bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum26
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü5
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin11
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- 1 euro 53 50 tl2
- uysaljakoben21
- ayı saldırınca yapılması gerekenler13
- gammaz olmuşum13
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir6
- doğu türkistan'ın ülke olması2
- gece yarısı çalan telefon7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- aquila bicipite8
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız3
- tutku2
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- kemal kılıçdaroğlu35
- minyon kadın siniri5
- kadınların zeka seviyesi3
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- elit olmak için gerekenler13
- denize sıfır bir ev sahibi olmak3
- bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır2
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak3
- gocu26
- babaya masaj yaptırmak2
- ikinci evliliği yapanları anlayamamak21
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- geceye bir söz bırak3
- her şeyin sanalda olmadığı gerçeği2
- türkiye dünyanın 16 avrupa'nın 6 ekonomisidir2
- eski dizileri izlemek3
- hayatın artık aşırı monoton gelmesi2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- koca2
- ona bir şey söyle16
- kel erkek3
- gey görünce gey olmaktan korkan erkek21
- turkei kıymentini bilin19
- tek arkadaşının olmaması10
- hapse düşünce hemen koğuş ağasını dövmek9
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz8
entry'ler (299)
Cehennem ateşinden etkilenmemektir.
Şöyle:
1.) Cehennem ateşi kafirler için hazırlanmıştır.
"Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır." Bakara-24
2.) Tüm kafirler müşriktir.
"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar."
3.) Cehennem ateşi kafirler içinse ve tüm kafirler müşrikse Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmayanlar cehennem ateşinden etkilenmeyeceklerdir.
Şöyle:
1.) Cehennem ateşi kafirler için hazırlanmıştır.
"Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır." Bakara-24
2.) Tüm kafirler müşriktir.
"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar."
3.) Cehennem ateşi kafirler içinse ve tüm kafirler müşrikse Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmayanlar cehennem ateşinden etkilenmeyeceklerdir.
sonsuz büyüklükte olan.
açıklaması:
nasıl, bir ışık görsek, o ışığın bir kaynağı olduğunu biliriz; bilgi de, her şeyi bilen tanrı'nın ışığıdır. bu yüzden; bilginin her zaman var olduğunu göstermek, onu var edenin de her zaman var olduğunu göstermektir. onun, zamanı ve mekanı kuşattığını göstermekse onun tek olduğunu göstermektir.
"bilgi yoktur." ifadesini bilgi kabul etmek çelişkilidir. çünkü; bu kabul, aynı zamanda hem bilginin yok olduğunu hem de bilginin var olduğunu kabul etmektir. yani; bilgi vardır. bilginin, bilme fiili ile birlikte var olduğu ve bilme fiilinin failinin bilen olduğu dikkate alındığında; en az bir bilen vardır.
çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. bu olayların da bilgisi var. bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.
açıklaması:
nasıl, bir ışık görsek, o ışığın bir kaynağı olduğunu biliriz; bilgi de, her şeyi bilen tanrı'nın ışığıdır. bu yüzden; bilginin her zaman var olduğunu göstermek, onu var edenin de her zaman var olduğunu göstermektir. onun, zamanı ve mekanı kuşattığını göstermekse onun tek olduğunu göstermektir.
"bilgi yoktur." ifadesini bilgi kabul etmek çelişkilidir. çünkü; bu kabul, aynı zamanda hem bilginin yok olduğunu hem de bilginin var olduğunu kabul etmektir. yani; bilgi vardır. bilginin, bilme fiili ile birlikte var olduğu ve bilme fiilinin failinin bilen olduğu dikkate alındığında; en az bir bilen vardır.
çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. bu olayların da bilgisi var. bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.
sonsuz büyüklükte olan.
açıklaması:
nasıl, bir ışık görsek, o ışığın bir kaynağı olduğunu biliriz; bilgi de, her şeyi bilen tanrı'nın ışığıdır. bu yüzden; bilginin her zaman var olduğunu göstermek, onu var edenin de her zaman var olduğunu göstermektir. onun, zamanı ve mekanı kuşattığını göstermekse onun tek olduğunu göstermektir.
"bilgi yoktur." ifadesini bilgi kabul etmek çelişkilidir. çünkü; bu kabul, aynı zamanda hem bilginin yok olduğunu hem de bilginin var olduğunu kabul etmektir. yani; bilgi vardır. bilginin, bilme fiili ile birlikte var olduğu ve bilme fiilinin failinin bilen olduğu dikkate alındığında; en az bir bilen vardır.
çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. bu olayların da bilgisi var. bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.
açıklaması:
nasıl, bir ışık görsek, o ışığın bir kaynağı olduğunu biliriz; bilgi de, her şeyi bilen tanrı'nın ışığıdır. bu yüzden; bilginin her zaman var olduğunu göstermek, onu var edenin de her zaman var olduğunu göstermektir. onun, zamanı ve mekanı kuşattığını göstermekse onun tek olduğunu göstermektir.
"bilgi yoktur." ifadesini bilgi kabul etmek çelişkilidir. çünkü; bu kabul, aynı zamanda hem bilginin yok olduğunu hem de bilginin var olduğunu kabul etmektir. yani; bilgi vardır. bilginin, bilme fiili ile birlikte var olduğu ve bilme fiilinin failinin bilen olduğu dikkate alındığında; en az bir bilen vardır.
çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. bu olayların da bilgisi var. bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.
" "Bilgi yoktur." ifadesini bilgi kabul etmek çelişkilidir. Çünkü; bu kabul, aynı zamanda hem bilginin yok olduğunu hem de bilginin var olduğunu kabul etmektir. Yani; bilgi vardır. Bilginin, bilme fiili ile birlikte var olduğu ve bilme fiilinin failinin bilen olduğu dikkate alındığında; en az bir bilen vardır.
Çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. Bu olayların da bilgisi var. Bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. Zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. Demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. Mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir." Şeklindeki akıl yürütmeyle çözülmüş sorunsal.
Çevremize baktığımızda; bir takım olayların var olduğunu ve bu olayların, zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu görüyoruz. Bu olayların da bilgisi var. Bilginin, bilme fiilinin sahibi bilen -şüphesiz- tüm bu olayların bilgisini de bilir. Zaman ve mekan içindeki bu olayların bilgisini ise ancak zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilen bir kimse bilebilir. Demek ki bilginin ve bilme fiilinin sahibi bilen, zamanı ve mekanı kuşatıp gözlemleyebilendir. Mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir." Şeklindeki akıl yürütmeyle çözülmüş sorunsal.
"bakara suresi – 255 (ayetü’l-kürsî)
“allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. diridir, kayyumdur. o’nu ne bir uyuklama tutabilir ne de uyku. göklerde ve yerde ne varsa o’nundur. izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? o, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. onlar ise, o’nun ilminden, dilediği kadarından başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. onun kürsüsü (tahtı) gökleri ve yeri kuşatmıştır. onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. o, yücedir, büyüktür.”
tâhâ suresi – 5
“rahman, arş üzerine istivâ etmiştir.”
hâkka suresi – 17
“melekler onun etrafındadır. o gün rabbinin arşını, onların üstünde sekiz (melek) yüklenir.”
müminûn suresi – 116
“gerçek hükümdar olan allah yücedir; o’ndan başka ilah yoktur. o, şerefli arşın sahibidir.”
furkan suresi – 59
“o, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arşa istivâ etmiştir. rahman’dır; bunu bilenlere sor.”
secde suresi – 4
“allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratandır. sonra arşa istivâ etmiştir. sizin için o’ndan başka bir dost ve şefaatçi yoktur. hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
hadîd suresi – 4
“o, gökleri ve yeri altı günde yaratandır; sonra arşa istivâ etmiştir. yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. allah yaptıklarınızı görendir.”
mülk suresi – 16-17
16. ayet:
“gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? bir de bakarsınız ki yer sarsılıverir.”
17. ayet:
“yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? o zaman tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.” "
şeklindeki ayetlerdir.
“allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. diridir, kayyumdur. o’nu ne bir uyuklama tutabilir ne de uyku. göklerde ve yerde ne varsa o’nundur. izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? o, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. onlar ise, o’nun ilminden, dilediği kadarından başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. onun kürsüsü (tahtı) gökleri ve yeri kuşatmıştır. onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. o, yücedir, büyüktür.”
tâhâ suresi – 5
“rahman, arş üzerine istivâ etmiştir.”
hâkka suresi – 17
“melekler onun etrafındadır. o gün rabbinin arşını, onların üstünde sekiz (melek) yüklenir.”
müminûn suresi – 116
“gerçek hükümdar olan allah yücedir; o’ndan başka ilah yoktur. o, şerefli arşın sahibidir.”
furkan suresi – 59
“o, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arşa istivâ etmiştir. rahman’dır; bunu bilenlere sor.”
secde suresi – 4
“allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratandır. sonra arşa istivâ etmiştir. sizin için o’ndan başka bir dost ve şefaatçi yoktur. hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
hadîd suresi – 4
“o, gökleri ve yeri altı günde yaratandır; sonra arşa istivâ etmiştir. yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. allah yaptıklarınızı görendir.”
mülk suresi – 16-17
16. ayet:
“gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? bir de bakarsınız ki yer sarsılıverir.”
17. ayet:
“yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? o zaman tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.” "
şeklindeki ayetlerdir.
gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde.
"allah zamandan ve mekandan münezzehtir." ya da "allah her yerde hazır ve nazırdır." gibi iddialar olsa da, bu iddialar "allah nerededir?" sorusunu hakkıyla ve kur'an'a uygun cevaplamaktan uzaktır. oysa, kur'an'da, allah'ın nerede olduğu pek çok ayette belirtilmektedir:
burada tek bir ayetten tek bir cümleyi inceleyeceğiz. ayet-el kürsi'ye bakalım. bu ayete ismini veren cümleyi okuyalım:
1.) "... onun kürsîsi bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır ... " bakara-255
kürsî, taht demektir. ayetten çıkaracağımız sonuç; allah'ın bir tahtı olduğu ve o tahtının gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığıdır. peki allah nerededir? tabii ki gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde. burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: allah'ın, göklerin ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olması, onun; göklerin ve yerin -yani mekanın- içinde olduğu anlamına gelmemekte, aksine, onun; gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olup gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığı anlamına gelmektedir.
burada bahsettiğim ayet ve cümleyi yeterli görmeyenler kur'an'dan "arş" ile ilgili ayetleri araştırabilirler.
"allah zamandan ve mekandan münezzehtir." ya da "allah her yerde hazır ve nazırdır." gibi iddialar olsa da, bu iddialar "allah nerededir?" sorusunu hakkıyla ve kur'an'a uygun cevaplamaktan uzaktır. oysa, kur'an'da, allah'ın nerede olduğu pek çok ayette belirtilmektedir:
burada tek bir ayetten tek bir cümleyi inceleyeceğiz. ayet-el kürsi'ye bakalım. bu ayete ismini veren cümleyi okuyalım:
1.) "... onun kürsîsi bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır ... " bakara-255
kürsî, taht demektir. ayetten çıkaracağımız sonuç; allah'ın bir tahtı olduğu ve o tahtının gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığıdır. peki allah nerededir? tabii ki gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde. burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: allah'ın, göklerin ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olması, onun; göklerin ve yerin -yani mekanın- içinde olduğu anlamına gelmemekte, aksine, onun; gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olup gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığı anlamına gelmektedir.
burada bahsettiğim ayet ve cümleyi yeterli görmeyenler kur'an'dan "arş" ile ilgili ayetleri araştırabilirler.
tanrı
uzayı uçsuz bucaksız sanma.
mekanı, gökyüzünün dünyayı sardığı gibi sarar tanrı.
yani, "tanrı kalbimde." diyene kanma.
zamanı gelince, delilini sorar tanrı.
tanrı senin huzurunda değil, sen tanrı'nın huzurundasın.
dilenmeyi bilirsen ve dilerse, ışığını sana gösterir tanrı.
uzayı uçsuz bucaksız sanma.
mekanı, gökyüzünün dünyayı sardığı gibi sarar tanrı.
yani, "tanrı kalbimde." diyene kanma.
zamanı gelince, delilini sorar tanrı.
tanrı senin huzurunda değil, sen tanrı'nın huzurundasın.
dilenmeyi bilirsen ve dilerse, ışığını sana gösterir tanrı.
Hikaye
iyilikten bir maske,
kötülerin yüzünde.
Arsızlık dürüstlük olmuş,
fahişelerin dilinde.
Suç,
adalet adına!
Barış için savaşmak da öyle!
Tek ihtiyacımız,
mutlak adil bir hakem.
Onsuz;
iyilik,
dürüstlük,
adalet,
barış...
Hepsi hikaye!
iyilikten bir maske,
kötülerin yüzünde.
Arsızlık dürüstlük olmuş,
fahişelerin dilinde.
Suç,
adalet adına!
Barış için savaşmak da öyle!
Tek ihtiyacımız,
mutlak adil bir hakem.
Onsuz;
iyilik,
dürüstlük,
adalet,
barış...
Hepsi hikaye!
allah'tan başka ilah olmadığından, şirkin hezeyan olması.
ayetlerle delillendirmek gerekirse:
"«atalarım ibrahim, ishak ve yakub´un dinine uydum. bizim, allah´a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. bu, bize ve insanlara allah´ın bir lutfudur. fakat insanların çoğu şükretmezler.»" yusuf-38
"o gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara «haydi yerlerinize! siz de, ortak koştuklarınız da!» diyeceğiz. artık aralarını iyice açmışız. o ortak koştukları şeyler, «siz bize tapmıyordunuz ki.» diyecekler." yunus-28
"bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep allah’ındır. allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar." yunus-66
"eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkâr ederler. bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (allah) gibi haber veremez." fâtır-14
ayetlerle delillendirmek gerekirse:
"«atalarım ibrahim, ishak ve yakub´un dinine uydum. bizim, allah´a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. bu, bize ve insanlara allah´ın bir lutfudur. fakat insanların çoğu şükretmezler.»" yusuf-38
"o gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara «haydi yerlerinize! siz de, ortak koştuklarınız da!» diyeceğiz. artık aralarını iyice açmışız. o ortak koştukları şeyler, «siz bize tapmıyordunuz ki.» diyecekler." yunus-28
"bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep allah’ındır. allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar." yunus-66
"eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkâr ederler. bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (allah) gibi haber veremez." fâtır-14
gettier'in, "gerekçelendirilmiş doğru inanç bilgi midir?" isimli makalesinde başvurduğu safsatadır.
gettier, "gerekçelendirilmiş doğru inanç bilgi midir?" isimli makalesinde verdiği iki örnekle; gerekçelendirilmiş doğru inancın bilgi olmadığını iddia ederek; bir kişinin, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inandığında ya da doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olduğunda, o önermeyi bilemeyeceğini ima eder. bu metinde; sadece birinci örneği inceleyeceğim, zaten birinci örneğe yapacağım itiraz ikinci örnekte de geçerli olduğundan, bu durum yazıda bir eksiklik yaratmayacaktır.
gettier'in örneği:
smith ve jones'un bir iş başvurusu yaptığını düşünelim. yine smith'in şu önermelerle ilgili güçlü kanıtları olduğunu düşünelim:
d. jones, işe alınacak kişidir ve jones’un cebinde 10 adet bozukluk (madeni para) vardır.
smith’in (d) konusundaki delili, şirket yöneticisinin ona sonunda jones’un seçileceğini söylemesi/garanti etmesi ve smith’in on dakika önce jones’un cebindeki bozuklukları saymış olduğunu farz edelim. bu durumda (d) önermesi şunu gerektirir:
e. bu işe alınacak kişinin cebinde on adet bozukluk vardır.
şimdi biz smith’in (d)’den (e)’ye geçmenin gerekliliğini gördüğünü ve sahip olduğu güçlü delillerden dolayı (d)’ye dayalı olarak (e)’yi kabul ettiğini düşünelim. bu örnekte smith, (e)’nin doğru olduğu inancını açıkça gerekçelendirmiştir. şimdi daha fazlasını hayal edelim. işe jones değil de smith alınacaktır ve smith bunu bilmiyor. aynı zamanda smith’in cebinde on tane bozukluk vardır ve smith bunu da bilmiyordur. o zaman smith’in (e)’yi çıkarsadığı (d) önermesi yanlış olsa da (e) önermesi doğrudur. o zaman bizim örneğimize göre şunların hepsi doğrudur:
(i) (e) doğrudur
(ii) smith, (e)’nin doğru olduğuna inanır ve
(iii) smith, (e)’nin doğru olduğu inancını gerekçelendirmiştir. fakat aynı zamanda smith’in (e)’nin doğru olduğunu bilmediği açıktır zira smith, kendi cebinde ne kadar bozukluk olduğunu bilmemesine ve yanlış bir şekilde inancını işe alınacak olan kişi olduğuna inandığı jones’un cebindeki bozuklukların sayısına dayandırmasına rağmen
(e), smith’in cebindeki bozuklukların sayısından dolayı doğrudur.
gettier, bu örneğinde; şirket yöneticisinin ona sonunda jones’un seçileceğini söylemesini ve smith’in on dakika önce jones’un cebindeki bozuklukları saymış olduğunu güçlü(!) delil olarak ifade etmekte. soruyorum: smith'in (e) önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı var mıdır? smith'in (e) önermesine inanmaya yeterli kanıtı var mıdır? şimdi, bu örneğe; smith'i işe alan ve smith'in cebindeki bozuklukların sayısını bilen muhammed isminde bir yönetici ekleyelim. hangisinin delili yeterlidir? hangisinin sonuç önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı vardır? muhammed, smith'in aksine, sonuç önermesini yeterli delile dayanarak gerekçelendirmiştir. yani; muhammed'in, sonuç önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı vardır.
görüldüğü üzere, gettier'in örneğinden; bir kişinin, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inandığında ya da doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olduğunda, o önermeyi bilemeyeceği sonucu çıkmaz. gettier; örneklerinde uygun değişiklikler yapıldığında; doğru bir önermeye yeterli kanıtla inanmanın yahut doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olmanın bir önermenin biliniyor olması için yeterli bir koşul sağlamayacağını iddia eder. ancak; bu iddiasını yeterli şekilde gerekçelendiremediği gibi, böyle bir örnek de vermez. epistemoloji literatüründe de böyle bir örnek yoktur. dolayısıyla; gettier'in, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inanmanın veyahut doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmanın, bilmek için gerekli ve yeterli olmadığı iması safsatadan ibarettir.
gettier, "gerekçelendirilmiş doğru inanç bilgi midir?" isimli makalesinde verdiği iki örnekle; gerekçelendirilmiş doğru inancın bilgi olmadığını iddia ederek; bir kişinin, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inandığında ya da doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olduğunda, o önermeyi bilemeyeceğini ima eder. bu metinde; sadece birinci örneği inceleyeceğim, zaten birinci örneğe yapacağım itiraz ikinci örnekte de geçerli olduğundan, bu durum yazıda bir eksiklik yaratmayacaktır.
gettier'in örneği:
smith ve jones'un bir iş başvurusu yaptığını düşünelim. yine smith'in şu önermelerle ilgili güçlü kanıtları olduğunu düşünelim:
d. jones, işe alınacak kişidir ve jones’un cebinde 10 adet bozukluk (madeni para) vardır.
smith’in (d) konusundaki delili, şirket yöneticisinin ona sonunda jones’un seçileceğini söylemesi/garanti etmesi ve smith’in on dakika önce jones’un cebindeki bozuklukları saymış olduğunu farz edelim. bu durumda (d) önermesi şunu gerektirir:
e. bu işe alınacak kişinin cebinde on adet bozukluk vardır.
şimdi biz smith’in (d)’den (e)’ye geçmenin gerekliliğini gördüğünü ve sahip olduğu güçlü delillerden dolayı (d)’ye dayalı olarak (e)’yi kabul ettiğini düşünelim. bu örnekte smith, (e)’nin doğru olduğu inancını açıkça gerekçelendirmiştir. şimdi daha fazlasını hayal edelim. işe jones değil de smith alınacaktır ve smith bunu bilmiyor. aynı zamanda smith’in cebinde on tane bozukluk vardır ve smith bunu da bilmiyordur. o zaman smith’in (e)’yi çıkarsadığı (d) önermesi yanlış olsa da (e) önermesi doğrudur. o zaman bizim örneğimize göre şunların hepsi doğrudur:
(i) (e) doğrudur
(ii) smith, (e)’nin doğru olduğuna inanır ve
(iii) smith, (e)’nin doğru olduğu inancını gerekçelendirmiştir. fakat aynı zamanda smith’in (e)’nin doğru olduğunu bilmediği açıktır zira smith, kendi cebinde ne kadar bozukluk olduğunu bilmemesine ve yanlış bir şekilde inancını işe alınacak olan kişi olduğuna inandığı jones’un cebindeki bozuklukların sayısına dayandırmasına rağmen
(e), smith’in cebindeki bozuklukların sayısından dolayı doğrudur.
gettier, bu örneğinde; şirket yöneticisinin ona sonunda jones’un seçileceğini söylemesini ve smith’in on dakika önce jones’un cebindeki bozuklukları saymış olduğunu güçlü(!) delil olarak ifade etmekte. soruyorum: smith'in (e) önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı var mıdır? smith'in (e) önermesine inanmaya yeterli kanıtı var mıdır? şimdi, bu örneğe; smith'i işe alan ve smith'in cebindeki bozuklukların sayısını bilen muhammed isminde bir yönetici ekleyelim. hangisinin delili yeterlidir? hangisinin sonuç önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı vardır? muhammed, smith'in aksine, sonuç önermesini yeterli delile dayanarak gerekçelendirmiştir. yani; muhammed'in, sonuç önermesinin doğruluğundan emin olmaya hakkı vardır.
görüldüğü üzere, gettier'in örneğinden; bir kişinin, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inandığında ya da doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olduğunda, o önermeyi bilemeyeceği sonucu çıkmaz. gettier; örneklerinde uygun değişiklikler yapıldığında; doğru bir önermeye yeterli kanıtla inanmanın yahut doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olarak o önermenin doğruluğundan emin olmanın bir önermenin biliniyor olması için yeterli bir koşul sağlamayacağını iddia eder. ancak; bu iddiasını yeterli şekilde gerekçelendiremediği gibi, böyle bir örnek de vermez. epistemoloji literatüründe de böyle bir örnek yoktur. dolayısıyla; gettier'in, doğru bir önermeye yeterli kanıtla inanmanın veyahut doğru bir önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmanın, bilmek için gerekli ve yeterli olmadığı iması safsatadan ibarettir.
yalnızlık,
gölgem benim;
asla kaçamayacağım zindan.
içinde ne başka mahkûm var,
ne de bir gardiyan.
kaç yıl geçti,
bilmiyorum.
bilmiyorum,
tahliyem ne zaman?
varsa gölge,
ışık da vardır.
varsa hapishane,
mahkeme de vardır.
varsa mahkeme,
hâkim de vardır.
meğer yalnız değilmişim.
şükür ki uyandım,
şükür ki bitti hezeyan.
gölgem benim;
asla kaçamayacağım zindan.
içinde ne başka mahkûm var,
ne de bir gardiyan.
kaç yıl geçti,
bilmiyorum.
bilmiyorum,
tahliyem ne zaman?
varsa gölge,
ışık da vardır.
varsa hapishane,
mahkeme de vardır.
varsa mahkeme,
hâkim de vardır.
meğer yalnız değilmişim.
şükür ki uyandım,
şükür ki bitti hezeyan.
Bir tanesi "Doğru inanç her zaman vardır. Çünkü bu yargının zıttı olan "Doğru inanç yoktur." önermesi çelişik olduğu için hiçbir zaman doğru inanç olmaz ve bir önermenin aksi çelişikse o önerme doğrudur.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiğim bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir. " şeklindedir.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiğim bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir. " şeklindedir.
"Doğru inanç her zaman vardır. Çünkü bu yargının zıttı olan "Doğru inanç yoktur." önermesi çelişik olduğu için hiçbir zaman doğru inanç olmaz ve bir önermenin aksi çelişikse o önerme doğrudur.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiğim bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir." Şeklindedir.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiğim bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir." Şeklindedir.
doğru inanmak.
clifford'un "bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı şeyler olduğunu söyleyebiliriz. yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, bir inanma biçimidir: bu biçim de doğru inanmadır.
clifford'un "bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı şeyler olduğunu söyleyebiliriz. yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, bir inanma biçimidir: bu biçim de doğru inanmadır.
"Doğru inanç her zaman vardır. Çünkü bu yargının zıttı olan "Doğru inanç yoktur." önermesi çelişik olduğu için hiçbir zaman doğru inanç olmaz ve bir önermenin aksi çelişikse o önerme doğrudur.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki
argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiği bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir.
Özetle:
bilgi, doğru inançtır.
doğru inanç, doğru inanana muhtaçtır.
doğru inanç, her zaman vardır.
her zaman doğru inanan biri zorunludur.
her zaman doğru inanan, yanılmaz biridir.
yanılmayan biri, her şeyi bilendir.
her şeyi bilen, zaman ve mekanı kuşatandır.
zamanı ve mekanı kuşatan, tektir.
her şeyi bilen, var etmeyi de bilir.
var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir.
var edebilme kudretine sahip olan, var eden’dir.
o halde, bilgiyi var eden bilen, var eden’dir."
şeklindeki ispattır.
Edit: argümantasyon eklendi.
Doğru inanç, doğru inanma ile vardır. Örneğin; bir önceki
argümantasyonda "Doğru inanç vardır." yargısının doğru inanç olduğunu; o inancın doğruluğunu doğru bir şekilde gerekçelendirerek, yani; o inancın doğruluğuna, doğru inanarak gerekçelendirdik.
Doğru inanç bilgidir. Bir önermenin doğruluğunu bilmek, o önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmaktır. Bir önermenin doğru olduğundan emin olma hakkına sahip olmak için, o önermenin doğruluğu ile ilgili yeterli kanıta sahip bir gerekçelendirme yapmak gerekir. Bu da; o önermenin doğruluğuna, doğru inanarak gerçekleşir. O halde; bilme, doğru inanmadır; yani, bilgi, doğru inançtır.
Bu üç önerme ile ne demek istediğimi, ismini Clifford Ölçütü koyduğum söz ile açayım: Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözünü "Bir şeye yeterli delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde doğrudur." şekline çevirip; bilmenin, bir önermenin doğruluğuna yeterli kanıta dayanarak inanmak, ilgili önermenin doğruluğundan emin olma hakkına sahip olmak olduğunu dikkate alarak, bilmek ile doğru inanmanın aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yani; herhangi bir önermenin doğruluğuna, doğru inanıyorsak o önermenin doğruluğunu biliyoruz demektir. dolayısıyla; bilmek, doğru inanmak; bilgi, doğru inançtır.
Gerekçelendirdiği bilgi tanımına olası bir itiraza cevap vererek devam etmek istiyorum: Konu, Gettier Problemi. Gettier örneklerindeki kişiler, ilgili önermelerin doğruluğu ile alakalı yeterli kanıtları bulunmadığından, o önermelerin doğruluğuna, doğru inanamazlar. Bu nedenle, doğru inançları yoktur. Bu da, benim gerekçelendirdiğim şekli ile "Bilgi, doğru inançtır." tanımının Gettier tipi örneklerden etkilenmediği anlamına gelir.
Buraya kadar; doğru inancın her zaman var olduğunu, yine doğru inancın doğru inanma ile var olduğunu ve doğru inancın bilgi olduğunu gerekçelendirdik. Doğru inanç her zaman varsa doğru inanma da her zaman vardır ve doğru inanma bir fiil olduğundan her zaman var olan bir doğru inanana muhtaçtır. O halde; her zaman doğru inanan vardır.
Her zaman doğru inanan, herhangi bir anda yanılırsa her zaman doğru inanan olamayacağından, yanılmaz. Sadece, her zaman her şeyi bilen yanılmazdır.
Her zaman her şeyi bilen, uzay ve zaman içindeki tüm olayları da bilir. Ancak uzayı ve zamanı kuşatan uzayın ve zamanın içindeki tüm olayları bilebilir. Uzayı kuşatan, uzayı her tarafından kuşattığından, tektir.
Her şeyi bilen, var etmeyi de bilir. Var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir. Var edebilme kudretine sahip olan, Var eden'dir.
Özetle:
bilgi, doğru inançtır.
doğru inanç, doğru inanana muhtaçtır.
doğru inanç, her zaman vardır.
her zaman doğru inanan biri zorunludur.
her zaman doğru inanan, yanılmaz biridir.
yanılmayan biri, her şeyi bilendir.
her şeyi bilen, zaman ve mekanı kuşatandır.
zamanı ve mekanı kuşatan, tektir.
her şeyi bilen, var etmeyi de bilir.
var etmeyi bilen, var edebilme kudretine sahiptir.
var edebilme kudretine sahip olan, var eden’dir.
o halde, bilgiyi var eden bilen, var eden’dir."
şeklindeki ispattır.
Edit: argümantasyon eklendi.
Münafıkların günahı,
Müslümanların ödediği bu bedel.
Yıllardır;
Çocuk, genç, yaşlı demeden
Eksiliyor, biner biner.
Göğe yükseliyor,
Mazlumların ahı.
Yine yıllardır,
"Kahrolsun israil!" sesleri...
Fazlası değil,
Sadece sesler.
Bu mu, Allah'ın emrettiği din?
Kahrolan hep öksüz ve yetim,
Kahrolan hep Filistin.
Müslümanların ödediği bu bedel.
Yıllardır;
Çocuk, genç, yaşlı demeden
Eksiliyor, biner biner.
Göğe yükseliyor,
Mazlumların ahı.
Yine yıllardır,
"Kahrolsun israil!" sesleri...
Fazlası değil,
Sadece sesler.
Bu mu, Allah'ın emrettiği din?
Kahrolan hep öksüz ve yetim,
Kahrolan hep Filistin.
Biliyorum,
Ne zaman çözülecek bu bilmece.
Bekliyorum,
Oyunun bitmesini.
Şimdilik gelemiyorum,
Ne taraflarda olduğunu bilsem de.
Beklemiyorum,
Kimsenin beni takip etmesini.
Teşekkür ediyorum,
Yalnız değilim sayende.
Ve o kadar yalnızım ki...
Göremiyorum,
Gösteremiyorum seni kimseye.
Saklambaç gibi...
Görsem de demem sobe.
Biliyordum derim,
Elbet bitecekti bu oyun.
Lütfen!
Beni şahitlerin arasına koyun.
Biliyorsun,
Ben sadece erim.
Etiyle kemiğiyle senin neferin.
Böyle söyler miyim gerçekten?
Bu kadarı bile gevezelik değil mi?
Ne derim biliyor musun?
Elbette biliyorsun.
Şahit olan herkes bilir.
Bilin bakalım nedir?
Bu şiiri sana yazdım,
Kulların anlasın:
Ne tarafa baksam ufkumda yüzün,
Yüzünün olmadığı her yerde hüzün.
Edit: bir harf eklendi.
Ne zaman çözülecek bu bilmece.
Bekliyorum,
Oyunun bitmesini.
Şimdilik gelemiyorum,
Ne taraflarda olduğunu bilsem de.
Beklemiyorum,
Kimsenin beni takip etmesini.
Teşekkür ediyorum,
Yalnız değilim sayende.
Ve o kadar yalnızım ki...
Göremiyorum,
Gösteremiyorum seni kimseye.
Saklambaç gibi...
Görsem de demem sobe.
Biliyordum derim,
Elbet bitecekti bu oyun.
Lütfen!
Beni şahitlerin arasına koyun.
Biliyorsun,
Ben sadece erim.
Etiyle kemiğiyle senin neferin.
Böyle söyler miyim gerçekten?
Bu kadarı bile gevezelik değil mi?
Ne derim biliyor musun?
Elbette biliyorsun.
Şahit olan herkes bilir.
Bilin bakalım nedir?
Bu şiiri sana yazdım,
Kulların anlasın:
Ne tarafa baksam ufkumda yüzün,
Yüzünün olmadığı her yerde hüzün.
Edit: bir harf eklendi.
