bugün
- aleksey batrakov21
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı17
- seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim3
- tanımadığı kadına tokat atan adam15
- the elder scrolls vi3
- son talika2
- güne bir aleksey batrakov resmi bırak3
- yagmurcu çık açıkla10
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- dedenize sahip çıkar mısınız5
- nükleer bomba3
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- değişik meslekler2
- atatürk düşmanı5
- durkheimın intihar teorisi6
- sözlük dedeleri6
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı2
- ismet gürbüz'ün almanyada doğması2
- öylesine bir şeyler yaz4
- kablosuz mouse13
- cevheri güven4
- arap götü9
- melis babadağ'ın ayakları2
- gördüğü rüyayı anlatan mezhebi geniş erkek3
- arda güler'in ankara da doğması2
- ormanda orman kebabı yemek2
- iskilipli atıf hoca20
- belözoğlu'nun fenerbahçe teknik direktörü olması2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı23
- fenerbahçe11
- takımınızın maçını izlemek istediğiniz yazarlar3
- susualsuspects4
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- yazarların akşama dair planları7
- kale3112 tarzı entry girmek8
- favlayan yazarın asıl amacı12
- doların 50 tl olması7
- sözlük kürdü55
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- kadınlar3
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- camgöz balık ekmek4
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- ismeti çekemeyen yazar2
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
küçükken çok saftım.
daha doğrusu hayal gücümde bir problem vardı galiba. akranlarım evde kuş falan beslerken ben karınca beslerdim. önce onları yerlerinde tespit eder, yakalar, sonra da yukarıya doğru tırmanıp kaçamayacakları bir kabın içerisine atardım. sonra da kabın kapağını kapatır nefes almaları için de küçük bir boşluk bırakırdım. hava girsin içeri diye... arada bir de ekmek kırıntıları atardım içeri. hani besliyorum ya o manada. herkesten gizli yapardım bunu. biri duysa güler biliyorum çünkü. neyse attığım ekmek kırıntılarını hiç yemezlerdi ama ben atardım genede, çünkü ne bileyim deney gibi bir şeydi bu; yiyecekler mi yemiyecekler mi diye. tahayyül etsenize bir küçücük karıncanın kendisinden büyük bir kırıntıyı yuvasına taşıyabilmek için verdiği çabayı? işte ben onları rahat ettirmek ve aradıkları şeyi önlerinde hazır bulundurmak istiyordum.. çok mu şey istiyordum yani? ama işte işe yaramıyordu bir türlü karıncaları besleme çabalarım. şimdi anlıyorum ki, galiba beslemek için yanlış hayvan seçmişim. ne yaptıysam olmadı. küçük küçük ekmek attım, ceviz parçası attım, hatta havucu milim milim kesip atmıştım yemeleri için. dertleri ne anlamıyordum ki...
bir iki üç derken bayağı birikti bunlar. su vermeyi falan denedim, dedim belki içeride bunalmışlardır sonra yerler yemeklerini diye ama ı -ıhh.. yine işe yaramadı. çiçek parçaları koydum biraz toprak serpiştirdim kendilerini doğada hissetsinler diye. verdiğim uğraşı düşünün yani. bir hafta bu ümitle yaşadım ben. bu arada bu bir hafta boyunca ölenlerin yerini yenileri alıyordu. belirli saatlerde gerek evdeki pencere diplerinde gerekse sokaklarda karınca avına çıkıyordum. bir ara acaba dedim yerleri mi dar? daha büyük bir kaba aldım. tüm bunları yaparken de, ev halkından gizli tutmaya çalışıyordum olayı. geniş kap da onları memnun etmedi. ha bire kabın üzerine tırmanıp kurtulmaya çalışıyorlardı ve her seferinde de yere düşüyorlardı. gittikçe acı çekmeye başladılar sanki. içim ezildi. çocuk kalbim burkuldu. onları mutlu edememiştim. sonra saldım gittiler. arkama dönüp gidişlerini seyretmedim bile...
o gün bu gündür hayvan beslememeye karar verdim. şimdi ne zaman sokak diplerinde, evde pencere camının önünde bir karıncaya denk gelirim... yok yok şaka. o kadar duygusala bağlamayacağım. ama zaafım vardır karıncalara. hatta bir keresinde de yine çocukluk arkadaşlarımdan biriyle oyun oynarken, karıncaların yuvalarını bozduğu için kızın saçını çekip sonrada kaçmıştım. kız benden büyüktü ve beni dövmesinden korkmuştum. neyse bunun konuyla alakası yok. ben şimdi niye kızdan dayak yemekten korktuğumu belirtme gereği duydum ki? ha ha hatırladım. kız izbandut gibiydi çünkü ya. herkes korkardı kızdan. ben de zaten zorla oynardım, eve gelip ''aşağı inelim mi'' diye beni çağırdığında bunu bir teklif olarak değil de, emir telakki ederdim. esasen kızın bir vukuatı da yoktu. sadece görünüşü öyleydi. iyi kızdı yani neticede.. ben buraya nereden geldim gene ya. gideyim ben uzayacak mevzuu.
daha doğrusu hayal gücümde bir problem vardı galiba. akranlarım evde kuş falan beslerken ben karınca beslerdim. önce onları yerlerinde tespit eder, yakalar, sonra da yukarıya doğru tırmanıp kaçamayacakları bir kabın içerisine atardım. sonra da kabın kapağını kapatır nefes almaları için de küçük bir boşluk bırakırdım. hava girsin içeri diye... arada bir de ekmek kırıntıları atardım içeri. hani besliyorum ya o manada. herkesten gizli yapardım bunu. biri duysa güler biliyorum çünkü. neyse attığım ekmek kırıntılarını hiç yemezlerdi ama ben atardım genede, çünkü ne bileyim deney gibi bir şeydi bu; yiyecekler mi yemiyecekler mi diye. tahayyül etsenize bir küçücük karıncanın kendisinden büyük bir kırıntıyı yuvasına taşıyabilmek için verdiği çabayı? işte ben onları rahat ettirmek ve aradıkları şeyi önlerinde hazır bulundurmak istiyordum.. çok mu şey istiyordum yani? ama işte işe yaramıyordu bir türlü karıncaları besleme çabalarım. şimdi anlıyorum ki, galiba beslemek için yanlış hayvan seçmişim. ne yaptıysam olmadı. küçük küçük ekmek attım, ceviz parçası attım, hatta havucu milim milim kesip atmıştım yemeleri için. dertleri ne anlamıyordum ki...
bir iki üç derken bayağı birikti bunlar. su vermeyi falan denedim, dedim belki içeride bunalmışlardır sonra yerler yemeklerini diye ama ı -ıhh.. yine işe yaramadı. çiçek parçaları koydum biraz toprak serpiştirdim kendilerini doğada hissetsinler diye. verdiğim uğraşı düşünün yani. bir hafta bu ümitle yaşadım ben. bu arada bu bir hafta boyunca ölenlerin yerini yenileri alıyordu. belirli saatlerde gerek evdeki pencere diplerinde gerekse sokaklarda karınca avına çıkıyordum. bir ara acaba dedim yerleri mi dar? daha büyük bir kaba aldım. tüm bunları yaparken de, ev halkından gizli tutmaya çalışıyordum olayı. geniş kap da onları memnun etmedi. ha bire kabın üzerine tırmanıp kurtulmaya çalışıyorlardı ve her seferinde de yere düşüyorlardı. gittikçe acı çekmeye başladılar sanki. içim ezildi. çocuk kalbim burkuldu. onları mutlu edememiştim. sonra saldım gittiler. arkama dönüp gidişlerini seyretmedim bile...
o gün bu gündür hayvan beslememeye karar verdim. şimdi ne zaman sokak diplerinde, evde pencere camının önünde bir karıncaya denk gelirim... yok yok şaka. o kadar duygusala bağlamayacağım. ama zaafım vardır karıncalara. hatta bir keresinde de yine çocukluk arkadaşlarımdan biriyle oyun oynarken, karıncaların yuvalarını bozduğu için kızın saçını çekip sonrada kaçmıştım. kız benden büyüktü ve beni dövmesinden korkmuştum. neyse bunun konuyla alakası yok. ben şimdi niye kızdan dayak yemekten korktuğumu belirtme gereği duydum ki? ha ha hatırladım. kız izbandut gibiydi çünkü ya. herkes korkardı kızdan. ben de zaten zorla oynardım, eve gelip ''aşağı inelim mi'' diye beni çağırdığında bunu bir teklif olarak değil de, emir telakki ederdim. esasen kızın bir vukuatı da yoktu. sadece görünüşü öyleydi. iyi kızdı yani neticede.. ben buraya nereden geldim gene ya. gideyim ben uzayacak mevzuu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar