bugün

cahil patron

şahşahlı oda yaptırınca kendini bi' bok sananlardan bahsediyorum...
hani şu koyu kahverengi büyük masalı, sandalyesi de neredeyse masa ebatında, deri, masaüstünde de ahşaptan isimliği olup yanında ufak saat vazgeçilmezi olanlardan.

görsel

şirket sahibi olunca herkesi satın almış edasında küçük dünyaları ben yarattım diyerek gezenlerden...

ofis penceresinden bakıyorum arada... hepsi * son model arabasını kapıya çekmiş, "müdürüm, amirim memurum" diyenler; etrafında koşup, pencere açık kalmışsa işiyle ilgisi olmayan yalaka cümlelerini dinliyorum bazen. gülüşüyorum kendimle.
aynı şeyleri konuşamıyoruz, o benim konuştuğumdan anlamıyor, bende onun.
bir de atarlı, giderli anlarda muhasebeye yönlendirmeler yok mu..

özellikle misafiri varken sekreterine, "odama üç çay gönder" cümlesini alt kattan duyacağım az sonra.

yeni nesilin böyle adamların elinde olmaması ümidi ile...
© copyright 2005 - 2026