bugün
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı14
- kolye142
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur8
- erkek aslan3
- 18 ekim 2026 uludağ sözlük resim problemi3
- karton toplayan çocuğun aslında zengin olması3
- türk esnafı3
- usualsuspects'in ayağı6
- columbia3
- misafir gelince odaya kacmak4
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi7
- ford mondeo vs volkswagen passat3
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- futbol20
- bik bik'in kraliçe olması10
- usualsuspects aslan parçası4
- sarı tekerin yazar olamaması9
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi19
- hoşlanılan kızın annesi ile muhabbet etmek2
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- süper lig9
- arkadaşınızın sizi övmesi4
- türk kızı'nın hırt suçlu fetişi6
- ıpkis'in bir işe yaramaması10
- peynir dolgulu jalapeno5
- kostas mitroglou nun akhisarspor a attığı gol2
- cep telefonu22
- hacker saldırısı gazileri8
- kafasına haç düşen rahibin ölmesi5
- 18 ekim 2026 ktc plakalı araç görmem2
- samsunspor4
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı23
- bik bik moderatör olmasın kampanyası6
- nokia20
- fransa9
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu7
- anpa gross2
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız7
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- olmadık yerde kalkan penis2
- uzun süre bir uçuruma bakmak4
- sözlüğe yeni bir moderatör alınsın kampanyası5
- beni seviyor musun canım sözlük2
- doğu türkistan2
- usualsuspectsin mod olması6
- zall'ın makara yapması6
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- kalktı2
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- usualsuspects'e ödül ayağı atmak4
entry'ler (349)
her sonbahar başında inatla, severek, yılmadan kullandığımız klişelerden biridir.
en ufak bir iyileşmede kaşıntıya maruz kalıp, kopup gidecektir. uyaralım.
kendisi sevgilimdir.
neden kanada dil okulları ile ilgili bir entry yok, giden gelen, nasıldır bilen var mıdır?
anladım ki oruçlu kafa, en -güzel kafa! özellikle işteyken!
Ders ekle/sil zamanı bitirme tezini seçersin. Oh mis valla, okul da bitiyor havasına girersin ve bütün titizliğinle birlikte tezini yazmaya başlarsın. Her türlü yeniliğe ve taze fikirlere açık hocana, severek yazacağın, yazdıkça öğreneceğin bir tez konusu götürürsün. Sana der ki 'mükemmel!' Oh be dersin, yıllardır şu okuldayım, sonunda ben de istediğim bir konuda söz sahibi olacağım, bir fikir belirtebileceğim! (Üniversite dediğin özgür insanların, müthiş fikirlerin olduğu yerdir ya hani, ama çoğu profesörün yanına korkunu kenara bırakıp gidemediğin olur!)
Her neyse.
içeriğini hazırlar, hocaya e-posta atarsın. Sonra da dersin ki 'görüşme günü ve saatinizi belirtirseniz, yanınıza gelip tezde yazdığım bölümleri sizinle birlikte üzerinden geçmek isterim.' Maksat adet yerini bulsun!
Tez danışmanından beklenmedik atak gelir ve 'mail olarak atabilirsin yazdıklarını' der, aa dersin, ne kadar tatlı bir hoca; hiç yormuyor, işten de izin almama gerek kalmadı!
Birkaç hafta yazdıklarını gönderirsin, ama cevap geç gelir. Attığı cevaplarda 'süper gidiyorsun' ifadesi bulunur ve sen ortada herhangi bir tehlike görmezsin.
Tezin son teslim tarihine 1 gün kala pürüz çıkarır, der ki, burayı ve burayı...ve şurayı....bir yerden almışsın. Tak, bilgi hırsızlığı!
TEZDE DiPNOT KULLANILIR, TEZDE ALINTILAR YAPILIR... HER BiRi iTiNAYLA BELiRTiLiR VE BÖYLECE BUNUN ADI BiLGi HIRSIZLIĞI DEĞiL, TEZi KURALINA GÖRE YAZMAK OLUR.
Anlatırsın bunları birer birer... dersin ki tezde böyle olmaz mı, alıntı yapılmaz mı, yapıldığında ve belirtildiğinde bu normal olmaz mı... der evet alıntılanır, dipnotlanır, normaldir...
eee sonuç?
Tezini imzalamıyorum.
Tak, okul uzar!
Eğer samimi olduğunuz bir hocadan tez alma şansınız yoksa iyi araştırın. Öğrencisini anlayabilen, daha önce tez danışmanlığı yapmış bir hocadan tez alın, isterse kafanızı kırsın, sizi zorlasın ama deneyimli olsun. iLK DEFA TEZ DANIŞMANLIĞI yapıyor olmasın. Sanki hiç tez yazmamış gibi davranıyor olmasın.
Teşekkürler.
Kapanış.
Her neyse.
içeriğini hazırlar, hocaya e-posta atarsın. Sonra da dersin ki 'görüşme günü ve saatinizi belirtirseniz, yanınıza gelip tezde yazdığım bölümleri sizinle birlikte üzerinden geçmek isterim.' Maksat adet yerini bulsun!
Tez danışmanından beklenmedik atak gelir ve 'mail olarak atabilirsin yazdıklarını' der, aa dersin, ne kadar tatlı bir hoca; hiç yormuyor, işten de izin almama gerek kalmadı!
Birkaç hafta yazdıklarını gönderirsin, ama cevap geç gelir. Attığı cevaplarda 'süper gidiyorsun' ifadesi bulunur ve sen ortada herhangi bir tehlike görmezsin.
Tezin son teslim tarihine 1 gün kala pürüz çıkarır, der ki, burayı ve burayı...ve şurayı....bir yerden almışsın. Tak, bilgi hırsızlığı!
TEZDE DiPNOT KULLANILIR, TEZDE ALINTILAR YAPILIR... HER BiRi iTiNAYLA BELiRTiLiR VE BÖYLECE BUNUN ADI BiLGi HIRSIZLIĞI DEĞiL, TEZi KURALINA GÖRE YAZMAK OLUR.
Anlatırsın bunları birer birer... dersin ki tezde böyle olmaz mı, alıntı yapılmaz mı, yapıldığında ve belirtildiğinde bu normal olmaz mı... der evet alıntılanır, dipnotlanır, normaldir...
eee sonuç?
Tezini imzalamıyorum.
Tak, okul uzar!
Eğer samimi olduğunuz bir hocadan tez alma şansınız yoksa iyi araştırın. Öğrencisini anlayabilen, daha önce tez danışmanlığı yapmış bir hocadan tez alın, isterse kafanızı kırsın, sizi zorlasın ama deneyimli olsun. iLK DEFA TEZ DANIŞMANLIĞI yapıyor olmasın. Sanki hiç tez yazmamış gibi davranıyor olmasın.
Teşekkürler.
Kapanış.
klozette saatlerce uğraşıp, sonuca bağlanan durumu; bunu kaldırabilen arkadaşlarla doya doya anlatıp, paylaşmak!
lisede 3 buçuk yıl okuduğum şehirdir, insanlarının %90'ının kafası bir değişik çalışır.
PANDA. evet.
evet, kıyamet ne zaman kopuyor?
devamlı şarj aletine takılı telefondur.
Ne zaman karikatür çizsem, dudak ya da ağız yaparken çizerken canım sıkılıyor. Sanki vücudun o kısmı olmasa, ifadelerin anlaşılabilirliği gözlerle daha iyi anlatılıyormuş gibi hissediyorum.
-Gözler kalbin aynası mıdır?
Bilmiyorum, en azından benim uzmanlık alanım değil. Diğer birçok şeyin de uzmanlık alanım olmadığı gibi.
Bildiğim bir şey varsa, genelde ağzın da koca bir ağız dolusu gülmenin ya da deyim yerindeyse geviş getirmenin de benim gözümde tekdüzelikten, alışılmış ifadelerden; farkındalıktan bir farkı yok. (Boşdeniz usulü salata)
Ne zaman ağzı olan bir karikatür çizsem, çizdiklerim karikatür sayılmaz; onlar sadece birer karakter, elim silgiye gider. Çünkü karakterin, karakterinden saptığını düşünürüm.
Dediğim gibi, ben bu işin uzmanı değilim. Eminim ağzın da kağıt üzerinde bir yeri ve hatta faydalı bir yeri vardır. Saçlarla her şeyi yapabilirim. Saçlardan halat yapabilirim; birbirinin saçlarını kullanarak sayfanın bir ucundan başka bir ucuna koşan karakterler. Saçlardan solucanlar yapabilirim, beyninin içine kadar solucanlanmış, mantığı tamamen arapsaçı olmuş karakterler. Saçlardan fırça yapabilirim, kimsenin ona bakmadığından emin olduktan sonra kulağını fırçayla temizlemeye çalışan zavallı ama doğal hatta biraz da kamburlaştırırım onu, yalnızlaşmış bir karakter.
Ama dudak yapamam. Yapsam da karakterin hikayesi biter, öylece kağıtta yer eder.
Neden şimdi ağız koydum ki buraya Serzenişte, Boş deniz yatağında chicken.
Ağzı olmayan insanları da sevebilirdik bence. Burun olsun; çizim dahi olsa her karakterin nefes almaya hakkı var. Hatta abartalım, boş yere ağzını yorup konuşanlardan biraz kısıp, burun deliklerini büyüttüğümüz karakterler olsun. Burun demişken, burun karakteri yansıttığı sürece. (Asyalı minik burun kompleksi)
-kara kraker
-karakter
-140 karakter
-kara ter
-terlik kara
Ne zaman karakteri oturmuş biri görsem, az cümle kullanır fakat kaliteli kelimelerle. Keşke hepimiz öyle olsak. Herkesin şakalaştığı, kendini aştığı, çok konuştuğu ya da gülerek doyduğu zamanları vardı. Karakteri oturmuş insan asla gülmez asla saçmalamaz diye bir şey yok. Ben burada ciddi konuların konuşulduğu zamanlardan bahsediyorum. Aksi de var tabii. Karakteri aceleci, pervasız, bazen de biraz boş biri gördüğümde, elimi ağzımın üzerine -gözlerimle, dokunarak değil; temaslardan pek hoşlanmam- koyar, sadece bakışlarından dinlemeye çalışırım. Tam olarak ne anlattığını anlayamasam da en azından ne hissettiğini az çok çıkarmaya çalışırım. (bkz. gözler kalbin aynası mıdır, bilir kişi?)
Neyse.
Gözleri bir çıkaralım bi oradanbi. Bu bi nereye gelmeli, bilemedim.
irem Yılmaz
http://rakunca.blogspot.c...1/menu-farkdanlkmkhk.html
-Gözler kalbin aynası mıdır?
Bilmiyorum, en azından benim uzmanlık alanım değil. Diğer birçok şeyin de uzmanlık alanım olmadığı gibi.
Bildiğim bir şey varsa, genelde ağzın da koca bir ağız dolusu gülmenin ya da deyim yerindeyse geviş getirmenin de benim gözümde tekdüzelikten, alışılmış ifadelerden; farkındalıktan bir farkı yok. (Boşdeniz usulü salata)
Ne zaman ağzı olan bir karikatür çizsem, çizdiklerim karikatür sayılmaz; onlar sadece birer karakter, elim silgiye gider. Çünkü karakterin, karakterinden saptığını düşünürüm.
Dediğim gibi, ben bu işin uzmanı değilim. Eminim ağzın da kağıt üzerinde bir yeri ve hatta faydalı bir yeri vardır. Saçlarla her şeyi yapabilirim. Saçlardan halat yapabilirim; birbirinin saçlarını kullanarak sayfanın bir ucundan başka bir ucuna koşan karakterler. Saçlardan solucanlar yapabilirim, beyninin içine kadar solucanlanmış, mantığı tamamen arapsaçı olmuş karakterler. Saçlardan fırça yapabilirim, kimsenin ona bakmadığından emin olduktan sonra kulağını fırçayla temizlemeye çalışan zavallı ama doğal hatta biraz da kamburlaştırırım onu, yalnızlaşmış bir karakter.
Ama dudak yapamam. Yapsam da karakterin hikayesi biter, öylece kağıtta yer eder.
Neden şimdi ağız koydum ki buraya Serzenişte, Boş deniz yatağında chicken.
Ağzı olmayan insanları da sevebilirdik bence. Burun olsun; çizim dahi olsa her karakterin nefes almaya hakkı var. Hatta abartalım, boş yere ağzını yorup konuşanlardan biraz kısıp, burun deliklerini büyüttüğümüz karakterler olsun. Burun demişken, burun karakteri yansıttığı sürece. (Asyalı minik burun kompleksi)
-kara kraker
-karakter
-140 karakter
-kara ter
-terlik kara
Ne zaman karakteri oturmuş biri görsem, az cümle kullanır fakat kaliteli kelimelerle. Keşke hepimiz öyle olsak. Herkesin şakalaştığı, kendini aştığı, çok konuştuğu ya da gülerek doyduğu zamanları vardı. Karakteri oturmuş insan asla gülmez asla saçmalamaz diye bir şey yok. Ben burada ciddi konuların konuşulduğu zamanlardan bahsediyorum. Aksi de var tabii. Karakteri aceleci, pervasız, bazen de biraz boş biri gördüğümde, elimi ağzımın üzerine -gözlerimle, dokunarak değil; temaslardan pek hoşlanmam- koyar, sadece bakışlarından dinlemeye çalışırım. Tam olarak ne anlattığını anlayamasam da en azından ne hissettiğini az çok çıkarmaya çalışırım. (bkz. gözler kalbin aynası mıdır, bilir kişi?)
Neyse.
Gözleri bir çıkaralım bi oradanbi. Bu bi nereye gelmeli, bilemedim.
irem Yılmaz
http://rakunca.blogspot.c...1/menu-farkdanlkmkhk.html
insanın sadece öğrenmeye açık, hevesli olduğu konularda gösterebileceği durumdur.
aldatma mantığına sahip biri için diğer günler yapılsa da bir farkı olmayacak eylemdir.
sağlam diş gerektiren eylemdir.
zayıflamış mıyım? (zayıflamadığını aslında bilir.)
cuma gününün insana verdiği mutluluk, pazartesi ellerinden alınır.
anahtarı aramak için ayırdığın 5 dakika, tuvaletin varsa yalan olan dakikadır.
iyiler ve kötüler olarak ikiye ayrılırlar. iyi kadınlar da tıpkı kötüler gibi kendi aralarında güzel-çirkin-çekici olarak kategorilendirilir. Dizilerde her kötü olay bunların başına gelir ya da her kötü olay bunların yüzünden başka birilerinin başına gelir. Dizilerin türk kadınları -özellikle esas kadın- her türlü ihanete uğramış ama sonunda dimdik ayakta durmuş olan kadındır!