bugün
- olduğundan genç göstermek10
- bugün de meme atan olmaması3
- alevilerde muhammed ismi5
- dünya kupasından banane diyen erkek7
- ez te hezdikim4
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır6
- üniversite sınavına geç kalmak7
- balkonu camla kaplatmak8
- zina yapan cennete gider mi2
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı6
- arkadaşlar çöp yanında 5 çuval kitap buldum3
- çekirdek yiyip kabuğu balkondan atmak2
- enseye göktürkçe türk dövmesi yaptırmak2
- her sabah simit poğaça ile kahvaltı yapan insan3
- birbirine kadın ikram eden zenginler3
- elmas bey biraderin çaylak olması5
- lahmacunu elle yiyen kız16
- statü arayışı olarak erkek makyajı2
- yavudi kız ayarlamış akraba2
- wc den elenerek dünyada dalga konusu olmamız3
- pornoyu bırakmak5
- milli takımımızın balonu patladı7
- asi 1993 sözlüğe geri dönsün kampanyası2
- mezarını açan kişi2
- egay sucukcu10
- hawking'in uzaylılarla konuşmayın uyarısı4
- türkiye a milli futbol takımı15
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- askerlik3
- bölük komutanına şikayet etmek2
- kopuz2
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler2
- ismet gurbuz 20243
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- erkekte yakışıklılık aramayan kadın2
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- yüzük kaşı2
- güne bir şarkı bırak18
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- clydeless bonnie2
- yazarların en sevdiği meyve9
- ispanya 4 suudi arabistan 02
- ciddi ilişki piyasasının çöküşü3
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı49
- kezonun tırtıl şekilli bir çift çalı kümesi2
- istanbul4
- babalar günü5
- asosyal olmanın sebepleri7
- en havalı ingilizce kelimeler4
(Tarafsız bir siyasi görüşü olan bir ekonomistin köşe yazısının başlığıdır. ilgili metin tamamen alıntıdır ve Sigaraicmeyencarsitaraftari olarak hicbir kelimesinin bana ait olduğunu iddia etmiyorum çok güzel bir yazı okumanız dileğiyle..!)
YA AR-GE, YA SÖMÜRGE !
Öncelikle bu sözü slogan haline getiren Timuçin Bayram’a teşekkür etmemiz gerekir. Biz ezber sevmeyenler için uzatmadan konuya girelim.
Son günlerde gündemimize düşen olaylardan biri de benzine yapılan zam. Ben bu kadarına yetişebildim. Bunun gibi daha birçok önemli gider kalemlerimizde zam var. Peki gelir kalemlerimizde zam? YOK!
NEDEN?
Şu bir gerçek ki bu zamana kadar birçok ekonomist hükümeti sevmese bile ekonominin son 10 yıldır iyi olduğunu söylemiştir. Cumhurbaşkanı her konuşmaya çıktığında duymaya alıştığımız yükselen sayılar var. Madem herşey bu kadar artıyor, ekonomi de iyi iSE, ben soruyorum neden bizim alım gücümüz sürekli azalıyor?
Alışverişe gittiğinde ikisi arasında tercih yapmak zorunda kalmadığın bir ürün var mı? Benim yok…
Fiyatına bakmadan rahatça alabildiğin ürün var mı? Benim yok…
Nedeni şu, ekonomi iyi olduğu zamanlarda (şuan ufaktan ufaktan sıkıntıdadır.) gelir dağılımı düzgün değildi. O yüzden maalesef büyüyen ekonominin halkın alım gücüne faydası olmamıştır. Ekonomi büyüdüğü kadar eğer halkta alım gücü de artıyorsa, bu ülkeyi KALKINDIRIR.
Bizim ekonomimizden ziyade gelir dağılımımız doğru olmadığı için, zenginlik alt sınırıyla, fakirlik üst sınırımız arasında uçurum var. Bu yüzden zengin daha zengin, fakir ise daha fakir oldu.
Geçenlerde Borsa istanbul’un (BiST) ilk kez 100 puana eriştiğini duyduk. Aslında bu sevineceğimiz bir haber olabilirdi, eğer zamanlama doğru olsaydı. Türkiye genelinde birçok fabrikayı inceliyorum, ülke genelinde üretme sıkıntımız var. Kimle konuşsam bu senenin üretim hacmi geçen senenin üretim hacmine göre neredeyse %50 daha düşük. Hal böyleyken borsanın ilk defa bu şekilde yüksek olması, acaba yapılan yatırımlar şişirme bir yatırım mı diye düşündürüyor. Eğer bunlar şişirme bir yatırımsa ve yatırımcılar bize yükledikleri bu parayı aynı anda birden çekmeye kalkarsa (veya satmaya) ülkece ani ve büyük bir zarara uğrayacağımızı söyleyebilirim. Referandum öncesi Maliye Bakan Yardımcısı’na ülke genelindeki üretim hacminin düşüşüyle ilgili bir sorum olmuştu. Kendisi bu zamana kadar yatırımcıya ve üretimciye yapılan teşviklerin yine devam edeceğini söylemişti. Yani yeni bir şey YOK.
Bu birbirinden kopuk gibi gelen 2 konuyu niye anlatıyorum. Bunlar ülkece açığımız. Bu açık nasıl kapatılır?
Bir ülkeyi gelişmemişlik sınıfından, gelişmekte olan ülkeler sınıfına taşımak, diğer aşamalara göre çok daha kolaydır. Bol bol inşaat, köprü, yol vs yaparsınız ve bu seviyeye çıkabilirsiniz. Bunlar yapılmasın demiyorum, sadece devamı önemli. Gelişmekte olan ülkeler sınıfından, gelişmiş ülkeler sınıfına geçmek ise artık bol bol inşaat, yol, köprü ile olmaz bunu farkedebilirsiniz bir tıkanıklık başlar.
işte bu seviyeyi geçmek inovasyon Ekonomisi gerektirir, diğer bir adıyla Hayal Ekonomisi.
Bizim artık, yaptığımız ürünlere DEĞER KATMAMIZ gerekiyor. Katılan her değerden PARA kazanılır.
Değer katmak nasıl olur?
ARAŞTIRMA ve GELiŞTiRME ile!
Ülke olarak bunun önemini anlamaya başladık, ve topyekün bir şekilde adım atmaya çalışıyoruz. Şirketler kurumsallaşıyor, artık orta büyüklükteki bir işletmede hatta sıradan bir sivil toplum kuruluşunda bile AR-GE birimi olduğunu görüyoruz. Peki ama neden bazı şeyleri ilerletemiyoruz?
Çünkü potansiyelimizi doğru dağıtamıyoruz. Tıpkı gelir dağılımında olduğu gibi, şirketler kurumsallaşmaya çalışıyor fakat yanlış kurumsallaşıyor. Vizyon sahibi OLMAYAN, her öneriye hep muhalif tepkiyle karşılık veren kadrolarla kurumsallaşmaya çalışmak idam sehpasını kendi ayağımızla itmek gibi bir şey oluyor.
Son birkaç yıldır Türkiye’de şunları duymaya başladık: Endüstri 4.0, Yenilenebilir Enerji, Hibrit Sistemler, Otomasyon, RFID, yazılım, kod…
3 tarafımız denizlerle çevrili, 4 mevsimi de yaşıyoruz, toprağımız bereketli şöyleyiz böyleyiz diye övünürken neler oldu biliyor musunuz?
Doğru düzgün Güneş görmeyen Almanya yenilenebilir enerji kullanma rekorunu kırdı. Bu yıl güneşli ve rüzgarlı günlerde elektrik ihtiyacının %85’ini yenilenebilir enerjiden sağladı.
Toyota hibrit araç üretimine hız verdi. Hibrit teknolojiler sadece otomotiv sektörüyle sınırlı kalmadı, makinanın girdiği her alanda hibrit sistemler kurulmaya başladı.
insansız karanlık fabrikalar oluşmaya başladı. Üretimin sadece yazılımda belirlenen kombinasyonlara göre yapıldığı dijital fabrikalar kurulmaya başladı. 4.Sanayi Devrimi veya Endüstri 4.0 denilen bu devrim yazılım dünyasındaki ilerlemelerle birden hızlı bir şekilde ortaya çıktı.
Türkiye’de bununla ilgili hiçbir şey yapılmıyor diyemeyiz, burada da bazı çalışmalar var mesela;
Aksa Jeneratör, hem hibrit jeneratör üretmeye hem de ürettiği jeneratörleri internet üzerinde uzaktan takip etmeye başladı,
Bosch Rexroth Bursa’da bulunan fabrikasında otomasyona yazılım entegre edeli uzun zaman oldu,
General Electric yine santrallerinde uzaktan takip sistemi kullanmaya başladı,
Endüstri 4.0 boyutuna en yakın çalışan firma ise SIEMENS…
Sektör bazında en iyi olduğumuz sektör ise Savunma Sanayii…
Potansiyelimiz olduğu halde geç kaldığımız şeyler var. Fakat şu an yakalayabileceğimiz bir konu var;
YAZILIM-DiJiTALLEŞME.
Bu konuda Hindistan’da gözden kaçırılamayacak derecede ilerlemeler mevcut. Çin ve Hindistan, halkı fakir ve geleceğe karşı da umutsuz olduğu için ucuz işçilik bulmakta zorlanmıyor, nüfusun da etkisiyle tesislerinde işçi olarak çalıştırdığı bir yığın insan mevcut. Fakat şöyle bir şey var ki, bu sayıca çoğunluğu bu iki ülke de kullanmak konusunda çok başarılı. Çin ve Hindistan 2030 yılında dünyanın en büyük ilk 3 ekonomisi arasında ön görülüyor ve ekonomilerine baktığımızda, temelini üretim ekonomisi oluşturuyor.
Eğer bu konuda ciddi bir atak yapıp da yakalayamazsak, Güçlü ve Bağımsız Türkiye hayalimiz başka bahara kalır.
Biz sömürgeleşmeyi hep gerçek anlamında, gerçek görüntüsünde arıyoruz. Avrupa’nın Afrika’yı, oradaki halkın alışkanlıklarını değiştirip sonra bu alışkanlıkların devamı getirecek tesislerle ele geçirdiğini unutmamak lazım.
Şu an ise dünya dijitalizm ile sömürülüyor ve buna biz de dahiliz, üstelik çok da memnunuz(!)
Bundan kendimizi hızlı bir şekilde çıkarmadığımız sürece maalesef sanal sömürge olarak kalırız…
--Elif Çetin--
YA AR-GE, YA SÖMÜRGE !
Öncelikle bu sözü slogan haline getiren Timuçin Bayram’a teşekkür etmemiz gerekir. Biz ezber sevmeyenler için uzatmadan konuya girelim.
Son günlerde gündemimize düşen olaylardan biri de benzine yapılan zam. Ben bu kadarına yetişebildim. Bunun gibi daha birçok önemli gider kalemlerimizde zam var. Peki gelir kalemlerimizde zam? YOK!
NEDEN?
Şu bir gerçek ki bu zamana kadar birçok ekonomist hükümeti sevmese bile ekonominin son 10 yıldır iyi olduğunu söylemiştir. Cumhurbaşkanı her konuşmaya çıktığında duymaya alıştığımız yükselen sayılar var. Madem herşey bu kadar artıyor, ekonomi de iyi iSE, ben soruyorum neden bizim alım gücümüz sürekli azalıyor?
Alışverişe gittiğinde ikisi arasında tercih yapmak zorunda kalmadığın bir ürün var mı? Benim yok…
Fiyatına bakmadan rahatça alabildiğin ürün var mı? Benim yok…
Nedeni şu, ekonomi iyi olduğu zamanlarda (şuan ufaktan ufaktan sıkıntıdadır.) gelir dağılımı düzgün değildi. O yüzden maalesef büyüyen ekonominin halkın alım gücüne faydası olmamıştır. Ekonomi büyüdüğü kadar eğer halkta alım gücü de artıyorsa, bu ülkeyi KALKINDIRIR.
Bizim ekonomimizden ziyade gelir dağılımımız doğru olmadığı için, zenginlik alt sınırıyla, fakirlik üst sınırımız arasında uçurum var. Bu yüzden zengin daha zengin, fakir ise daha fakir oldu.
Geçenlerde Borsa istanbul’un (BiST) ilk kez 100 puana eriştiğini duyduk. Aslında bu sevineceğimiz bir haber olabilirdi, eğer zamanlama doğru olsaydı. Türkiye genelinde birçok fabrikayı inceliyorum, ülke genelinde üretme sıkıntımız var. Kimle konuşsam bu senenin üretim hacmi geçen senenin üretim hacmine göre neredeyse %50 daha düşük. Hal böyleyken borsanın ilk defa bu şekilde yüksek olması, acaba yapılan yatırımlar şişirme bir yatırım mı diye düşündürüyor. Eğer bunlar şişirme bir yatırımsa ve yatırımcılar bize yükledikleri bu parayı aynı anda birden çekmeye kalkarsa (veya satmaya) ülkece ani ve büyük bir zarara uğrayacağımızı söyleyebilirim. Referandum öncesi Maliye Bakan Yardımcısı’na ülke genelindeki üretim hacminin düşüşüyle ilgili bir sorum olmuştu. Kendisi bu zamana kadar yatırımcıya ve üretimciye yapılan teşviklerin yine devam edeceğini söylemişti. Yani yeni bir şey YOK.
Bu birbirinden kopuk gibi gelen 2 konuyu niye anlatıyorum. Bunlar ülkece açığımız. Bu açık nasıl kapatılır?
Bir ülkeyi gelişmemişlik sınıfından, gelişmekte olan ülkeler sınıfına taşımak, diğer aşamalara göre çok daha kolaydır. Bol bol inşaat, köprü, yol vs yaparsınız ve bu seviyeye çıkabilirsiniz. Bunlar yapılmasın demiyorum, sadece devamı önemli. Gelişmekte olan ülkeler sınıfından, gelişmiş ülkeler sınıfına geçmek ise artık bol bol inşaat, yol, köprü ile olmaz bunu farkedebilirsiniz bir tıkanıklık başlar.
işte bu seviyeyi geçmek inovasyon Ekonomisi gerektirir, diğer bir adıyla Hayal Ekonomisi.
Bizim artık, yaptığımız ürünlere DEĞER KATMAMIZ gerekiyor. Katılan her değerden PARA kazanılır.
Değer katmak nasıl olur?
ARAŞTIRMA ve GELiŞTiRME ile!
Ülke olarak bunun önemini anlamaya başladık, ve topyekün bir şekilde adım atmaya çalışıyoruz. Şirketler kurumsallaşıyor, artık orta büyüklükteki bir işletmede hatta sıradan bir sivil toplum kuruluşunda bile AR-GE birimi olduğunu görüyoruz. Peki ama neden bazı şeyleri ilerletemiyoruz?
Çünkü potansiyelimizi doğru dağıtamıyoruz. Tıpkı gelir dağılımında olduğu gibi, şirketler kurumsallaşmaya çalışıyor fakat yanlış kurumsallaşıyor. Vizyon sahibi OLMAYAN, her öneriye hep muhalif tepkiyle karşılık veren kadrolarla kurumsallaşmaya çalışmak idam sehpasını kendi ayağımızla itmek gibi bir şey oluyor.
Son birkaç yıldır Türkiye’de şunları duymaya başladık: Endüstri 4.0, Yenilenebilir Enerji, Hibrit Sistemler, Otomasyon, RFID, yazılım, kod…
3 tarafımız denizlerle çevrili, 4 mevsimi de yaşıyoruz, toprağımız bereketli şöyleyiz böyleyiz diye övünürken neler oldu biliyor musunuz?
Doğru düzgün Güneş görmeyen Almanya yenilenebilir enerji kullanma rekorunu kırdı. Bu yıl güneşli ve rüzgarlı günlerde elektrik ihtiyacının %85’ini yenilenebilir enerjiden sağladı.
Toyota hibrit araç üretimine hız verdi. Hibrit teknolojiler sadece otomotiv sektörüyle sınırlı kalmadı, makinanın girdiği her alanda hibrit sistemler kurulmaya başladı.
insansız karanlık fabrikalar oluşmaya başladı. Üretimin sadece yazılımda belirlenen kombinasyonlara göre yapıldığı dijital fabrikalar kurulmaya başladı. 4.Sanayi Devrimi veya Endüstri 4.0 denilen bu devrim yazılım dünyasındaki ilerlemelerle birden hızlı bir şekilde ortaya çıktı.
Türkiye’de bununla ilgili hiçbir şey yapılmıyor diyemeyiz, burada da bazı çalışmalar var mesela;
Aksa Jeneratör, hem hibrit jeneratör üretmeye hem de ürettiği jeneratörleri internet üzerinde uzaktan takip etmeye başladı,
Bosch Rexroth Bursa’da bulunan fabrikasında otomasyona yazılım entegre edeli uzun zaman oldu,
General Electric yine santrallerinde uzaktan takip sistemi kullanmaya başladı,
Endüstri 4.0 boyutuna en yakın çalışan firma ise SIEMENS…
Sektör bazında en iyi olduğumuz sektör ise Savunma Sanayii…
Potansiyelimiz olduğu halde geç kaldığımız şeyler var. Fakat şu an yakalayabileceğimiz bir konu var;
YAZILIM-DiJiTALLEŞME.
Bu konuda Hindistan’da gözden kaçırılamayacak derecede ilerlemeler mevcut. Çin ve Hindistan, halkı fakir ve geleceğe karşı da umutsuz olduğu için ucuz işçilik bulmakta zorlanmıyor, nüfusun da etkisiyle tesislerinde işçi olarak çalıştırdığı bir yığın insan mevcut. Fakat şöyle bir şey var ki, bu sayıca çoğunluğu bu iki ülke de kullanmak konusunda çok başarılı. Çin ve Hindistan 2030 yılında dünyanın en büyük ilk 3 ekonomisi arasında ön görülüyor ve ekonomilerine baktığımızda, temelini üretim ekonomisi oluşturuyor.
Eğer bu konuda ciddi bir atak yapıp da yakalayamazsak, Güçlü ve Bağımsız Türkiye hayalimiz başka bahara kalır.
Biz sömürgeleşmeyi hep gerçek anlamında, gerçek görüntüsünde arıyoruz. Avrupa’nın Afrika’yı, oradaki halkın alışkanlıklarını değiştirip sonra bu alışkanlıkların devamı getirecek tesislerle ele geçirdiğini unutmamak lazım.
Şu an ise dünya dijitalizm ile sömürülüyor ve buna biz de dahiliz, üstelik çok da memnunuz(!)
Bundan kendimizi hızlı bir şekilde çıkarmadığımız sürece maalesef sanal sömürge olarak kalırız…
--Elif Çetin--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar