bugün
- kadınların bir erkekte aradığı kriterler14
- messi vs maradona5
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız20
- mezun olunan okula yıllar sonra tekrar gitmek9
- gs renklerini birleştirince altın mı çıkar5
- sözlükçülerin en iyi 5 roman listesi15
- 2026 dünya kupası30
- yazarların hayatlarının 1 yılını satacakları fiyat11
- sersem herif14
- kant'ın ahlak yasası ve günlük hayat6
- izlenilen ilk yabancı dizi12
- sözlükte sizi kim tanıyor16
- upuzun saçlarını kısacık kestiren kız5
- göksel ve teoman evlenseydi ne olurdu3
- sevgiliyle film izlemek için sinema kapatan erkek4
- inanmıyorsanız bari saygı duyun6
- kiraz cicegi kolonyasi44
- ateist3
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler7
- yaprak yiyen kadın4
- allah olsanız yazacağınız kitabın ismi ne olurdu10
- avrupa birliği4
- meyveli soda içen erkek2
- aynı anda üç kızla gezmek5
- örümcek adamın siyah simbiyot kostümünü giymek2
- çirkin kadını güzel gösteren şeyler4
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı24
- gavurun kızı6
- deniz göktaş'ın proje olması2
- magnum4
- mehmet okuyan12
- fas13
- alttaki yazarın gerçek adını tahmin etme4
- fransa10
- kim kimin fakesi10
- berat albayrak döneminde atılan enerji tohumları2
- sözlük erkeklerinin kurabiyeleri9
- bir messi değil2
- zall'a yazdığım mesaj7
- askeri ücretle erdoğanı savunan tip11
- lise arkadaşları4
- en saçma deyim ve atasözleri2
- aşkom diyen erkek4
- 10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı10
- lesley ugochukwu2
- en son ne zaman çaylak oldunuz3
- yapay zeka ile sohbet ederken duyulan garip his4
- futbol22
- s 400 lerin satılması iddiasına rusya'dan yanıt2
- sözlükte ciddi konuların konuşulmaması6
eylül 2009 - ocak 2011 tarihleri arasında öğrencisi olup 1. sınıftayken bıraktığım okul...
sıhhiye'de otobüsten iner, cemal gürsel caddesi'ne kadar yürürdüm. yüksek ihtisas - hacettepe tıp - kurtuluş parkı gibi güzergah izlerdim her gün. hastaneye gelmiş benzi mum gibi insanlarla ve sincan-kayaş banliyö treninin kurtuluş durağının yanındaki parkta şarap ve efes extra içen göbekli, sarı bıyıklı adamlarla göz göze gelirdim her gün. okulun ilk ayında liseden beri görmediğim ankara hukuk'ta okuyan arkadaşıma aşık olmuş ve geri kalan tüm karanlıkları, karamsarlıkları, kirli binaları, çamurlu kaldırımları kendime meze yapmıştım. bunları ben kendim yaratmıştım. ayağım bu güzergahı kat ediyordu ancak zihnim sadece bir noktaya çivilenmiş olurdu bu yol esnasında: "acaba kurtuluş metro çıkışında onu görebilecek miyim?"
çoğu kez göremezdim. ancak şimdi yeni yeni fark ediyorum da o heyecanın bile tadı güzelmiş. o kendini soyutlamanın, o katıksız ketumiyetin; zihinde yazılan, kurgulanan, çekilen, yönetilen ve koca sinema salonunda tek başına izlenen o filmin tadını başka hiçbir şeyde bulamayacakmışım. acının, umutsuzluğun, heyecanın, kederin, neşenin en saf halini yaşamışım meğer ben o yol boyunca.
geçebir arkadaşıma transkript almak için uzun zaman sonra yolum tekrar mülkiye'ye düştü. o koku hiç değişmemiş. ahşap, eski kumaş, ağaç ve sigara kokusunun karışımı adeta. ilk saniyeden o günlere geri döndüm. fotokopi sırasındaki gençler, parkalı-sakallı çikin oğlanlar, keçiören gülleri, şiir gibi kızlar, batak oynayan geyik tayfası, bilgisayar odasında ahmet hakan okuyanlar, 1987'den kalma mobilyalarıyla ilgisiz öğrenci işleri memurları, anadolu'dan gelip gene kendi gibi insanlarla arkadaşlık kuran yatay çizgili kazaklı hüseyinler, mehmet aliler, buraklar...
her şey nasıl bıraktıysam öyle kalmış.
bir tek ben değişmişim. o katıksız üzüntü, umutsuzluk, heyecan, neşe, usanç, mutluluk (ihtimali), acı, kalbin kumlu kan pompalamasıyla oluşan o kalp ağrısı... hiçbiri yok artık. çamurlu, flu, bulanık, ne bok olduğunu anlamadığım lezzetsiz hisler bütününe dönüşmüşüm bu sürede. ne acı.
kime ne anlatabilirsin ki?
sıhhiye'de otobüsten iner, cemal gürsel caddesi'ne kadar yürürdüm. yüksek ihtisas - hacettepe tıp - kurtuluş parkı gibi güzergah izlerdim her gün. hastaneye gelmiş benzi mum gibi insanlarla ve sincan-kayaş banliyö treninin kurtuluş durağının yanındaki parkta şarap ve efes extra içen göbekli, sarı bıyıklı adamlarla göz göze gelirdim her gün. okulun ilk ayında liseden beri görmediğim ankara hukuk'ta okuyan arkadaşıma aşık olmuş ve geri kalan tüm karanlıkları, karamsarlıkları, kirli binaları, çamurlu kaldırımları kendime meze yapmıştım. bunları ben kendim yaratmıştım. ayağım bu güzergahı kat ediyordu ancak zihnim sadece bir noktaya çivilenmiş olurdu bu yol esnasında: "acaba kurtuluş metro çıkışında onu görebilecek miyim?"
çoğu kez göremezdim. ancak şimdi yeni yeni fark ediyorum da o heyecanın bile tadı güzelmiş. o kendini soyutlamanın, o katıksız ketumiyetin; zihinde yazılan, kurgulanan, çekilen, yönetilen ve koca sinema salonunda tek başına izlenen o filmin tadını başka hiçbir şeyde bulamayacakmışım. acının, umutsuzluğun, heyecanın, kederin, neşenin en saf halini yaşamışım meğer ben o yol boyunca.
geçebir arkadaşıma transkript almak için uzun zaman sonra yolum tekrar mülkiye'ye düştü. o koku hiç değişmemiş. ahşap, eski kumaş, ağaç ve sigara kokusunun karışımı adeta. ilk saniyeden o günlere geri döndüm. fotokopi sırasındaki gençler, parkalı-sakallı çikin oğlanlar, keçiören gülleri, şiir gibi kızlar, batak oynayan geyik tayfası, bilgisayar odasında ahmet hakan okuyanlar, 1987'den kalma mobilyalarıyla ilgisiz öğrenci işleri memurları, anadolu'dan gelip gene kendi gibi insanlarla arkadaşlık kuran yatay çizgili kazaklı hüseyinler, mehmet aliler, buraklar...
her şey nasıl bıraktıysam öyle kalmış.
bir tek ben değişmişim. o katıksız üzüntü, umutsuzluk, heyecan, neşe, usanç, mutluluk (ihtimali), acı, kalbin kumlu kan pompalamasıyla oluşan o kalp ağrısı... hiçbiri yok artık. çamurlu, flu, bulanık, ne bok olduğunu anlamadığım lezzetsiz hisler bütününe dönüşmüşüm bu sürede. ne acı.
kime ne anlatabilirsin ki?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar