bugün

mümtazer türköne nin ergenekon un kirli ideolojisinin müşterileri isimli yazısında geçen ve chp zihniyetini yansıtan bir cümle. işte o yazı;

CHP lideri Baykal, Ergenekon operasyonunun son dalgasını "muhalefetin genel tasfiyesi" olarak nitelendiriyor. Bu söz aslında bir "üzerine alınma"; ama bir gerçekliği de dışa vuruyor..

Ergenekon'un kirli ideolojisi CHP'yi ve CHP'lileri de hedef müşteri kitlesi olarak görüyor. Ergenekon ile CHP arasında ideolojik düzeyde organik bir bağ var. Bu bağı PKK ile DTP arasındaki bağın ideolojik yönüne benzetmek mümkün. Ergenekon da PKK gibi şiddet yöntemlerini benimseyen siyasî bir örgüt. PKK adı üzerinde bir parti, Stalinist yöntemlere göre oluşmuş bir örgüt yapısı ve şiddetin baştacı edildiği bir iş görme biçimi var. Şiddet yöntemleri kullanan bu siyasî örgütün, Siyasî Partiler Kanunu'na göre faaliyette bulunan legal bir temsilcisi var. Ergenekon da gayrınizamî savaş yöntemleri yani şiddet kullanarak devleti ele geçirmeye çalışan siyasî bir örgüt. Gizli faşist partilere benzeyen bir örgüt yapısı ve şiddete dayanan bir faaliyet tarzı var. Ulusalcılık adı verilen ideoloji ile kendini ifade ediyor ve bu ideoloji aracılığıyla kitle desteği elde etmeye çalışıyor. Genel Başkanı cezaevinde olan işçi Partisi gibi, organik uzantısı olan siyasî partilerin yanında, CHP'nin ve CHP'lilerin siyasî dünyası ve endişeleri ile çok geniş bir ortak paydaya sahip görünüyor. Ancak ortada yaman bir çelişki var. Ergenekon terör örgütünün uygulayacağı şiddetin hedefi yine bu kitleler. Dünkü gazetelerde, emekli Orgeneral Eruygur'un ofisinde ele geçtiği ileri sürülen bir "kaos planı" yayımlandı. Bu plan darbe şartlarını hazırlamak için kitlesel şiddet yoluyla toplumda kaos ve korku yaratmayı amaçlıyor. Yöntem tipik bir gayrınizamî savaş yöntemi. Türkiye'de defalarca uygulandı. 12 Mart öncesinde 9 Martçıların yaydığı şiddet, tam da böyle bir şiddet idi. 70'li yıllarda, toplumu dehşete düşüren birçok suikast ve katliamın arkasında provokasyon olduğu anlaşıldı. Yöntem basit: Kitlesel desteğin sağlanacağı toplumsal kesimin endişelerini, korkularını artıracak şiddet eylemleri tezgâhlanıyor. Kitleler, doğrudan bu örgüt eliyle şiddete maruz kalıyor. Sonra aynı örgüt, aynı kitleleri koruma adına harekete geçiyor. Bu mekanizmaya, şiddetin kitleleri ikna edecek propaganda aracı olarak kullanılması deniyor. Marksist-Leninist örgütlerin "silahlı propagandası" ile kontrgerillanın "psikolojik savaş"ı içinde aynı yöntem ağırlıklı bir yer tutuyor.

Danıştay baskını ile Ergenekon terör örgütü arasındaki ilişki, bu yöntemin bilinen en yakın örneği. 70'li ve 80'li yıllarda CHP çizgisine yakın önemli kişilerin uğradığı ve failleri hâlâ yakalanmamış olan suikastlar zincirinin, gayrınizamî savaş kayıpları olduğuna dair güçlü bir kanaat var. Özetlersek, karşımızda bir terör örgütü var. Ben bu terör örgütüne, illegal siyasî parti diyorum. Bu terör örgütünün dayandığı bir ideoloji var. Bu ideolojin müşteri kesimi, aynı zamanda bu terör örgütünün şiddetine maruz kalma potansiyeli taşıyor. En büyük risk grubu ise ulusalcılığa sıcak bakan CHP'liler. O zaman başta Deniz Baykal olmak üzere CHP'lilerin hemen uyanması ve tedbir alması lâzım. Ergenekon terör örgütü, CHP ile aynı ideolojiyi paylaşıyor görünüyor; ama CHP'yi hedef alıyor. Bu terör örgütünün etkisiz hale getirilmesi, öncelikle CHP'lilerin can güvenliğini ilgilendiriyor.

CHP'ye gönül veren kitlelerin iktidar umutları yok. Bu yüzden ulusalcı dozda bir askerî darbeye gönüllü veya kerhen sıcak bakan CHP'liler var. Ergenekon terör örgütünün beslendiği kesim de, umudunu darbeye bağlayanlardan meydana geliyor. CHP'liler adına önce bir yanlışı düzeltelim. Ergenekon, faşist bir siyasî örgüt. Salt iktidar peşinde olan ve güce tapan bir dünyada yaşıyor. Ulusalcılık ve bunun içindeki laiklik gibi hassasiyetler ve anti-emperyalist jargon bu örgütün sadece kitle desteği kazanmak maksadıyla dayandığı referanslar. CHP'nin kendi kimliklerini bu faşist eğilimlerden arındırmaları, aslında CHP için de gerekli.

Ergenekon, öncelikle CHP'yi tehdit ediyor. CHP'nin tıpkı Ergenekon destanında olduğu gibi, bu dar vadiden çıkış yolunu bulup, geniş bir alana yayılması lâzım.
(bkz: chp ye gönül veren kitleler)
(bkz: afyonlu katolik gay taşfırın ustaları)
(bkz: ne o gücüne mi gitti)
parti atışmalarının fenerbahçe-galatasaray arasındaki atışmalara döndüğü olaydır.

fenerbahçeye gönül veren kitlelerin şampiyonluk için umutları yok dersem fenerlileri, galatasaraya gönül veren kitlelerin şampiyonluk umutları yok desem galatasaraylıları karşıma alacağım için kardeş takım olan beşiktaşı araya sokarak beşiktaş kazansın istiyorum iktidar mücadelesini.

(bkz: çarşı meclise karşı)
(bkz: çarşı karışır)
(bkz: çarşının kapanması) ve arından;
(bkz: çarşının siyasi parti açması)
(bkz: ergenekon yalanına inanacak kadar salak olmak)
sosyal, kültürel, ekonomik yada siyasi olsun, elle tutulur, gözle görülür bir proje açılımı, çağdaş bir ufuk çizgisi oluşturamayan siyasi partiler, varlıklarını sürdürebilmek adına ya varoluş nedenlerinden ( misyonlarından ) uzaklaşmaya ya da marjinal noktalara doğru sürüklenmeye başlarlar. bu meyanda chp 1950'lerden bu güne;

- ne memuru, ne işçiyi, ne köylüyü ve ne de esnafı kucaklama becerisi gösterebilmiştir. kendi sırça köşkünde, halk için şeklinde dillendirdiği fakat daima halktan uzak bir siyaset izlemiştir. bunun doğal sonucu olarak da gün be gün halktan biraz daha uzaklaşan bir seyir izlemiştir.

- hiç bir sosyal altyapı projesi yoktur ki, chp'nin önderliği ve ısrarlı girişimleri sonucu hayata geçsin. ciddi bir sosyal güvenlik reform tasarısı oluşturamamış, oluşturulan tüm tasarılara da yön vermeyi denemek yerine, kökten red eder bir tutum takınmıştır.

- bünyesindeki gençlik ve kadın kolları teşkilatlarının önemsenmeye başlandığı dönemlerde, oylarında çığ gibi büyümeler gözlenen parti (ki,inönü gibi bir lideri al-aşağı ederek ecevit'i başkanlığa taşıyan onlardır) pırıl pırıl bir gençliği; sıcak koltuğundan korkan yöneticileri tehdit etme tehlikesine karşı, önce pasifize etmiş sonra partiden dışlamıştır. kaldı ki, akp bugün dahi chp'nin yıllar önce denediği ve başarılı olduğu gençlik ve kadın kollarının mahalli çalışmaları sonucu bugünlere gelmiştir.

- çağdaş ülkelerin yıllar önce terk ettiği; " otoriter devlet, devletçi ekonomi " sisteminden kendisini bir türlü soyutlayamamış, devletin tüccar değil ticareti denetleyen bir kurum ve aslında halkın hizmetkarı olması gerekliliğini içine sindirememiştir.

- bir numara atatürkçü olup da atatürk'ü anlayamamak bu partiye özgü bir durumdur. nerede ise o'nun ne demek istediğini bir chp anlayamamış gibidir. kurulan rejimi; doğrusu ve yanlışı ile demokles'in kılıcı gibi korumak anlamında üzerine yoktur. şu güne kadar var oluşunun belki de tek sebebi budur.

tüm bunların ışığında; chp'ye gönül veren kitlelerden ne beklenmektedir? bir mucizenin gerçekleşebileceğine inanmaları mı? öyle zannediyorum ki, bunu artık parti yöneticileri dahi beklemiyorlar.