bugün
- yazarların işlediği günahlar14
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz20
- toplu taşımada yer verme ahlakı6
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek17
- korkudan patır patır altına yapmak6
- flörtün ilkesel reddi3
- amedspor31
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı22
- günlük tutmak7
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi7
- yazarların fotoğrafları9
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- aleksey batrakov29
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim33
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı87
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- bu ne hal yahu9
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- akşama ne yemek yapsam10
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- şimdi ne yapsam acaba7
- kadın tır şoförleri6
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- yarma şeftali7
- durduk yere tribe girmek5
- ağıza alınca rahatlatan şeyler9
- kar soğuğu6
- cumartesi gecesi6
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- sözlüğün yeni tasarımı23
- psikoloğun incinmişsin demesi4
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- ipkis2
- saçmalayan yazarlar2
- profdrekremculfa3
- erbabı yaparken yorgan titremezmiş4
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit9
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- kanal 7 gelin dizisi5
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- kendini odada unutmak4
- yakışıklı güvenlik4
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- manken gibi kadınla evlenmek5
08.11.08 tarihli bir yıldırım türker yazısıdır:
'karaların yeri neresi/bu atlı karıncada;/binmek istiyorum, söyleyin bana/güneyde bir kasabada/beyazlarla karalar/oturamaz yan yana/güneyde trenlerde/zenci vagonu ayrı/otobüste yerimiz en arkada/ama atlı karıncada/yok ki arka sıra/hangi ata bineyim/benim derim kara' diye soruyordu langston hughes, kara bir çocuğun ağzından.
bundan 53 yıl önce bir gün rosa parks adlı siyah bir kadın, otobüste beyazlara yer vermeyi reddetti. o an, sivil direniş tarihinin şanlı bir sayfasını çevirdiğini bilmiyordu elbet. ama artık canına tak etmişti.
rosa parks'ın, insanlığın büyük bir utancına başkaldırışı, tarihi tesadüflere yazdırmayı seven pembe dizi tarihçileri tarafından heyecanlı bir hikayeye dönüştürüldü:
yaşlı bir terzi kadın, o gün çok yorgundu. siniri tepesindeydi. kalkmadı. buradan başladı siyah ayrımcılığına direniş. rosa anlatıyor:
"insanlar sürekli o gün yerimi yorgun olduğum için vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. fiziksel olarak yorgun değildim, ya da genelde bir işgünü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. yaşlı da değildim. bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir imge yaratıyor. 42 yaşındaydım. hayır, tek bir yorgunluğum vardı, pes etmekten yorulmuştum."
tarihe 'montgomery otobüsü olayı' olarak geçen bu dönüm noktasında yakılan bir kibrit ayrımcılığa direnenlerin yolunu aydınlatıyor hâlâ.
rosa parks, herhangi bir yaşlı işçi kadın değildi.
yoksul doğmuştu. babası marangoz, annesi öğretmendi. hayatı kendi ırkından, kendi sınıfından gelen milyonlarınki gibi bir engelli koşuydu. çoğu, açlıktan, itilip kakılmaktan, hastalıklardan, suç ve cezadan genç yaşında terk ederdi koşuyu. eşitlik ve demokrasi meşalesini kimselere kaptırmayan ülkesinde her ikisinden de beslenemeyecek durumdaydı. fırsatların eşitliği tok beyazlar içindi. büyükkanesiyle hastalanan annesine bakmak için eğitimini tamamlayamadı . anlatıyor:
"kölelikten 13 yıl sonra 1913'te doğdum. okumama izin veriliyordu, öğretmen olan annem çok küçük yaşta bana okumayı öğretti. ilkokulum küçük bir binaydı ve tüm çocuklar için tek öğretmen vardı. çoğu zaman ailelerin maddi gücü yetmediği takdirde kitap kalem gibi ihtiyaçlarınız karşılanmazdı. ama çocuklar paylaşmayı bilirdi."
1932 yılında raymond parks'la evlendi. hizmetçilik yaptı. eğitimini dışarıdan bitirdi. oy hakkını kazandı. eşiyle birlikte siyasete katıldı. 1943 yılında insan hakları hareketinin etkin bir üyesiydi.
o gün yerini beyazlara vermeyi reddeden rosa'nın yanına otobüsün şoförü geldi. kalkmazsa polis çağırıp kendisini tutuklatacağını söyledi. rosa'nın kılı kıpırdamadı: "istediğinizi yapabilirsiniz." rosa'nın tutuklanması, amerika'nın tarihinde geri dönüşü olmayan bir ayaklanma başlattı.
siyah örgütler bir araya geldi. martin luther king, rosa'nın direnişinin açtığı yolda büyüdü ilk. montgomery otobüs boykotu'nun sorumlusu seçildi. mücadeleye başlamanın tam sırasıydı. rosa, fitili ateşlemişti.
her sabah siyahlar işlerine yürüyerek ya da bisikletle gitmeye başladı. boykot, olağanüstü başarılı olmuştu. otobüs yolcularının yüzde 75'ini oluşturan siyahların otobüs boykotu otorite tarafından terörizmle suçlandı. yılmadılar. otobüs şirketleri zararla başa çıkamaz hale gelip daha fazla direnemediler. 382. günün sonunda otobüslerdaki ırk ayrımcılığı uygulamaları sona erdirilmişti.
dünyanın kapısı olan ve olmayan her yerine gelmişti sıra.
rosa, tutuklandıktan sonra işinden atıldı, montgomery'i terk etmek zorunda bırakıldı. ama yoldaşlarıyla birlikte coşkuyla sürdürdü hak mücadelesini. 1963 yılında martin luther king'in tarihin en ünlü metinlerinden biri olan 'bir rüyam var' konuşmasını yüz binlere dinletmesinin yolunu açan rosa'nın 'hayır' demesiydi.
ömrü boyunca genç siyah çocuklara, kapısını çalan herkese insan hakları mücadelesi eğitimi verdi. defalarca onurlandırıldı. 1990 yılında mandela'yı karşılayacak heyete davet edildi. mandela onu gördüğünde boynuna sarılarak, "hapiste olduğum sürece hep bana destek oldun" diyecekti.
öleli üç yıl oldu. rüyasının gerçekleştiğini göremedi elbet. belki torunları da tam olarak göremeyecek. ama rosa parks, rüyasını dile getirmişti bir kez. o rüyayı paylaşanlar çoğalıyor. bir gün. mutlaka.
'karaların yeri neresi/bu atlı karıncada;/binmek istiyorum, söyleyin bana/güneyde bir kasabada/beyazlarla karalar/oturamaz yan yana/güneyde trenlerde/zenci vagonu ayrı/otobüste yerimiz en arkada/ama atlı karıncada/yok ki arka sıra/hangi ata bineyim/benim derim kara' diye soruyordu langston hughes, kara bir çocuğun ağzından.
bundan 53 yıl önce bir gün rosa parks adlı siyah bir kadın, otobüste beyazlara yer vermeyi reddetti. o an, sivil direniş tarihinin şanlı bir sayfasını çevirdiğini bilmiyordu elbet. ama artık canına tak etmişti.
rosa parks'ın, insanlığın büyük bir utancına başkaldırışı, tarihi tesadüflere yazdırmayı seven pembe dizi tarihçileri tarafından heyecanlı bir hikayeye dönüştürüldü:
yaşlı bir terzi kadın, o gün çok yorgundu. siniri tepesindeydi. kalkmadı. buradan başladı siyah ayrımcılığına direniş. rosa anlatıyor:
"insanlar sürekli o gün yerimi yorgun olduğum için vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. fiziksel olarak yorgun değildim, ya da genelde bir işgünü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. yaşlı da değildim. bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir imge yaratıyor. 42 yaşındaydım. hayır, tek bir yorgunluğum vardı, pes etmekten yorulmuştum."
tarihe 'montgomery otobüsü olayı' olarak geçen bu dönüm noktasında yakılan bir kibrit ayrımcılığa direnenlerin yolunu aydınlatıyor hâlâ.
rosa parks, herhangi bir yaşlı işçi kadın değildi.
yoksul doğmuştu. babası marangoz, annesi öğretmendi. hayatı kendi ırkından, kendi sınıfından gelen milyonlarınki gibi bir engelli koşuydu. çoğu, açlıktan, itilip kakılmaktan, hastalıklardan, suç ve cezadan genç yaşında terk ederdi koşuyu. eşitlik ve demokrasi meşalesini kimselere kaptırmayan ülkesinde her ikisinden de beslenemeyecek durumdaydı. fırsatların eşitliği tok beyazlar içindi. büyükkanesiyle hastalanan annesine bakmak için eğitimini tamamlayamadı . anlatıyor:
"kölelikten 13 yıl sonra 1913'te doğdum. okumama izin veriliyordu, öğretmen olan annem çok küçük yaşta bana okumayı öğretti. ilkokulum küçük bir binaydı ve tüm çocuklar için tek öğretmen vardı. çoğu zaman ailelerin maddi gücü yetmediği takdirde kitap kalem gibi ihtiyaçlarınız karşılanmazdı. ama çocuklar paylaşmayı bilirdi."
1932 yılında raymond parks'la evlendi. hizmetçilik yaptı. eğitimini dışarıdan bitirdi. oy hakkını kazandı. eşiyle birlikte siyasete katıldı. 1943 yılında insan hakları hareketinin etkin bir üyesiydi.
o gün yerini beyazlara vermeyi reddeden rosa'nın yanına otobüsün şoförü geldi. kalkmazsa polis çağırıp kendisini tutuklatacağını söyledi. rosa'nın kılı kıpırdamadı: "istediğinizi yapabilirsiniz." rosa'nın tutuklanması, amerika'nın tarihinde geri dönüşü olmayan bir ayaklanma başlattı.
siyah örgütler bir araya geldi. martin luther king, rosa'nın direnişinin açtığı yolda büyüdü ilk. montgomery otobüs boykotu'nun sorumlusu seçildi. mücadeleye başlamanın tam sırasıydı. rosa, fitili ateşlemişti.
her sabah siyahlar işlerine yürüyerek ya da bisikletle gitmeye başladı. boykot, olağanüstü başarılı olmuştu. otobüs yolcularının yüzde 75'ini oluşturan siyahların otobüs boykotu otorite tarafından terörizmle suçlandı. yılmadılar. otobüs şirketleri zararla başa çıkamaz hale gelip daha fazla direnemediler. 382. günün sonunda otobüslerdaki ırk ayrımcılığı uygulamaları sona erdirilmişti.
dünyanın kapısı olan ve olmayan her yerine gelmişti sıra.
rosa, tutuklandıktan sonra işinden atıldı, montgomery'i terk etmek zorunda bırakıldı. ama yoldaşlarıyla birlikte coşkuyla sürdürdü hak mücadelesini. 1963 yılında martin luther king'in tarihin en ünlü metinlerinden biri olan 'bir rüyam var' konuşmasını yüz binlere dinletmesinin yolunu açan rosa'nın 'hayır' demesiydi.
ömrü boyunca genç siyah çocuklara, kapısını çalan herkese insan hakları mücadelesi eğitimi verdi. defalarca onurlandırıldı. 1990 yılında mandela'yı karşılayacak heyete davet edildi. mandela onu gördüğünde boynuna sarılarak, "hapiste olduğum sürece hep bana destek oldun" diyecekti.
öleli üç yıl oldu. rüyasının gerçekleştiğini göremedi elbet. belki torunları da tam olarak göremeyecek. ama rosa parks, rüyasını dile getirmişti bir kez. o rüyayı paylaşanlar çoğalıyor. bir gün. mutlaka.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com