bugün

entry'ler (572)

yazmanın düşünce sistematiğine etkisi

oldukça fazla olsa gerek.

Ama mantığını tam anlamış değilim.

Herhangi bir konuda düşünceni argümante ederken aradaki ayrık otlarını temizlemeye yarıyor, orası kesin.

Ama bende ekstradan fikir değişikliğine yol açtığı da oluyor, o çok garip.

Mesela bir tartışmaya dair fikir beyan ederken belli başlı argümanları nedensellik ilişkisiyle sıralamaya, hiç olmadı bir korelasyon kurmaya çalışıyorsun. (Yani umarım sizin için de durum budur) bir nevi basamakladırma, ilişkilendirme ve sonuca varma süreci.

işte bazen bunu yaparken nedensel zannettiğin bazı durumların öyle olmadığını yahut her daim öyle olmayabileceğini fark ediyorsun. Çünkü o ana kadar o konuya ilişkin varsaydığın nedenselliğin belirli şartlarla sınırlı olduğunu veya sadece basit bir korelasyondan ibaret olduğunu anlıyorsun.

E madem böyle bir uyanış yaşadım, hazır ısınmışken bu yeni veriye göre argüman geliştireyim, diyorsun ve sonuç seni en başta iddia ettiğinden çok başka bir yere götürüyor. Hoppala paşam malkara keşan!

zannederim zihinde düşünce bulutları müstakil şekilde puzzle parçası gibi serbest ve düzensiz bir seyirde (kaotik?) hareket ediyor. Sen konuşurken bunları dış gözlemci olarak hızlı bir şekilde tarıyorsun ve bazı sonuçlara ulaşıyorsun.

Yazarken ise, bunların her birini zemine oturtup sonuca varmak için bir şekil vermeye çalışıyorsun. işte o anda, serbest dolaşımda birbirine uyumlu görünen bazı puzzle parçalarının zeminde hiç de birbirine uyumlu olmadığını fark ediyorsun ve ayrıntıya girerek daha dikkatli davranabiliyorsun.

Sanırım bu yüzden hakkında yazdığın bir konuda daha sonra konuşurken ve tartışırken hem konuya çok daha hakim, hem de yeni verileri işleme zorunluluğuna karşı daha yetenekli olabiliyorsun.

tabi konuşur gibi yazma için bu durum geçerli değil.

pfdk nin icardi ye 1 maç ceza vermesi

rahmetli mustafa cengiz’in 3-5 tıfıl deyip adam yerine koymadığı tipler montajla, çığırtkanlıkla icardi’ye ceza aldırabiliyorsa bunun vebali dursun’dadır. Tff’ye ya da o yavşaklara kızmaya gerek yok.

joe frazier

ali’yle yaptığı ilk maçı (bkz: fight of the century), ali’nin “you can’t beat me, i’m your lord” sözüne “lord, you are in the wrong place tonight” deyip ali’ye sol kroşesini tattırıp bir kere yeri öptürmek suretiyle sayıyla kazanmıştır.

Ancak sonraki süreçte ali’nin yürüttüğü psikolojik savaşta çok yıpranmış, sonraki yıllarda 2 maçta kaybederek 2-1 geriye düşmüştür.

George foreman’a kemerini ve unvanı kaybettiği maç ise, çok ağır ve utanç verici bir mağlubiyettir.

Ali ise rumble in the jungle’da akıllara zarar bir taktikle maçı kazanıp kemeri foreman’dan geri almıştır.

Sonrasında george foreman’ın sürüklendiği, kliniğe yatmaya varan ve 1,5 yıl süren psikolojik bunalım, joe frazier’ı bir kere daha yerden yere çalmayla sağlam dönüş sinyalleri ve artık rövanş hakkı elindeyken garip bir şekilde ayarlanan ve hazırlıksız çıkılan jimmy young maçındaki kayıpla foreman’ın henüz 28 yaşındayken birden bire boksu bırakması…

Ali’nin o rövanştan kurtulabilmesi çok büyük bir şanstır. Belki de boksun fiziksel sağlamlık kadar psikolojik sağlamlık gerektirdiğinin kanıtıdır.

Neticede joe frazier bu üçlü arasındaki maçlarda son sıraya düşerken, foreman ikinciliği, ali ise liderliği almış ve 70’lerin sonuna doğru boksun efsane dönemi kapanmıştır.

Foreman (kendisi papazdır) kilise ve kendine ait vakıf giderlerini karşılayabilmek için 10 yıl sonra veteran olarak döndüğü ağır sıklette “ulan 80-90 nesli de amma naifmiş” der gibi 8 yıl daha dövüştükten sonra tam 44 yaşında unvanı bir kere daha almış ve gider ayak ağır sıklet tarihinin en yaşlı unvan sahibi olmuştur.

Düşünün ki, 80’ler efsanesi iron mike’ın menajerleri devasa bir bütçeyle milyonlar kazandıracağı kesin olan bir tyson-foreman maçına bulaşmayı hiç istememişlerdir. Foreman tarafı da ekmeğine bakıp böyle bir talepte bulunmamış ve iki şampiyon birbirine bulaşmadan kariyerine devam etmiştir. Tyson hapis sürecinden sonra bir daha düzen tutturamamış, foreman ise önüne gelenle gardını bile kaldırmadan sürdürdüğü maçlar sonunda kemeri son kez beline takmış ve 70’lerde yarım bıraktığı kariyerini taçlandırmıştır.

ron lyle

ilk profesyonel maçına 30 yaşında çıkmış ağır sıklet. ikinci derece cinayet nedeniyle hapis yatarken boksör olmaya karar vermiş, günden 1000 şınav çekerek hapishane hayatını buna adamıştır.

Çıktıktan kısa bir süre sonra profesyonel olup 43-7-1 gibi bir kariyer inşa etmiştir.

Ali’yle maçını 11. Raundda hızlı verilmiş bir teknik knock out’la kaybetmiştir ki, hiç de doğru bir karar değildir. Muhtemelen o ana kadar sayı olarak da öndedir. George foreman’la da vahşi bir maç yapmış ve kaybetmiş olsa da foreman gibi acımasız bir puncher’a yeri öptürmüştür.

Kanımca foreman’dan sonra en ilginç boks kariyerine sahiptir.

sözlük erkeklerinin uğursuz olması

bastığı yerde 40 sene ot bitmez, öyle bi naletlik.

hayattaki en acımasız gerçek

mutlu olduğun anların değerini ancak mutsuzken kavrayabilmek.

lise 2’deydim sanırım. Arkadaşımla dersaneden çıkmışız, minibüs durağında minibüs bekliyoruz, bu arada da dersaneden beri süren bir muhabbet var ve biz çok gülüyoruz.

Sonra bir amca yanaştı yanımıza, gençler, dedi, ne kadar neşelisiniz, ne kadar içten gülüyorsunuz, ben hiç gülemiyorum artık biliyor musunuz…

Gülersin amca neden gülemeyesin, düzelir her şey, falan dedik.

işte o amca aslında kimmiş, biliyor musunuz?

Ben şahsen bilmiyorum ama nasıl bir nazar değdirdiyse o günden sonra uzunca bir süre hiçbir işim rast gitmedi.

Amca bunu okuyorsan gözünün ferini sikeyim senin.

Edit: ya ben entye girerken aslında bundan bahsetmeyecektim. aklıma geldi pezevenk, sinirim zıpladı. Unuttum ne yazacağımı da.

turkish girls on erasmus are easy

iddiayı destekleyen bir süreci geçen yaz twitter’daki kızla izledim günbegün.

“Ya bu yabancı erkekler bize neden çok kolaymışız gibi davranıyor, buraya gelen türk kızları nasıl davranıyor, hayret bişe” şeklinde hemcinslerini suçlamakla başlayan süreç, ingiliz/italyan/fransız erkekleri arasındaki ihtiraslı aşk anlatısıyla sürdü.

smokin joe

Çoğunlukla herhangi bir konuya dair zihnimde uçuşan argüman kırıntılarını sistematize etmek, biraz talimlenmek ve ilerleyen zamanlarda kendim okumak için yazıyorum, kendime notlar nevinden. Yine de sağol abla uyarı için.

dizilerde köylü gibi konuşan kız rolü

istanbul türkçesiyle yazılmış diyalogları şive ile söylettiğinde yöresel bir tat yakaladığını sanan geri zekalı yönetmen ve senaristlerin icadıdır. Yazık.

reidthegenius

Zayıflıklarını ve korkularını ahlak kisvesine sarıp erdem gibi göstermeye çalışan birisi. (bkz: #46892669)

Zeki ve kültürlü olmasına rağmen kadınlar tarafından ilgi görmemesini, kadınların fiziksel tercihlerine bağlayarak sorumluluğu kadınlar ve mukadderata atıyor. Bundan mustarip olmasa, her yeri geldiğinde bu nedenle sızlanmıyor olsa sorun değil ama üstüne bir de bununla ilgili tartışmaya meyyal. E haliyle cevap alıyor ve her zaman olduğu gibi donuza ekliyor. (Bununla ilgili en ufak sorunum yok, yanlış anlaşılmasın, gayet memnunum mutlu ama uzak olma temennisinden.)

Gelgelelim; ben yazdıklarından ve ortalama bir tartışma seyrindeki söylemlerinden, varsaydığı kadar zeki olduğuna yönelik bir emare görmedim. Örneklem darlığı veya göstermeme tercihi diyelim.

Keza yazım dilinde ve üslubunda da iyi bir okur olduğuna veya ima ettiği gibi kültürlü olduğuna yönelik en ufak bir işaret yok. Mikyası nedir, bilmiyorum ama entelektüel bir çevreyi baz alamayacağımız kesin.

Neyse ki her iki özellik de, kadınlarla etkileşim kurmasına mani diğer birçok husus gibi geliştirebilir nitelikte.

Kırmak veya tahkir etmek gibi amaçla konuşmuyorum:

Zannederim, belini büken ve kendisini fasit daireye hapseden devasa egosunun incinmesinden korktuğu kadar daireler çizmekten korksaydı, çok farklı bir noktaya varabilirdi.

insanların, onun kendilerini donuza eklemesinden dolayı öfkelendiklerine yahut bunu problem ettiklerine samimi olarak inandığını düşünüyorum artık.

zeki ve kültürlü olmasına rağmen kendisiyle ilgilenmeyen, sadece kaslı ve yakışıklı erkeklere yönelen kadınlar anlatısını 20 yıl önceki kendimden ve küçük şehirlerden üniversiteye gelmiş, zannettiğinin onda biri kadar zeki olmayan, üniversite sınavı için gerekli olan ezberler dışında hiçbir kültürel birikimi olmayan benim gibi arkadaşlarımdan biliyorum.

biz de yavşak olamaz, bir kadın için şöyle böyle davranamazdık. O yüzden olmuyordu. kızlar jöleli, şekilli, küpeli, arabalı, zengin çocuklarla konuşuyorlardı ve aslında onların hepsi korkak, yanar döner, karaktersiz, özü sözü bir olmayan, hayatta ciddi bir gailesi olmayan, zorluk/yokluk görmemiş zengin piçleriydi. Yani Sadece bizim gibilerde olan önemli özelliklere onlar sahip değildi ama işte şov bizinis her şeydi ve biz öyle yapamayacak kadar erdemliydik. Kaldı ki, biz o kıza gerçek değeri verirdik ve öyle züppeler gibi onları sikmek için yalan konuşmaz, gerçekten severdik. Tek eksiğimiz, o kızlardan birinin gelip bizi sevip sonra çok zengin bir fabrikatörün oğluyla evlenmemiş olmasıydı. Hiç değilse sadri alışık’ın ‘bir araba için mi ha, yalan mıydı ha’ diyebilecek bir hikayesi vardı, bizde o da yoktu. Mühendislik fakültesinde sen ben gibi okuyan kendi halinde kız işte abi, işi yok da beni kandırıp fabrikatör çocuğu bulacak, sonra bana haberi gelecek de tirad atmam için imkan tanıyacak falan; baya büyük bütçeli ve uzun vadeli iş. Mezun olunca bir fabrikada beyaz yaka olmaya fit olacak kız dramaya figüran olamıyor ne yazık ki! Orta sınıfın asli dramı bu aslında ama sınıf gözlüğümün camları buğulu, lens bakıcam işallah.

