bugün
- laik teyzelerin fenotipi34
- akp oyları yüzde 10'un üzerinde10
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- y chp2
- inci sözlük is dead3
- süleymancıların almanya da domuz eti yedirmesi2
- kendi aralarında anket yapıp iktidar olma heyecanı3
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım18
- beton kemalist olmak5
- ilk tek tanrılı kutsal kitap4
- bir insanı hayatının merkezine koymak5
- mansur yavaş9
- yeni parti8
- türkiyede genç siyasetçi olmaması6
- nuh ve tufan hikayesinin tora daki kıssası6
- iyi parti zafer partisi ittifakı6
- tayyip erdoğan'a oy vermeye karar vermek8
- gurbetçi yazarlar2
- anahtar partisi büyük birlik partisi ittifakı7
- sarapci koala8
- nervio varıdı nerede o13
- sevmeden okunan kitaplar2
- windows 84
- ak partililerin apo sevdası6
- ellerim bos gonlum hos12
- gömlek değiştirir gibi ideoloji değiştiren tip5
- hukuk okuyan tiplerin biraz ezik olması9
- ibrahim peygamberin tora daki kıssası4
- kadın poposunun müthiş hipnoz etkisi2
- zengin bir erkekle evlenmek isteyen kadınlar4
- sözlüğün en güzel kız yazarı8
- mister bomba bomba erecto2
- geekyapar3
- hande erçel'in giydiği beyaz elbise5
- islam barış dinidir11
- evler neden 200 bin tl den 6 milyona çıktı2
- yazarların favori oyun karakteri15
- radikalkemalist3
- 1948 arap israil savaşı12
- duş almak3
- bir seri katilin tarzını taklit eden katil6
- gürcistan5
- osuruktan şiirler89
- defne isimli kadınlar2
- vaat edilen topraklar2
- giriş yapınca sözlüğün kalitesini yükselten yuzır2
- tavuk şiş4
- mason greenwood5
- kadınların şiirden anlamaması5
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı19
entry'ler (139)
insanı, ölü bir akvaryum balığı gibi hayatın yüzeyinde bırakır.
Genel bir güvensizlik içinde olan insanların çıkış kapısı yalnızlıktır. -buna bir Çıkış kapısı demek doğru mu bilemiyorum.-
yalnızlık gereklidir elbet, lakin fazlası hastalık yapar. -çoğu şeyde olduğu gibi.-
insanlarla etkileşimde ilk temas zamanlarında ne güven ne de güvensizlik gereklidir. ikisi de absürd durabilir.
şöyle ki: insanların geneline fazlaca güvenirsen, aptal ve çabuk kandırılır hale gelirsin ve dosteyevski'nin 'budala'sından farklı biri olmazsın. kurnazların tanımıyla ''kolay kandırılır, aptalın teki'' olursun. pek de kızmamak gerekir onlara, hayat, kavga gerektiren bir oyun ve kavgayı hilesiz oynayanlar ateşle barut icad olmadan önceydi... lafın özü: her önüne gelene koşulsuz güvenmemek lazımgelir.
sürekli bir güvensizlik içinde olmak ise belki de diğerinden daha berbat bir durumdur.
beyin sürekli bir endişe ve rahatsızlık duyar, en sevdiğiniz insanla olan ilişkinizi dahi yüzeysel yaşar, sevginin, paylaşımın derinine nüfuz edemezsiniz. kim bilir? paranoya olmak için gün sayıyorsunuzdur belki de.
yazmaya başlarken kısa ve öz yazayım dedim demesine de, olmadı. cümle cümleyi doğurdu, uzadı.
buraya kadar okuduysanız, en azından aşırı güvensiz olmadığınızı söyleyebilirim.
aptalca bir öngörü diyebilirsiniz buna, fakat aşırı güvensiz insanın bir özelliği de fazlaca aceleci olması ve uzun yazıları okumamasıdır.
sonlandırmak gerekirse:
her şeyden önce güvenmeye güvenmek gerekir.
Genel bir güvensizlik içinde olan insanların çıkış kapısı yalnızlıktır. -buna bir Çıkış kapısı demek doğru mu bilemiyorum.-
yalnızlık gereklidir elbet, lakin fazlası hastalık yapar. -çoğu şeyde olduğu gibi.-
insanlarla etkileşimde ilk temas zamanlarında ne güven ne de güvensizlik gereklidir. ikisi de absürd durabilir.
