bugün
- aylık 517 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- vuu vuuuuttu yapan baykuşlar3
- mr spock'ın kulağını çekmek2
- uzay teknesi2
- halı sahada 2 gollüğüne kaleye geçmek2
- bu ülkeye başka erdoğan gelmez6
- ölüm6
- balık etli mi kuru götlü mü4
- işe evden yemek götürmek2
- köfteci yusuf4
- türk müsün türkiyeli misin12
- ilk seçimde akp'nin alacağı oy2
- sabahın köründe denize girmek4
- nasıl birisiniz6
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- alin3
- beni özleyenler elime mum diksin15
- bjk tv2
- yunanistan29
- milli muharip uçağı kaan3
- hırvatistan12
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor14
- rüyada nervio yu görmek8
- ayrılık6
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı3
- araba sürerken olmasından en çok korkulan şey5
- çıkma teklifinin eskide kalması4
- ispanya daki göçmen krizi8
- anın görüntüsü16
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- türkiyeliyim doğruyum çalışkanım5
- yazarların en son bitirdiği kitap6
- ona bir şey söyle10
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak27
- mutlu kalmak için öneriler6
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- japonya23
- gecenin rap şarkısı3
- en son aldığınız iltifat14
- favori coldplay şarkınız4
- irmik helvası vs un helvası18
- yazarların ruh hali3
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin22
- gürcistan26
- aylık 511 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- gecenin şarkısı3
- karadeniz'e neden karadeniz denmiştir2
- puantiye modasının bokunun çıkması4
bir iki gün kala mutlaka çarşıya çıkılmalıydı çocuk aklımca. o yeni kıyafetler, kıyafetlerin kokusu burnuma değmeliydi. bir keresinde bir şey alınmadı. benim için artık ne bayramın ne de yiyeceğim sekerlerin bir anlamı kaldı.
hıh sanki aynı kıyafetlerle bayrama mi girilirmiş?
girilirdi tabi, girilmez miydi? ama sen gel onu bir çocuğun hayallerine anlat. zanaatın en zorundandır bu.
erken kalkmanın payını bir tarafa koyarsak günler, hele o ilk gün hep daha uzun geçerdi benim için. aslında rota hep aynı. önce dedemlere gidilecek, ardından halalar, amcalar toplanacak ve beraberce çıkılacak mezarlıklara. çıkılacak diyorum trabzon'da çıkılmadan gidebilecek bir yer var mıdır meydan civarından başka? gidilecek ya da dönülecek yerler için ya inilecektir denir ya da çıkılacaktır hep...
dedem en çok beni tutuyor. diye düşünürdüm torunlar arasındayken. hep en çok harçlık bana verilirdi. ya gerçekten veriliyordu ya da ben öyle sanıyordum. gidip ne mi alırdım bu harçlıklarla? lazlıktan mıdır nedir; bazen çikolata, hep istenmiş ama alınamamış oyuncaklar... hele bayram günü de açıksa o yer, koşarak gidip daha annemler günün hasılatını sormadan hemen alıverirdim günlerce hayalini kurduğum ne varsa.
ne işi olur bir çocuğun o kadar para cebinde? bak burada saklıyorum paranı. ileride bir şey alırız sana onunla.
baklavalar, börekler, çikolatalar ki karesinin, yuvarlağının, üçgeninin hep ayrı bir tadı olurdu sanki, tadılırdı her ziyaret edilen evde. kilo alma derdi de yoktu o zamanlar. beğenilmeyenler cebe, beğenilenlerse hemen mideye inerdi.
çocuktum ve hep özeldi benim için bayram sabahları. hep heyecanlı kalkardım. daha farklı bakardım çevreme hep, isteklerim daha da farklı olurdu sanki.
ev halkı bayramlaşmak için önce babanın gelmesini beklerdi bayram namazından. ilk onun bayramı kutlanılırdı. sanki gün baba eli öptükten sonra başlardı ya da çocukluk akli iste en azından ben öyle düşünürdüm...
hadi oğlum bayramın kutlu olsun... senin de babacım...
al bakalım bu ilk harçlığın olsun.
ama baba, ben büyüdüm artık! ne parası.
bayram sabahı en sıcağından önce anne kucaklanır, sonrasında da kardeşler. yapmayanınız var mıdır bilmiyorum ama, benden küçüklere el öptürürdüm hep harçlık vermek için onlara... hadi öp elimi, öpersen para vericem öyle mutlu olurdum ki para verirken... artık büyüdüm ya, harçlık bile veriyorum işte
hele kahvaltı offf offf ramazan bitince olunca kahvaltıda hep sıcacık bir trabzon ekmeği -ki bakkaldan alınmaz hiç doğruca fırından alınmalı- yanında da bir ay boyunca özlemini duyduğumuz kahvaltılıklar olurdu ve "sabah vakti" yenirdi. fırından alınan ekmek o kadar sıcak olurdu ki, ona sarılan bir gazete kağıdı yetmezdi elleri korumak için. kaç kez kucağıma dayayarak eve getirdim ekmeği ellerim yanmasın diye. ama o sıcaklıkta bile eve ulaşmadan ekmeğin guduk kısmını yeme telaşı hep bir yerimde saklı olurdu. hiç hatırlamam ekmek aldığımı fırından ki sıcacık olsun ve parçalanmadan eve gidebilsin.
bugün ile karsılaştırma yapmak için yazmadım bu anılarımı. elbette değişen şeyler olacaktır. değişmeyen ne var ki günümüzde? eskiden bulduğumuz tatları tamamıyla asla bulamayız zaten. ama ben inanıyorum ve inanmak istiyorum ki çocukların çoğu yine aynı ya da benzer tada yakın hissediyor kendini ve o tatla yaşıyor bayramları yine.
yaşamın en güzel anıları, hep çocukluktan çıktı ve de hep çıkacak sanırım.
hıh sanki aynı kıyafetlerle bayrama mi girilirmiş?
girilirdi tabi, girilmez miydi? ama sen gel onu bir çocuğun hayallerine anlat. zanaatın en zorundandır bu.
erken kalkmanın payını bir tarafa koyarsak günler, hele o ilk gün hep daha uzun geçerdi benim için. aslında rota hep aynı. önce dedemlere gidilecek, ardından halalar, amcalar toplanacak ve beraberce çıkılacak mezarlıklara. çıkılacak diyorum trabzon'da çıkılmadan gidebilecek bir yer var mıdır meydan civarından başka? gidilecek ya da dönülecek yerler için ya inilecektir denir ya da çıkılacaktır hep...
dedem en çok beni tutuyor. diye düşünürdüm torunlar arasındayken. hep en çok harçlık bana verilirdi. ya gerçekten veriliyordu ya da ben öyle sanıyordum. gidip ne mi alırdım bu harçlıklarla? lazlıktan mıdır nedir; bazen çikolata, hep istenmiş ama alınamamış oyuncaklar... hele bayram günü de açıksa o yer, koşarak gidip daha annemler günün hasılatını sormadan hemen alıverirdim günlerce hayalini kurduğum ne varsa.
ne işi olur bir çocuğun o kadar para cebinde? bak burada saklıyorum paranı. ileride bir şey alırız sana onunla.
baklavalar, börekler, çikolatalar ki karesinin, yuvarlağının, üçgeninin hep ayrı bir tadı olurdu sanki, tadılırdı her ziyaret edilen evde. kilo alma derdi de yoktu o zamanlar. beğenilmeyenler cebe, beğenilenlerse hemen mideye inerdi.
çocuktum ve hep özeldi benim için bayram sabahları. hep heyecanlı kalkardım. daha farklı bakardım çevreme hep, isteklerim daha da farklı olurdu sanki.
ev halkı bayramlaşmak için önce babanın gelmesini beklerdi bayram namazından. ilk onun bayramı kutlanılırdı. sanki gün baba eli öptükten sonra başlardı ya da çocukluk akli iste en azından ben öyle düşünürdüm...
hadi oğlum bayramın kutlu olsun... senin de babacım...
al bakalım bu ilk harçlığın olsun.
ama baba, ben büyüdüm artık! ne parası.
bayram sabahı en sıcağından önce anne kucaklanır, sonrasında da kardeşler. yapmayanınız var mıdır bilmiyorum ama, benden küçüklere el öptürürdüm hep harçlık vermek için onlara... hadi öp elimi, öpersen para vericem öyle mutlu olurdum ki para verirken... artık büyüdüm ya, harçlık bile veriyorum işte
hele kahvaltı offf offf ramazan bitince olunca kahvaltıda hep sıcacık bir trabzon ekmeği -ki bakkaldan alınmaz hiç doğruca fırından alınmalı- yanında da bir ay boyunca özlemini duyduğumuz kahvaltılıklar olurdu ve "sabah vakti" yenirdi. fırından alınan ekmek o kadar sıcak olurdu ki, ona sarılan bir gazete kağıdı yetmezdi elleri korumak için. kaç kez kucağıma dayayarak eve getirdim ekmeği ellerim yanmasın diye. ama o sıcaklıkta bile eve ulaşmadan ekmeğin guduk kısmını yeme telaşı hep bir yerimde saklı olurdu. hiç hatırlamam ekmek aldığımı fırından ki sıcacık olsun ve parçalanmadan eve gidebilsin.
bugün ile karsılaştırma yapmak için yazmadım bu anılarımı. elbette değişen şeyler olacaktır. değişmeyen ne var ki günümüzde? eskiden bulduğumuz tatları tamamıyla asla bulamayız zaten. ama ben inanıyorum ve inanmak istiyorum ki çocukların çoğu yine aynı ya da benzer tada yakın hissediyor kendini ve o tatla yaşıyor bayramları yine.
yaşamın en güzel anıları, hep çocukluktan çıktı ve de hep çıkacak sanırım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar