bugün
- osuruktan şiirler22
- sarı torba8
- uğruna kavga edilmesini isteyen türk kızı10
- nasıl birisiniz6
- bebek katili öcalan5
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- bir yazarı savunmak7
- velvet27
- alttaki yazara motto ver4
- amedspor7
- israil'in lübnan da çatışmalara hazırlanması2
- her şeye sahip insan mutsuzluğu13
- arkadaşlar biraz beşiktaş'ı övebilir misiniz5
- sözlüğe her yeni gelen erko yazara yürümek6
- hayatın kuralları11
- saygıyı mı yoksa sevgiyi mi istersin6
- herkese pas veren kız barselonada oynasın12
- çalışmadan para kazanmak5
- sarı renkli şeker tarafından tehdit altındayım9
- mutlu ama uzak olsun5
- üsteki yazar ne düşünüyor tahmin et4
- kimsenin size söylemeyeceği bilmeniz gereken şey9
- özlediniz mi beni6
- 16 ağustos 2026 amedspor erzurumspor maçı6
- bazı olaylarda zall'ın sözlüğe intikal etmesi5
- evliliğin anlamı13
- serfoş yuzır3
- karı kıza para yedirir misiniz5
- geceye bir şarkı bırak11
- sözlükte kavga oldu hissi5
- seri gizli artı oy veren melek7
- mor semsiyeli yabanci8
- devletin eğitim tekelinin meşruiyeti2
- anın görüntüsü33
- sözlüğün bozulmamış hali2
- ye yağlıyı iç suyu dondurursa dondursun5
- nasıl zengin olunur3
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- ağzı sarımsak kokan biriyle öpüşmek5
- bir odanın düşündürdükleri2
- kürtsüz türkiye11
- erkeklerin gözdesi olan erkek3
- as maca'nın kızların gözdesi olması3
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı19
- fenerbahçe15
- yoğurt mayalamasını bilen erkek6
- o kızdan uzak dur diyen erkek4
- yazarlarda bana laf sokuldu mu paranoyası3
- porno entelektüelliği2
- türklere vize serbestisi4
Sylvain Chomet'nin, 1907-1982 yılları arasında yaşamış usta Fransız komedyen Jacques Tati'nin eski bir yazımından senaryolaştırdığı 2010 yapımı; sade, fakat içten içe çok görkemli olan 76 dakikalık animasyon çalışması (imdb notu, 7.6 civarlarında dolaşmakta). -şahsî kanaatime göre- bir animasyon filminin olmazsa olmazları; çizim kalitesi ve kaliteli kurgudur ki L'illusionniste bu iki kulvarda da ortalığın mına koyuyor. mekan ve bina çizimleri mis gibi kalite kokuyor. öte yandan, duygu ve düşünceler karakterlerin yüz ifadeleriyle muazzam bir şekilde aktarılıyor. o kadar ki; çok nadir geçen diyalogların yokluğu insanın canını zerre sıkmıyor. Tam bu aşamada seyirciyi uyarmakta fayda var. Şöyle ki; bu bir Fransız filmi. Yani, her filmde sevimli karakterler yaratmayı başaran Pixar ya da Walt Disney filmlerine benzemiyor. Kaşını çattığında çok sevimli olan bir Wall-E ya da sirkten kaçarken bizi de peşinden sürükleyen bir Bolt beklemeyin sakın ola! ha şunu da atlamayalım; filmde yakın plan namına bir şey göremeyeceksiniz. hemen hemen tüm planlar geniş açıyla sunuluyor. Ona göre şey yapalım, küfür olmasın sonra.
iki satır da hikaye ile ilgili yazayım;
Bizim Cem Yılmaz'ın Hokkabaz'ından da bildiğimiz üzere, hokkabazlık -yani sahnede türlü el çabukluklarıyla insanları eğlendirmek- gittikçe unutulan bir meslek. Bu yüzden de içinde tuhaf bir hüzün barındırıyor. bir de bunun üzerine Fransız'ın o melankolik dünya görüşü eklenince ortaya seyretmesi zevkli bir hikaye çıkıyor. (melankolik dediysek; duygu sömürüsüne kaçmayan usta bir dramatik örgü, temiz ve dokunaklı bir üslup yani. yanlış olmasın!)
--spoiler--
Film, yalnızca sihirbazın şahsi yalnızlığına kilitlenmiyor. Onun gibi gösteri sanatlarının çeşitli temsilcilerinin de kendi fanuslarındaki yaşam kavgalarına naif bir bakış atıyor. Sahip oldukları yeteneklerle varoluş gayreti içindeki bu insanların, değişen ekonomik ve sosyal koşullarda hayatlarını sürdürebilmek için yeterince para kazanamamaları, çevre tarafından sadece bir eğlence aracı olarak görülerek ciddiye alınmamaları, hatta horlanmaları da filmin aynı amaca hizmet eden çokyönlülüğünü güçlendiriyor. Bir palyaçonun sürekli aşağılanıp dövülerek intiharın eşiğine gelmesi, bir vantriloğun evladı gibi gördüğü kuklasını satmak zorunda kalması, akrobat kardeşlerin para için hünerlerini duvar boyamakta kullanmaları madalyonun karanlık yüzünü göstermeye yetiyor. Sihirbaz da tıpkı bu insanlar gibi zevk aldığı işten geçinmek durumunda kalmasından ötürü değişken şart ve beğenilerin kuru kalabalığında dik durmaya çalışıyor. Bir yandan sihirbaz, palyaço, akrobat, vantrilok, bir yandan da normal bir insan olmaya, insanca yaşamaya çalışmak onlar için güçleşiyor. Alt kimlikleri, kendi inandıkları ölçülere sığmamaya, gösteri dünyası ile gerçek dünya arasında sıkışmalar yaşamaya başlayınca sefaletle mücadele halindeki özlerine dönmek zorunda kalıyorlar. Sihirbaz için gerçek sihirbazlık, bir bakıma bu fikriyat içinde becerilerini sürdürmeye devam etmektir ki, yenilginin kabul edildiği noktada sihirbaz diye birisinin aslında olmadığını itiraf etmek kendisi için çok acıdır.
--spoiler--
Sylvain Chomet'nin harika çizimlerinin böyle hassas bir öyküyle birlikteliği, baştan sona saf, temiz, dokunaklı ve yer yer tebessüm ettiren bir sıcaklıkla aktarılıyor. Yağmurun, otel nostaljisinin, o otel odalarına sızan yanıp sönmekteki tabela ışıklarının, rüzgâr-gölge ilişkisinin estetik görkemi yanında, bir tencere çorbayı paylaşmanın, sihirbazın şapkasında yaşamaya alışmış bir tavşanı doğaya salmanın, değer verdiğiniz birine hediye sunmanın, ama bazen ona verilecek en anlamlı hediyenin onun hayatından çıkmak olabileceğinin hüznünü taşıyan bir film L'illusionniste. Zaten neresinden tutarsanız tutun, elinizde bir tek o hüznün kalacağı güzellikte.
fragman gözlerinizden öper; https://www.youtube.com/watch?v=N6l3BdVwv9k
Sonrası iyilik, sonrası güzellik. iyi seyirler.
iki satır da hikaye ile ilgili yazayım;
Bizim Cem Yılmaz'ın Hokkabaz'ından da bildiğimiz üzere, hokkabazlık -yani sahnede türlü el çabukluklarıyla insanları eğlendirmek- gittikçe unutulan bir meslek. Bu yüzden de içinde tuhaf bir hüzün barındırıyor. bir de bunun üzerine Fransız'ın o melankolik dünya görüşü eklenince ortaya seyretmesi zevkli bir hikaye çıkıyor. (melankolik dediysek; duygu sömürüsüne kaçmayan usta bir dramatik örgü, temiz ve dokunaklı bir üslup yani. yanlış olmasın!)
--spoiler--
Film, yalnızca sihirbazın şahsi yalnızlığına kilitlenmiyor. Onun gibi gösteri sanatlarının çeşitli temsilcilerinin de kendi fanuslarındaki yaşam kavgalarına naif bir bakış atıyor. Sahip oldukları yeteneklerle varoluş gayreti içindeki bu insanların, değişen ekonomik ve sosyal koşullarda hayatlarını sürdürebilmek için yeterince para kazanamamaları, çevre tarafından sadece bir eğlence aracı olarak görülerek ciddiye alınmamaları, hatta horlanmaları da filmin aynı amaca hizmet eden çokyönlülüğünü güçlendiriyor. Bir palyaçonun sürekli aşağılanıp dövülerek intiharın eşiğine gelmesi, bir vantriloğun evladı gibi gördüğü kuklasını satmak zorunda kalması, akrobat kardeşlerin para için hünerlerini duvar boyamakta kullanmaları madalyonun karanlık yüzünü göstermeye yetiyor. Sihirbaz da tıpkı bu insanlar gibi zevk aldığı işten geçinmek durumunda kalmasından ötürü değişken şart ve beğenilerin kuru kalabalığında dik durmaya çalışıyor. Bir yandan sihirbaz, palyaço, akrobat, vantrilok, bir yandan da normal bir insan olmaya, insanca yaşamaya çalışmak onlar için güçleşiyor. Alt kimlikleri, kendi inandıkları ölçülere sığmamaya, gösteri dünyası ile gerçek dünya arasında sıkışmalar yaşamaya başlayınca sefaletle mücadele halindeki özlerine dönmek zorunda kalıyorlar. Sihirbaz için gerçek sihirbazlık, bir bakıma bu fikriyat içinde becerilerini sürdürmeye devam etmektir ki, yenilginin kabul edildiği noktada sihirbaz diye birisinin aslında olmadığını itiraf etmek kendisi için çok acıdır.
--spoiler--
Sylvain Chomet'nin harika çizimlerinin böyle hassas bir öyküyle birlikteliği, baştan sona saf, temiz, dokunaklı ve yer yer tebessüm ettiren bir sıcaklıkla aktarılıyor. Yağmurun, otel nostaljisinin, o otel odalarına sızan yanıp sönmekteki tabela ışıklarının, rüzgâr-gölge ilişkisinin estetik görkemi yanında, bir tencere çorbayı paylaşmanın, sihirbazın şapkasında yaşamaya alışmış bir tavşanı doğaya salmanın, değer verdiğiniz birine hediye sunmanın, ama bazen ona verilecek en anlamlı hediyenin onun hayatından çıkmak olabileceğinin hüznünü taşıyan bir film L'illusionniste. Zaten neresinden tutarsanız tutun, elinizde bir tek o hüznün kalacağı güzellikte.
fragman gözlerinizden öper; https://www.youtube.com/watch?v=N6l3BdVwv9k
Sonrası iyilik, sonrası güzellik. iyi seyirler.
şiirsel bir anlatıma, diyaloglara muhtaç olmadan yüreğe dokunan bir nahifliğe sahip, özgün bir animasyondur. bilhassa illüzyonist'in tavşanı ile vedalaştıktan sonra kameranın arka planda yer alan hafif müzikle adeta dans ederek yükselmesi, tarif edilemeyecek hisler uyandırır. bu film yalnızca, defter yapraklarının pencereden süzülen rüzgarla uçuşurken, duvarda oluşturduğu yansımaları için bile izlenmelidir. acı da olsa şu gerçeği anlatır: sihir diye birşey yoktur. sadece emek ve fedakarlık vardır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar