bugün
- bedelini ödeyen yazarlar17
- kuru milliyetçilikle kafa silken insan6
- şu antipanik'in ilgisini verin artık lütfen16
- sözlükte kız taklidi yapmak17
- filistin37
- arkadaşlar ne yesek9
- insan olmaya çeyrek kala adlı yazarı sevmemek10
- sözlük kızlarının içli köfteleri10
- aşk7
- bir erko kişisi ile arkadaş olunur mu15
- parcalandim toparlanamiyorum323
- antipanik'e bir şey söyle22
- seksten önce dua etmek10
- silvermist'e iki şey söyle20
- israil'i allah cezalandıracak9
- fon kurdum para yatırır mısınız8
- redbull5
- nervio'nun canının devamlı yaprak çekmesi11
- sözlük kızlarının tantunici7
- tarhana çorbası12
- adana lezzet festivali5
- güzelsen koy resmini görelim6
- özelden şeftalisini atan yazar14
- bu kalp seni unutur mu5
- yazarların tavana bakarken düşündüğü şeyler5
- hayat yaşamaya değer mi5
- fıstık ezmesi vs fındık ezmesi5
- herkese iyi geceler renkli rüyalar5
- kalpteki boşluk hissi4
- antipanik sizce biraz antipatik mi8
- sözlük kızlarının kombinleri15
- alttaki yazara bir şey söyle24
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı36
- sapık şarkı sözleri9
- porno entelektüelliği8
- allah beni izmir'e dönmeye mecbur bırakmasın3
- arkadaşlar bir şey soracağım11
- kendini evleneceği kıza saklayan erkek9
- namazlı meal yazıp kuran da namaz var diyen avel9
- mantısıyla meşhur olan ilimiz10
- izmir tulum4
- sözlük kızalarının takosu5
- gocu'yu özlemek4
- yakışıklı olgun erkekler6
- ucan tekme atan hipopotam47
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- ayağı kesip camdan dışarı atmak3
- osmanoğulları ailesi ne özür borcu7
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak9
- nöbetteyim sözlük3
bir iki gün kala mutlaka çarşıya çıkılmalıydı çocuk aklımca. o yeni kıyafetler, kıyafetlerin kokusu burnuma değmeliydi. bir keresinde bir şey alınmadı. benim için artık ne bayramın ne de yiyeceğim sekerlerin bir anlamı kaldı.
hıh sanki aynı kıyafetlerle bayrama mi girilirmiş?
girilirdi tabi, girilmez miydi? ama sen gel onu bir çocuğun hayallerine anlat. zanaatın en zorundandır bu.
erken kalkmanın payını bir tarafa koyarsak günler, hele o ilk gün hep daha uzun geçerdi benim için. aslında rota hep aynı. önce dedemlere gidilecek, ardından halalar, amcalar toplanacak ve beraberce çıkılacak mezarlıklara. çıkılacak diyorum trabzon'da çıkılmadan gidebilecek bir yer var mıdır meydan civarından başka? gidilecek ya da dönülecek yerler için ya inilecektir denir ya da çıkılacaktır hep...
dedem en çok beni tutuyor. diye düşünürdüm torunlar arasındayken. hep en çok harçlık bana verilirdi. ya gerçekten veriliyordu ya da ben öyle sanıyordum. gidip ne mi alırdım bu harçlıklarla? lazlıktan mıdır nedir; bazen çikolata, hep istenmiş ama alınamamış oyuncaklar... hele bayram günü de açıksa o yer, koşarak gidip daha annemler günün hasılatını sormadan hemen alıverirdim günlerce hayalini kurduğum ne varsa.
ne işi olur bir çocuğun o kadar para cebinde? bak burada saklıyorum paranı. ileride bir şey alırız sana onunla.
baklavalar, börekler, çikolatalar ki karesinin, yuvarlağının, üçgeninin hep ayrı bir tadı olurdu sanki, tadılırdı her ziyaret edilen evde. kilo alma derdi de yoktu o zamanlar. beğenilmeyenler cebe, beğenilenlerse hemen mideye inerdi.
çocuktum ve hep özeldi benim için bayram sabahları. hep heyecanlı kalkardım. daha farklı bakardım çevreme hep, isteklerim daha da farklı olurdu sanki.
ev halkı bayramlaşmak için önce babanın gelmesini beklerdi bayram namazından. ilk onun bayramı kutlanılırdı. sanki gün baba eli öptükten sonra başlardı ya da çocukluk akli iste en azından ben öyle düşünürdüm...
hadi oğlum bayramın kutlu olsun... senin de babacım...
al bakalım bu ilk harçlığın olsun.
ama baba, ben büyüdüm artık! ne parası.
bayram sabahı en sıcağından önce anne kucaklanır, sonrasında da kardeşler. yapmayanınız var mıdır bilmiyorum ama, benden küçüklere el öptürürdüm hep harçlık vermek için onlara... hadi öp elimi, öpersen para vericem öyle mutlu olurdum ki para verirken... artık büyüdüm ya, harçlık bile veriyorum işte
hele kahvaltı offf offf ramazan bitince olunca kahvaltıda hep sıcacık bir trabzon ekmeği -ki bakkaldan alınmaz hiç doğruca fırından alınmalı- yanında da bir ay boyunca özlemini duyduğumuz kahvaltılıklar olurdu ve "sabah vakti" yenirdi. fırından alınan ekmek o kadar sıcak olurdu ki, ona sarılan bir gazete kağıdı yetmezdi elleri korumak için. kaç kez kucağıma dayayarak eve getirdim ekmeği ellerim yanmasın diye. ama o sıcaklıkta bile eve ulaşmadan ekmeğin guduk kısmını yeme telaşı hep bir yerimde saklı olurdu. hiç hatırlamam ekmek aldığımı fırından ki sıcacık olsun ve parçalanmadan eve gidebilsin.
bugün ile karsılaştırma yapmak için yazmadım bu anılarımı. elbette değişen şeyler olacaktır. değişmeyen ne var ki günümüzde? eskiden bulduğumuz tatları tamamıyla asla bulamayız zaten. ama ben inanıyorum ve inanmak istiyorum ki çocukların çoğu yine aynı ya da benzer tada yakın hissediyor kendini ve o tatla yaşıyor bayramları yine.
yaşamın en güzel anıları, hep çocukluktan çıktı ve de hep çıkacak sanırım.
hıh sanki aynı kıyafetlerle bayrama mi girilirmiş?
girilirdi tabi, girilmez miydi? ama sen gel onu bir çocuğun hayallerine anlat. zanaatın en zorundandır bu.
erken kalkmanın payını bir tarafa koyarsak günler, hele o ilk gün hep daha uzun geçerdi benim için. aslında rota hep aynı. önce dedemlere gidilecek, ardından halalar, amcalar toplanacak ve beraberce çıkılacak mezarlıklara. çıkılacak diyorum trabzon'da çıkılmadan gidebilecek bir yer var mıdır meydan civarından başka? gidilecek ya da dönülecek yerler için ya inilecektir denir ya da çıkılacaktır hep...
dedem en çok beni tutuyor. diye düşünürdüm torunlar arasındayken. hep en çok harçlık bana verilirdi. ya gerçekten veriliyordu ya da ben öyle sanıyordum. gidip ne mi alırdım bu harçlıklarla? lazlıktan mıdır nedir; bazen çikolata, hep istenmiş ama alınamamış oyuncaklar... hele bayram günü de açıksa o yer, koşarak gidip daha annemler günün hasılatını sormadan hemen alıverirdim günlerce hayalini kurduğum ne varsa.
ne işi olur bir çocuğun o kadar para cebinde? bak burada saklıyorum paranı. ileride bir şey alırız sana onunla.
baklavalar, börekler, çikolatalar ki karesinin, yuvarlağının, üçgeninin hep ayrı bir tadı olurdu sanki, tadılırdı her ziyaret edilen evde. kilo alma derdi de yoktu o zamanlar. beğenilmeyenler cebe, beğenilenlerse hemen mideye inerdi.
çocuktum ve hep özeldi benim için bayram sabahları. hep heyecanlı kalkardım. daha farklı bakardım çevreme hep, isteklerim daha da farklı olurdu sanki.
ev halkı bayramlaşmak için önce babanın gelmesini beklerdi bayram namazından. ilk onun bayramı kutlanılırdı. sanki gün baba eli öptükten sonra başlardı ya da çocukluk akli iste en azından ben öyle düşünürdüm...
hadi oğlum bayramın kutlu olsun... senin de babacım...
al bakalım bu ilk harçlığın olsun.
ama baba, ben büyüdüm artık! ne parası.
bayram sabahı en sıcağından önce anne kucaklanır, sonrasında da kardeşler. yapmayanınız var mıdır bilmiyorum ama, benden küçüklere el öptürürdüm hep harçlık vermek için onlara... hadi öp elimi, öpersen para vericem öyle mutlu olurdum ki para verirken... artık büyüdüm ya, harçlık bile veriyorum işte
hele kahvaltı offf offf ramazan bitince olunca kahvaltıda hep sıcacık bir trabzon ekmeği -ki bakkaldan alınmaz hiç doğruca fırından alınmalı- yanında da bir ay boyunca özlemini duyduğumuz kahvaltılıklar olurdu ve "sabah vakti" yenirdi. fırından alınan ekmek o kadar sıcak olurdu ki, ona sarılan bir gazete kağıdı yetmezdi elleri korumak için. kaç kez kucağıma dayayarak eve getirdim ekmeği ellerim yanmasın diye. ama o sıcaklıkta bile eve ulaşmadan ekmeğin guduk kısmını yeme telaşı hep bir yerimde saklı olurdu. hiç hatırlamam ekmek aldığımı fırından ki sıcacık olsun ve parçalanmadan eve gidebilsin.
bugün ile karsılaştırma yapmak için yazmadım bu anılarımı. elbette değişen şeyler olacaktır. değişmeyen ne var ki günümüzde? eskiden bulduğumuz tatları tamamıyla asla bulamayız zaten. ama ben inanıyorum ve inanmak istiyorum ki çocukların çoğu yine aynı ya da benzer tada yakın hissediyor kendini ve o tatla yaşıyor bayramları yine.
yaşamın en güzel anıları, hep çocukluktan çıktı ve de hep çıkacak sanırım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar