakçı mı olmak lazım?”
    *
    Cengiz Özerden: “Belediye otobüsüne bir kere bindim, otobüs şoförü ‘geç geç bedavacı' dedi, bir daha belediye otobüsüne binmedim.”
    *
    Hüseyin Sevik: “Kimseye muhtaç değilken, kucakta taşınmaya başladım. Biraz sesimiz çıksa, ‘sana iş veriyoruz, maaş veriyoruz, daha ne istiyorsun?' diyorlar. Bu saatten sonra bana dünyayı verseniz ne olur!”
    *
    Ömer Sevinç: “51 ameliyat geçirdim, 14 yıldır hastanede yaşıyorum, ne zaman çıkacağım
    belli değil, bir gözümü, iki
    bacağımı kaybettim… Şimdi bize ‘gazilik sektör oldu' diyorlar! Hesabını biz soramıyoruz ama,
    yüce Allah soracaktır.”
    *
    Cemil Şenoğlu: “Artık yarım insanım. Hükümet bizden çok teröristleri önemsiyor.”
    *
    Ersin Taştan: “Adamlar gözümüzün içine baka baka ‘ben PKK'lıyım' diyor, biz ‘gaziyim' demeye utanıyoruz.”
    *
    Engin Tunç: “Bu ülkede gaziler lehine çıkartılan yasa var mı?
    Ben hiç duymadım.”
    *
    Hüseyin Turan: “Mayına bastık. Ayağımı gördüm, avazım çıktığı kadar bağırdım. Kabullenemiyordum. O an ölmek istedim. Böyle yaşayamam diye düşündüm. GATA'ya getirildim. Bir gün tuvalete gittim, elimi yüzümü yıkamak istedim, aynaya baktım, korkudan bağırdım, meğer yüzüm, saçlarım, kaşlarım yanmış, farkında değildim. Bugün Türkiye'ye bakıyorum, meğer kaybettiklerimizin hiçbir değeri yokmuş.”
    *
    Yavuz Yücel: “Vatanseverlik mi azaldı, toplum mu çıkarcı oldu, bilemiyorum.”
    *
    Halil Mısırlı: “Millet bizi unutmasın, hayattan başka bir şey istemiyorum.”
    *
    Bir kitap bu…
    Adı “Unutmayın!”
    *
    Gazilerimizin yaşanmış öyküleri ve şu an hissettikleri, bizzat kendileri tarafından anlatılıyor.
    *
    Koray Gürbüz tarafından kaleme alındı. Koray, bir değil, iki kere gazi… 1991'de Şırnak Gabar'da vuruldu, henüz 18 yaşındaydı, dört ameliyat oldu, geri döndü, 1996'da Siirt Karadağlar'da pusuya düştüler, 18 şehit verdik, Koray'ı öldü diye çatışma bölgesinde bıraktılar, ölmedi… Bir böbreği yok, dalağı yok, safrakesesi yok, bağırsakların bir bölümü yok, karaciğerin yarısı alındı, bacaklarında ve kollarında parçalı kırıklar vardı, altı ay komada kaldı, 23 ameliyat oldu, sol bacağı iki santim kısa kaldı, sol tarafı boydan boya hissetmiyor, sol kolunu kullanamıyor. Çünkü… 14 kurşun girip, çıkmıştı! Türkiye rekoru, gazi Hacı Altıner'e aitti, 1951 senesinde Kore'de, vücuduna 14 kurşun yemiş, ölmemişti. Koray bu rekoru egale etti. Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası var. Devlet Üstün Hizmet Madalyası var. 122 takdirnamesi var. Köy enstitüsü mezunu öğretmen bir babanın evladı… Babası oradan oraya sürüldüğü için, liseyi bitirene kadar
    altı şehir dolaştı, astsubay oldu,
    ikinci defa gazi olunca, emekliye ayrıldı, açık öğretimden işletme diploması almıştı, Bilkent Üniversitesi'nde işletme masteri yaptı, üstüne, gene Bilkent Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler masteri yaptı, aynı bölümde doktora yaptı.
    --spoiler--

    Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2...-sana-referandum-2015887/
  • kadri gürsel, bilen biliyor hapiste. yıllarını tarikatların kirli işlerine (başta gülen cemaati, ne gülen cemaati denmiyor dimi artık ), laikliğin, cumhuriyetin önemini anlatmış bir kimsedir. bir taraftan uydurma fetö yüzünden hapiste bu adam. suçu şudur diyen olursa ve yüzde bir ispat içerirse kefenli fotomu şu başlığın altına ekleyeceğim.
    darbe ayağına ;
    fetö dersanelerini kapatıp hükümet propagadası yapan imam hatipler, laikliği, cumhuriyeti, atatürkçülüğü savunanları fetöden içeri atmalar, akp'nin fetöden zerre suçu olmaması vs vs.
    15 temmuzu dünya da tanıyan bir kurum var mı ? azerbeycana gidin orası bile tanımıyor daha geçen hafta baküdeydim.
    bunu yapan çocuklar azıcık dünyadan haberi olan çocuklar. demek hala umut var.

    not :hiç bir şeyden haberi olmayan ortalama 23 yaşında ki türk askerinin boğazını, boğaz köprüsünde kesmek, kemerlerle, tekmelerle, kafasını bariyerlere vurarak linç etmek destansa, destanınız sizin olsun !
  • eskiden fetöcüler ve ex arkadaşları sınav sorularını çalıp istedikleri okula girer,
    akp iktidarları da o şerefsiz alçak sınav hırsızlarını korurlardı.
    şimdi ise akp' liler soru çalma gereği duymadan, sınavsız çocuklarını istedikleri okula yerleştirecek.
    mesele bundan ibarettir.
    yani teog' un getirilmesinin de, kaldırılmasının da fakir- fukaranın çocuğunun eğitimi ile ilgisi yoktur.

    not: tüm dr. trol' lar
    bok kokan bu ahlaksızlığı, bok kokan bu sefilliği, bok kokan bu yozlaşmayı alkışladıkları için,
    gönül rahatlığıyla münasip yerlerine kına yakabilir.
  • böyle bir yetki Osmanlı Padişahlarında yoktu, vardıysa da ondan batmıştır. Tek başına bir adam çıkıp bunu söylüyor, sonra da ortalık felç.

    Bunların Ülkenin en önemli konusu olan eğitimi ne hale getirdiğini göre göre hala daha AKP'yi tutan iyi niyetli insanlar, ülkenin bitişine sebepsiniz, artık fanatikliği bırakın, vatanınızı milletinizi düşünün.
  • aklımı kaybedecek gibi hissettiğim dönemlerde hissettiğim en yoğun duygu.

    neredeyse her insandan nefret ediyorum. her şey batıyor gözüme. kendim bile fazla geliyorum kendime. sanki bir tiyatro oyununda arkada duran işlevsiz ağaç dekoru gibi hissediyorum.

    yaşanan, olan biten hiçbir şeyin benimle uzaktan yakından alakası olmaması canımı sıkıyor. sıkma da değil aslında, nerede yanlış yapıyorum ki bende olmuyor diye sorguluyorum. halbuki istediğim bile yok.

    olduğum insanı kabul edemiyorum ama başka bir insan olma şansım da yok gibi hissediyorum.

    yaptığım şeyler bir an geliyor gözüme hata gibi görünüyor. bir an sonra ise yaptıklarımla ne kadar boktan olsa bile gurur duyuyorum. bir an bir insanın sohbetine ihtiyaç duyuyor, çok kısa bir süre sonra yalnızlığımın ne kadar huzurlu olduğunu düşünürken buluyorum kendimi. bir başkasıyla elde edebileceğim bir huzur olup olmadığını bilmiyorum, olsa razı gelir miydin diye sorsalar yine meçhuldeyim.

    28 yıla sığdırdığım 2 arkadaş var, 2-3 ayda bir kere görüştüğüm. o bile fazla gelebiliyor.

    günün sonunda kendime soruyorum, neden böyleyim diye. neden topluma karışamayan ben oluyorum. cevabım yok. karışmayı isteyip istemediğimi de bilmiyorum.

    sürekli daha fazla yalnızlık arzuluyorum. sanırsam bir gün asıl huzuru bulacağım yer mezar olacak. o zamana kadar dahil olduğum kadarıyla karmaşa içerisinde yaşamaya devam edeceğim.