bugün
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek19
- geceye bir şarkı bırak15
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- sinir bozucu şeyler10
- ben geldim naneler30
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- seni onaracağım diyen partner3
- sözlükte kalp krizi geçirmek3
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın4
- sözlük için ne yapabiliriz10
- henüz doğmamışlara tavsiyeler3
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- zengin kızların güzel olması5
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- clydeless bonnie8
- bir insana çirkin demek6
- özünde iyi bir insan olmak2
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap4
- sigarayı neden seviyoruz5
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- 90 ların özel olmasının nedeni3
- limewiredan şarkı indirirken virüs yeme nostaljisi2
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- ölmeyi planladığınız yaş3
- kuranda namaz yok8
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- haluk levent'e para emanet etmek23
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- zamanda yolculuk mümkün olsa yapılacaklar2
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- 29 yaşında olmak3
- fetiş nedir kime denir4
- kemal kılıçdaroğlu konuşuyor3
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- babanın sarhoş olması5
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- yurdum muhalifinin sürekli kandırılması3
- pasif içicilik3
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- sıcak ekmeğin arasına margarin sürmek3
- insan olmaya ceyrek kala12
entry'ler (15)
yılana-ilan öküzgözüne-inek gözü * )
*Gittin, gittiğin günden beri hala uyumsuzum
Etrafıma yaptığım herşey ayıp
Bozguncu oldum senden benden farksızmışsın
Bende olanları duydum
Kim yaklaşmak istemişse sana kaçmışsın
Sallama beni yine yedi yabancı değilim
Ben senin eskimeyen eski sevgilinim
Kalbin yara bere içinde çok belli
Gel melhemin olayım eskisi gibi
Baksan, aynada kendine bir baksan
Ne hale geldin beni görünce
Yüzünde gülümsemen sahte
Gözlerin doldu, saklamıyor onlar gerçeği
Özledim diyor dolu dolu
Umrunda değilmiş gibi durma çok belli
Sallama beni yine yedi yabancı değilim
Ben senin eskimeyen eski sevgilinim
Kalbin yara bere içinde çok belli
Gel melhemin olayım eskisi gibi
Etrafıma yaptığım herşey ayıp
Bozguncu oldum senden benden farksızmışsın
Bende olanları duydum
Kim yaklaşmak istemişse sana kaçmışsın
Sallama beni yine yedi yabancı değilim
Ben senin eskimeyen eski sevgilinim
Kalbin yara bere içinde çok belli
Gel melhemin olayım eskisi gibi
Baksan, aynada kendine bir baksan
Ne hale geldin beni görünce
Yüzünde gülümsemen sahte
Gözlerin doldu, saklamıyor onlar gerçeği
Özledim diyor dolu dolu
Umrunda değilmiş gibi durma çok belli
Sallama beni yine yedi yabancı değilim
Ben senin eskimeyen eski sevgilinim
Kalbin yara bere içinde çok belli
Gel melhemin olayım eskisi gibi
gösterilen ilgiden bunalmış yanlızlıgı seçmiş insandır..
öylesine bir mektup
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can DÜNDar
* *
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can DÜNDar
* *
arada kalınacak bi durumdur falı kapatırken fala inanma falsızda kalma dersin.kapattığın zaman muhakkak bakacak birileri çıkar..sen sallicagını düşünürken hayatında olan seylerden bahsetmeye başlar..inanmak istemessin ama bakan kişi olan veya olmasını istediğin seylerden bahseder ki içinden lan gerçekten biliyo diye geçirirsin..nasıl olacagını düşünürsün.. inanıp inanmamak arasında kalırsın..*
çok kötü ve zor bir durundur bile bile acı çekmektir sizz inadına bazı seyleri silip unuttugunuzu söylesenizde sol yanınızın içten içe sızlamasıdır.
yalnız kaldığınğzda annelerin cocukları için yaptıklarını düşündüğünüz an...
siz birini delice severken o kişinin başka biriyle çıktığını ögrendiğiniz an...
ayrılıklarımın hepsi, ha bi eksik , ha bi fazla, anlatacak kimsem olmadı anne :(( korkmuyorum, korkmuyorum ağlamaktan, çünkü ağlayacak gücüm kalmadı anne :((
çok saçma bişeydir unutulacak bir kişi olsa zaten birini bulmadan unutulabilinir ama unutulmicak olan kişi kimi bulursanız bulun unutulmaz oyuzden unutulmicak birisi için karşınızdakinide kırmayın çünkü buda bir nevi aldatma şekli oluyor
Kırıldım aşk'a ama onun haberi yok
Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden,
gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı
rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim
buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de,
engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe
kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk
gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla
yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de,
sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum.
içimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!
Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü
sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu,
bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim
hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara
sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.
Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç
desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde
yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere
dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?
Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin,
ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü
konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın
dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın,
gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. inanamadığın, yenemediğin,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk
pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses
dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez
yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak
olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de
hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu,
ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi
bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...
Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala
benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.
Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi.
Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim
sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..?
Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu,
unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum
ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni
çıkarttı karşıma. Sen bitti dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...
Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden,
gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı
rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim
buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de,
engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe
kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk
gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla
yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de,
sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum.
içimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!
Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü
sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu,
bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim
hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara
sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.
Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç
desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde
yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere
dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?
Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin,
ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü
konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın
dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın,
gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. inanamadığın, yenemediğin,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk
pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses
dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez
yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak
olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de
hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu,
ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi
bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...
Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala
benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.
Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi.
Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim
sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..?
Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu,
unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum
ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni
çıkarttı karşıma. Sen bitti dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...
büyüklere göre küçük olmak güzeldir küçüklere göre ise büyük olmak...bende bir küçük olarak büyük olmayı isterdim sahsen.küçük olunca anne baba bazen seni kayırıyor olabilir ama büyük istediği yere gidebiliyor bakkala gitmiyor çöpleri atmıyor kılası sarsılırmıs bir yere gidecek oluyorsun bekle abin veya ablan götürür madem bi yere gidemiyecek kadar küçüğüz bakkala çakkala da gitmeyelim ozaman büyükler küçükken onlara kim ablalık abilik ediyordu da bizim sorumluluğumuzu onlara veriyorlar anlam veremediğim bir olay...
kurtuluş savaşı gerçekte yoksa türkiye cumhuriyeti diye birşeyde olmicaktı ozaman.çünkü;
Çanakkale, Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Urla ve Kars’ı ingilizler
Dörtyol, Mersin, Adana ve afyon'u fransızlar
Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i italyanlar
almış olacaklardı..ama kurtuluş savaşı yani türklerin vermiş olduğu ölüm kalım savaşı gerçekten olmuş ki TÜRKiYE CUMHURiYETi KURULMUŞ...
Çanakkale, Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Urla ve Kars’ı ingilizler
Dörtyol, Mersin, Adana ve afyon'u fransızlar
Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i italyanlar
almış olacaklardı..ama kurtuluş savaşı yani türklerin vermiş olduğu ölüm kalım savaşı gerçekten olmuş ki TÜRKiYE CUMHURiYETi KURULMUŞ...
Bülent Bölükbaşı = Kayseri
Mehmet Çakır = G.birliği
Mehmet Topuz = kayseri
Hasan Şaş = Galatasaray
Bilal Kısa = Malatyaspor
Ugur Boral = G.birliği
Fahri Tatan = Ç.rizespor
Hüzeyin Çimşir = Trabzonspor
Selçuk Şahin = Fenerbahce
Caner Erkin = Manisaspor
böyle oyuncularımız varken fatih terımın emre ısrarı, onu kazanacam derken bu oyuncuları kaybetmesi içler acısı bi durum...
Mehmet Çakır = G.birliği
Mehmet Topuz = kayseri
Hasan Şaş = Galatasaray
Bilal Kısa = Malatyaspor
Ugur Boral = G.birliği
Fahri Tatan = Ç.rizespor
Hüzeyin Çimşir = Trabzonspor
Selçuk Şahin = Fenerbahce
Caner Erkin = Manisaspor
böyle oyuncularımız varken fatih terımın emre ısrarı, onu kazanacam derken bu oyuncuları kaybetmesi içler acısı bi durum...
haluk dede haluk dede anneniz!!
*** bizim ewde kombi war:):):)
*** bizim ewde kombi war:):):)