1. 1.
    yonca evcimik'in 1998 tatlı kaçık albümünden bir sezen aksu şarkısı
    türkçe şarkılarda techno öncülerindendir.sözleri;

    aldandım canım yandı acıttım
    aldattım pişman oldum dagıttım
    bin tövbe bin yemin bozdum yine
    ah aşka doydum doydum acıktım

    gün oldu ölesiye seviştim
    gün oldu kiyasiya dövüştüm
    gün geldi küstüm bütün dünyaya
    bin defa kalktım bin defa düstüm

    günaha davet ettim gelmeyen olmadi
    sevda suclusuyum cezam dolmadi
    yürüdüm yalniz yürüdüm kalabalik yollarda
    acidan öldüm kalbim hala sogumadi

    ask ey ask götür beni
    tut yoldan cikar beni
    ask ey ask götür beni
    ben seni sevdim seni
    ... pislikabidesi
  2. 2.
    ne zamandır planladığımız hayalimiz gerçek oluyordu sonunda. iskelenin kapısından geçmiş, unkapanı'ndan kalkan feribottaki koltuklarımıza gömülmüştük. feribot tıpkı sevdiğimiz bir insandı şimdi. yunus balıkları nasıl sallanırsa, hoş görünelim diye burun uçlarında nasıl deniztopları çevirirse, feribotta, tıpkı yunus gibi, bize kendini beğendirmek ister gibi, dalgalı denizin üzerinde seke seke gidiyordu.
    herşeyi almıştık yanımıza. deniz yatağı, can simidi, yedek şortlar... bir dolu da paramız vardı. bütün tatil boyunca istediğimiz kadar yiyebilirdik, bim'den alışveriş yapardık, geceleri bütün diskotekleri dolaşırdık, genç kızlarla sürtüne sürtüne dans ederdik, hatta yaşça bizden büyük kadınların rakılarına meze olurduk. sırf eğlenelim diye yapardık da bunları o zaman bile paramız bitmezdi. bütün yıl çalışnış, bu tatilde kafayı dağıtalım diye yememiş içmemiş para arttırmıştık. hayallerimiz vardı gerçekleştireceğimiz.

    yolculuk rahat geçmişti. hiç kusmadım. tek derdim, parmak arası terlikler giymiş güzel hatunlardan en azından bir tanesinin telefon numarasını almak oldu. dikkatlerini çekerim diye şaklabanlıklar ettim de hiçbiri ilgilenmedi. oturduğumuz 3 lü koltukta yanımda bir adam vardı takım elbiseli. hali vakti yerinde bir adam olduğu belliydi. kızlardan yüz bulamayınca onunla bile konuşmayı düşünmüştüm ama o da çok havalı gözüktü gözüme. okuyup deri çantasının içine sokuşturduğu gazetesini bir an isteyecektim de vazgeçtim. iyi ki istememişim.

    arkadaşım uyudu tabi. her yolculuktaki gibi başını bir kere vurdu, yolculuk bitene kadar kaldırmadı. şükür, yolculuk bitti de iki çift laf edebilme imkanı bulduk tekrardan. iskeleye çıktık, "yer lazım mı abi?" diye yanımıza üşüşenleri uzaklaştırdık, önceden telefonla ayarladığımız pansiyona ulaşana kadar konuştukça konuştuk. konuştukça ben iştahlandım tabi. eğleniyorduk, yüzümüz gülüyordu. sonuçta, ikimizde, açık konuşmak gerekirse türkiye'deki abazan gençleri temsil ediyorduk. yani mutsuzları. eşek kadar olmuş, bir baltaya sap olamamıştık. ortaokul, lise'de, iş hayatında, konu komşuda, mahallede, yakın arkadaşın arkadaşlarında bir dolu arkadaşımız olmuştu da hiçbiri ile sevişmek nasip olmamıştı. sürekli elimizi tükürükleyerek, penisimizi sabunlayıp zevkin o yalancı doruklarına yolculuklara çıkarken, elle tutulur, kalçaları okşanabilecek, iki göğüsü tek avuç arasına kıstırılabilecek kızlar arıyorduk. çünkü biliyorduk ki sürekli ikamet ettiğin bir yerde cinsellik dizginlerinden çekiştirilen doru bir attır, ve atın, koca aletine göz kulak olmak gerekir. öğrendiğimize göre, kızlar ve erkekler kesin çizgilerle birbirlerinden uzaklaştırılmalı, fazla yan yana getirilmemeliydi. sıkıcı hayatımıza günah girmemeliydi. hepimiz yaz tatillerinde kuran kursuna gönderilen çocuklar olarak büyütüldük. babalarımız rakı sofrasında kadeh tokuştururken bizler arkadaşlarımızla odamıza kapanıp misket oynadık. sevdiğimiz kızlar, ev temizliğinde annelerine yardım ederek büyütüldü. kem gözler şiş geçirmesin diye sokağa salınmadı bizden uzak tutuldular. sürekli erkeklere dikkat etmeleri tembihlendi. bir çok erkeğin sapık ruhlu olduğundan bahsedildi. başımızdaki herifte destekledi tabi bunları. toplum da onayladı. bir sevgilimiz olmadı ki el ele tutuşup sokağa çıkalım, bir kafeye gidip çay içelim. analarımızdan babalarımızdan korktuk.ağzındaki purosuyla son açtığı fabrikanın günlük ne kadar iş çıkardığını anlatan fabrikatörü seyrettik televizyonda. mit soruşturmaları çerçevesinde gözaltında tutulan gazetecilerin sonunu takip ettik televizyonlardan. herkes, yılbaşında gezmeye gidiyor ne güzel, biz ise evde tombala oynuyoruz dedik herkesin bizim yaptığımızın aynısını yaptığını bilmeyerek.

    pansiyonda oda kiraladık. pansiyonumuz, taraçanın önündeki plastik sandalyelere götü yaymış, ağzı iyi dedikodu yapan, - kim nerede ne yapıyordu- kocakarılarla doluydu. sanki bizim oradan gelmişlerdi. nasıl canım sıkıldı onları görünce. bir de kocaları ile tanışınca iyice keyfim kaçtı. hani 60 yaşına gelse de hala "hangi partiye oy vereyim ki?" diye düşünen kaçıklar var ya tıpkı onlara benziyorlar. konuşuyorlar da konuşuyorlar: şükürler olsun ki çocuklarını büyütmüşler, çocukları aslan gibi olmuş, bize bakacaklar diye büyütmüşler o kadar. "boşuna mı? sen bana bakmayacaksan ben seni doğurup ne diye o kadar masraf yapayım. yaşlılığımın keyfini süreceğim. sen eşek gibi çalışıp bana bakacaksın, ben de rahat rahat ölümümü karşılayacağım. evlat- ebeveyn ilişkisi böyle yürüyor bu zamanda."

    yine de bunları görmüş olsam da evden uzaklaştım ya, belki de en çok buna seviniyorum. herkes birbirine bakınıyor evde. herkes huzursuz. sebebi belli olmayan bir huzursuzluk işte. bir tekimiz bile istediği gibi yaşayamamış.

    şehir pis. trafik kalabalık. az çekmedim bundan. eve gideceğim derim, iş yerindeki stresten kurtulacağım, yatağıma yatacağım. ama lanet trafik bir türlü bitmez. kaldırımlar işportacılar ile doludur. onları seyrederim, zaman geçer dersin, olmaz. yoluma tezgahına açmıştır pis herif; bahanesi de para kazanmasıdır. don satarlar, korsan kitap satarlar, abajurlar, oda lambaları satarlar. onlar para kazanmanın derdine düşmüşken bizde ayaklarımızı basabileceğimiz bir yer arar dururuz.

    bu sebeplerden uzaklara gitmek istedik işte. keyfimize göre hareket edebileceğimiz bir tatil yeri aradık. tabiki de avsa'ydı aradığımız yer. balıkesir'de bir ada. marmara adasını geçince karşına çıkıyor. çok methini duyduk, günah işleyebilmek için çok ideal bir yer olduğunu duyduk. ne uygun adım yürüyen askerle vardı burada, ne sıracılık. hiçbirşey yoktu. herşey istediğimiz gibiydi. hele eşyalarımızı bir odamıza yerleştirelim. ilk günahımızı işlemeye tanz diskotek'e gideceğiz.
    1 ... zinani
  3. 3.
    zaten günah metafiziksel bir kavramdır.
    inanan vardır inanmayan vardır. yukardaki ifadeler bu tür bir ''günah'' inancı olan insanlarla ilgilidir. böyle bir kavramın varlığını kabul etmeyenler için geçerli olmayan bir kavram olduğu için günaha davetti yorumlamak imkansızdır..
    ... geluta zado
  4. 4.
    gunahkar bir gulumseyisle gelir..
    ... nevergonnabe..
  5. 5.
    aşk lazım aşk aşk olarak da bilinen yonca evcimik 45liği.
    ... taharetmuslugu
  6. 6.
    (bkz: a bronx tale)
    1 ... air20
  7. 7.
    (bkz: şeytanın fısıldadıkları)
    1 ... zargana
  8. 8.
    (bkz: gunaha davet ettim gelmeyen olmadi)
    ... seytanin fisildadiklari