bugün
- chp'nin hali ne olacak31
- insan olmaya çeyrek kala4
- gocu36
- favori manifest kızınız4
- kayyum kemal7
- kuzen evliliği6
- 9 haziran 2026 kk'nın ayaklanma çağrısı ithamı7
- ay pardon diyen erkek3
- tai lung11
- her evde en az iki araba olması2
- diamond bosphoruss denen yazar22
- sedat pekmez24
- özgür özel'in yargı mensuplarına çete demesi2
- doğu görevinde kürtlerin türklere yaptığı mobbing6
- zall buraya bak aslanım7
- yaz geldi askılı giyen hatunlar çoğaldı5
- sözlükte erkekleri taciz eden kızlar tam liste7
- dirilse konserine gidilecek sanatçı4
- kürtçülük yapan komünist5
- latte içen erkeğin vurdurduğu gerçeği5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz15
- kemal kılıçdaroğlu21
- maç izlemenin çok saçma olması5
- hem ahmet kayacı hem atatürkçü olmak22
- swinger3
- sözlükte erkekleri istemiyoruz24
- kalın bacaklı kadın çekiciliği4
- yagmurcu7
- çaylak edildim diye ağlayan troll8
- başarılı sigara bırakma teknikleri4
- şimdiye çekilmiş en iyi dini film3
- 9 haziran 2026 kılıçdaroğlu'nun ihraç açıklaması2
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- tarihte kürşad diye birinin hiç yaşamaması10
- cesur olmak3
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle66
- çaylak ettiğiniz yazarın göz yaşlarıyla eğlenmek7
- ankara nın en berbat semti2
- insan olmaya ceyrek kala5
- düşük göz kapaklı gözler4
- arkadaşla buluşmak2
- günün şiiri8
- sizi ciddiye alamam vs herhangi bir yazar2
- en sevdiğiniz müzik türü2
- taze kekik4
- salata tarifleri2
- sessiz insanların çok gözlem yapması5
- aziz yıldırım'ın fetö ile mücadelesi7
- düğün2
- abdullah öcalan'ın kürt kadınlarına hakaret etmesi5
Hafta başıydı, bir pazartesi akşamıydı.
‘’Gelsene biraz dışarı,’’ dedim çocuğa. Asya balıkları masaya taşıyordu.
Karısına tedirgin bir bakış fırlattı. Genç kadın nefis bir gülüşle karşılık verdi kocasının bakışına.
Çocuk bana doğru eğilip, ‘’ Ne yapacağız?’’ diye fısıldadı.
Rakıdan bir yudum aldım, sandalyeden güçlükle kalkıp yalpalayarak bahçeye yöneldim.
Bahçedeki demir sandalyelerden birine oturdum, haziranın mutlu kuşları cıvıldıyordu dört bir yanda. Başım dönüyordu, öğleden beri içiyordum. Dışarıda kanyakla başlamış, şimdi rakıya dadanmıştım.
içeride sofra kuran kadına aşıktım, kötü aşıktım, körkütük aşıktım. Ona yazdığım, ona yazdığımı kimsenin bilmediği şiirler herkesin dilindeydi. Ünlüydüm ve perişan haldeydim.
Geçen yıldı. Sabahın körüydü, kupkuru ayazdı, bahara fazla bir ayaz. Rüzgar hayalarımıza bile kum doldurmuştu, afişlerden boşalan ellerimiz kaşınıyor, tedirgin tedirgin etrafımıza bakınıyorduk. Üç silahımız, üç yüz afişimiz vardı.
‘’Öf be,’’ dedi çocuk , ‘’ ne soğuk! ’’
Issız bir köşe başında tutuşturdum eline kanyağı.
Onu suç ortağım yaptım ve rahatladım.
Teşkilata ben katmıştım çocuğu, ‘’ Bak koçum, önce milli demokratik, sonra sosyalist, tamam mı ? ‘’ diye başına kaka kaka.
Çok parlaktı, almıştım başıma belayı. Toplantıları bana zehir ediyordu. Kitapları yutar gibi okuyor, durmadan konuşuyor, her şeyi ciddiye alıyor, her çektiğim okkalı nutkun içini boşaltıp bok gibi bırakıyordu bir kenara. iyi yürekliydi, en azından öyle görünüyordu ve işin en kötü tarafı da buydu.
‘’Otuz küsur yaşındasın ve şimdiden ihtiyar gibi görünüyorsun, içme bu kadar , çok dikkat çekiyor, ’’ demişti günün birinde.
Çok öfkelenmiştim, daha dünkü çocuk bana neler söylüyordu böyle ? Ben oysa, elimden geleni yapıyordum. Çok içiyorsam kime neydi ? Birbirlerine bağırarak, ağlayarak okudukları o şiirleri nasıl yazdığımı biliyorlar mıydı ?
Ben de onu suç ortağım yaptım, o meyhaneden o meyhaneye gezdirerek çaldım kalbini, kendime bağladım. Sonra karısıyla tanıştım. On dokuz yaşındaydı. Tanıştığımız akşam ağır bir şarkı söyledim ona, ağlattım onu ve kara gözlerinden akan yaşlara baka baka aklımın kalan son kırıntılarını da kaybettim.
Çıktı elbet bahçeye. Yüzünü görür görmez anladım. ‘’ Ama çok içiyorsun, yoruyorsun beni, bu kadarı da fazla, git artık buradan, bizi rahat bırak’’ diyordu, buna benzer yüz bin şey söylüyordu, anlamamak ne mümkündü.
Yanıma geldi.
‘’ Çocuk gibi davranıyorsun, ’’ dedi.
Bunu dedi, ne kadar da haklıydı.
Demir koltuktan doğruldum, yavaş, ona baktım, yavaş, yumruğumu kaldırdım, yavaş, yüzüne savurdum ve yere yuvarlandım. Küçük bir ayak hareketiyle bakmıştı icabıma.
Ağlamaya başladım. Dizlerine, temiz, ak pantolonuna yapıştım, çaktırmadan sümüğümü de siliyordum kaliteli kumaşa. ‘’ Yazık sana, ayı gibi adamsın hesapta,’’ dedim içimden.
En son düşünmek istediğim şeyi yaptı, beni şefkatle çenemden tutup ayağa kaldırdı. Çok yoksul, çok öfkeli, çok aptal, çok çaresiz bir çocuk gibi iki yana sallanıyordum karşısında.
‘’Asya seninle ilgilenmiyor,’’ dedi.
‘’Gelsene biraz dışarı,’’ dedim çocuğa. Asya balıkları masaya taşıyordu.
Karısına tedirgin bir bakış fırlattı. Genç kadın nefis bir gülüşle karşılık verdi kocasının bakışına.
Çocuk bana doğru eğilip, ‘’ Ne yapacağız?’’ diye fısıldadı.
Rakıdan bir yudum aldım, sandalyeden güçlükle kalkıp yalpalayarak bahçeye yöneldim.
Bahçedeki demir sandalyelerden birine oturdum, haziranın mutlu kuşları cıvıldıyordu dört bir yanda. Başım dönüyordu, öğleden beri içiyordum. Dışarıda kanyakla başlamış, şimdi rakıya dadanmıştım.
içeride sofra kuran kadına aşıktım, kötü aşıktım, körkütük aşıktım. Ona yazdığım, ona yazdığımı kimsenin bilmediği şiirler herkesin dilindeydi. Ünlüydüm ve perişan haldeydim.
Geçen yıldı. Sabahın körüydü, kupkuru ayazdı, bahara fazla bir ayaz. Rüzgar hayalarımıza bile kum doldurmuştu, afişlerden boşalan ellerimiz kaşınıyor, tedirgin tedirgin etrafımıza bakınıyorduk. Üç silahımız, üç yüz afişimiz vardı.
‘’Öf be,’’ dedi çocuk , ‘’ ne soğuk! ’’
Issız bir köşe başında tutuşturdum eline kanyağı.
Onu suç ortağım yaptım ve rahatladım.
Teşkilata ben katmıştım çocuğu, ‘’ Bak koçum, önce milli demokratik, sonra sosyalist, tamam mı ? ‘’ diye başına kaka kaka.
Çok parlaktı, almıştım başıma belayı. Toplantıları bana zehir ediyordu. Kitapları yutar gibi okuyor, durmadan konuşuyor, her şeyi ciddiye alıyor, her çektiğim okkalı nutkun içini boşaltıp bok gibi bırakıyordu bir kenara. iyi yürekliydi, en azından öyle görünüyordu ve işin en kötü tarafı da buydu.
‘’Otuz küsur yaşındasın ve şimdiden ihtiyar gibi görünüyorsun, içme bu kadar , çok dikkat çekiyor, ’’ demişti günün birinde.
Çok öfkelenmiştim, daha dünkü çocuk bana neler söylüyordu böyle ? Ben oysa, elimden geleni yapıyordum. Çok içiyorsam kime neydi ? Birbirlerine bağırarak, ağlayarak okudukları o şiirleri nasıl yazdığımı biliyorlar mıydı ?
Ben de onu suç ortağım yaptım, o meyhaneden o meyhaneye gezdirerek çaldım kalbini, kendime bağladım. Sonra karısıyla tanıştım. On dokuz yaşındaydı. Tanıştığımız akşam ağır bir şarkı söyledim ona, ağlattım onu ve kara gözlerinden akan yaşlara baka baka aklımın kalan son kırıntılarını da kaybettim.
Çıktı elbet bahçeye. Yüzünü görür görmez anladım. ‘’ Ama çok içiyorsun, yoruyorsun beni, bu kadarı da fazla, git artık buradan, bizi rahat bırak’’ diyordu, buna benzer yüz bin şey söylüyordu, anlamamak ne mümkündü.
Yanıma geldi.
‘’ Çocuk gibi davranıyorsun, ’’ dedi.
Bunu dedi, ne kadar da haklıydı.
Demir koltuktan doğruldum, yavaş, ona baktım, yavaş, yumruğumu kaldırdım, yavaş, yüzüne savurdum ve yere yuvarlandım. Küçük bir ayak hareketiyle bakmıştı icabıma.
Ağlamaya başladım. Dizlerine, temiz, ak pantolonuna yapıştım, çaktırmadan sümüğümü de siliyordum kaliteli kumaşa. ‘’ Yazık sana, ayı gibi adamsın hesapta,’’ dedim içimden.
En son düşünmek istediğim şeyi yaptı, beni şefkatle çenemden tutup ayağa kaldırdı. Çok yoksul, çok öfkeli, çok aptal, çok çaresiz bir çocuk gibi iki yana sallanıyordum karşısında.
‘’Asya seninle ilgilenmiyor,’’ dedi.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
