bugün
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması12
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı16
- g i l d e d l i l y19
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- kadın olmanın avantajları16
- hayatın kuralları9
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- nervio23
- yaşamak istenilen şeyler10
- dil dalak beyin böbrek yiyen kız3
- günün şiiri2
- sözlükteki fenerbahçeliler8
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- erkeğe ihtiyacım yok diyen kadın2
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- okan buruk13
- geceye bir şarkı bırak10
- türkiye'ye geldim11
- fenerbahçe7
- penisi seks objesi olarak görmek7
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- kankadan sevgili olur mu5
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- kurtar bizi müsavat16
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- ismail kartal4
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- friedrich hegel la bi cay icek7
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin5
- zengin olunca yapacaklarınız3
- kürtsüz türkiye4
- gençlerbirliği4
- alkolsüz sosyalleşmede zorlanmak4
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- galatasaray'ın fenerbahçe'yi yine altına alması3
- sözlükteki fanatik fenerlilere giren kazık3
- alevi kızların alev alev yanması13
- aldığınız en büyük risk3
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- trans kadın çekiciliği5
- arkadaşlar ben drama queen miyim4
- düşük zeka belirtisi2
- anın görüntüsü30
- yaşamak istenilen şehir2
- devran dönecek8
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi2
sevdiği entry'ler
şahsi menfaatlar, gelip geçici uçucu sevdalar, asla doymak bilmeyen tatminler.. yalanla, oyunla, kötü hırsla -bilirsiniz ki dostlarım bir iyi, bir kötü hırs vardır- kinle, öfkeyle geçen bitmek bilmeyen savaşlar..
tek bir soru, niçin?
kendi kişisel refahı için, mutluluk getireceği sanılan, "ben" "benim" "bana ait" doyumu için.
oysa insanlar artık uyanıyor, tarihten günümüze "ben" yerine "biz" zihniyeti, yavaş yavaş anlaşılıp, kavranıyor. doğayla uyum içinde, insanlıkla uyum içinde, medeniyete katmak.
size/sana yapacağım iyiliği oysa kendime yaptığımı farketmek! hem birlikte güzel olduğumuzu, hem de birlik olduğumuzu kabul etmek.
satırları okurken bırak şu safsataları diyebilirsiniz ama içten içe söylediklerimde hak sahibi olduğumu kabul edeceğinize şüphem yok.
uzun zamandır uyuyoruz dostlarım, bize ait olan bir kültür, bir medeniyet yarattık. bunu hep beraber yaptık ancak ne olduysa birlik olduğumuzu beraber olduğumuzu unuttuk. bencil hayatlarımız için savaşımlarda bulunduk, peki ne oldu sonunda? mutlu mu olduk?
artık insanlar uyanıyor, dünyanın merkezi olduğumuz düşüncesini bir kenara bırakmamız gereken zaman geldi. elele verip, güzel şarkılar söyleme düşünü paylaşanların sayısı artıyor.
ve geç kalmadık yaşamlarımızda, endişe etmeye gerek yok! her insanoğlu hayatının bir evresinde evrenle mğthiş bir uyum, birlik içinde hissetmiştir, o ahenk dolu sesleri, o ritmi duymuş ve sevgiyi anımsamıştır. peki neden bu güzel "şiir"i bir ömür boyu yaşamak için nefes almayalım ki?! hangi aptalca, çocukça davranış birbirimize duyduğumuz öfkeye sebep oluyor ki?
kötülük yapamdık diye iyi olabilir miyiz?
yeryüzündeki en küçük hata, günah, yanlış.. tüm insalığın suçudur.
aynı nedenlerden aynı sonuç doğabilir ama kişi getirdikleriyle bunu kırabilir.
her insan özünde iyidir ve sadece sevgidir.
yine de, insan olmak büyük bir gayret ve çaba istemez mi?
sistem bozuksa yıkmalı, iyileştirmemeli, değiştirmemeli.
insan, medeniyete bir şey katmak için yaşamalı.
satırlarımı yazmayı fırsat bulduğum başlık için, teşekkürler mustafa kemal. 21. yüzyılın insanının yeni kavradığı bazı şeyleri 1930'lu yıllarda anlayıp, anlattığın için teşekkürler. şimdi 'new age' adı altında milyonlarca satan çoğu avrupadan çıkan eserlerin özünü o yıllarda yazdığın için teşekkürler.
yüksek müsaadenizle, her satırını tüylerim diken diken olarak, büyük bir sevgiyle yazmaya başlıyorum.
-dikkat, buradan sonrası mustafa kemal atatürk'ün medeni bilgiler kitabından alıntıdır. kesinlikle izinsiz paylaşılabilir ve dağıtılabilir. çünkü okuyacağınız satırlar mustafa kemal'in "biz" zihniyetini ortaya koyar, bu yüksek düşüncedeki bir kişinin de, düşüncelerini saklaması, esirgemesi düşünülemez, böyle bir durum hele o büyük insan için söz konusu olamaz.
'insanlar birbirine bağlıdır. bağlılık (solidatire)
ilim, cemiyetlerin büyüklüğünün sırrını, insanlara açmıştır; bu sır, insanların birbirine olan bağlarıdır. bütün insanlar, bir içtimai vücudun azalarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır. Bu karşılıklı bağ, herkesi diğerinin mes'uliyetine de karıştırır. Bir de, insanlar, ölülerin harsi varisleri olduklarından aralarındaki bağlar, zamana ve mekana şamildir.
bu bağlar, tabiidir, içtimaidir ve iktisadidir. tabii ve içtimai bağın bize öğrettiği şudur: bilhassa, iş bölümü ve harsi varislik yüzünden, herkes malik olduğu şeyin ve hatta kendi şahsi varlığının en büyük kısmını atalara ve bir zamanda yaşadığı insanlara borçludur.
eğer böyle ise, yani, eğer her yerde, insanın insana karşı bir borcu varsa, bütün borölar gibi bunun da ödemesi lazımdır.
bu borçlar, kimin tarafından ödenmelidir? insanlar arasındaki tabii ve içtimadi bağdan istifade ederek servet kazananlar tarafından! çünkü, eğer gelmiş geçmiş, ismi bilinmeyen binlerce, bağlı insanlar olmasaydı, zaten bu servet olmazdı.
kime ödenmeli? tabii ve içtimai vağdan zarar görenlere! gerçi, bu alacaklıların şahsan bilinmelerine imkan yoktur; fakat bunların mümessilleri vardır; devlet veyahut birçok içtimai muavenet müesseseleri.
nasıl ödenmeli? bir defa, devlete vergi, bilhassa artar vergi olarak ve sonra bağış olarak yardım müesseselerine kendiliğinden verilebilir.
bu söylediklerimizden, insanların birbirine bağlı ve birbirinin yardımcısı oldukları halde mazinin ve halin nimetlerinden hepsinin aynı derecede istifade edememiş ve edememekte oldukları anlaşılıyor. bu müsavatsızlığı gidermek için bir kısım insalardan bir kısım insanlar için adeta tazminat isteniyor. bu farklı istifadenin, başlıca sebebi, şüphesizdir ki, insanların, muhtelif vasıflar ve kabiliyetler yüzünden birbirlerine benzememeleridir.
bu noktada, şöyle bir nazariye söylenmektedir. tekamülün gayesi insanları birbirine benzetmektedir; dünya birliğe doğru yürümektedir; insanlar arasında sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gittikçe azalmaktadır. tarih, yaşamak kavgasının, ırk, din, hars, terbiye, yabancılar arasında olduğunu gösterir. birliğe doğru yürüyüş, sulha doğru da yürüyüş demektir.
bağlılık hakkında, bir fikir edinmeğe, en müsait olan düşünüş ve görüş bu son mütalea olabilir. fakat, birer fikir olarak aldığımız bağlılık nazariyeleri icaplarını, tatbikatta, içtimai teminler adı altında toplamak kabildir.
bu içtimai teminlere devlet sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir. bu yol, kanun yoludur. mesela;
1- iş kurumu.
2- şehirlerin ve atelyelerin sağlık koruması.
3- sari hastalıklara karşı korunma.
4- amelenin ihtiyarlığı ve kazalara karşı sigortası.
5- hasta ve ihtiyar yoksullara mecburi yardım.
6- çiftçi sandıkları
7- yardım cemiyetleri kurulması,
8- ucuz evler yapılması.
9- mektep çocukları için mekteplerde kooperatifler.
10- bütün bu gibi cemiyetlere devlet bütçesinden yardım.
bu ve buna benzer hususları temin için kanunlar.
bağlılığın saydığımız şekilde tatbikleri çoktur; fakat bu tatbikler fikri, her yerde teveccüh görmüş değildir; çok tenkitlere de uğramaktadır. bilhassa, bağlılık nazariyesinin tatbiklerini, ferdin mesuliyet duygusunu zayıflatan veyahut yok eden bir hareket görenler vardır. diyorlar ki, aczimizi, kusurumuzu, ayıplarımızı cemiyetin üstüne atmak ferdi mesuliyeti kaldırmaktır. halbuki, ahlak kanununun temeli ferdi mes'uliyettir.
bu tenkitler, zorla ve hukuki bir şekilde içtimai borç fikrini bir yana bıraktırmağa kafi gelebilir. bağlılığın ahlaka esas teşkil edeceği de sağlam bir iddia olmayabilir. fakat, bağlılığın ameli olarak, şunları öğrettiği de görülmektedir:
1- başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize de kötülüktür. bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır.
2- yaptığımız işler, etrafımızda sevinçler veya acılar halinde akisler uyandırır, bu hal bize vicdan vazifeleri duyurur.
3- bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. çünkü başkalarının kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu olduğumuzu gösterir.
hulasa, bağlılık, "herkes kendi için" yerine, "herkes, herkes için" düşüncesini koyar. bu düşünce içtimaidir, millidir, geniş ve yüksek manasiyle insanidir.'
tek bir soru, niçin?
kendi kişisel refahı için, mutluluk getireceği sanılan, "ben" "benim" "bana ait" doyumu için.
oysa insanlar artık uyanıyor, tarihten günümüze "ben" yerine "biz" zihniyeti, yavaş yavaş anlaşılıp, kavranıyor. doğayla uyum içinde, insanlıkla uyum içinde, medeniyete katmak.
size/sana yapacağım iyiliği oysa kendime yaptığımı farketmek! hem birlikte güzel olduğumuzu, hem de birlik olduğumuzu kabul etmek.
satırları okurken bırak şu safsataları diyebilirsiniz ama içten içe söylediklerimde hak sahibi olduğumu kabul edeceğinize şüphem yok.
uzun zamandır uyuyoruz dostlarım, bize ait olan bir kültür, bir medeniyet yarattık. bunu hep beraber yaptık ancak ne olduysa birlik olduğumuzu beraber olduğumuzu unuttuk. bencil hayatlarımız için savaşımlarda bulunduk, peki ne oldu sonunda? mutlu mu olduk?
artık insanlar uyanıyor, dünyanın merkezi olduğumuz düşüncesini bir kenara bırakmamız gereken zaman geldi. elele verip, güzel şarkılar söyleme düşünü paylaşanların sayısı artıyor.
ve geç kalmadık yaşamlarımızda, endişe etmeye gerek yok! her insanoğlu hayatının bir evresinde evrenle mğthiş bir uyum, birlik içinde hissetmiştir, o ahenk dolu sesleri, o ritmi duymuş ve sevgiyi anımsamıştır. peki neden bu güzel "şiir"i bir ömür boyu yaşamak için nefes almayalım ki?! hangi aptalca, çocukça davranış birbirimize duyduğumuz öfkeye sebep oluyor ki?
kötülük yapamdık diye iyi olabilir miyiz?
yeryüzündeki en küçük hata, günah, yanlış.. tüm insalığın suçudur.
aynı nedenlerden aynı sonuç doğabilir ama kişi getirdikleriyle bunu kırabilir.
her insan özünde iyidir ve sadece sevgidir.
yine de, insan olmak büyük bir gayret ve çaba istemez mi?
sistem bozuksa yıkmalı, iyileştirmemeli, değiştirmemeli.
insan, medeniyete bir şey katmak için yaşamalı.
satırlarımı yazmayı fırsat bulduğum başlık için, teşekkürler mustafa kemal. 21. yüzyılın insanının yeni kavradığı bazı şeyleri 1930'lu yıllarda anlayıp, anlattığın için teşekkürler. şimdi 'new age' adı altında milyonlarca satan çoğu avrupadan çıkan eserlerin özünü o yıllarda yazdığın için teşekkürler.
yüksek müsaadenizle, her satırını tüylerim diken diken olarak, büyük bir sevgiyle yazmaya başlıyorum.
-dikkat, buradan sonrası mustafa kemal atatürk'ün medeni bilgiler kitabından alıntıdır. kesinlikle izinsiz paylaşılabilir ve dağıtılabilir. çünkü okuyacağınız satırlar mustafa kemal'in "biz" zihniyetini ortaya koyar, bu yüksek düşüncedeki bir kişinin de, düşüncelerini saklaması, esirgemesi düşünülemez, böyle bir durum hele o büyük insan için söz konusu olamaz.
'insanlar birbirine bağlıdır. bağlılık (solidatire)
ilim, cemiyetlerin büyüklüğünün sırrını, insanlara açmıştır; bu sır, insanların birbirine olan bağlarıdır. bütün insanlar, bir içtimai vücudun azalarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır. Bu karşılıklı bağ, herkesi diğerinin mes'uliyetine de karıştırır. Bir de, insanlar, ölülerin harsi varisleri olduklarından aralarındaki bağlar, zamana ve mekana şamildir.
bu bağlar, tabiidir, içtimaidir ve iktisadidir. tabii ve içtimai bağın bize öğrettiği şudur: bilhassa, iş bölümü ve harsi varislik yüzünden, herkes malik olduğu şeyin ve hatta kendi şahsi varlığının en büyük kısmını atalara ve bir zamanda yaşadığı insanlara borçludur.
eğer böyle ise, yani, eğer her yerde, insanın insana karşı bir borcu varsa, bütün borölar gibi bunun da ödemesi lazımdır.
bu borçlar, kimin tarafından ödenmelidir? insanlar arasındaki tabii ve içtimadi bağdan istifade ederek servet kazananlar tarafından! çünkü, eğer gelmiş geçmiş, ismi bilinmeyen binlerce, bağlı insanlar olmasaydı, zaten bu servet olmazdı.
kime ödenmeli? tabii ve içtimai vağdan zarar görenlere! gerçi, bu alacaklıların şahsan bilinmelerine imkan yoktur; fakat bunların mümessilleri vardır; devlet veyahut birçok içtimai muavenet müesseseleri.
nasıl ödenmeli? bir defa, devlete vergi, bilhassa artar vergi olarak ve sonra bağış olarak yardım müesseselerine kendiliğinden verilebilir.
bu söylediklerimizden, insanların birbirine bağlı ve birbirinin yardımcısı oldukları halde mazinin ve halin nimetlerinden hepsinin aynı derecede istifade edememiş ve edememekte oldukları anlaşılıyor. bu müsavatsızlığı gidermek için bir kısım insalardan bir kısım insanlar için adeta tazminat isteniyor. bu farklı istifadenin, başlıca sebebi, şüphesizdir ki, insanların, muhtelif vasıflar ve kabiliyetler yüzünden birbirlerine benzememeleridir.
bu noktada, şöyle bir nazariye söylenmektedir. tekamülün gayesi insanları birbirine benzetmektedir; dünya birliğe doğru yürümektedir; insanlar arasında sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gittikçe azalmaktadır. tarih, yaşamak kavgasının, ırk, din, hars, terbiye, yabancılar arasında olduğunu gösterir. birliğe doğru yürüyüş, sulha doğru da yürüyüş demektir.
bağlılık hakkında, bir fikir edinmeğe, en müsait olan düşünüş ve görüş bu son mütalea olabilir. fakat, birer fikir olarak aldığımız bağlılık nazariyeleri icaplarını, tatbikatta, içtimai teminler adı altında toplamak kabildir.
bu içtimai teminlere devlet sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir. bu yol, kanun yoludur. mesela;
1- iş kurumu.
2- şehirlerin ve atelyelerin sağlık koruması.
3- sari hastalıklara karşı korunma.
4- amelenin ihtiyarlığı ve kazalara karşı sigortası.
5- hasta ve ihtiyar yoksullara mecburi yardım.
6- çiftçi sandıkları
7- yardım cemiyetleri kurulması,
8- ucuz evler yapılması.
9- mektep çocukları için mekteplerde kooperatifler.
10- bütün bu gibi cemiyetlere devlet bütçesinden yardım.
bu ve buna benzer hususları temin için kanunlar.
bağlılığın saydığımız şekilde tatbikleri çoktur; fakat bu tatbikler fikri, her yerde teveccüh görmüş değildir; çok tenkitlere de uğramaktadır. bilhassa, bağlılık nazariyesinin tatbiklerini, ferdin mesuliyet duygusunu zayıflatan veyahut yok eden bir hareket görenler vardır. diyorlar ki, aczimizi, kusurumuzu, ayıplarımızı cemiyetin üstüne atmak ferdi mesuliyeti kaldırmaktır. halbuki, ahlak kanununun temeli ferdi mes'uliyettir.
bu tenkitler, zorla ve hukuki bir şekilde içtimai borç fikrini bir yana bıraktırmağa kafi gelebilir. bağlılığın ahlaka esas teşkil edeceği de sağlam bir iddia olmayabilir. fakat, bağlılığın ameli olarak, şunları öğrettiği de görülmektedir:
1- başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize de kötülüktür. bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır.
2- yaptığımız işler, etrafımızda sevinçler veya acılar halinde akisler uyandırır, bu hal bize vicdan vazifeleri duyurur.
3- bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. çünkü başkalarının kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu olduğumuzu gösterir.
hulasa, bağlılık, "herkes kendi için" yerine, "herkes, herkes için" düşüncesini koyar. bu düşünce içtimaidir, millidir, geniş ve yüksek manasiyle insanidir.'
televizyonu açıyorum, kanallardan birinde açlık çeken bir afrika ülkesi. kemikleri sayılan çocuklar, bir lokma aş için kavga eden insanlar, önümde kuru ekmek bile olsa kendimden utanıyorum hemen bir kanal ileri gidiyorum, süper lüks bir kokteyl! binlerce dolarlık takım elbiseler, tuvaletler, kolyeler, küpeler, limuzinler, kırmızı halılar! hem de bu bir bağış gecesi.. herkesin önünde bilmem ne bokunda terbiye edilmiş ördekler var, birer ısırık alıp bıraktıkları ama hepsi de iyi(!) insanlar, bağışı az önceki afrika ülkesi için topluyorlar. neden bilmiyorum ama sürekli de birbirlerini alkışlıyorlar. yapılan bağış ne kadar büyük olursa kişinin topluluktaki statüsü o denli artıyor, kimin umurundaysa?!
bat dünya bat.
gazete okuyayım az diyorum.. değişen bir şey yok. arka sayfalara gömülmüş, tecavüz, cinayet, intihar haberleri. eğer okunacak bir haber değeri yoksa daha doğrusu meta değilse hep arka sayfadalar. kadına şiddet bir zamanlar gündemdeydi çok. o günlerden evvel, ağzı burnu mosmor bir kadın gazetenin en arka sayfalarında küçücük bir kutucukta kendine yer bulabilmişti, kadına şiddet sesini duyurmaya başladı ve manşete taşındı haber. neden? çünkü artık bir metaydı. yine de magazin hiç değişmiyor, değil mi? toplumumuzun "sanatçı" dediği insanlara bakıyorum. nasıl oluyorda bu kadar aşağılık ve basit olabiliyorlar, nasıl oluyorda onları oraya çıkartabiliyoruz? ne söylemişler okuyayım diyorum, utanç duyuyorum..
bat dünya bat.
dışarı çıkıyorum, konuşacak insan arıyorum. futbol muhabbetleri, dün ki maç kaç kaç bitti? oh, nasıl koyduk ama?! akıllı telefon, aptal insanlar.. ohaa apple 5s-çük mü o?! inanamıyorum, ne eklemişler? kamera artık yukarıdaki tuşa basınca da çalışıyor mu, ohaa. abi çok eskidi benimki yahaaa! dedikodular, bak ben kimseyi çekiştirmem beni tanıyorsun ama bu fatma var ya tam orospu geçen gün gelmiş ne diyor biliyor musun orospu? ama biliyorsun ben kimsenin arkasından konuşmam. hasiktir. suni ilişkiler.. ay canıım bayıldım üzerindekine nereden aldın, çok yakışmış sana. kilo mu verdin sen? saçların böyle çok güzel kime yaptırdın? ne güzel değil mi, hepimiz birbirimizi övüp kendimizi bir-iki günlüğüne özgüveni yüksek hissediyoruz! bence her hafta buluşup birbirimizi övelim ve bu dünyanın en egosu şişik insanları olalım ne dersiniz?! ve hiçbir şeyi düşünmeyelim, tartışmalayım, bizi niye ilgilendirsin ki?! biz süper insanlarız! aa ayakkabılarınıza bayıldım!
bat dünya bat e mi.
bu da bugün yaşadığım; şarjı bitmek üzere bir herifin, olamaz ya olamaz şimdi bitemez, ahmet sen de şarj var mı? yok mu?! hassiktir olamaz ya!! elinde de 4*4 bilmem ne marka arabasının anahtarı, arabayı açıyor, küfür etmeye başlıyor, şarjı yok diye. hemen arabanın az ötesinde kaldırımda çırılçıplak ayaklarıyla yere basan bir çocuk. kirden teni esmer gözükse bile avuç içleri beyaz ve bir kuru pis ekmeği tutuyor, onu ağzına götürüp az önceki yavşağı izliyor. neye bu kadar öfke duyduğunu anlamaya çalışıyor, neden bağırdığını?! ya da kendisinin neden bağıramadığını.
bat dünya bat.
bat ulan dünya. senden yarattığın illüzyonlardan nefret ediyorum. iğrençsin, adaletsizsin, aşağılıksın be dünya. bat ulan. bat!
bat dünya bat.
gazete okuyayım az diyorum.. değişen bir şey yok. arka sayfalara gömülmüş, tecavüz, cinayet, intihar haberleri. eğer okunacak bir haber değeri yoksa daha doğrusu meta değilse hep arka sayfadalar. kadına şiddet bir zamanlar gündemdeydi çok. o günlerden evvel, ağzı burnu mosmor bir kadın gazetenin en arka sayfalarında küçücük bir kutucukta kendine yer bulabilmişti, kadına şiddet sesini duyurmaya başladı ve manşete taşındı haber. neden? çünkü artık bir metaydı. yine de magazin hiç değişmiyor, değil mi? toplumumuzun "sanatçı" dediği insanlara bakıyorum. nasıl oluyorda bu kadar aşağılık ve basit olabiliyorlar, nasıl oluyorda onları oraya çıkartabiliyoruz? ne söylemişler okuyayım diyorum, utanç duyuyorum..
bat dünya bat.
dışarı çıkıyorum, konuşacak insan arıyorum. futbol muhabbetleri, dün ki maç kaç kaç bitti? oh, nasıl koyduk ama?! akıllı telefon, aptal insanlar.. ohaa apple 5s-çük mü o?! inanamıyorum, ne eklemişler? kamera artık yukarıdaki tuşa basınca da çalışıyor mu, ohaa. abi çok eskidi benimki yahaaa! dedikodular, bak ben kimseyi çekiştirmem beni tanıyorsun ama bu fatma var ya tam orospu geçen gün gelmiş ne diyor biliyor musun orospu? ama biliyorsun ben kimsenin arkasından konuşmam. hasiktir. suni ilişkiler.. ay canıım bayıldım üzerindekine nereden aldın, çok yakışmış sana. kilo mu verdin sen? saçların böyle çok güzel kime yaptırdın? ne güzel değil mi, hepimiz birbirimizi övüp kendimizi bir-iki günlüğüne özgüveni yüksek hissediyoruz! bence her hafta buluşup birbirimizi övelim ve bu dünyanın en egosu şişik insanları olalım ne dersiniz?! ve hiçbir şeyi düşünmeyelim, tartışmalayım, bizi niye ilgilendirsin ki?! biz süper insanlarız! aa ayakkabılarınıza bayıldım!
bat dünya bat e mi.
bu da bugün yaşadığım; şarjı bitmek üzere bir herifin, olamaz ya olamaz şimdi bitemez, ahmet sen de şarj var mı? yok mu?! hassiktir olamaz ya!! elinde de 4*4 bilmem ne marka arabasının anahtarı, arabayı açıyor, küfür etmeye başlıyor, şarjı yok diye. hemen arabanın az ötesinde kaldırımda çırılçıplak ayaklarıyla yere basan bir çocuk. kirden teni esmer gözükse bile avuç içleri beyaz ve bir kuru pis ekmeği tutuyor, onu ağzına götürüp az önceki yavşağı izliyor. neye bu kadar öfke duyduğunu anlamaya çalışıyor, neden bağırdığını?! ya da kendisinin neden bağıramadığını.
bat dünya bat.
bat ulan dünya. senden yarattığın illüzyonlardan nefret ediyorum. iğrençsin, adaletsizsin, aşağılıksın be dünya. bat ulan. bat!
bir kadın var çok hoş.. hani gördüğünüz an "bu" işte, benim kadınım, dedidiğiniz cinsten. onu göreli bir ay oluyor neredeyse, tanıştım, konuştum da biraz. daha yakından tanımak için bir kahve ısmarlamalıyım ama bir yandan da istemiyorum. çünkü ne kadar harikulade gözleri ve sıcacık gülümsemesi olsa da ya içi boşsa diye çekiniyorum.
mesela ya okumuyorsa?
ya da daha kötüsü, ahmet ümit okuyorsa!
ya, "ben" hayatını yaşıyorsa, hiçbir şey umurunda değilse. zaten benim bir tarafım öyle, diğer tarafım "biz"e bir'liğe inanıyor. bana bir'liğe inanan biri gerek ki diğer beni törpüleyebileyim.
ya hayatı "i am @"lerle doluyorsa ya bir yere gittiğimizde elinden telefonu düşürmezse, ya sürekli iğrenç yapmacık gülümsemeyle fotoğraf çekiyorsa.. ya "kanki" diye konuşuyorsa, ki öyle diyorlar.
ben yapamam ki o zaman onunla.. o zaman onun hayali, gerçeğinden daha yüce kalır benim için. daha fazla tanımamak da bana daha fazla hizmet eder.
ne boktan şey, günümüz insanları.
ama biliyorum onun benim gibi hissetmediğini, biliyorum benim gibi olanı gördüğüm anda yanından ayrılamayacağımı. biraz benzerini tanıdım neler oldu, hele aradığımı bulursam entry girebilir miyim sahiden? hayır. o zaman siktir et. gitmemeli yanına.
onu kafka okuyor, kırmızı şarap içiyor ve tango yapıyor diye imgeliyorum. böyle kalsın. elinde ahmet ümit görürsem bu beni öldürebilir.
mesela ya okumuyorsa?
ya da daha kötüsü, ahmet ümit okuyorsa!
ya, "ben" hayatını yaşıyorsa, hiçbir şey umurunda değilse. zaten benim bir tarafım öyle, diğer tarafım "biz"e bir'liğe inanıyor. bana bir'liğe inanan biri gerek ki diğer beni törpüleyebileyim.
ya hayatı "i am @"lerle doluyorsa ya bir yere gittiğimizde elinden telefonu düşürmezse, ya sürekli iğrenç yapmacık gülümsemeyle fotoğraf çekiyorsa.. ya "kanki" diye konuşuyorsa, ki öyle diyorlar.
ben yapamam ki o zaman onunla.. o zaman onun hayali, gerçeğinden daha yüce kalır benim için. daha fazla tanımamak da bana daha fazla hizmet eder.
ne boktan şey, günümüz insanları.
ama biliyorum onun benim gibi hissetmediğini, biliyorum benim gibi olanı gördüğüm anda yanından ayrılamayacağımı. biraz benzerini tanıdım neler oldu, hele aradığımı bulursam entry girebilir miyim sahiden? hayır. o zaman siktir et. gitmemeli yanına.
onu kafka okuyor, kırmızı şarap içiyor ve tango yapıyor diye imgeliyorum. böyle kalsın. elinde ahmet ümit görürsem bu beni öldürebilir.
aklıma geldi, şahan yazmış twitter'dan recep ivedik 4'ü yazmaya başladım diye, biri de demiş ya; ya onu bir de yazıyor musun? ne yapıyorsun şurada osuracağım şurada sıcaçağım mı yazıyorsun. sahi o hesap.
bunu izleyene de gülene de arkadaş ne diyeyim.
bunu izleyene de gülene de arkadaş ne diyeyim.