mahmut nedim hazar 


/ 2
kapat
  1. zaman gazetesinde yazan yazar..her konuda bilgili olması ve eğlendirirken bilgi aktarması onu okunur yapan en önemli özellikleri..
    #230889 (Sharlatan, 11.05.2006 12:37 ~ 15.06.2006 13:30)
  2. çok bilmiş yazar, fakat çok bilmiş tavırlarında bile bir tatlılık mevcut, insanı çok eğlendiren zaman gazetesi yazarı.
    zaman zaman ferhat barış tır.
    #314689 (dr rocco amca, 04.06.2006 16:52 ~ 24.06.2007 11:43)
  3. Fiks menü!

    Bir filmi kaç kere daha önce hiç seyretmemiş gibi izleyebilirsiniz? Ya da şöyle sorayım: Biz Türkler, dejavu* körlüğüne mi sahibiz?

    Aynı zehirli yemeğin belirli belirsiz periyotlarla önümüze servis yapıldığında sofraya balıklama atlamamızı nasıl izah edeceğiz? Tamam, tarih tekerrürden ibaret denir; ama bu kadar melun bir tekrariyet nasıl oluyor da kimseyi rahatsız etmiyor ve her seferinde sanki ilk defa düşüyormuş gibi palas pandıras iniyoruz çukurun dibine?

    Şu olayları alt alta yazıp manzaraya genel açıyla bir bakmaya ne dersiniz?

    - 2005 yılının sonlarına doğru, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili birtakım spekülasyonlar başladı.

    - Tam bu esnada, tipik bir; azınlığın temsilcisi iktidar temalı yorumlar ve tartışmalar hızlandı. Hani şu meşhur yüzde bilmem kaç oy almasına rağmen, Mecliste bilmem kaç kişiyle temsil ediliyor muhabbeti.

    - Ardından bir süredir uykuda olan PKK terörü kımıldamaya başladı...

    - Terör sivil insanlara yöneldi. Sokaklarda bombalar birbirinin peşi sıra patladı...
    - Ardından Adalet Bakanı na yönelik bir bombalı saldırı şans eseri atlatıldı...

    - Eski Cumhurbaşkanı Demirel de sükunetini bozarak kamuoyunda görünmeye başladı.
    -Cumhuriyet Gazetesi bombalandı.
    -Demirel ülke gezisine çıktı ve darbe dönemlerine gönderme yaparak, erken seçim yapılsaydı, darbeler olmazdı dedi. Cümleyi tersten okumaya gerek bile duymuyorum...

    -Medyada irtica haberlerinin sayısında inanılmaz bir artış grafiği gözlendi.
    -Ekonomik sarsıntılar yaşanmaya başladı, döviz bir günde iki yıla eşdeğer artış gösterirken, Borsa tepetaklak indi.
    -Peş peşe zam haberleri gelmeye başladı.

    -Son olarak yargının en üst düzeyine silahlı saldırı yapıldı...

    Demokrasi tarihimizde neredeyse her on yılda bir görülen zincirleme bir kurgu bu! Organize terör, siyasi rant, medyanın çıkar için abartılı tavrı, medyaya, entelektüellere saldırı, ekonomik kaos, politikacıların durumdan ikbal devşirme çabaları... Sonraki iki adım var ki, yazmaya elim varmıyor. Bu kadar da belleksiz bir toplum olduğumuzu düşünmek dahi istemiyorum çünkü.

    Artık bu işlerde uzman hale gelmiş Mahir Kaynak ın enfes bir tespiti vardır. Der ki: Bu tür olaylarda sonuca göre değerlendirme yapmak lazım. Yani bu yapılanlar (örneğin son terör saldırısı kimin işine yaradı, kimi mağdur edecek?) ne gibi sonuçlar doğuracak?

    Danıştay a yapılan bu son saldırının sonrasında yaşananlara bakacak olursak son derece net bir şekilde şunu söyleyebiliriz: Bu saldırı kesinlikle ülkenin tekrar kaotik bir ortama, toza dumana, bulanıklığa gitmesini isteyen ve istikrar düşmanı çevrelerin işi olsa gerek!

    Şucu ya da bucu, organize ya da bireysel ne olursa olsun bu saldırıların bu tür bir mutlak sonuç amacıyla yapıldığını söyleyebiliriz.

    Elbette nefretle lanetliyoruz. Tıpkı (yayın mantığını ve haberciliğini hiç beğenmediğim, demode bulduğum) Cumhuriyet Gazetesi ne yapılan saldırı gibi. Hiçbir gerekçe şiddeti meşrulaştıramaz. Hiçbir sebep terörü haklı gösteremez. Hele ki insan hayatına kasıt varsa; kökeninde ne olursa olsun, din, millet, ideoloji, ırk, şiddetle lanetlenmelidir. Sadece saldırganlar değil, bu işin perde arkasındaki kurgucular ve bu olaylardan rant devşirenlerin de afişe edilmesi gerekmektedir.

    Son sözüm, saldırı sonrası sazı eline alıp, bir şekilde terörün amacına ulaşmasına gönüllü yardım eden demeççilerle ilgili. Elbette öfkeliyiz, herkes öfkeli. Elbette üzgünüz, herkes üzgün olmalı. Ve elbette kaygılıyız. Ancak, bu tür saldırıları, toplumun bir kesimini sindirmek, suçlamak, mağdur etmek için kullanmaya çalışmak, günlük bir rahatlama ve kâr gibi görünebilir. Ancak uzun vadede terörün ve arkasındakilerin ekmeğine yağ sürmektir...

    Şunun çok açık olarak bilinmesi gerekiyor ki, Danıştay a yapılan saldırı aynı zamanda hukuk ve özgürlük mücadelesi veren başı örtülü öğretmene de yapılmıştır. Cumhuriyet Gazetesine atılan bomba aynı zamanda AKP iktidarının şahsında istikrara ve devlete atılmıştır. Zaman gösteriyor ki, bu tür tezgâhlar, kirli ve karanlık oyunlar asla bitmeyecek. Ve hiç değişmeyecek terörün ve teröristin mantığı. Ancak başta siyasiler, üst düzey yöneticiler ves medya olmak üzere bütün toplumun klasik reflekslerinden kurtulup daha serinkanlı ve daha akılcı davranması gerekiyor. Tamam, kızalım, aşağılayalım bir kesimi, suçlayalım ve belki mağdur edelim; ama ne olur başımızı ellerimizin arasına alıp da, bu filmi daha önce de izlediğimizi hatırlamak için kendimizi biraz zorlayalım. Hiç olmazsa bu sefer yemeyelim bu zehirli yemeği. Ne olur!

    *DeJaVU: (Fr) Bir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu. (TDK)

    Nedim Hazar
    #314763 (dr rocco amca, 04.06.2006 17:03 ~ 24.06.2007 11:50)
  4. takdire şayan yazar...
    #372078 (grand ekinoks, 24.06.2006 21:42)
  5. ironik yazıları ile dikkat çeken zaman gazetesi yazarı. *
    #795685 (Paranoyak, 31.10.2006 16:05)
  6. bilgi birikimini türk halkıyla paylaşan bir yazarımızdır, severek okumaktayız.
    #815840 (hunlu, 04.11.2006 23:34)
  7. bir dönem ferhat barış müstear ismi ile kitaplar yazan gazeteci. oturup muhabbet etmisligimiz coktur.
    #815852 (imhotep, 04.11.2006 23:36 ~ 06.11.2006 17:47)
  8. bülent ersoyun sanatından bahsederken onun cinsel tercihini eleştirmesi dışında neredeyse bütün fikirlerine katıldığım ve yazdığı günleri sabırsızlıkla beklediğim sütten çıkmış ak kaşık...
    #828339 (cavaliar, 07.11.2006 22:28)
  9. eğlenceli yazılarıyla dikkat çeken zaman gazetesi köşe yazarı. oldukça çarpıcı ve ilginç yazılarıyla okutuyor kendini, sözlük yazarı olsa iyi ayar verebileceğini düşündüğüm bir kişi, zaman gazetesindeki yorum sayfalarının ikincisinde genelde sol sütunda yazar -bu bilgiye de ne gerek varsa, ben zaman okuyorum mu demeye çalışıyorum, ne yani-.

    turuncu hüznün kokusu isimli bir de kitabı vardır, güzel bir kitap, hikaye tarzında yazılardan oluşuyor. 250 sayfa filan.
    #863480 (kisinin degeri aradigi seydir, 15.11.2006 19:10)
  10. bugün hepimiz ermeniyiz meselesi hakkında nefis bir yazı yazmış olan müstesna insan. yazıyı buraya koyalım da tam olsun.

    Hepimiz Ermeni miyiz?

    Bilumum soruları, mantıklı/uçuk komplo teorilerini, toplumsal gidişatın geldiği tehlikeli noktayı, katmanlar arası gerilmiş iplerin kopma noktasına gelmesini filan bir kenara bırakalım... Ve hatta işin hüzünlü ve iç burkan yönünü de bir kenara itelim bir süreliğine...

    Hrant Dink cinayeti öncesi tüm tartışmaları, atışmaları, 'Milliyetçilik' adı altında genç kuşağa pompalanan bağnaz ırkçılığı da geçici olarak rafa kaldıralım...

    Dink'in cenazesinde ortaya çıkan manzara üzerine biraz zihin jimnastiği yapalım:

    Bizzat katilin de itiraf ettiği gibi; bu cinayetin bu kadar büyük infial meydana getireceğini kimse bilemezdi. Toplumsal tepkinin bu kadar geniş ve kuvvetli bir şekilde tebarüz edeceğini de tahmin edebilecek kimse olmazdı sanırım.

    Tartışmasız etkileyici bir manzaraydı salı günü yaşananlar. Bunda Dink'in kişiliğinin etkisi kadar, Türk toplumunun içten içe tutuşup büyüyen birtakım tehlikelere karşı 'artık yeter' demek istemesinin de etkisi vardı. Cenazedeki kalabalık birkaç ay önce yumurta yağmuruna tutulan mağdurlara kitlelerin verdiği gecikmiş bir destekti belki de...

    Biz Türkler sanırım sair tüm milletlerden çok daha fazla duygusal ve fevriyiz... Öfkemiz de, merhametimiz de abartılı olabiliyor çoğu zaman. Ve hele duygularımızın zirve yaptığı zamanlarda kantarın topuzunu kaçırabiliyoruz...

    Anladınız; lafı 'Hepimiz Ermeni'yiz... Hepimiz Hrant Dink'iz' içerikli pankartlara getireceğim.

    Şüphesiz kimse bu pankartları düz mantık ile algılayıp, bir kimlik ifadesi olarak görmüyor. içerdiği mesajı şahsen ıskalamadığımı bilerek bu yazıyı okumaya devam edin lütfen... Elbette böylesi sinsi, hunharca, kalleşçe, aptalca ya da her ne diyecekseniz o şekildeki saldırıya karşı gösterilen anlamlı bir tepkiydi cenaze kalabalığı.

    Ancak bütün bunlar birtakım gerçekleri çarpıtmamızı ve olması gerekenleri yamultmamızı gerektirmiyor.

    Duygusalız, dedim; ama Türk medyası Türk halkından çok daha fazla duygusal...

    Bugüne kadar birçok özgür düşünceyi (Son örnek Atilla Yayla idi) boğmakta herkesten önce davranan, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında devletten çok daha paradigmacı olan Türk medyasının suikast sonrası takındığı tavrı abartılı bulduğumu belirtmek isterim. Elbette öncelikle böylesi haince bir cinayeti telin etmesi, olayın üzerine gitmesi sevindirici gelişme... Danıştay saldırısı sonrası yaptığı müptezelliklere tekrar prim vermemesi de... Ancak 'vur derken öldürme'nin de çok anlamı yok...

    Bu nedenle 'Hepimiz Ermeni'yiz' pankartlarını 'Malkoçoğlu Benim' formatına çekmek hem yersiz hem de ülkenin yaşadığı sorunun çözümüne değil, meselenin karmaşıklaşmasına katkıda bulunacağı açık.

    Eminim Hrant Dink de yaşasaydı rahatsız olurdu. 'Ne münasebet' derdi. 'Sizin Ermenileşmenize gerek yok, Ermeniler ile bir arada kardeşçe yaşamanız yeterli' diye konuşurdu. Ömrünü Türklerdeki Ermeni, Ermenilerdeki Türk düşmanlığını bitirmeye vakfetmiş bir insan, duygusal bir travma sonrası oluşan ruh halinin sürekli ve kalıcı olmasına karşı çıkardı, diye düşünmekteyim.

    Sorun Ermenilerin Türkleşmesi -ya da Türkleşmemesi- değildi ki çözüm, Türklerin Ermenileşmesi olsun! Dink'in mücadelesini verdiği dava, herkesi kendi kimliği ile kabul edip, karşılıklı birbirini anlayabilmenin mümkün olduğu kavgasıydı.

    Bizim Hrantlaşmamızla çözülmez Ermeni sorunu. Tüm dünyaya Ermeni olduğumuzu ilan etsek bile bu 'sözde soykırım' belasını defetmiş olmayacağımızı herkesin bilmesi lazım. Bir cenazede pankart açarak sorunların çözüleceğini zannediyorsak yanılıyoruz. Kaldı ki, medyanın abartması beni ziyadesiyle rahatsız etmeye başladı.

    Evet ben Ermeni değilim, Hrant Dink de kimsenin Ermeni olmasını istemezdi. 'Öteki' olmayı istemektense, öteki oluşturmamayı becermektir marifet.

    Adliye kapılarında aydınları yumurta ve domates yağmuruna tutan ırkçı zihniyetin aşısı değildir bu tarz. Belki benzer kapıya çıkan bir aşırılıktır.

    Başta medya olmak üzere, bu pankartları yapıp taşıyanların hepsinin tüm mağdur ve mazlumların tarafında olmalarını da beklerim açıkçası. Ne bileyim, 'Hepimiz Elif Şafak'ız', 'Hepimiz başörtülüyüz' filan gibi.

    Ve bunu, insanlar ölmeden, testi kırılmadan yapmaktır marifet... Yoksa peynirden bir gemiye dönecek memleket!
    27/01/2007
    #1217124 (paradigma, 27.01.2007 15:27)
  11. laikliği kişilerin davranışlarında arayanlara ders olabilecek niteliğindeki yazısı ile kalitesini yine ortaya koymuş yazar.

    http://www.zaman.com.tr/w...tr/yazar.do?yazino=532936
    #1580543 (peyderpey, 28.04.2007 11:17)
  12. ülke meseleleri ile ilgili olarak 6 aydır sözlükte anlatmak isteyip de bir türlü tek bir yazı altında toparlayamadığım düşüncelerimi anlatmayı başarmış sevdiğim bir yazardır, bazen çok havadan sudan yazsa da.

    http://www.zaman.com.tr/w...tr/yazar.do?yazino=538925

    edit : yazıdan bir bölüm ekleyeyim de reklam olsun.

    --spoiler--
    Herkes AKP'nin genel oyların yüzde otuzunu alarak ülkeyi yönettiğini söyler; ama genel oyların yüzde onunu bile zar zor alan bir başka partinin ülkeyi kilitlemesi, neredeyse ülke kaderiyle oynamasını kimse yadırgamaz. Keza 'halk hareketi' adı altında birtakım mitingler düzenlenir ve milyonlarca insanın katıldığı söylenir, halkın mevcut iktidarı istemediğinden bahsedilir; ancak aynı halkın cumhurbaşkanını seçmesinden korkulur. Yine aynı halkın mevcut iktidarı tekrar seçeceğinden endişe edilerek türlü koalisyonlar, olmadık taklalar atılmaya çalışılır. Sol partilerin 'hık deyicisi' durumuna düşürülen içleri boşalmış, misyonları kalmamış 'merkez sağ' denilen partilere ölü makyajı yapılır ve seçim katafalkına konulmak istenir. Bir dergi darbe yapılmasıyla ilgili birtakım günlükler yayınlar. Günlüklerde darbenin adı bile vardır, 'Power Point' sunumu olduğu ileri sürülür. Günlüğe göre darbeciler medyayı kullanacak, adına 'sivil' denilen birtakım kuruluşların öncülüğünde halk hareketi düzenlenecek ve sonunda darbe yapılacaktır. Bu günlük şiddetle reddedilir, arşivlerin tarandığı ve bu tür bir darbe sunumuna rastlanmadığı söylenir. Sonra garip bir şekilde günlükte adı geçen isimler emekli olur, sivil toplum kuruluşlarının başına geçirilir, birtakım basına 'Tehlikenin farkında mısınız?' başlıklı kampanyalar hazırlatılır, mitingler tertip edilir ve power point sunumu olmayan darbe metni 'rich text editor' olarak internet sitelerine gece yarısı konulur. Kurguya bakıldığında günlükte yazılanların tamamı uygulanmıştır; ama olan derginin yöneticilerine olur, darbe yapacak olanlar değil, bunu yayınlayanlar dava edilirler ve dergi kapatılır.

    Şehit cenazeleri olur örneğin. Bir dolu başı kapalı, gözü yaşlı analar, bacılar şehidin tabutu başında gözyaşı dökerler. Kimseyi rahatsız etmez bu durum. Başı örtülü kadının kocasını, oğlunu, babasını şehit olmak üzere askere alırız. Ama genelkurmay başkanına şöyle bir soru sorulur örneğin: 'Eğer Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olursa eşi baş örtülü olarak o makama geçecek ve başkomutan olacak. TSK'nın türbana karşı tavrını biliyoruz, eşinin başı örtülü başkumandanı kabul eder misiniz?' Keza aynı örtü başbakanlık için bir sakınca olarak görülmezken, bu ne mene bir mantık örgüsü ise cumhurbaşkanlığı için ölümcül bir hata olarak kabul edilir ve 'gerekirse cesedimizi çiğnesinler' cengaverliği ile Çankaya yolları kapatılmaya çalışılır.
    --spoiler--
    #1635885 (kisinin degeri aradigi seydir, 12.05.2007 19:55 ~ 19:56)
  13. bugünkü yazısında ölüm ve bunun insana etkisi ile ilgili şu cümleleriyle ayakta alkışladığım köşe yazarıdır:

    --spoiler--
    Ve anlıyoruz ki, aslında 'ölenle ölünmüyor' lafı da büyük bir palavra. Ölenle ölünüyor... insan sanki sevdikleri adedince parçalardan müteşekkil ve her sevdiği elinden kayıp gittikçe o parçası da gidiyor...
    --spoiler--

    kendisi babasını kaybetmiş ve bununla ilgili olarak şu yazıyı kaleme almış.

    http://www.zaman.com.tr/w...tr/yazar.do?yazino=589369
    #2330326 (grand ekinoks, 17.09.2007 05:34 ~ 05:35)
  14. medya uzerine mukemmel yazilar yazan zaman yazari. bugunku yazisida okumaya deger guzellikte. malum medyayi cok guzel ozetlemis bu yazisinda.

    üçlü inanç, ötekinin pedagojisiyle hayatı süzebilmekten geçer. Salt bu nedenle tarihteki güçlü devletler (hepsinin kendinde sırtını yasladığı güçlü birer inancı vardı) en minik azınlığın bile empatisini yaparak yönettiler toplumlarını.

    Bugün burun kıvırıp 'emperyalist' dediğimiz Amerika'dan tutun da Almanya'ya kadar birçok canlı örnekle beraber, tarih bu tür güçlü imparatorlukların öyküleriyle doludur... Yasakları, zalimlikleri, acımasızlıkları uygularken kimsenin gözünün yaşına bakmayan, kulaklarını, vicdanını, gözlerini kapayanların bugün tersi bir manzara karşısında iliklerine kadar ürperip, 'korkuyoruz' demeleri normaldir. Zira bugün yönetimi elinde tutanların kendileri gibi vicdansız ve patlak kulak zarlı olabilme ihtimalini yüksek zannediyorlar. Olabilir de, o ayrı bir konu, ancak hiçbir aksi gösterge olmadan paranoyakça bunun kâbusuyla yatıp kalkmak, bir süre sonra bu kâbusu gerçeklik olarak algılamak tıp biliminin konusuna giriyor sanırım.

    'Izdırap duyuyorum' demiş bu ülkenin geçmiş 30 yılında bir şekilde etkin olmuş bir aktör... Ki doğrudur, inanırım yani acı çektiğine, ızdırap duyduğuna. Zira bu ızdırabın farklı ifade şekillerini, siyaset ilminin verdiği bir sentetizmle daha önce de ifade etmişti. Başını örten kızları Arabistan'a göndermeyi teklif etmişti örneğin. 28 Şubat'ın en azgın günlerinde, çağdaşlığı çok sesli müzik olarak algıladığının ifadesi olarak 'işte Çağdaş Türkiye bu!' demişti göbeğini gere gere!

    Endişe etmeyin, sosyolojik olarak işin münakaşasını yapacak değilim. Ancak savunulan fikirler ile savunan aktörlerine bakıldığı zaman bile bazı kavramların nasıl çiğ ve kaypaklaştığını da görmek mümkündür gibime geliyor. Kartel yahut Andıç medyası olarak tabir edilen ve bir grup azgın azınlığın günlük bültenine dönüşen medyaya bakınca insan şu soruyu sormadan edemiyor: Pekiyi bunlar nasıl bir ülke hayal ediyorlar? Öyle ya, sözgelimi içine girmek için bin bir zahmet çektiği smokinin içinden 'acı çekiyorum' diye vaveyla eden siyasinin kurguladığı bir toplum, nasıl bir toplum? Misal, aynı ızdırap ve acıyı bankalar hortumlanıp, türlü türlü entrikalar ile devletin içi boşaltılırken çekmiş midir? 'Aile resmim' dediği resimdeki şahısların işledikleri fiillerden dolayı, acı yahut utanma nöbetlerine girmiş midir?

    Onca faili meçhul cinayetlerin, bombalamaların, her türlü melanet odaklarıyla aynı yatağa giren kirli ruhların varlığı sıcak uykularını bölmüş müdür bu zihniyetin? Türbanla ilgili kararında analarının paçası gibi yapıştıkları Avrupa insan Hakları Mahkemesi'nin sair kararlarıyla ilgili yaşadıkları geçici körlük de rahatsız etmez mi kendilerini? Ne tür bir özlem içindeler? Seçimlerin yapılmadığı (zira seçim sonuçlarına göre halkı göbeğini kaşıyan, bidon kafalı, geri zekalı diye aşağıladıklarını biliyoruz) yahut kendi zihniyetlerindeki bir oyun, halkın yüz oyuna bedel bir oyunun yaşandığı bir ülke midir istedikleri? Ne tür çete olursa olsun, önemli olan kendi ihaleleri ve girdikleri sektördeki rakiplerinin hak ile yeksan olmaları mıdır? Nedir?

    Cidden merak ediyoruz, nasıl bir ülkeye özlem duyuyorlar? Kadınların kızların, lingo lingo şişelerin, 'vur patlasın çal oynasınlar'ın gırla gittiği, kanın aktığı, fakirin ezildiği, sessiz çoğunluğun gırtlağına basıldığı bir ülke mi? Yoksa katsayı ayak oyunuyla yaptıkları gibi, kendilerinden olmayan kimsenin karşılarında değil, ayakaltlarında bulunduğu bir ülke mi? Tıpkı örtüyü sadece hizmetçiler ve yaşlı teyzelerde görmek istedikleri gibi, inançlı insanları sadece tamirhanede ve tarlada gördükleri bir ülkenin mi özlemi içerisindedirler?

    Neyin onlara ızdırap verdiği, kimlerin kırmızı pelerin gibi burunlarından solumalarına neden olduğunu şimdi çok iyi biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var; eskiden olduğu gibi, bir iki provokasyon, manipülasyon ile toplumu sindiremeyecekleri, bu ülkenin özgürlüğe giden yolunu tıkayamayacakları. Zira hayalini kurduğu yönetim şekilleri ve toplumları artık en monarşik, en katı ve kapalı toplumlarda bile yok artık! Pravda bile bizim Andıç medyası kadar içler acısı bir durumda değil zira!
    #3022450 (ersin34, 18.02.2008 03:50)
  15. güldürürken düşündüren, yazıları dört gözle beklenen yazar...
    #3023213 (crazyhodja, 18.02.2008 12:20)
  16. aksiyon dergisinde sinema yazıları, zaman gazetesinde ise hem sinema hem de günlük olaylarla ilgili mizahi yazıların yazarı.
    #3023998 (teknick47, 18.02.2008 14:58)
  17. bugün de kalemini konuşturmuş yazardır...
    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=656329
    #3057489 (crazyhodja, 25.02.2008 19:35)
  18. rektörler haklıdır yazısıyla alkışı hak etmiştir yine kendileri...
    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=658775
    #3079433 (crazyhodja, 01.03.2008 15:19)
  19. şeriat gelecek diyenlerin tekrar tekrar okuması gereken cümlelerin sahibi bir yazar.
    --alıntı--
    Ve hatta Cumhurbaşkanı'nın istifasını da istemekte haklılar. Anayasayı değiştiren oranın yüzde 70 olması da çok şey ifade etmez. O demokrasilerde olur. Burası rektörokratik bir cumhuriyet! Hem adam alenen ve dayılanarak demedi mi, 'isterlerse yüzde 90 alsınlar hikâye!' Yine başkaları, 'Örtülüye düşük not veririm' demedi mi, bir diğeri 'kippalıyı alırım da örtülüyü almam' buyurmadı mı? Ötekisi 'Bilim adamı dediğin ateist olur' diye sallamadı mı? Beriki, 'icap ederse okulun kapısına kilit vururum yine almam' demedi mi?

    Bu hayat memat oyununda sadece istifa talep etmeleri onların mütevazılıklarından kaynaklanmaktadır. Ve az bile istemişlerdir. Başbakan, Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı'nın da istifasını talep edebilirlerdi. Hatta parlamentoya bile ne gerek var, rektörler komitesi ülkeyi yönetsin, yasa çıkarsın, seçim yapsın güzel olmaz mı?

    Etmezler mi? Kendileri bilirler. Ne bileyim yolda kaza olur, elektrikler kesilir filan! Oh rahatladım şimdi, telefonun fişini çıkarıp bir uyku çekeceğim!

    --alıntı--
    #3079452 (onurude, 01.03.2008 15:24 ~ 15:25)
  20. yaklaşık iki ay önceki yazısıyle ruhat mengi'yi insan içine çıkamaz duruma sokmuştur.ama ruhat mengi hala dışarı çıkmaktadır! işte o yazı:

    --spoiler--
    tartışma ve mutluluk

    Bir yayın yönetmeninin eşi, fakire çok kızmış olacak ki, adımı yazıp beni meşhur etmemek için şöyle demiş: "Zaman Gazetesi'nin bir yazarı geçen pazar programımdaki halk röportajlarının 'taraflı olduğunu' bir meslektaşa yakışmayacak kabalıkla iddia etmiş. Her Açıdan'da mutlaka karşı görüşten konuşmacılar eşit sayıda yer alır, halk röportajlarını ise genç bir ekip çeker, ben de yayın sırasında izlerim. Orada da bugüne kadar hep farklı görüşler yer almıştır, bunu özellikle sık sık hatırlatmışımdır.
    Sırf bu nedenle seçtikleri kişiler benzer görüş belirtse de arayıp farklı konuşanları bulmaya çalışıyorlar. Bu hafta Beyoğlu'nda çekim yapmışlar ve tesadüfen cevaplar böyle gelmiş. Saygısızlık yerine soru sorsalardı açıklardık."

    Cümlelerin içinde gizli kibri, sizli-bizli enaniyet gösterilerini filan tıp otoritelerine bırakıp size başka şeylerden bahsedeceğim. Hanımefendinin ne kadar doğru söylediğini de beraber görmüş olacağız. Film şirketleri biz sinema yazarları için, bir film gösterime girmeden önce özel gösterim yaparlar. Yaparlar ki, siz filmi izlemeden önce biz izleyip görüşlerimizi ifade edelim. Bundan birkaç yıl önce, özel şoförüyle bu gösterimlere gelen bir hanımefendi dikkatimi çekmişti. Kim olduğunu sorduğumda, 'bir yayın yönetmeninin eşi' cevabını almıştım. Nitekim kısa süre sonra o hanım öyle bir çam devirdi ki sormayın. Köşesinde (20.06.2000) aynen şöyle yazdı: "5-6 yıl önce Tom Cruise'la Londra'da "Vampir'le buluşma" filminin gala gösteriminde karşılaştığımda onun bir gün bu kadar başarılı olacağını düşünmemiştim. Ufak tefek, asık suratlı, filminin galasına buruşuk kıyafetle katılan ve çağrıldığı sahneden sadece selâm vererek inen silik bir adam... Oyunları da sıradan görünüyordu gözüme 'kısa sürede kaybolur, gider' demiştim. Yanıldım." işin içindeki yine kibri mi, cahilliği mi ön plana çıkarayım bilemiyorum. 1994 yılında Londra'da Tom Cruise ile karşılaşan bir Türk kadın, muhatabını 'silik, asık suratlı, ufak tefek, buruşuk kıyafetli' diye tanımlıyor. Bahsini ettiği günden yıllar önce Tom Cruise, Yağmur Adam, Doğum Günü 4 Temmuz, Top Gun gibi hem gişe, hem de eleştirmenlerin takdirini kazanmış filmlerde rol almış biri. Kim bilir belki Cruise bu filmleri çekerken birileri TRT'de torpille Figüran Osman'ın yanında pazar şovlarına konu mankeni olarak çıkıyordu! Sanırım yazar hanım, 'oyunları da sıradandı' derken muhtemelen rollerinden bahsediyordu. Düzey ve bilgi birikimi bu. Bu yayın yönetmeninin eşi hanımı kimse ciddiye almıyordu elbette. Nasıl alsın ki? iskenderpaşa yerine iskenderoğlu Cemaati diye yazan birini, kim ne diye ciddiye alsın?! Ancak önce kendilerini, sonra halkı kandırmaya başlamaları üzücü tabii... Tıpkı 22 Temmuz seçimlerinde yaptıkları ve yayınladıkları anketler gibi. Bu hanım, hazırladığı TV programında, 'halk röportajı' adı altında bir şeyler hazırlatıyor ve nedense bu görüşlerin tamamı kendi görüşleri oluyordu.

    Neyse... O günkü röportajlarda bir Allah'ın kulu 'türbanlılar üniversiteye gidebilsin' demedi. Biz de bunu eleştirdik ve 'Vatan'da yapılsa daha insaflı olurdu' dedik. Değil mi? En azından Livaneli, Babaoğlu Beyler var vicdanlarının hâlâ çalıştığına inandığımız! Hanımefendi buna da kızmış ve kendisi kabalığın ve saygısızlığın dikâlâsını yaparak sıkılmadan bizi aşağılamaya çalışmış. Şimdi söylesin bakalım; Nurşen Hanım'a istediği kadar söz verip açıkağızla dinleyip, Gülay Hanım söz aldığında, işine gelmeyen ilk cümleyi duyar duymaz lafını ağzına tıkmak mıdır kabalık, yoksa bunu yazmak mıdır? işin bir de cehalet boyutu var ki, o konuya yer kalmadı. Kur'an'dan iki kelime, bir-iki ayet öğrenip, ikide bir 'hadi Kur'an'ı tartışalım' diyenlerin cehaletini yüzlerine vurmak boynumuzun borcu oldu. Huruf-u mukattaa dendiğinde yüzümüze bakanların, esbab-ı nüzul kelimesini hayatında ilk defa duyacak olanların kutsal kitabı tartışmaya kalkması şüphesiz cesaret işidir! Ancak Allah'ın ayetleri Tom Cruise filmlerine benzemez! Böyleyken böyle işte...
    --spoiler--
    #3079474 (bugulu atlas, 01.03.2008 15:30)
  21. muthis bir sinema elestirmenidir,zaman gazetesinde siyasi yazilarinin yaninda sinema yazilarida cikar ara ara.
    #3111906 (bilgehan, 08.03.2008 22:03)
  22. leprom isminde, aslında kısa film sinopsisi olarak tasarladığı, alacakaranlık kuşağı tadında, ayarında enfes bir öykü kitabı vardır doksanların sonunda piyasaya çıkan; ki filme alınmazsa biri, birkaçı bu öykülerin hakatten yazık olacaktır...
    #3263640 (tefrik, 13.04.2008 02:41)
  23. güzel bir yazısı için:
    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=699051
    #3505765 (crazyhodja, 07.06.2008 09:50)
  24. gerektiğine frenden ayağını çeken zinhi süper yazar.
    #3630455 (badisaba, 07.07.2008 01:15)
  25. cam yanaklı çocuklar yazısı için;
    http://www.zaman.com.tr/y...itle=cam-yanakli-cocuklar
    #3801952 (crazyhodja, 11.08.2008 12:14)
/ 2
Copyright © 2009 - uludağ sözlük

mahmut nedim hazar başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. mahmut nedim hazar ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu mahmut nedim hazar nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about mahmut nedim hazar. Copyrights of the articles are belong to their authors.