bugün
- dansöz izleme keyfi12
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı39
- yarın kpssye girecek yazarlar9
- aziz yıldırım12
- uzak durulası insan modelleri5
- enayimiknatisii36
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması7
- ismail kartal9
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- öylesine bir şeyler yaz2
- insan olmaya ceyrek kala26
- flat white4
- online listesinden manita beğenmek7
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak6
- hangi renksiniz17
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı8
- kerem aktürkoğlu8
- bik bik dondurma yapsın da görelim6
- geceye bir söz bırak8
- fusya semsiyeli yabanci8
- şu an dinlediğiniz şarkı2
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- evde dondurma yapmak5
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- anın görüntüsü24
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- sözlükteki fenerbahçeliler6
- limonlu dondurma4
- sözlükteki şer çetesi12
- milan skriniar5
- fenerbahçe nin liverpool ile karşılaşacak olması4
- ragnarın memeleri5
- sözlük kızlarındaki libido yüksekliği4
- s'i l v'e r m'i s t29
- gocu50
- 5 eylül 2026 fenerbahçe'ye döşenen boru5
- sözlükte herkesin avcı olması12
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- seri eksici6
- beşiktaş8
- sözlükteki zorbalar12
- ioçk'nın mavi boncuğu toptan alması4
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı5
- herkese mavi boncuk dağıtan kız4
"Ama" diyor türbanını kapının ardında çıkarmak zorunda kalıp içeri peruğuyla giren genç kıza bir diğer genç kız ve gerisin gerisi tartışmayı başka bir düzleme taşıyan soruya yöneliyor; "Siz bunu takarken özgürce ve kendi iradenizle mi hareket ediyorsunuz?"
Tartışma nasıl ve nerde başladı bilmiyorum ama modernizmin ve post-modernist algının geri besleme senkronizasyonlarındaki artışın yoğunlaştığı dönemlerde bu tartışma güncelin somutluğu oranında üslup farkı yaşıyor. Haliyle başı açık ve "modern" görünmek sekülerliği simgelerken öte yanda başı örtmek ve/ya da vucut hatlarını tümüyle gizleyen uzun bir entari giymek "modernizm" karşıtlığını yada muhafazakarlığı simgeler hale geliyor. Sonrası birazcık "poh poh" ve "öteki" temsilleriyle beslendikçe Araf'ta bir yerde durmak yerine devlet, kurumları ve yöneticileri ile tarafgir bir hal takınıyor. Siyaset bu tür toplumsal meselelere çözüm üretmek için değil çözümsüzlüğü beslemek için dinamikler üretiyor. Bu meseleyle ilgili her nasılsa "uzman olmuşlar", yeleklerinin cebinde saklı gizli duran çözüm önerilerini televizyon programlarından -tıpkı emekli askerlerin strateji uzmanlığıyla karşımıza çıktığı gibi- dervişin fikri ve zikri ritüelleriyle kaskatı ve tavizsiz sunuyorlar. Tam da bu noktada fikirler sivrildikçe sivrilip karşıtlaşıyor ve "ama"lar başlıyor. Birden bire konuşulması gereken bir dolu özgürlük tek gündeme dönüştürülüp kıstırılıyor. Piyangodan genellikle türban, zorunlu din dersleri yada anadil meselesi çıkıyor. Bu meseleler yan kollar oluşturuyor sürekli olarak. Tartışmalar çetrefillenip dal-budak bağlıyor ve haftalar sonra tavizsiz saf tutmalar yerini başlangıç konusundan azade bir konuya bırakıyor. Bu arada kimse konunun asıl tarafları olan üniversite öğrencilerinin fikrini sormuyor. Zaten bizler de oturup bu meseleyle ilgili profesörlerimizi okuyup duruyoruz. Bir fikir üretmeyi bırakalı 30 yıl olmuş... Haliyle çözümü Hâk getire!
iktidar ve Özgürlük
Özgürlüklerin kamusallıkla imtihanını çoğunlukla hakim toplumsal algı belirliyor ancak kimi meselelerde iktidar ve resmi ideoloji baskın bir öğe olarak olguları kendi ekseninden ve bakış açısından tartıştırarak her nevi balans ayarı çekiyor. Meseleye dair politika oluşturması beklenen sivil toplum sivilleşen toplumdan hazzetmeyen egemenlerin fikrini öğrenip duruma göre sesini çıkartırken duruma göre sessizliğin destekçisi oluyor. Konu yine "ama"larla özdeşleştiriliyor. Örneklendirelim;
Konumuz türban kavramının bilimsel bilginin hangi ayağıyla eşlenirliğidir. Yani kamu yararına bilgi üretimini sağlayan bir kurumun halkın bir kısmının inancının fiziksel tezahürünü kabullenirliğini tartışıyoruz. Gündem maddelerimize bugüne kadar pek çok toplumsal sorunu çözmek şöyle dursun içinden çıkılmaz hale getirmiş siyaset ve aktörlerinden "çözüm" talep ediyoruz. Sadece talep etmekle kalınca meseleye dair tartışma hep "Benim türbanlı arkadaşlarım da var ama..." muhabbetiyle dönüp dolaşıp hiçbir yere varmadan seyahat ediyor. Lakin ideolojilerimizin ördüğü riya duvarları sadece kendimizi ait hissettiğimiz özgürlüklere yandaş oluyor. Kapının önünde türbanını çıkartmak zorunda bırakılan kızı gündemimiz o olmadığı müddetçe umursamıyoruz. Bu mağduriyetle hemhal olmamız için o kapıdan herhangi bir nedenle içeri sokulmamamız gerekiyor. Yine "ama"lar başlıyor... Bir yanda türbanın özgür iradeyle ilişkisini sorgulayanlar, özgürlüğü ön planda tuttukları savunmalarında nedense türbanlı öğrencilerin üniversitelerin kamusallığına gölge düşüren turnikelerden özgürce geçememelerini dert edinmiyorlar. Öte yandan konu Türban olunca hamasi özgürlük nutukları atanların anadilde eğitim ve zorunlu din derslerinin kaldırılması taleplerini kulak ardı ediyor olmalarındaki çelişki ayyuka çıkmış durumda.
Zorunlu Din Dersleri
Koşullu özgürlükler kendini gittikçe belirginleştiriyor o sırada. Türbanın üniversite kapılarından geçebilir hale gelmesiyle birlikte bu kez iktidarın samimiyetinin sorgulanması bağlamında haklı olarak diğer talepler belirgin biçimde hesap soruyor. Peki ya zorunlu din dersleri? Madem ibadetin ve inancın özgürlüğü esaslı bir talepler bütününü tartışıyoruz, o halde zorunlu din dersleri ve tarih dersleri ile egemen ideolojinin bağrına bastığı ve Baskın Hoca'nın literatürümüze kazandırdığı "lahasümüt(laik,Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk)" kavramı ne olacak? Her türlü din ile arasına eşit mesafe koyarak inançlarla uğraşmaması gereken devletin Din derslerini kendisinin öğretmesi ne kadar olağan? Peki bu zorunlu din derslerinde neden bütün inanç sistematikleri değil de tek bir inancın buyruğu hakim? Eğer bu bir zorundalık değilse neden Ahtamar'da ayin yapmaya gelen Hristiyanların haç talepleri şiddetle reddedildi? Fener-Balat'ta haç çıkarma ayinleri neden sürekli milliyetçi saldırılara maruz kalıyor? Devletin bir bakanı olan Faruk Çelik neden "Ne derdiniz var din dersiyle, niye kalksın din? Din ile bu salondaki insanların, bu milletin bir problemi yok ki." diyor?
Sunni islam öğretisini dini inancı olarak görmeyenler için zorunlu din dersi zuldür. Burada mesele farklı inançları olanlara onların inancını da müfredata dahil ederek din eğitimi vermek değil, devletin henüz bir irade sahibi olmayan çocukları din kavramını öğrenmek zorunluluğuna tabi tutmasıdır. Baskı ve zorlamaya karşı çocukların yanında duran evrensel hukuk normları bizzat devlet tarafından unutulup çocuklara inançlı olmanın faziletleri anlatılıyor sürekli olarak. Bu zorunluluğun kendisi bile tek başına toplumsal bilinç dahilinde karşı çıkılması gereken bir durumken bir de üstüne egemen inanç sistematiği zorunlu bir ders olarak sunuluyor. Dolayısıyla durumdan şikayeti olanlara kulak vermek yerine bu şikayetleri anormal olarak sunma çabası toplumsal tabanda da yer tutuyor. Bu çaba nedeniyle zorunlu din derslerine karşı çıkmak "din düşmanlığı" yani bu coğrafyada karşılık geldiği haliyle "islam düşmanlığı" olarak algılanıyor. Yine "ama"lar başlıyor...
Bu meselelere çözüm nasıl üretilir, nerden yol tutulur bilmem. 30 yıllık fikir üretmeme alışkanlığı sirayet etmiş bünyeme. Hem öyle üst mantodan atıp tutanların yaptığını yapmayacak kadar kendimdeyim. Ancak bu meselenin çözümünü tartışırken üslubumuzun "ama"larla örülü taraflı özgürlük yaklaşımlarıyla bulandırılmaması gerektiği inancındayım. Dilerim türbanı yüzünden eğitim hakkı kısıtlananlar ile zorla dini eğitime maruz bırakılanlar birbirlerinin özgürlük taleplerini içselleştirebilir yahut hiç olmazsa bu taleplere saygı duymasını öğrenirler. Neticede her iki meselede de çıkmazın en önemli nedeni hegemonik devlet ve siyaset politikalarıdır.
Bugün üniversitenin kapısından içeri girdiğimde bir arkadaşımın başındaki örtüyle içeri girebildiğini görmek soyu sopu alevi olan şahsımı mutlu etmiştir. işte biz asıl şimdi birbirimize karşı yarım yamalak da olsa açığız...Bir de artık kadınlar bu konuyu erkek egemen jargonla tartışmaktan vazgeçseler...
Tartışma nasıl ve nerde başladı bilmiyorum ama modernizmin ve post-modernist algının geri besleme senkronizasyonlarındaki artışın yoğunlaştığı dönemlerde bu tartışma güncelin somutluğu oranında üslup farkı yaşıyor. Haliyle başı açık ve "modern" görünmek sekülerliği simgelerken öte yanda başı örtmek ve/ya da vucut hatlarını tümüyle gizleyen uzun bir entari giymek "modernizm" karşıtlığını yada muhafazakarlığı simgeler hale geliyor. Sonrası birazcık "poh poh" ve "öteki" temsilleriyle beslendikçe Araf'ta bir yerde durmak yerine devlet, kurumları ve yöneticileri ile tarafgir bir hal takınıyor. Siyaset bu tür toplumsal meselelere çözüm üretmek için değil çözümsüzlüğü beslemek için dinamikler üretiyor. Bu meseleyle ilgili her nasılsa "uzman olmuşlar", yeleklerinin cebinde saklı gizli duran çözüm önerilerini televizyon programlarından -tıpkı emekli askerlerin strateji uzmanlığıyla karşımıza çıktığı gibi- dervişin fikri ve zikri ritüelleriyle kaskatı ve tavizsiz sunuyorlar. Tam da bu noktada fikirler sivrildikçe sivrilip karşıtlaşıyor ve "ama"lar başlıyor. Birden bire konuşulması gereken bir dolu özgürlük tek gündeme dönüştürülüp kıstırılıyor. Piyangodan genellikle türban, zorunlu din dersleri yada anadil meselesi çıkıyor. Bu meseleler yan kollar oluşturuyor sürekli olarak. Tartışmalar çetrefillenip dal-budak bağlıyor ve haftalar sonra tavizsiz saf tutmalar yerini başlangıç konusundan azade bir konuya bırakıyor. Bu arada kimse konunun asıl tarafları olan üniversite öğrencilerinin fikrini sormuyor. Zaten bizler de oturup bu meseleyle ilgili profesörlerimizi okuyup duruyoruz. Bir fikir üretmeyi bırakalı 30 yıl olmuş... Haliyle çözümü Hâk getire!
iktidar ve Özgürlük
Özgürlüklerin kamusallıkla imtihanını çoğunlukla hakim toplumsal algı belirliyor ancak kimi meselelerde iktidar ve resmi ideoloji baskın bir öğe olarak olguları kendi ekseninden ve bakış açısından tartıştırarak her nevi balans ayarı çekiyor. Meseleye dair politika oluşturması beklenen sivil toplum sivilleşen toplumdan hazzetmeyen egemenlerin fikrini öğrenip duruma göre sesini çıkartırken duruma göre sessizliğin destekçisi oluyor. Konu yine "ama"larla özdeşleştiriliyor. Örneklendirelim;
Konumuz türban kavramının bilimsel bilginin hangi ayağıyla eşlenirliğidir. Yani kamu yararına bilgi üretimini sağlayan bir kurumun halkın bir kısmının inancının fiziksel tezahürünü kabullenirliğini tartışıyoruz. Gündem maddelerimize bugüne kadar pek çok toplumsal sorunu çözmek şöyle dursun içinden çıkılmaz hale getirmiş siyaset ve aktörlerinden "çözüm" talep ediyoruz. Sadece talep etmekle kalınca meseleye dair tartışma hep "Benim türbanlı arkadaşlarım da var ama..." muhabbetiyle dönüp dolaşıp hiçbir yere varmadan seyahat ediyor. Lakin ideolojilerimizin ördüğü riya duvarları sadece kendimizi ait hissettiğimiz özgürlüklere yandaş oluyor. Kapının önünde türbanını çıkartmak zorunda bırakılan kızı gündemimiz o olmadığı müddetçe umursamıyoruz. Bu mağduriyetle hemhal olmamız için o kapıdan herhangi bir nedenle içeri sokulmamamız gerekiyor. Yine "ama"lar başlıyor... Bir yanda türbanın özgür iradeyle ilişkisini sorgulayanlar, özgürlüğü ön planda tuttukları savunmalarında nedense türbanlı öğrencilerin üniversitelerin kamusallığına gölge düşüren turnikelerden özgürce geçememelerini dert edinmiyorlar. Öte yandan konu Türban olunca hamasi özgürlük nutukları atanların anadilde eğitim ve zorunlu din derslerinin kaldırılması taleplerini kulak ardı ediyor olmalarındaki çelişki ayyuka çıkmış durumda.
Zorunlu Din Dersleri
Koşullu özgürlükler kendini gittikçe belirginleştiriyor o sırada. Türbanın üniversite kapılarından geçebilir hale gelmesiyle birlikte bu kez iktidarın samimiyetinin sorgulanması bağlamında haklı olarak diğer talepler belirgin biçimde hesap soruyor. Peki ya zorunlu din dersleri? Madem ibadetin ve inancın özgürlüğü esaslı bir talepler bütününü tartışıyoruz, o halde zorunlu din dersleri ve tarih dersleri ile egemen ideolojinin bağrına bastığı ve Baskın Hoca'nın literatürümüze kazandırdığı "lahasümüt(laik,Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk)" kavramı ne olacak? Her türlü din ile arasına eşit mesafe koyarak inançlarla uğraşmaması gereken devletin Din derslerini kendisinin öğretmesi ne kadar olağan? Peki bu zorunlu din derslerinde neden bütün inanç sistematikleri değil de tek bir inancın buyruğu hakim? Eğer bu bir zorundalık değilse neden Ahtamar'da ayin yapmaya gelen Hristiyanların haç talepleri şiddetle reddedildi? Fener-Balat'ta haç çıkarma ayinleri neden sürekli milliyetçi saldırılara maruz kalıyor? Devletin bir bakanı olan Faruk Çelik neden "Ne derdiniz var din dersiyle, niye kalksın din? Din ile bu salondaki insanların, bu milletin bir problemi yok ki." diyor?
Sunni islam öğretisini dini inancı olarak görmeyenler için zorunlu din dersi zuldür. Burada mesele farklı inançları olanlara onların inancını da müfredata dahil ederek din eğitimi vermek değil, devletin henüz bir irade sahibi olmayan çocukları din kavramını öğrenmek zorunluluğuna tabi tutmasıdır. Baskı ve zorlamaya karşı çocukların yanında duran evrensel hukuk normları bizzat devlet tarafından unutulup çocuklara inançlı olmanın faziletleri anlatılıyor sürekli olarak. Bu zorunluluğun kendisi bile tek başına toplumsal bilinç dahilinde karşı çıkılması gereken bir durumken bir de üstüne egemen inanç sistematiği zorunlu bir ders olarak sunuluyor. Dolayısıyla durumdan şikayeti olanlara kulak vermek yerine bu şikayetleri anormal olarak sunma çabası toplumsal tabanda da yer tutuyor. Bu çaba nedeniyle zorunlu din derslerine karşı çıkmak "din düşmanlığı" yani bu coğrafyada karşılık geldiği haliyle "islam düşmanlığı" olarak algılanıyor. Yine "ama"lar başlıyor...
Bu meselelere çözüm nasıl üretilir, nerden yol tutulur bilmem. 30 yıllık fikir üretmeme alışkanlığı sirayet etmiş bünyeme. Hem öyle üst mantodan atıp tutanların yaptığını yapmayacak kadar kendimdeyim. Ancak bu meselenin çözümünü tartışırken üslubumuzun "ama"larla örülü taraflı özgürlük yaklaşımlarıyla bulandırılmaması gerektiği inancındayım. Dilerim türbanı yüzünden eğitim hakkı kısıtlananlar ile zorla dini eğitime maruz bırakılanlar birbirlerinin özgürlük taleplerini içselleştirebilir yahut hiç olmazsa bu taleplere saygı duymasını öğrenirler. Neticede her iki meselede de çıkmazın en önemli nedeni hegemonik devlet ve siyaset politikalarıdır.
Bugün üniversitenin kapısından içeri girdiğimde bir arkadaşımın başındaki örtüyle içeri girebildiğini görmek soyu sopu alevi olan şahsımı mutlu etmiştir. işte biz asıl şimdi birbirimize karşı yarım yamalak da olsa açığız...Bir de artık kadınlar bu konuyu erkek egemen jargonla tartışmaktan vazgeçseler...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar