bugün
- sözlüğün yeni tasarımı11
- yeraltı varlıkları7
- mehmet şimşek5
- beyaz ekmek yemenin varoşluk olması11
- iran'ın tdt ne katılmak istemesi4
- iyi menemenin sırrı13
- ucanpembekoala7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı88
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu35
- fatma betül sayan kaya6
- muslettin amca19
- pankek8
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- sözlüğe ne oldu3
- iyi saksafon çalarım diyen kız7
- üşüyerek yatağa girip yavaşça ısınmak6
- aşk karın doyurmuyor diyen kız9
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye4
- yemek yapmayı bilmeyen kızı istemem diyen erkek9
- aşk bir yemek olsaydı8
- michael myers2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- kendimi intihar edeceğim2
- üniversite yıllarını özlemek4
- hangi yemek nerede yenir4
- karpuzcu libos panda2
- mısır ekmeği2
- recep tayyip erdoğan2
- chp'nin türkiye'yi sosyal devlet yapmak istemesi2
- gece yolculuğu2
- dingiringi ringi ringi dingiringi ringi ringi3
- şaka maka 7 yıllık yazar olmak3
- hayatın anlamı ne3
- caligula'nın korkusu5
- kum dökmek4
- bira ile aspirin icmek2
- paraya önem verip tutumluluk yapan kız4
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı8
- kırkayakların ayaklanması2
- yahudiye3
- ataşehir de rastgele ateş açılması4
- 5 kasım 2026 trabzonspor freiburg maçı4
- olmayınca olmaması4
- gülşen in memeleri14
- afyonkarahisar da iki araçta 5 kişinin öldürülmesi6
- caaahill diyerek tokadı yapıştırmak5
- futbol15
- saatin daha on olması3
- geceye bir şiir bırak3
- yeni parti6
eylül 2009 - ocak 2011 tarihleri arasında öğrencisi olup 1. sınıftayken bıraktığım okul...
sıhhiye'de otobüsten iner, cemal gürsel caddesi'ne kadar yürürdüm. yüksek ihtisas - hacettepe tıp - kurtuluş parkı gibi güzergah izlerdim her gün. hastaneye gelmiş benzi mum gibi insanlarla ve sincan-kayaş banliyö treninin kurtuluş durağının yanındaki parkta şarap ve efes extra içen göbekli, sarı bıyıklı adamlarla göz göze gelirdim her gün. okulun ilk ayında liseden beri görmediğim ankara hukuk'ta okuyan arkadaşıma aşık olmuş ve geri kalan tüm karanlıkları, karamsarlıkları, kirli binaları, çamurlu kaldırımları kendime meze yapmıştım. bunları ben kendim yaratmıştım. ayağım bu güzergahı kat ediyordu ancak zihnim sadece bir noktaya çivilenmiş olurdu bu yol esnasında: "acaba kurtuluş metro çıkışında onu görebilecek miyim?"
çoğu kez göremezdim. ancak şimdi yeni yeni fark ediyorum da o heyecanın bile tadı güzelmiş. o kendini soyutlamanın, o katıksız ketumiyetin; zihinde yazılan, kurgulanan, çekilen, yönetilen ve koca sinema salonunda tek başına izlenen o filmin tadını başka hiçbir şeyde bulamayacakmışım. acının, umutsuzluğun, heyecanın, kederin, neşenin en saf halini yaşamışım meğer ben o yol boyunca.
geçebir arkadaşıma transkript almak için uzun zaman sonra yolum tekrar mülkiye'ye düştü. o koku hiç değişmemiş. ahşap, eski kumaş, ağaç ve sigara kokusunun karışımı adeta. ilk saniyeden o günlere geri döndüm. fotokopi sırasındaki gençler, parkalı-sakallı çikin oğlanlar, keçiören gülleri, şiir gibi kızlar, batak oynayan geyik tayfası, bilgisayar odasında ahmet hakan okuyanlar, 1987'den kalma mobilyalarıyla ilgisiz öğrenci işleri memurları, anadolu'dan gelip gene kendi gibi insanlarla arkadaşlık kuran yatay çizgili kazaklı hüseyinler, mehmet aliler, buraklar...
her şey nasıl bıraktıysam öyle kalmış.
bir tek ben değişmişim. o katıksız üzüntü, umutsuzluk, heyecan, neşe, usanç, mutluluk (ihtimali), acı, kalbin kumlu kan pompalamasıyla oluşan o kalp ağrısı... hiçbiri yok artık. çamurlu, flu, bulanık, ne bok olduğunu anlamadığım lezzetsiz hisler bütününe dönüşmüşüm bu sürede. ne acı.
kime ne anlatabilirsin ki?
sıhhiye'de otobüsten iner, cemal gürsel caddesi'ne kadar yürürdüm. yüksek ihtisas - hacettepe tıp - kurtuluş parkı gibi güzergah izlerdim her gün. hastaneye gelmiş benzi mum gibi insanlarla ve sincan-kayaş banliyö treninin kurtuluş durağının yanındaki parkta şarap ve efes extra içen göbekli, sarı bıyıklı adamlarla göz göze gelirdim her gün. okulun ilk ayında liseden beri görmediğim ankara hukuk'ta okuyan arkadaşıma aşık olmuş ve geri kalan tüm karanlıkları, karamsarlıkları, kirli binaları, çamurlu kaldırımları kendime meze yapmıştım. bunları ben kendim yaratmıştım. ayağım bu güzergahı kat ediyordu ancak zihnim sadece bir noktaya çivilenmiş olurdu bu yol esnasında: "acaba kurtuluş metro çıkışında onu görebilecek miyim?"
çoğu kez göremezdim. ancak şimdi yeni yeni fark ediyorum da o heyecanın bile tadı güzelmiş. o kendini soyutlamanın, o katıksız ketumiyetin; zihinde yazılan, kurgulanan, çekilen, yönetilen ve koca sinema salonunda tek başına izlenen o filmin tadını başka hiçbir şeyde bulamayacakmışım. acının, umutsuzluğun, heyecanın, kederin, neşenin en saf halini yaşamışım meğer ben o yol boyunca.
geçebir arkadaşıma transkript almak için uzun zaman sonra yolum tekrar mülkiye'ye düştü. o koku hiç değişmemiş. ahşap, eski kumaş, ağaç ve sigara kokusunun karışımı adeta. ilk saniyeden o günlere geri döndüm. fotokopi sırasındaki gençler, parkalı-sakallı çikin oğlanlar, keçiören gülleri, şiir gibi kızlar, batak oynayan geyik tayfası, bilgisayar odasında ahmet hakan okuyanlar, 1987'den kalma mobilyalarıyla ilgisiz öğrenci işleri memurları, anadolu'dan gelip gene kendi gibi insanlarla arkadaşlık kuran yatay çizgili kazaklı hüseyinler, mehmet aliler, buraklar...
her şey nasıl bıraktıysam öyle kalmış.
bir tek ben değişmişim. o katıksız üzüntü, umutsuzluk, heyecan, neşe, usanç, mutluluk (ihtimali), acı, kalbin kumlu kan pompalamasıyla oluşan o kalp ağrısı... hiçbiri yok artık. çamurlu, flu, bulanık, ne bok olduğunu anlamadığım lezzetsiz hisler bütününe dönüşmüşüm bu sürede. ne acı.
kime ne anlatabilirsin ki?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar