bugün
- yasin kol'un gözaltına alınması4
- hürmüz boğazı nda petrol tankerine saldırı3
- silah bırakan pkklı kızlara ne olacak4
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi8
- uludede'nin cenaze eventi9
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak12
- recep tahrik erdoğan4
- napolyon vs atatürk2
- bugün doğum günü olan yazarlar3
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı8
- 3 kere üst üste 31 çekmek11
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması9
- pick me girl6
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş7
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- fon mağduruyum da mağdurum diye zırlamak3
- öyle bir sevişmek ki alev çıkartıp yatağı yakmak4
- yunan adalarına gitmek20
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- dinci ahlaksızlığı19
- fatma betül sayan kaya64
- uludede'yi karıya götürmek7
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
- göz kanlanması6
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri7
- gece uyurken bacağa kramp girmesi6
- ekmeğe çikolata sürmek7
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek7
- yunan aşığı tip15
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- gecenin köründe aniden gelen türklük atakları6
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- mini şortla kapıya gelen hanım komşu6
- ciğer yiyen midesizler10
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- fiziği güzel sözlük kızları47
- eyeliner çekme yöntemleri7
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- sözlük yazarlarının ruh hali14
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması14
- yaygın olmayan bir isme sahip olmak5
- ciğer vs kokoreç8
- sürekli özür dileyen insan5
- kömbe6
- kahverengi göz kalemi6
- rujlu erkekle öpüşmek14
entry'ler (9)
Gel de Cemal Süreya'yı arama. Fatih Terim'in yüzü ve yüzsüzlüğü tam onun kalemiydi. "99 Yüz" adlı portreler kitabına, "Yüzsüz Yüz" veya "Toplumsal Yüz" diye bir zeyl yakışmaz mıydı?
Terim artık kişisel bir yüz değil, toplumsal bir yüz, toplumsal bir yüzsüzlüğün yüzü. Kızarmadan yalan söyleyen bir yüz. "Herkes sıfır, ben bir" diyen bir yüz. Birinci tekil şahıs konuşurken "biz", birinci çoğul şahıs konuşurken "ben" diyen bir yüz. "Biz" ve "ben"in tek bir şahıs olduğu bir yüz. "Üç attım", "yendim" diye konuşan bir teknik direktörün yüzsüzlüğü.
Bir televizyon programında, karısıyla ilişkisi, ev hayatı hakkında sorulan soruya verdiği cevapta "imparator her yerde imparatordur" diyen bir yüzsüz. Faşizmin yüzü. Faşizmin yüzsüzlüğü. Onun yüzü, çoktandır geniş kalabalıkların yüzü. Ve tersi. Geniş kalabalıkların yüzü, onun yüzsüzlüğü.
Futbolculuğunda hakemin yüzüne tükürdüğü için Galatasaray kaptanlığından azledilmişti. Jübilesi, futbolculuğundaki yüzsüzlüğünün abidesiydi: Orta yuvarlağa helikopterle inmişti. O güne kadar görülmüş şey değildi, o günden sonra da görülmedi...
1974-75 sezonundan 1984-85'e, kesintisiz on yıl oynadı Galatasaray'da. O on yıl boyunca takımın kupa asıydı. Ve o on yılda Galatasaray tek bir şampiyonluk kazanamadı. Futbolculuğuna diyecek yoktu, ama hali tavrı sempatik olmaktan uzaktı. Galatasaray'daki ilk beş yılında "Tatlı Cadı" dizisinden mülhem "Semanta Fatih" diye anılıyordu, ikinci beş yılındaysa, tribünlerdeki "Uğursuz Fatih" mırıltısı giderek tezahürata dönüştü...
Futbolu bıraktığı yıl hocası Dervvall'di. Ve Derwall, yardımcılığına onu değil, Mustafa Denizli'yi getirdi. Eski kurtun bir bildiği vardı herhalde.
Galatasaray için Derwall neyse, millî takım için de Piontek oydu. Danimarka ekolünü yaratan hocanın yardımcılığına Fatih getirildi. Ama onu seçen Piontek değil, federasyondu. Bazı cenahlarla hep sağlam ilişkiler kurdu. Cimbom'a hoca olduğunda Mehmet Ağar'la kankaydı. Dört yıl üst üste kazanılan şampiyonlukların üçüncüsünü kankasına ithaf etti. Galatasaray'ın yönetimi buna ses çıkarmadı ya da çıkaramadı. Ama zaten Galatasaray'ın da, Türkiye gibi, '80'lerden beri yüzü çok değişmişti...
1973'ten 1987'ye, 14 yıl şampiyonluk görmeyen Galatasaray tribünlerinin sabırlı bekleyişi sona erdiğinde, sevincin yanısıra ekşi bir tat vardı ağızlarda. Yüzsüzlük bu kadar yaygınlaşmamıştı. Rakip takım taraftarlarının ortak sloganı "para, şike, işte cimbom işte" Cimbomluların canını yakıyordu.
Galatasaray yönetimi, şampiyonluk için her gayrımeşru yola yüzsüzce başvurmuştu. Bütün takımlar "iki yabancı kuralı"na uyarken Galatasaray devlet katlarındaki etkisini kullanarak Kovaçeviç'i Mirsat Güneş yapmış, üç yabancıyla oynuyordu. Daha sonra yüzsüzlüğü iyice ele alıp Fransız Didier Six'i Dündar Siz yapıp yabancı sayısını dörde çıkarmıştı. Yüzsüzlük bu kadarla da kalmadı, alenen teşvik primleri verildi, resmen de savunuldu.
Özal dönemiydi, tribünler de yüzsüzlüğü benimsemeye başlamıştı. Zirve, UEFA finalinin yolunu açan Leeds maçıydı. Maç öncesinde iki Leeds taraftarının bıçaklanarak öldürülmesi tribünlerin yüzünü kızartmadı. Yönetim de, ne futbolcuların kollarına siyah bant takmasına lüzum gördü, ne de saygı duruşuna. Medya da yüzsüzlüğün şahikasını sergiledi, cinayetten katilleri değil, maktulleri sorumlu tuttu. Terim'in yüzü, bu yüzsüzleşme sürecinde bugünkü şeklini aldı, faşizmin bayrağı oldu. Saha içinde oyuncusunu tartaklamakta beis görmedi, onu eleştirmeye cüret eden gazetecileri tehdit etmekten kaçınmadı. TV söyleşilerinde muhabirler Terim'in hışmından çekine çekine soru soruyor, sunucular hep alttan alıyordu. Mangalda kül bırakmamakla ünlü Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibi isimler onun karşısında süt dökmüş kediye dönüyorlardı. Terim hep haklıydı, hep doğruydu, aksini söylemek kimsenin haddi değildi, zaten kimsenin de buna niyeti yoktu.
Yüzsüzleşen bir toplumun Terim'e tapınması doğaldı. Teknik adamlardan yöneticilere, tribündeki taraftardan sahadaki oyunculara, futbol aleminin "rol modeli" oldu. Etkisi iş dünyasına bile sirayet etti, işadamlarına yöneticilik konusunda konferans bile verdi. Hocalığı da futbolculuğu gibiydi. Başarılı olduğu ortadaydı. Peki, birtakımının başarısında teknik direktörün payı neydi? Can Bartu'ya göre yüzde 20, Mustafa Denizli'ye göre yüzde 50 civarında. Ama, Galatasaray'ın 1996-2000 dönemindeki olağanüstü başarısı bütünüyle Terim'e maledildi. O da yüzsüzce sahiplendi. Cimbom, Terim'in halefi Lucescu'nun yönetiminde Süper Kupa'yı alınca, Faruk Süren'in "gerçek kahramanlar ortaya çıktı" demesi "imparator"u çileden çıkardı. Hagi, Popescu ve Taffarel gibi uluslararası bir sacayağı; Bülent, Tugay ve Arif gibi Denizli'nin yetiştirdiği, Hakan Şükür ve Okan gibi Feldkamp'ın pişirdiği oyuncularla kazanılan kupalara Terim'in eseri diye bakılabilir mi? Eğer öyleyse, italya macerası niye hüsranla sonuçlandı? Lucescu'dan devraldığı lig şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi'nde yarı finali zorlamış takıma nal toplatmasının sebebi "~ neydi?
Kurtarıcı olarak geldiği millî takımı Ersun Yanal döneminden daha mı iyi oynattı? Millîleri play-off'a götüren, Tümer'in iki mucizevî frikiki değil miydi? Yüzsüzce hakemi suçladığı son isviçre maçına bakalım. Kaç organize atağı vardı Türkiye'nin? Millîler maçı 3-1'e getirdikten sonra niye durdu, niye sadece Hakan'a şişirdiği toplarla gol aradı ve kalesinde dört-beş net gol pozisyonu gördü? Ancak asıl önemlisi, bu sorular değil, anlı-şanlı yorumcuların bunları soramaması. Ama faşizm böyle bir şey işte. Dayanağı korku değil
sadece, italyanlar Büyük Roma'ya inanmasalar, Sezar müsveddesine biat ederler miydi?
Terim artık toplumsal yüzsüzlüğür yüzü. Millîlerin hakeme yaptıkları yüzsüz itirazları, Tümer ve Emre'nin rakiplerine savurdukları darbeleri ve spikerin yorumlarını hatırlayalım. Ve tabii maç sonrası görüntüleri ve medyanın yüzsüzlüğünü. Terim'in yardımcılarından Şifo Mehmet'in isviçreli oyuncuya çelme taktğını, bunun üzerine arkadan gelen oyuncunun Şifo'ya tekme attığını hepimiz görmedik mi? Maç sonrasında ekrana gelen Şifo'nun çelmesi, ertesi gün gösterilmez oldu. Kanalların hepsinde aynı yüzsüzlük vardı: Bütün görüntüler Şifo'ya atılan tekmeyle başlıyordu. Godard boşuna dememiş: "Montaj, etik bir meseledir."
Terim'in maç sonrasındaki demeçleri de yüzsüzlüğün dikâlâsıydı. Hatırlamakta fayda var: "Bizim" imparator italyan basını "çavuş" diyordu. Neden acaba? Bir de medyadaki Terim-Lucescu kıyaslamalarını hatırlayalım. Lucescu'ya yapılan aşağılamalara Çarşı grubı yüreğimize su serpen bir cevap vermişti: "imparatorlu değil, tam demokrasi!"
Yücel Göktürk
Terim artık kişisel bir yüz değil, toplumsal bir yüz, toplumsal bir yüzsüzlüğün yüzü. Kızarmadan yalan söyleyen bir yüz. "Herkes sıfır, ben bir" diyen bir yüz. Birinci tekil şahıs konuşurken "biz", birinci çoğul şahıs konuşurken "ben" diyen bir yüz. "Biz" ve "ben"in tek bir şahıs olduğu bir yüz. "Üç attım", "yendim" diye konuşan bir teknik direktörün yüzsüzlüğü.
Bir televizyon programında, karısıyla ilişkisi, ev hayatı hakkında sorulan soruya verdiği cevapta "imparator her yerde imparatordur" diyen bir yüzsüz. Faşizmin yüzü. Faşizmin yüzsüzlüğü. Onun yüzü, çoktandır geniş kalabalıkların yüzü. Ve tersi. Geniş kalabalıkların yüzü, onun yüzsüzlüğü.
Futbolculuğunda hakemin yüzüne tükürdüğü için Galatasaray kaptanlığından azledilmişti. Jübilesi, futbolculuğundaki yüzsüzlüğünün abidesiydi: Orta yuvarlağa helikopterle inmişti. O güne kadar görülmüş şey değildi, o günden sonra da görülmedi...
1974-75 sezonundan 1984-85'e, kesintisiz on yıl oynadı Galatasaray'da. O on yıl boyunca takımın kupa asıydı. Ve o on yılda Galatasaray tek bir şampiyonluk kazanamadı. Futbolculuğuna diyecek yoktu, ama hali tavrı sempatik olmaktan uzaktı. Galatasaray'daki ilk beş yılında "Tatlı Cadı" dizisinden mülhem "Semanta Fatih" diye anılıyordu, ikinci beş yılındaysa, tribünlerdeki "Uğursuz Fatih" mırıltısı giderek tezahürata dönüştü...
Futbolu bıraktığı yıl hocası Dervvall'di. Ve Derwall, yardımcılığına onu değil, Mustafa Denizli'yi getirdi. Eski kurtun bir bildiği vardı herhalde.
Galatasaray için Derwall neyse, millî takım için de Piontek oydu. Danimarka ekolünü yaratan hocanın yardımcılığına Fatih getirildi. Ama onu seçen Piontek değil, federasyondu. Bazı cenahlarla hep sağlam ilişkiler kurdu. Cimbom'a hoca olduğunda Mehmet Ağar'la kankaydı. Dört yıl üst üste kazanılan şampiyonlukların üçüncüsünü kankasına ithaf etti. Galatasaray'ın yönetimi buna ses çıkarmadı ya da çıkaramadı. Ama zaten Galatasaray'ın da, Türkiye gibi, '80'lerden beri yüzü çok değişmişti...
1973'ten 1987'ye, 14 yıl şampiyonluk görmeyen Galatasaray tribünlerinin sabırlı bekleyişi sona erdiğinde, sevincin yanısıra ekşi bir tat vardı ağızlarda. Yüzsüzlük bu kadar yaygınlaşmamıştı. Rakip takım taraftarlarının ortak sloganı "para, şike, işte cimbom işte" Cimbomluların canını yakıyordu.
Galatasaray yönetimi, şampiyonluk için her gayrımeşru yola yüzsüzce başvurmuştu. Bütün takımlar "iki yabancı kuralı"na uyarken Galatasaray devlet katlarındaki etkisini kullanarak Kovaçeviç'i Mirsat Güneş yapmış, üç yabancıyla oynuyordu. Daha sonra yüzsüzlüğü iyice ele alıp Fransız Didier Six'i Dündar Siz yapıp yabancı sayısını dörde çıkarmıştı. Yüzsüzlük bu kadarla da kalmadı, alenen teşvik primleri verildi, resmen de savunuldu.
Özal dönemiydi, tribünler de yüzsüzlüğü benimsemeye başlamıştı. Zirve, UEFA finalinin yolunu açan Leeds maçıydı. Maç öncesinde iki Leeds taraftarının bıçaklanarak öldürülmesi tribünlerin yüzünü kızartmadı. Yönetim de, ne futbolcuların kollarına siyah bant takmasına lüzum gördü, ne de saygı duruşuna. Medya da yüzsüzlüğün şahikasını sergiledi, cinayetten katilleri değil, maktulleri sorumlu tuttu. Terim'in yüzü, bu yüzsüzleşme sürecinde bugünkü şeklini aldı, faşizmin bayrağı oldu. Saha içinde oyuncusunu tartaklamakta beis görmedi, onu eleştirmeye cüret eden gazetecileri tehdit etmekten kaçınmadı. TV söyleşilerinde muhabirler Terim'in hışmından çekine çekine soru soruyor, sunucular hep alttan alıyordu. Mangalda kül bırakmamakla ünlü Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibi isimler onun karşısında süt dökmüş kediye dönüyorlardı. Terim hep haklıydı, hep doğruydu, aksini söylemek kimsenin haddi değildi, zaten kimsenin de buna niyeti yoktu.
Yüzsüzleşen bir toplumun Terim'e tapınması doğaldı. Teknik adamlardan yöneticilere, tribündeki taraftardan sahadaki oyunculara, futbol aleminin "rol modeli" oldu. Etkisi iş dünyasına bile sirayet etti, işadamlarına yöneticilik konusunda konferans bile verdi. Hocalığı da futbolculuğu gibiydi. Başarılı olduğu ortadaydı. Peki, birtakımının başarısında teknik direktörün payı neydi? Can Bartu'ya göre yüzde 20, Mustafa Denizli'ye göre yüzde 50 civarında. Ama, Galatasaray'ın 1996-2000 dönemindeki olağanüstü başarısı bütünüyle Terim'e maledildi. O da yüzsüzce sahiplendi. Cimbom, Terim'in halefi Lucescu'nun yönetiminde Süper Kupa'yı alınca, Faruk Süren'in "gerçek kahramanlar ortaya çıktı" demesi "imparator"u çileden çıkardı. Hagi, Popescu ve Taffarel gibi uluslararası bir sacayağı; Bülent, Tugay ve Arif gibi Denizli'nin yetiştirdiği, Hakan Şükür ve Okan gibi Feldkamp'ın pişirdiği oyuncularla kazanılan kupalara Terim'in eseri diye bakılabilir mi? Eğer öyleyse, italya macerası niye hüsranla sonuçlandı? Lucescu'dan devraldığı lig şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi'nde yarı finali zorlamış takıma nal toplatmasının sebebi "~ neydi?
Kurtarıcı olarak geldiği millî takımı Ersun Yanal döneminden daha mı iyi oynattı? Millîleri play-off'a götüren, Tümer'in iki mucizevî frikiki değil miydi? Yüzsüzce hakemi suçladığı son isviçre maçına bakalım. Kaç organize atağı vardı Türkiye'nin? Millîler maçı 3-1'e getirdikten sonra niye durdu, niye sadece Hakan'a şişirdiği toplarla gol aradı ve kalesinde dört-beş net gol pozisyonu gördü? Ancak asıl önemlisi, bu sorular değil, anlı-şanlı yorumcuların bunları soramaması. Ama faşizm böyle bir şey işte. Dayanağı korku değil
sadece, italyanlar Büyük Roma'ya inanmasalar, Sezar müsveddesine biat ederler miydi?
Terim artık toplumsal yüzsüzlüğür yüzü. Millîlerin hakeme yaptıkları yüzsüz itirazları, Tümer ve Emre'nin rakiplerine savurdukları darbeleri ve spikerin yorumlarını hatırlayalım. Ve tabii maç sonrası görüntüleri ve medyanın yüzsüzlüğünü. Terim'in yardımcılarından Şifo Mehmet'in isviçreli oyuncuya çelme taktğını, bunun üzerine arkadan gelen oyuncunun Şifo'ya tekme attığını hepimiz görmedik mi? Maç sonrasında ekrana gelen Şifo'nun çelmesi, ertesi gün gösterilmez oldu. Kanalların hepsinde aynı yüzsüzlük vardı: Bütün görüntüler Şifo'ya atılan tekmeyle başlıyordu. Godard boşuna dememiş: "Montaj, etik bir meseledir."
Terim'in maç sonrasındaki demeçleri de yüzsüzlüğün dikâlâsıydı. Hatırlamakta fayda var: "Bizim" imparator italyan basını "çavuş" diyordu. Neden acaba? Bir de medyadaki Terim-Lucescu kıyaslamalarını hatırlayalım. Lucescu'ya yapılan aşağılamalara Çarşı grubı yüreğimize su serpen bir cevap vermişti: "imparatorlu değil, tam demokrasi!"
Yücel Göktürk
size parayla entel olabilme ve entel kız bafileyebilme imkanı sunuyorum. kıymetimi bilin.
pepe. he-man. şirinler. ninja kaplumbağalar. voltran...
yıllardır izlemiyorum geçen baktım kaçırdığım bir şey olmamış...
tanrıya türkler inanır allaha araplar....
sevişken olurlar. hem gösterir hem verirler.
sıla ezan okusa dinlerim. üstüne tanımam..
aşkın gözyaşları.. feriğim fidanım feryadım.
ingiliz futbol tanrılarından biridir....