şöyle ki: insanların geneline fazlaca güvenirsen, aptal ve çabuk kandırılır hale gelirsin ve dosteyevski'nin 'budala'sından farklı biri olmazsın. kurnazların tanımıyla ''kolay kandırılır, aptalın teki'' olursun. pek de kızmamak gerekir onlara, hayat, kavga gerektiren bir oyun ve kavgayı hilesiz oynayanlar ateşle barut icad olmadan önceydi... lafın özü: her önüne gelene koşulsuz güvenmemek lazımgelir.
sürekli bir güvensizlik içinde olmak ise belki de diğerinden daha berbat bir durumdur.
beyin sürekli bir endişe ve rahatsızlık duyar, en sevdiğiniz insanla olan ilişkinizi dahi yüzeysel yaşar, sevginin, paylaşımın derinine nüfuz edemezsiniz. kim bilir? paranoya olmak için gün sayıyorsunuzdur belki de.
yazmaya başlarken kısa ve öz yazayım dedim demesine de, olmadı. cümle cümleyi doğurdu, uzadı.
buraya kadar okuduysanız, en azından aşırı güvensiz olmadığınızı söyleyebilirim.
aptalca bir öngörü diyebilirsiniz buna, fakat aşırı güvensiz insanın bir özelliği de fazlaca aceleci olması ve uzun yazıları okumamasıdır.
sonlandırmak gerekirse:
her şeyden önce güvenmeye güvenmek gerekir.
zihniyetini kavrayamayan yetmelerle kahrolmuş müzik kültürü. daha doğrusu ''rap'' diye bir şeyin altında hip hop yaptığını sananlarca...
hip hop muhalif bir kültürdür. entellektüel adamların/kadınların harcıdır. çoğu kendini hip hop'cu sananlar da ''diss, flex, kadını zevk durağı olarak görmekten'' başka bir şey yok. bu sadece rap'tir. hip hop ayrı bir kültür.
hip hop muhalif bir kültürdür. entellektüel adamların/kadınların harcıdır. çoğu kendini hip hop'cu sananlar da ''diss, flex, kadını zevk durağı olarak görmekten'' başka bir şey yok. bu sadece rap'tir. hip hop ayrı bir kültür.
türk televizyonunda önemli bir yere sahip kanımca. ya da 'olmalı' yayına girip çıkmış binlerce sıkıcı diziden farklı olarak hayal dünyasına hitap eden ve farklılığı seven bir kamera arkası var. bunu hissetmek seyrederken iştahı arttırıyor. ''işler güçler, leyla ile mecnun, ben de özledim'' miktar çok az. zirve leyla ile mecnunda'dır.
enver aysever'in deneme kitabı -edebiyat ölmelidir'in- bir bölümünde ''insan neden yazar, neden yazar olmak ister?'' konusu üstüne yazısı vardır ve bunu söyler. 'yazmak eksikliktir.' ilk okuduğumda verdiğim tepki ''siktir lan'' oldu. fakat sonrasında ikna oldum denebilir. 'tarih boyunca yazar insanların yaşantılarına bakıldığında, yazmanın bir eksiklikten doğduğu, zamanla kişiye göre değişen:terapi, rahatlama, hobi, kendini ifade etme şekli vs vs. olarak oluşan bir olgu olduğu çıkar. hayatta her şeyi yolunda olan insanlar yazmaz. bir şeylerin yolunda olmaması gerekir, yazarlık eksiklikten doğan bir olgudur.' der. tartışılabilir.
aydır, uyuyan doğadır, ormanlardır. kasmaya gerek yok.
bazı insanların tam olarak idrak edemediği mizahını sevdiğim ve okurdan dikkat talep eden yazar.
nitekim bir gün birisinin net adresinin kişisel bilgisine şunu yazdığını gördüm: tutunamayanları okudum ve gülmeyi unuttum.
düşünebiliyor musunuz? bu bir beğeni cümlesi. çok acayip.
toplumun adı üstünde ''tutunamayan'' kesimini sivri dille anlatmış, döneminin aydın kesimlerince ödül alsa da tartışma konusu olmuş. sebebi çok basittir; tutunamayanları yazarken, aydın kesimini de keskin mizahla alaya alıyor. yepyeni bir dil oluşturuyor. o zamanın abileri, babaları da yahu bu mühendis bozması yazar da kim diyorlar. malumunuz; hayattayken 2. basımını bile bulmamış kitapları öldükten belli süre sonra kitlesini buluyor ve şuanda okunan, bazı mizahını,ironisini anlamayanlarca tamamen yanlış yorumlanıp edebiyat zehirlenmesine yol açan ''tutunamayanlar'' bu adamı hissetmek için ilk okunması gerekenlerdendir. bir okuyucu olarak yüksek seviye ister. aman dikkat.
nitekim bir gün birisinin net adresinin kişisel bilgisine şunu yazdığını gördüm: tutunamayanları okudum ve gülmeyi unuttum.
düşünebiliyor musunuz? bu bir beğeni cümlesi. çok acayip.
toplumun adı üstünde ''tutunamayan'' kesimini sivri dille anlatmış, döneminin aydın kesimlerince ödül alsa da tartışma konusu olmuş. sebebi çok basittir; tutunamayanları yazarken, aydın kesimini de keskin mizahla alaya alıyor. yepyeni bir dil oluşturuyor. o zamanın abileri, babaları da yahu bu mühendis bozması yazar da kim diyorlar. malumunuz; hayattayken 2. basımını bile bulmamış kitapları öldükten belli süre sonra kitlesini buluyor ve şuanda okunan, bazı mizahını,ironisini anlamayanlarca tamamen yanlış yorumlanıp edebiyat zehirlenmesine yol açan ''tutunamayanlar'' bu adamı hissetmek için ilk okunması gerekenlerdendir. bir okuyucu olarak yüksek seviye ister. aman dikkat.
sabri sarıoğlu.
o, türkçe düşünüp ingilizce konuşmaya çalışmak olabilir.
bunun bir çeşidi; karnından ağzına doğru hücum eden kahkahayı, suratında olmadık zamanda patlatınca:''ay güldüğüme bakma, sinirden gülüyorum!'' diye zavallıca kıvırma çabasıdır. öbür çeşidi de nefretle aşk, mutlulukla hüzün gibi birbirleriyle içleşmiş duygudur. karşındakinin gereksiz ve yersiz laf sokmasına sinir olsan da, gülerek tepkilenirsin ve bunun muhteşem bir cevap olduğunu düşünürken, dikkat etmen gereken bir şey vardır: karşındaki bu cevabın güzelliğini anlayacak mı? cevap olumsuzsa, küfürler anlaşılır olmakla birlikte etkisini kısa sürede gösterecektir.
yazar nicki'ni bilemem de bu başlığı açanın yalnızlık buhranı geçirdiğini tahmin etmek zor değil.
zeki olmak için ateist olmak gerektiğini düşünenlerce işgal edilmiş, saygınlığını türkiyede kaybetmiştir.
nitekim bügün aile büyükleri buluşup sohbete karıştığında ''naber lan ateist?, oğlumuz ateist oldu hahaha'' esprileriyle eğlenirler. ateizm bizim yörelerde espri konusu arkadaşlar.
nitekim bügün aile büyükleri buluşup sohbete karıştığında ''naber lan ateist?, oğlumuz ateist oldu hahaha'' esprileriyle eğlenirler. ateizm bizim yörelerde espri konusu arkadaşlar.
bu adam resimle şiiri, şiirle öyküyü harmanlamış, kitaplarında pasajlar halinde sunmuştur. kalıpları zorlayan ve kendine has tavrıyla kalemini kullanmıştır. türk edebiyatında öykü dalının babasıdır.
sex yapmayı sevmeyen kadın yoktur. yılışıklık ve basitlikten hoşlanmayanı vardır.
sunay akın'ın geyikli park isimli kitabında da anlattığı, 2.abdülhamit döneminde baskılara başkaldırıp 300 adamla dağa çıkan dağda ise bir geyikle karşılaşan ve bu geyikle aralarında bir bağ oluşup ''o nereye geyik oraya'' olunca bu geyiğin yaradanın bir lütfu sayıp sahiplenen, 2. meşrutiyeti körükleyen dolayısıyla öncüsü olarak kabul edilen isim. 1913 de yanına verilen bir koruma tarafından göğsüne atılan 3 kurşunla öldürülür. ve o çok sevdiği geyiğin heykeli taksim gezi parkının hemen karşısındadır. ''hürriyet kahramanı'' olarak anılan resneli niyazi'nin 100. ölüm yıldönümünde olan gezi parkı olaylarına, ''geyiğin yanından baktım ben'' der sunay akın...