Tabi bu züppelerin birkaçıyla zamanla samimi olursak ve onun samimi, iyi niyetli biri olduğunu görürsek de ‘x şöyle böyle görünüyor ama aslında iyi çocuk’tu ve tabi ki bir istisnaydı.

Kısa zamanda bu istisnalar çoğaldı ve bizler sike sike istisnanın bizler olduğunu, o bir içim su kızların arabesk filmlerdeki gibi sevgiyi pazara çıkarıp bir cadillac için pazarlığa tutuşmadığını kabullenmek zorunda kaldık. Ortada çok daha basit gerekçeler ve bir o kadar da kesin gerçekler vardı. Dahası, sevgi denilen şeyin pek de arabesk olmadığını, sırf birini sevmenin veya ona aşırı değer verebiliyor olmanın bize has bir yetenek olmadığını ve sadece bunu yüceltmenin performans yükünü sırtlamak yerine, ego yükünü sırtlanmak olduğunu da kabullenmek zorunda kaldık. E zeka desen, kız da baya zeki abi, çatır çatır diferansiyel çözüyor, modelleme falan yapıyor. E kültür desen, onun da okumuşluğu bizden az değil.

Hasılı, tutunacak dal kalmayınca, ya ego’nun yelkenlerine üfüreceksin nefesin yettiğince ya da berke’nin, anıl’ın ciksliğine mukabil bir şey üreteceksin. Çünkü hayat abicim, küçük dağları ben yarattım diye gezen, envai çeşit numarası, türlü meziyeti, tükenmeyecek malı mülkü olan adamı bile punduna getirdi mi evire çevire siker. hiçbir geçerli sebebi ve dayanağı olmadan ego besleyene neler yapacağını, var sen düşün.

yapmak zorunda olduğun şeyi yapmak erdem değildir. Seçeneğin yokken ‘ahlaklı’ olmanın, ahlak kavramıyla en ufak bir ilgisi yok.

sözümona o erdemli kimliğinden kopup güya sırf sevilmek veya en basitinden seks için olduğundan farklı davrandığında istediğini alabiliyorken almamayı seçiyorsan erdemlisin.

ben sana doğrudan söyleyeyim; seninki erdem değil. öyle olsaydı bu ahvalden şikayet ediyor ve sızlanıyor olmazdın.

simple fact: Reddedilmenin canını yakmayacağı kıvama gelene kadar reddedilmekten korkuyorsun.



Belki uykum olmadığı bir zamanda buradan görünen gerçek bu olduğu için ve belki faydam olur diye yazdım bunları, belki de sen beni donuza eklediğin için öfkelenip yazdım. Belki biraz da kendime öğüt diye yazdım. Kim bilir?

smokin joe

Okuduğunu da anlamıyor da, neyse boşa gitmesin.
(bkz: #46892669)

am alacaklısı

Sırayla gidelim madem:

“kadınların bir erkeğe zekası, kültürü, okuduğu kitap için yaklaştığını asla görmedim.”

ben gördüm. Hatta yaklaşmayı bırak kadınların birçoğu bu özelliklere baya bir azıyor. Hatta, dış görünüşünden etkilendiği bir erkeğin salaklığına şahit olmaktan nefret ediyorlar ve bu süreç -süre değişken olmakla birlikte- çoğunlukla soğumayla sonuçlanıyor. Diğer yandan, en başlarda bile, davranış biçiminin görünüşten çok daha etkili olduğu da bariz bir gerçek.

“gerçeklerin farkında olmak da sırf kadınları tavlayıp onlarla sevişmek için olmadığın biri haline gelmek ve sevmediğin bir şeyi yapmak için sebep vermez”

Olmadığın biri! Yok böyle bir şey. insan sabit değildir. Hatta insana dair en belirgin evrensel özellik değişimdir.

Kişilik de dahil olmak üzere yaşamı süresince insan sürekli olarak değişir. Düşünceleri, davranışı, kişiliği, varsayımları, tecrübesi, iddiaları, ön kabulleri, varsayımları, doğruları, ilkeleri, hemen hemen her şeyi. Hatta öyle ki, değişmemek, değişmek için olduğundan çok daha büyük bir çaba ve mücadele gerektirir ve hemen hemen her zaman insan bu anlamsız savaştan mağlup çıkarak ölür.

Birilerinin (kadınlarla istediği şekilde etkileşim kuran kişilerin) aslında her zaman olmadıkları gibi davrandığına yahut doğuştan o davranış özelliklerine sahip olduğuna dayanıyor bu varsayım.

iddia ediyorum ki, o ‘olmadığı gibi’ davrandığını düşündüğün erkeklerin en az %99,9’u kadınlarla etkileşimde en az yıl olarak yaşları sayısınca hezimete uğramış, kendini küçük düşmüş/örselenmiş/aşağılanmış, kısacası, bok gibi hissetmiştir. Ki bu bile çok çok iyimser bir tahmin, eminim ki, sayılar bundan çok yüksektir.

Yani, orada bazı erkekler var, onlar aslında senin gibiler ama seks için kişiliklerini satıyorlar yahut çok kaslı/yakışıklı/zengin oldukları için hiçbir çaba sarf etmeden kaynaklara ulaşıyorlar varsayımı belki çok çok küçük bir azınlık için gerçektir ama durum çoğu zaman böyle değil.

“bir kadın beni sevecek diye olmadığım birine dönüşmem.”

insan kişiliği/karakteri bile zaten değişkendir ama mevcut çerçevenin bi kimlik tanımlamasıyla da alakası yok aslında. Sen sahip olduğun ve kadınlar tarafından asla beğenilmeyeceğine inandığın özellikleri kimliğinle bağdaştırıyorsun, ki, durum çoğu zaman bu değildir. Özellikle; Davranış, tavır, konuşma, durumlara verilen reaksiyonlar, cinsiyet rolü konumlandırmaları, diğerleriyle iletişim vs konulardaki şekillenme çok yüksek oranda çevreseldir ve bunlar örf/adet/ritüel/inanış gibi kültürel kodlar haricinde olduğundan insana göre çeşitlenir. Bunları terk etmek, değiştirmek de hiçbir toplumda ulvi persona’nın terkine tekabül etmez.

Yani doğuştan bir kişiliğe sahip olmadığın gibi, kadınlarla dezavantaj saydığın özelliklerin, kullandığın anlamda ‘kişilik’ tanımıyla da bir ilgisi yok. Dolayısıyla değiştirilemez olmadığı gibi, değiştirilmesi ahlaki bir araz da değildir. Hatta çoğunlukla toplumsal anlamda da olumlu karşılanacak şeylerdir.

Örneğin en basitinden, girişken olmak, konuşkan olmak, kadınlara karşı cesaretli olmak, kendinden emin olmak gibi olumlu sayılan özellikler; insan fıtratının (genetik veya ruhsal sabitin) sadece bazılarına verdiği bir ödül falan değildir ve öyle değilken öyle olmak kimliğin/kişiliğin ahlaki anlamda dejenerasyonu da değildir.

Dahası, zeka veya kitap okuma kapasitesiyle bunlar ters orantılı da değildir. Hatta işlevsel kullanıldığında zeka ve kültürel birikimle bunlar arasında pozitif korelasyon da sağlanabilir. Çünkü neden sağlanmasın?

Genellikle şundan sağlanmaz.

Ben değişmez ama kendi içinde ulvi bir kişiliğim: kendi tanımladığı öz değere tapınma… Bu kişiliğin terki manasına gelecek en ufak (düşünsel veya davranışsal) değişim ahlaksızlıktır; değişimin her türlüsü kişilikle bağdaştırma…

Bu çarpık inanç sistemine yatırımın temel sebebi, çoğunlukla yüce bir ben’e sadakat değildir; bilinçaltındaki korkuyla yüzleşmek istememektir.

‘Ben’ yüceltilir ki, değişimi ihanetle eş anlamlılaşsın. Böylelikle riske girmek, korkuyla yüzleşmek, dolayısıyla zahmete katlanmak gerekmesin.

Kadınlar içten içe o ben’i keşfedememekle suçlansınlar ama dışarıya karşı ‘tamam, sevmeyin beni, ben zaten hak etmiyorum’ gibi bir hayıflanma tezahürüyle konu kapatılsın.

Buradan bakınca gözüken şu: çok büyük bir egonuz var.

Bu bir övgü değil. Mevcut kaynaklarınızla; yani sahip olduğunuz imkanlar, zeka seviyeniz, statünüz, kas gücünüz, başarınız ve toplumsal kabul görmüşlüğünüzle orantılı bir egoya sahip değilsiniz. önce o egoyu küçültmeniz, sonra kaynaklarınızı arttırmanız ve akabinde o artışa paralel bir şekilde o egoyu tekrar büyütmeniz gerekiyor.

Bu haliniz; elinizde çok büyük bir balonla dikenli teller altında sürünmeye benziyor. Alan dar, balon büyük ve en ufak temas egonuzu yok etmeye yetecek. Bu durumda tabi ki, ‘Hedefe varmak için Tellere sürtüne sürtüne geçmek, gerekirse üstümü başımı yırtmak, kanayarak ilerlemek benim kişiliğime ters, böyle yapmak ahlaksızlık, yapanların derisi diken geçirmiyor’ demek ve buna inanmak zorundasınız.

Ölene kadar buna inanabilirsiniz ya da o balonu kendiniz patlatır biraz kanamayı göze alırsınız. Seçim sizin.

Kadınlardan çok daha önemli şeyler için de önemli bir seçim.

am alacaklısı

yanlış.

Bugün yaşayan homo sapiens’in ataları, klandaki en iddiasız üyelerden oluşuyor. Anatomik olarak en iyi gen dizilimlerinin sahipleri çoğunlukla savaşlarda derisi yüzülerek öldürüldü yahut avda yırtıcılara yem oldu.

Klanın ayak işlerine yapmaya yatkın olanlar genlerini geleceğe taşımaya başardı. Çünkü onlar kolektivizmi keşfettiler. Çünkü başka çareleri yoktu.

homo sapiens’e verilmiş en büyük ödülün güdüler değil, kafatası içindeki bir organ olduğunun anlaşılması çok uzun zaman aldı ancak bu fark edildiği andan itibaren bütün dünya, üzerindeki bütün canlılar için geri dönülemeyecek şekilde değişti. Son 20 bin yıldır değişmeyen tek gerçek bu. Bu kural hala çalışıyor ve yeni bir özellik keşfedilene kadar da çalışacak gibi gözüküyor.

Dış görünüş, zenginlik, soyluluk vs elbette avantajdır. Bu gerçeklik karşısında basitçe iki seçenek var: ağlamak veya başka avantajlar edinmek.

bir diğer gerçeklik şu ki; bu avantajlı özelliklerin hepsine birden doğuştan sahip olan ya da bunların içine doğan insan sayısı toplam nüfusun milyonda biri falan. Bunların ilgi duyacağı kadın sayısı da o oranlarda.

ikincisi, kadınların ilgi duyduğu şeyler içinde bu özellikler başlangıç için avantaj. Bundan başka şeylere de ilgi duyuyorlar.

Üçüncüsü, madem bazı gerçeklerin farkındasınız; niçin buna mersiye düzmekten başka bir şey yapmaya yanaşmıyorsunuz? Örneğin kas, edinilebilen bir şey.

Kitap okumanınsa bu konuda dezavantaj olduğuna hiç şahit olmadım. Ne okuyorsunuz ve Okuduğunuz şeyler size amaçlarınızı gerçekleştirmede ne kadar yararlı oluyor, konusu daha ehemmiyetli gözüküyor. Okuma kapasiteniz bir sabitse Sizin işinize (veya ulvi amaçlar için insanlığın işine) yaramayan şeyleri okumanın amacı ne olabilir ki?

Basitçe; mevcut realite mevcut sizle uyumlanmıyorsa ve siz realiteyi değiştiremiyorsanız, realiteye uyumlanma ihtimalini masaya koymak istemez misiniz?

en iyisi olabilirsin

son zamanların trend video/reels/flood/podcast konularından.

inanılmaz pompalanıyor.

temelde çok isabetli bir söylem üzerine hayal satılıyor.

insanları kendilerini geliştirmek üzerinden suçlandırıyorlar aslında.

temel kapitalizm paradoksunun pazarlanması haline varıyor iş.

Nedir?

dünyayı değiştirmek için yatağımızı toplayım paşam da, konu, o ‘zirvelere’ varmak isteyen 8 milyar kadar insandan oluşmamız.

‘Aslında herkesin yapabileceği’ o şeylerin, herkes yapmak istediğinde talebi karşılayamayacak kadar kısıtlı olması, sana da büyük bir sorun gibi gözükmüyor mu?

Hani en basitinden, hepimiz o şeyleri yapıp milyoner olsak, devalüasyon kaçınılmaz gibi gözüküyor. Sonra da milyarder olmayı o kadar da istememekle, yatağımızı iyi toplayamamakla suçlanmayalım zımnen?

yani mesela, birçoğumuz kaynakların adil bölüşülmesini, eğitimin, sağlığın, temiz suyun, temiz havanın, günlük gerekli minimum proteinin, dinlenebilmenin, 8 milyar için asgari zorunluluk haline geldiği bir sisteme öykünsek yine bahaneler mi üretmiş oluruz?

Yahut ‘en’ olmak yerine stabil olmayı ve en olmayan bir huzuru hedeflesek bu işler daha mümkün olmaz mı?

daha çok ağırlık kaldırarak bunları bilinçaltına bastırmak hala mı daha gerçekçi?

am alacaklısı

inceller için kullanılan ve cuk oturan tanım.

Ben böyle olduğum için kızlar bana zaten ilgi göstermez. Bütün kızlar günün sonunda her zaman en yakışıklı, en zengin veya en güçlüyü seçer. Dolayısıyla Hepsi yalancı, fırsatçı, pragmatik ve horusupudur. Hepsinde nefret edilmelidir söylevinin, hakkı olanı alamayıp gadre uğramışlığa tahvil edilmesinden kaynaklıdır.

‘Ben çok efendi, çok iyi niyetli, zeki, ortalama üstü kazanan, esprili vs biriyim ama’ muhabbeti genelde o öfkeye varır.

Am alacaklılığı duygusu ise bu ahvali kısır döngüye çevirir.

psikoloji düzeltme yolları

Ne yazık ki, çoğunlukla yüzleşme ve kabullenmeden geçmektedir. Ve yine ne yazık ki, bunun pratiği de çoğunlukla aşamalı maruz kalmadır. uzman bir psikolog eşliğinde tabi. Kolay gelsin.

seninle şöyle olabilirdik

bir gün otopsi o “şöyle”lerden birini olursa ben de sözlüğü bırakıp evlenicem. milat olarak bunu belirledim.

sözlük kızlarına yürüyen erkek yazarlar ifşa

iki goy goy yaptık diye de, önüne gelene yürüyor gibi olmasın. beyanımdır; ben bu melisa’yı tanımıyorum.

istanbulda 28 yaşındaki kadın öğretmen sapık çıktı

Pedagoji, ergen psikolojisi, istismar vb. Kavramlardan bihaber potansiyel pedofillerin eğlenceli bulduğu istismar vakası.

kadın pedofil ve bir ‘çocuğu’ istismar etmiş. işin “rızası var” bağlamındaki hukuki yorumu bir kenara, ortada açıkça çocuk istismarı var.

Burada çocuğu “koçum benim” zekasıyla destekleyenlerin 14 yaşındaki kız çocukları 30 yaşında bir erkek öğretmenin evine götürülse ve çocukları daha sonra aynen bu ifadeyi verse “tadı damağında kalmış” mı derlerdi, yoksa o öğretmenin en ağır cezayı alması için çaba mı gösterirlerdi?

Çocukların gelişim evrelerinde cinsel istek, cinsiyet fark etmeksizin her çocukta olan bir şey. Ancak hormonal bir durumu, çocuğun iradesinden, henüz oturmamış kişiliğinden ve akli rüşdünden bağımsız ele almak pedofiliyi temize çekmekten başka bir şey değildir ve pedofili ya da aptallık alametidir.

smokin joe

Abi ben burayı bu amaçla kullanmıyorum amk ya! Eskiden olduğu gibi, Arada içimi dökeyim, arada tatlı bir kızla flörtleşeyim istiyorum. Bunca yıl sonunda kendimi donuz reisle iç sıkıcı diyaloglar çıkmazında görmek çok can sıkıcı. Otel odasında yokluk çeken yeşilçam emektarı gibi hissediyorum şu an.