35 yaşında anne olan kadın

  1. 11.
    eğitimdi, kariyerdi, şuydu buydu derken zaten ister istemez evlenme yaşı 30'u buluyor.
    birkaç sene de çocuksuz takılsa çiftimiz nereden baksan 32.
    kadının 30'undan sonra hamile kalması sorun değildir.
    ancak 35'den sonra istisnasız tüm gebelikler riskli gebelik sınıfına girer.( ben demiyorum doktorlar diyor)

    bu konuda yaşadıklarımı sizinle paylaşmak isterim..

    evlendikten 4 ay sonra eski eşim bana geciktiğini söylemişti. ben de ona birkaç gün daha beklemesini söyledim.
    evde maden suyu içerken maden suyunun çok kötü koktuğunu söyledi bana..
    lan maden suyu ne kadar kötü kokabilir ki dedim..
    tabii o an anladım. koku hassasiyeti başlamıştı.
    gecenin bir saatinde açık nöbetçi eczane bulup prediktörlerden aldım.
    sonuç pozitifti.
    ikimiz de çok sevinmiştik.

    ertesi gün hemen doktora gittik. 4.5 haftalık hamileydi ve bir problem yoktu.
    15 gün sonraya doktor tekrar randevu verdi. gittik ve kalp atışlarını duyduk.
    15 gün sonra tekrar doktora gittik. umudumuz kalp atışlarını duymaktı. ancak doktor kalp atışı alamadığını söyledi.

    emin misiniz doktor bey dedim. adam eminim dedi.
    ama tekrar bakmak için daha komplike bir cihaza girebileceğimizi söyledi. biz de onay verdik. ve sonuç değişmedi tabii ki.

    eski eşimin ilk hamileliğinde düşük gerçekleşmişti.
    ikimiz de çok üzülmüştük. hevesimiz kursağımızda kalmıştı.

    arkasından malum tabii küretaj vs. derken. 1 hafta sonra tekrar doktora gittik. doktor bizden 6 ay boyunca korunmamızı istemişti. anne adayının hem psikolojik hem de fizyolojik olarak dinlenmesi gerektiğini söyledi.

    6 ay sonra zemin müsait ve atış serbestti.
    korunmayı bıraktıktan 4 ay sonra eski eşim tekrar hamile kaldı. bu sefer doktoru değiştirmiştik. ege üniversitesi'nde bir profesör'e muayene oluyordu.
    adam çok iyi bir doktordu ancak gebelik takibi için fazla yoğundu. sürekli kongreler v.s. v.s.

    eşim 37 yaşındaydı. amniyosentez mecburiydi.
    o amniyosentezin yapıldığı gün ikimizin de ömründen ömür gitmişti. yok o iğne ne kadar girecek? yok sıvı azalacak mı vs.vs. neyse amniyosentez oldu bitti..

    pekii stres bitti mi ? tabii ki hayır.
    5 gün sonra telefonla aradılar. ana kromozomlara bakmışlar herhangi bir problem yokmuş.
    oooooo dedik süpeeer.
    ama biliyorsunuzdur amniyosentez'de tüm kromozomlara bakılıyor.
    bir ay sonra tam da tatile çıkacağımız gün zaaaart diye telefon geldi.

    doktor: d
    eski eşim: ee

    d: efendim merhaba ben ..... laboratuvarından arıyorum bugün müsatiseniz görşelim.
    ee: neyle ilgili.
    d: işte amniyosentez sonuçlarıyla ilgili.
    ee: eeee tamam olur da hayırdır bir sorun mu var..
    d: efendim telefonda değil de yüzyüze görüşsek iyi olur.
    ee: tamam olur..

    bu diyalog geçtikten sonra hemen laboratuvara gittik. genetik uzmanı doktor hanım bizi bekliyordu. gittik konuştuk. kadın bize 2 saat seminer verdi.
    sonuç?
    sonuç bebeğimizin 7 ve 16 numaralı kromozomlarında translokasyon olduğu tespit edilmişti.
    dedik peki bu nedir doktor.

    doktor özetle bizden de kan örneği alacağını, anne veya babadan herhangi birinde böyle bir translokasyonun olup olup olmadığına bakacağını söyledi.
    eğer herhangi birimizde böyle bir translokasyon varsa sonucun normal olduğunu, ancak eğer böyle bir translokasyon bizde yoksa bebeği aldırmamız gerektiğinden bahsetti.

    düşünün tam da tatil öncesi bize muhteşem bir sürpriz olmuştu. bizden kan örneklerini aldılar. ve sonuç 1 hafta sonra açıklandı. ama o 1 hafta boyunca ne ben ne de eşimin ağzını biçak bile açmadı.

    düşünün neredeyse hamileliğin 6. ayındayız. hatun olmuş pilates topu gibi. çocuk deli gibi tekmeliyor. sen nasıl onu alırsın oradan gebeliği sonlandırırsın?

    1 hafta sonra sonuç geldi. sonuç müspetti. dengeli translokasyon bende de varmış ve çocuğa da benden geçmiş.. yani normal bir durummuş...

    ahhhhh ahhhh
    eyyy sözlük halkı o bir haftalık sürenin nasıl geçtiğini anlatamam size. hatta yazarken bile ellerim titriyor.
    allah kimseyi böyle bir şeyle sınamasın...

    pekiii bitti mi? tabii ki hayır..

    hamileliğin 8. ayını doldurmak üzereydik. eylül ayında denize girmenin keyfini çıkartıyorduk. yazlıkta takılıyorduk.
    gece yattık uyuduk. ben de sanki içime doğmuş gibi sabahın köründe kalktım.
    sabah 6 gibiydi. uyanınca eşime baktım..
    abooooooov o da ne?
    lan bu benim hatun değil, demeye başladım...
    eşim deli gibi şişmişti.....

    inanılır gibi değildi.
    hemen uyandırdım...
    iyi misin dedim. iyiyim dedi..
    yok, sen iyi değilsin dedim...
    hemen ellerini ve ayaklarını muayene ettim. elleri ramazan pidesi gibiydi. ayakları vs. heryeri şişmişti.
    hemen sabahın köründe doktoru aradım. durumu anlattım. doktor resim çekip göndermemi söyledi.
    resim çektim ve yolladım.
    doktor aradı beni ve derhal izmir'e gelmemi istedi.
    hemen hazırlandık ve çandarlı'dan alsancak'a yaklaşık 110 km'lik mesafeyi 35 dakika'da aldım.

    hastaneye yatırdık hatunu, durum kötüydü, eşimin karaciğeri iflas noktasına gelmişti.
    bazı değerler normalin 10 katına çıkmıştı. ( alt ve ast değerleri)
    bebeği almak da riskliydi.
    doktor 1 hafta hastanede kalmasını söyledi.
    neyse allah'a çok şükür kısa sürede ilaçlar tesirini gösterdi ve değerler normale döndü.

    bunu da atlattık...

    bir ay sonra sorunsuz bir şekilde doğum gerçekleşti ve dünya tatlısı maviş kızımızı (kızımın gözleri doğduğunda maviydi artık yeşil) kucağımıza aldık. hem anne hem de bebiş son derece sağlıklıydı.
    3.000 gr ve 52 cm'lik kızımız dünyaya gözlerini açmıştı...

    tabii bitti mi? bitmedi.
    eski eşim emzirme döneminde lohusa depresyonuna girdi. uzun süre bu depresyondan çıkamadı. onu artık tanıyamıyordum.
    o da beni...

    işte o an evliliğin, nikah masasında imzayı attığınız an değil, kucağınıza çocuğunuzu aldığınız an başladığını anladım.

    dedim ya onu tanıyamıyorum diye. huyu suyu her şeyi değişmişti.
    bir gün arabamı almıştı ki normalde benim arabamı kullanmazdı. karşıyaka'da kuaföre gitmişti. park yeri bulamadığı için arabayı, sahil bulvarında, klima açık, rölantide çalışır vaziyette yazın ortasında öyle bırakmıştı. zavallı araba 2 saat boyunca öyle kalmış. en sonunda trafik polisleri beni aradı.
    beyefendi aracınızın üzerinde anahtarı bırakmışsınız, araç açık, nedir bu diye sağlam bir fırça yemiştim...

    derhal eşimi aradım.
    neden böyle bir şey yaptığını sordum..
    o da bana vallahi unutmuşum aşkım demişti. ( olayda abartı yoktur, birebir yaşanmıştır.)

    sizce bitti mi? tabii ki bitmedi.
    kızımız doğduktan 2 sene sonra eşimin 3. hamileliği gerçekleşti.
    ikimiz de kötü giden evliliği belki kurtarır diye düşünmüştük ki......( evet salakça bir düşünce)
    bir gece o, korkunç bir ağrı ve kanamayla uyandı. derhal hastaneye gittik..
    olay dış gebelikti... ve eşim kan kaybediyordu..
    gebeliği teşhis eden doktor, olayın dış gebelik olduğunu anlayamamıştı.

    sonuç mu? isterseniz beni size bunu söylemeyeyim.
    haa merak etmeyin o geceyi de atlattık. çok şükür eski eşim hayati tehlikeyi atlattı ve sağlığına kavuştu.

    yaşadıklarımın sadece %10'nun anlatmama rağmen yorulmama sebep olan meseleleri yaşamak istemiyorsanız..
    çocuk işini çok fazla ertelemeyin...
    bakın bu anlattıklarım sadece hamilelikte yaşadıklarımız.

    bebeği emzirmek için uzun süre (yaklaşık 2 yıllık süre boyunca) uykusuz kalan bünyenin uyanıkken gördüğü hayalleri ve diğer şaşkınlıkları hiç dillendirmiyorum.

    kadınların anne olduktan sonra ne denli değiştiği aklınzın kenarında bulunsun ve lohusa depresyonu denen olayı asla hafife almayın.

    hamilelik zorlu bir yolculuğun sadece başlangıcıdır. çocuk sahibi olduğunuzda yaşadıklarınız size hamilelikte yaşadıklarınızı unutturacak mertebededir.

    kolay değildir gecenin bir saatinde 3 defa kalkıp çocuğu emzirmek ve bunu yaklaşık 1,5 yıl boyunca yapmak.

    kolay değildir diş ve gaz sancısı tutan bir bebeğin ağlamaması için sabahın 3'ünde kalkıp bir şeyler yapmaya kalkışmak. denemediğiniz şey kalmaz.
    sabahın üçünde çocuğu battaniyenin içine koyup eşinizle karşılıklı sallarken bulursunuz kendinizi..
    evet biliyorum çoook uzun oldu. tantanayı kes sadete gel dediğinizi duyar gibiyim.
    peki geldik o zaman sadete.

    sevgili/sayın yazarlar. ebeveynlik güç ister. hem fiziksel hem de psikolojik.
    yaş ilerledikçe insanın tahammül gücü azalır, aynı zamanda fiziksel gücü de düşer.

    haaa yok ben kendime güveniyorum, ben düzenli sporumu yaparım yediğime içtiğime dikkat ederim taş gibiyim diyorsanız gayet tabii ki..
    sonuçta sizi engelleyen yok.. halep oradaysa arşın burada.

    çocuk sahibi olmak gerçekten muhteşem bir şey.
    ben 38 yaşında baba oldum. kızım da bir kaç ay sonra 5 yaşını dolduracak.

    keşke daha erken davransaydım diyorum.
    bazen benim gibi fiziksel aktiviteden kaçmayan birini bile yoruyor namussuz.
    78 -11 ... terzaghi