bugün
- friedrich hegel la bi cay icek13
- yazarların favori giyim markası8
- sekiz aydır masturbasyon yapmıyor olmak7
- velvet57
- insan olmaya ceyrek kala15
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar5
- bilinçaltı algılama6
- mohamed salah ghaly3
- sigara içmeyi bırakmak istememek8
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- evde soğuk kahve yapımı7
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı8
- 2026 ekonomik krizi16
- erotik şiir4
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak6
- migros'a sorulacak tek soru23
- kadınları aşağılamanın moda olması7
- yalnızlıkla sevişmek5
- hayattaki en değerli şeyler5
- aleksey batrakov28
- sana ihtiyacımız olmaz diyen akraba3
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry8
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- arkadaşlarla bir anda nepal'e gitmek4
- victor osimhen20
- akıl3
- sınıfın en güzel kızı4
- hurdacıya gidiyorum7
- kavgada söylenen tehdit cümleleri3
- yoga2
- osuruktan şiirler60
- bir erkeğe en çok yakışan şey2
- ioçk silik yesin kampanyası6
- tombul efes3
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- enayimiknatisii6
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- sokrates in bilgi doğuştan gelir demesi3
- tostumu yaptım11
- arkadaşlar sözlük hesabımı siliyorum3
- g i l d e d l i l y16
- mutlu ama uzak olsun birader3
- ioçk'un arto'ya benzemesi5
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- arkadaşlar veto ne demek8
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı2
- merve2
- yolcudurgider3
kanımca ukteyi veren arkadaş pek hızlı yazdı valetin değil valentin dir soyadı ama nedense falentin diye okunması gerekirken ısrarla valentin diye okunan yazar.
bir dil üstadıdır. eserlerini okumak alman dilininin hiç keşfetmediğiniz kelime havuzunda yüzmeye benzer. bulmaca çözer gibi çözebilirsiniz ne demek istediğini. yeri gelir gramer tanımaz, yeri gelir 1 sayfalık tamamen doğru gramerli cümleler kurar. diline sinmiş ilginç bir komedi unsuru vardır.
hani amadeus filminde mozart'ın bir eserini ilk defa gören salieri yıllar sonra o günü anlatırken odasına gelen rahibe " on the page it looked nothing. the beginning simple, almost comic. just a pulse" der ya valentin de aynen öyledir.
genelde bizim mecaz-ı mürsel dediğimiz söz sanatıyla dalga geçer. tabi ki 1. kattan 2. kata bir merdiven çıkar lafı özünde saçmadır. çünkü merdivenin bir yere çıktığı yoktur ama öyle söylenegelir. valentin böyle kullanımları alır, evir çevirir, abartır, büyütür gözümüze gözümüze sokar.
narrenrede 'nin başlangıcında zaten der ki: " modern bir ressam nasıl resim yapıyorsa modern yazar da öyle yazabilmeli." valentini en iyi özetleyen cümledir kanımca.
ayrıca diyaloglarında bir amaç yoktur. yani iki kişinin bir diyalog yoluyla illa da anlaşması gerekmediğini düşünür. sorular ve cevaplar havada kalır. neden her diyalogun bir sonucu olmalıdır ki zaten? hayatta her diyalogun bir kesin sonucu yok ki yazıda da olsun? absürdlüğün sınırlarını zorlar valentin bu tür kısa diyaloglarla.
önemsiz hatta sıkıcı gibi gözüken bir yazıda 2 kelime sizi koparır sandalyeden düşebilirsiniz. öyle baştan sona gülüp eğleneceğiniz bir yazar değildir. hatta zaman zaman sıkıcı bile gelir. yazmayı sevdiğini de zannetmiyorum. gayet doğaldır güldürmek istemezse güldürmez. durup durup anlık mizah patlamaları yaşayacağınız bir yazardır. her an o anki yazının karakteri bir nalbura gidip metre satın alıp elinde o metreyle başka bir nalbura girip başka bir metre alıp ilk aldığı metrenin 1 m olup olmadığını ölçebilir. şaşırmayınız.
zum beispiel:
-- bir mektupta annesinden "meine damalige mutter als ich geboren wurde" (doğduğum zamanki annem) diye bahsedebilir. ya da bir trenden "yeni doğmuş tren" diye bahsedebilir ve gerçekten treninin doğduğunu ima ediyordur. (belki de etmiyordur)
-- bir öyküsünde, kısa oyununda her an şu mesleklere sahip insanlara rastlayabilirsiniz: hidrojen doğramacı, fıtık kontrolörü, deprem koleksiyonucusu, düşmana uyku tozu atan topçu eri, yağmur damlası sayan adam, muhabbet tellalı ( hayır pezevenk anlamında degil cidden iki kişinin sohbetini yöneten kişi, gerçi şimdi açık oturum düzenleyenler bu komik mesleğe dahil oluyor)
--
lehrer: was ist ein fremder?
valentin: fleisch, gemüse, obst, mehlspeisen u.s.w.
lehrer: nein, nein nicht was er ist, will ich wissen , sondern wie er ist?
--
ayrıca almanca'ya şöyle bir kelime katmıştır: (tek başına sözlükte başlık olarak açılamıyor)
"nasentröpferlauffangungsundheruntertropfverhütüngsapparat"
dialoglarındaki kişiler ilginçtir. genelde isim olmaz, a kişisi ile b kişisi, er ile sie, he ile she konuşur. arada kendini koyar a nın yerine, b için de bir başkasını.
nasıl zuschauer, zuhörer varsa yani bakmakla görmek arasında, duymakla işitmek arasında bariz bir fark varsa, leser ile zuleser arasında da böyle bir fark var der. yani okuyanla gerçekten okuduğunun bilincinde olup okuyan insan. türkçeye çevirmesi manasız gibi durabilir tabi. ama valentin işte almancadan başka bir dile çevirelemeyecek şeyler yazmış.
yalnızca schriftsteller değil aynı zamanda wortsteller olarak görmek lazım valentini.
rastladığım ilk almanca müteşair örneğini de valentin vermiştir:
expressionismus
kanapee glüht meersfreiheit,
lippen blau aus abendbrot,
stille nacht in mermalade
edle kunst, behüt dich gott.
ayrıca araştırmacı yazarlık yapıp doğduğu evi bulduk haritadan. bir ara gidip tavaf etmek isteyenler için:
http://maps.google.com/.....0.001373&t=h&z=20
ve son olarak valentin okuyacaklar için ufak bir sözlük:
dös : das
scho: schön
net: nicht
s' : sie
a : ein
i: ich
zsamm: zusammen
könna: können
zwo: zwei
bir dil üstadıdır. eserlerini okumak alman dilininin hiç keşfetmediğiniz kelime havuzunda yüzmeye benzer. bulmaca çözer gibi çözebilirsiniz ne demek istediğini. yeri gelir gramer tanımaz, yeri gelir 1 sayfalık tamamen doğru gramerli cümleler kurar. diline sinmiş ilginç bir komedi unsuru vardır.
hani amadeus filminde mozart'ın bir eserini ilk defa gören salieri yıllar sonra o günü anlatırken odasına gelen rahibe " on the page it looked nothing. the beginning simple, almost comic. just a pulse" der ya valentin de aynen öyledir.
genelde bizim mecaz-ı mürsel dediğimiz söz sanatıyla dalga geçer. tabi ki 1. kattan 2. kata bir merdiven çıkar lafı özünde saçmadır. çünkü merdivenin bir yere çıktığı yoktur ama öyle söylenegelir. valentin böyle kullanımları alır, evir çevirir, abartır, büyütür gözümüze gözümüze sokar.
narrenrede 'nin başlangıcında zaten der ki: " modern bir ressam nasıl resim yapıyorsa modern yazar da öyle yazabilmeli." valentini en iyi özetleyen cümledir kanımca.
ayrıca diyaloglarında bir amaç yoktur. yani iki kişinin bir diyalog yoluyla illa da anlaşması gerekmediğini düşünür. sorular ve cevaplar havada kalır. neden her diyalogun bir sonucu olmalıdır ki zaten? hayatta her diyalogun bir kesin sonucu yok ki yazıda da olsun? absürdlüğün sınırlarını zorlar valentin bu tür kısa diyaloglarla.
önemsiz hatta sıkıcı gibi gözüken bir yazıda 2 kelime sizi koparır sandalyeden düşebilirsiniz. öyle baştan sona gülüp eğleneceğiniz bir yazar değildir. hatta zaman zaman sıkıcı bile gelir. yazmayı sevdiğini de zannetmiyorum. gayet doğaldır güldürmek istemezse güldürmez. durup durup anlık mizah patlamaları yaşayacağınız bir yazardır. her an o anki yazının karakteri bir nalbura gidip metre satın alıp elinde o metreyle başka bir nalbura girip başka bir metre alıp ilk aldığı metrenin 1 m olup olmadığını ölçebilir. şaşırmayınız.
zum beispiel:
-- bir mektupta annesinden "meine damalige mutter als ich geboren wurde" (doğduğum zamanki annem) diye bahsedebilir. ya da bir trenden "yeni doğmuş tren" diye bahsedebilir ve gerçekten treninin doğduğunu ima ediyordur. (belki de etmiyordur)
-- bir öyküsünde, kısa oyununda her an şu mesleklere sahip insanlara rastlayabilirsiniz: hidrojen doğramacı, fıtık kontrolörü, deprem koleksiyonucusu, düşmana uyku tozu atan topçu eri, yağmur damlası sayan adam, muhabbet tellalı ( hayır pezevenk anlamında degil cidden iki kişinin sohbetini yöneten kişi, gerçi şimdi açık oturum düzenleyenler bu komik mesleğe dahil oluyor)
--
lehrer: was ist ein fremder?
valentin: fleisch, gemüse, obst, mehlspeisen u.s.w.
lehrer: nein, nein nicht was er ist, will ich wissen , sondern wie er ist?
--
ayrıca almanca'ya şöyle bir kelime katmıştır: (tek başına sözlükte başlık olarak açılamıyor)
"nasentröpferlauffangungsundheruntertropfverhütüngsapparat"
dialoglarındaki kişiler ilginçtir. genelde isim olmaz, a kişisi ile b kişisi, er ile sie, he ile she konuşur. arada kendini koyar a nın yerine, b için de bir başkasını.
nasıl zuschauer, zuhörer varsa yani bakmakla görmek arasında, duymakla işitmek arasında bariz bir fark varsa, leser ile zuleser arasında da böyle bir fark var der. yani okuyanla gerçekten okuduğunun bilincinde olup okuyan insan. türkçeye çevirmesi manasız gibi durabilir tabi. ama valentin işte almancadan başka bir dile çevirelemeyecek şeyler yazmış.
yalnızca schriftsteller değil aynı zamanda wortsteller olarak görmek lazım valentini.
rastladığım ilk almanca müteşair örneğini de valentin vermiştir:
expressionismus
kanapee glüht meersfreiheit,
lippen blau aus abendbrot,
stille nacht in mermalade
edle kunst, behüt dich gott.
ayrıca araştırmacı yazarlık yapıp doğduğu evi bulduk haritadan. bir ara gidip tavaf etmek isteyenler için:
http://maps.google.com/.....0.001373&t=h&z=20
ve son olarak valentin okuyacaklar için ufak bir sözlük:
dös : das
scho: schön
net: nicht
s' : sie
a : ein
i: ich
zsamm: zusammen
könna: können
zwo: zwei
Gündemdeki Haberler