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz.
günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. sizin için kötü olacak. benden hikayesi.
buyrunuz, ilk hikayesinin sonu. bu adam yarım yy. önce bizlere böyle sesleniyor. sezinleyen, hayatı anlamlandırmak, içinde bulunduğu devrin sancılarını, olaylarını yaşayarak,yaşatarak yazan, ve bir ''derdi'' olan yazarlar da kalıcı oluyor. olmasın da ne olsun abi?
günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. sizin için kötü olacak. benden hikayesi.
buyrunuz, ilk hikayesinin sonu. bu adam yarım yy. önce bizlere böyle sesleniyor. sezinleyen, hayatı anlamlandırmak, içinde bulunduğu devrin sancılarını, olaylarını yaşayarak,yaşatarak yazan, ve bir ''derdi'' olan yazarlar da kalıcı oluyor. olmasın da ne olsun abi?
enver aysever'in deneme ile öyküleştirdiği kitap adı. nietzsche'nin ''tanrı öldü!'' lafındaki gibi, çarpıcı ve ironi barındıran bir isim koymayı tercih etmiştir,-nietzsche tanrı öldü derken ciddiydi orası ayrı- sebebini tahmin etmek pek de zor değil.
insanlar 'popüler edebiyat' denen bir safsata altında; bir iki güzel cümleler kurulan, özünde pek bir şey anlatmayan, kitabı entellektüel işi olarak görenler tarafından sömürülme altındadır. bunu fazlaca can yakan bir çiban olarak gören aydınlarımızdan bir tanesidir. dolayısıyla yahu şu adı koyayım da bare kafalarını boş kitaplardan çevirip bana baksınlar demiştir zannımca. haklıdır da, bir kaç bölümünü okudum ve roman yazmak isteyen insanların ve yazmayla şöyle böyle uğraşanların uğrayacağı alternetiflerden biri olabilir.
insanlar 'popüler edebiyat' denen bir safsata altında; bir iki güzel cümleler kurulan, özünde pek bir şey anlatmayan, kitabı entellektüel işi olarak görenler tarafından sömürülme altındadır. bunu fazlaca can yakan bir çiban olarak gören aydınlarımızdan bir tanesidir. dolayısıyla yahu şu adı koyayım da bare kafalarını boş kitaplardan çevirip bana baksınlar demiştir zannımca. haklıdır da, bir kaç bölümünü okudum ve roman yazmak isteyen insanların ve yazmayla şöyle böyle uğraşanların uğrayacağı alternetiflerden biri olabilir.
kafasında insanları sadece statü olarak değerlendiren, zavallı az gelişken.
şu patrondur, saygıda kusur yapılmamalıdır. patron olmak onu taşşaklı, temizlikçi adamı zavallı yapar.
var mı böyle bir şey? -tabii var!- diyenler, sizinde mevkii sahibi olunca götünüz kalkmaya müsait. bunun artısı eksisi yoktur. buna pek de şaşılacak bir şey kalmamıştır artık. her ülke bürokrasi üstüne kuruludur ve alt üst ilişkisi neredeyse hayatın heryerinde vardır. ya da ben ülke dışına çıkmadığım için durumu felaket görüyorum. belki uzak ve bilinmedik yerlerde daha gelişken insanlar vardır. ütopyalar güzeldir arkadaşlar.
şu patrondur, saygıda kusur yapılmamalıdır. patron olmak onu taşşaklı, temizlikçi adamı zavallı yapar.
var mı böyle bir şey? -tabii var!- diyenler, sizinde mevkii sahibi olunca götünüz kalkmaya müsait. bunun artısı eksisi yoktur. buna pek de şaşılacak bir şey kalmamıştır artık. her ülke bürokrasi üstüne kuruludur ve alt üst ilişkisi neredeyse hayatın heryerinde vardır. ya da ben ülke dışına çıkmadığım için durumu felaket görüyorum. belki uzak ve bilinmedik yerlerde daha gelişken insanlar vardır. ütopyalar güzeldir arkadaşlar.
sex, sex yapmamak, kitap.
genelde pek bir şeye sahip olmayan, zamanında hırslanmış ve ezilmiş dolayısıyla insani duygularını köreltmiş insan gurubu. kendinden aşağıda veya az bilgililerin yanında burunlarını felaket tatmin ederler. istedikleri sadece iyi olmaktır, kötüden... dolayısıyla kendinden aşağıda olan insanlarla yaşamaya mahkumdurlar.
yaşar kemal'in ince memed 4. serisinde okuduğumda duraksadığım, tdk,nnd gibi sözlüklerde de anlamını bulamadığım eskice bir orta anadolu kelimesi. homurdanmak, söylenmek anlamında imiş.